CHP’ li Mustafa Kemal’in Askerleri Neden Birbirine Girdi?

CHP’ li Mustafa Kemal’in Askerleri Neden Birbirine Girdi?

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..

Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.

BİR HABER:

“2023 yılında yapılan CHP kurultayı için ‘Mutlak Butlan’ kararı çıktı. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 2023 yılındaki kurultayın “mutlak butlanla sakatlandığı” görüşüne vararak, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in görevden uzaklaştırılmasına, eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun ise tedbiren göreve iadesine karar verdi.” (NTV Haber – 21 Mayıs 2026)

Muhterem kardeşlerim ve Davetçi gençler

Türkiye dâhili siyasetinde CHP (Cumhuriyet Halk Partisi)’ nin bir iç meselesi ya da “Parti içi siyasi mücadele” gibi görünen veya gösterilen bu olayın detayları ya da “Hangi tarafın haklı, hangi tarafın haksız olduğu meselesi” asla bu yazının konusu olmayacaktır.

Belki de hiç tahmin etmediğiniz bir perspektiften bu olayla bağlantılı bazı düşüncelerimi sizlerle paylaşmış olacağım inşaAllah.

Önce şu ‘Mutlak Butlan’ ne imiş ona bir bakalım.

“Mutlak Butlan”; Hukuki bir işlemin veya sözleşmenin kanunun emredici hükümlerine, “kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı olması nedeniyle”, en başından itibaren o işlem veya sözleşmenin “kesin hükümsüz” sayılmasıdır.

Mahkemenin verdiği bu karar sonrası ortaya çıkan gelişmeler, Kemal Kılıçtaroğlu’ nun Valilikten, “bu karara istinaden CHP genel merkezinin boşaltılarak kendisine teslim edilmesini” istemesi, Özgür Özel’ in ise “bu karara karşı direneceklerini ve binayı boşaltmayacaklarını” söylemesi, sonuçta 24 Mayıs 2026 günü “Polis zoruyla” boşaltılmış olması hepimizin malumudur.

Canlı yayında TV’ den izlediğim bu “Polis zoruyla boşaltma” operasyonunda “çok dikkatimi çeken” bir husus oldu.

Binanın bir an evvel boşaltılıp kendilerine teslim edilmesi için orada bulunan, kapıya yüklenen “Kılıçtaroğlu taraftarları” bir yandan da “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz..” sloganı atıyordu.

Keza, aynı şekilde bina kapısı arkasına barikatlar kuran, kalelerini (!) teslim etmemek için direnen “Özgür Özel taraftarları” da asıl biz “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz, direneceğiz kazanacağız..” sloganları atıyorlardı.

Yani her iki tarafında ortak paydaları “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz..” sözleri idi.

Peki, o zaman şu soruyu soralım:

“- Niçin her iki tarafta Mustafa Kemal Atatürk adı arkasına sığınıp, onun adını sürekli istismar ediyorlar?”

Bu sorunun cevabı çok çok basittir. Her iki tarafta “Tam kapitalist, makyavelist, laik ve menfaatçilik kriter ve ölçülerini, hayatlarının yegane değişmez ölçüsü” olarak benimsedikleri için bu sloganı atıyorlar.

Çünkü;  Makyavelist olmak veya Makyavelizmi “hayatının merkezine” alıp, “hayat kurgusunu” bunun üzerine bina etmek, bunu yapan her kişiyi, her lideri, her cemaat ve cemiyeti ve dahi her devleti “Fırıldak” gibi yapar, bunu benimseyenler, “Nokta kadar menfaat için, virgül gibi eğilir de eğilir..”

Makyavelistler için; “Siyasette, her türlü eylem ve hareket tarzı meşrudur. Siyasi amaç; araçları meşrulaştırır, her türlü ilke ya da ahlak kuralı siyasi mücadelede hiçe sayılır. Az ve öz ifadesiyle, Gaye vasıtayı meşru kılar..”

“Mustafa Kemal’in Askeri” olmak, onun daha hayattayken kurduğu CHP’ nin logosunda/bayrağında bulunan “6 ok” a bağlılık, sadakat, vefa ve “mutlak itaat” demektir.

Dolayısıyla; “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz..” sloganı, sadece “Cumhuriyet Halk Partililere Özgü” bir slogan değildir.

Bu sloganın arka planında yer alan ve “6 ok” ile Türkiye Cumhuriyeti devletinin “Ana Omurgasını” oluşturan hususlar ne imiş gelin birlikte bakalım.

“6 ok”, Atatürkçülüğün temel siyasi ideolojisini oluşturan ilkeleri temsil eder. Bu ilkeler; Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve Devrimcilik‘ tir.

Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti anayasasını açıp okumaya başlayan her kişi, “İlk maddelerinde” şunları okur:

Madde 2: Cumhuriyetin Nitelikleri:

“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

Madde 4: Değiştirilemeyecek Hükümler:

“Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri asla değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez.”

Sadece “Demokratik, laik tam kapitalist bir siyasi parti” olarak CHP, anayasanın bu maddeleri ile “Mukayyet kılınmış, sınırlandırılmış, belirli şartlara, kayıtlara veya kurallara bağlanmış” bir parti değildir.

Bu güne kadar kurulmuş “Hayatta olan ya da olmayan” tüm siyasi partiler de anayasanın bu maddeleriyle sürekli siyaset yaptıkları için, her birine “bunlarda Mustafa Kemal’in Askerleridir..” demek, asla onlara bir “İftira atmak” değildir.

Zaten, “Ayinesi (aynası) iştir kişinin lafa bakılmaz” sözünde olduğu gibi, Cumhuriyet tarihinde “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz..”  sözlerinin gereğini tam yerine getiren “onlarca” canlı örneğine şahit olduk.

Yani; “Tam kapitalist, makyavelist, laik ve menfaatçilik kriter ve ölçülerini, hayatlarının yegane değişmez ölçüsü” olarak benimseyen ve buna göre siyaset izleyen “onlarca nice siyasi lider ve partiye” şahit olduk.

Bu partilerin her bir Milletvekili, Meclis TV’ den canlı yayınlanan “Yemin Töreni” nin de şu yemini “Aşkla, şevkle” Meclis kürsüsünde yapmadılar mı?

“Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma; …/…. namusum ve şerefim üzerine and içerim.”

Bu yemini eden, “Atatürk ilke ve inkılâplarına” harfiyen de tam bir sadakat ve vefa gösteren “vekil, parti başkanı ve parti“ için bizim “ bunlar da Mustafa Kemal’in Askerleridir” dememiz yanlış mı olur? 

Bu doğru tespitimiz bağlamında “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz..” sloganına, hal ve gidişatına baktığımızda ortaya çıkan “Müthiş bir Hakikat” vardır ki o da şudur:

100 yıl öncesinden temelleri atılan, 29 Ekim 1923 yılında da kuruluşunu tamamlayan “Demokratik, Laik, tam Kapitalist, batı yanlısı Cumhuriyet ve ona inanan, canı gönülden benimseyen, anayasa ve kanunlarına harfiyen riayet eden her fert, her aile, her cemaat, her Demokratik siyasi parti, her devlet aynı zamanda Mustafa Kemal’in Askeridir de..”

Mesela bir CHP milletvekili iken, partisinden ayrılıp “Demokrat Parti” yi kuran Adnan Menderes, CHP’ den ayrılıp “Demokratik Sol Parti’ yi kuran Bülent Ecevit, Milli Görüş / Erbakan çizgisinden ayrılıp Adalet ve Kalkınma Partisi’ ni kuran Erdoğan ve MHP’ den ayrılıp, “İyi Parti” yi kuran Akşener de bu bağlamda birer “Mustafa Kemal’in Askerleri” değil midirler?

Daha çok çok yakın tarihte, CHP ve AKP kanatları altında Meclise giren Yeniden Refah Partisi, Hür Dava Partisi (HÜDA PAR), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Emek Partisi (EMEP), Demokratik Sol Parti (DSP), Demokrat Parti (DP) ve Saadet Partisi de “Mustafa Kemal’in Askerleri” değil midirler?

Şimdi birisi kalkıp da diyebilir ki;

“- Ya Bekir amca bunlardan nice vekilden ben bu güne kadar ‘biz de Mustafa Kemal’in Askerleriyiz..’ cümlesini, kavlini bizzat duymadım. Ama her CHP’ li bunu söylüyor..”

Be güzel kardeşim, daha ne duyacaksın?

Yoksa sen bazılarından “biz Allah’ın askerleriyiz..” demelerini mi bekliyorsun? Laik bir düzende, bunu söylemenin nelere mal olduğunu, olabileceğini bilmiyor musun?

Sakın ha “Demokratik Laik bir Devlet” ile Hz. Muhammed’in (sas) Medine’ de kurduğu “İslam Devleti” ni birbiri ile karıştırma..

Medine dönemi İslam Devleti siyasetçileri de, yöneticileri de, mücahitleri de kendilerine; “Allah’ın Askerleriyiz / ordularıyız” (Cundullah) deme haklarına sahiptiler. Çünkü onlar her şeyi “Allah için” icra ediliyordu biliyorsun güzel kardeşim.

Şu ayette Rabbimizin bildirdiği gibi:

وَاِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ

“Ve hiç şüphesiz; Bizim askerlerimiz/ordumuz elbette galip geleceklerdir.” (Saffat suresi 173)

Şanlı İslam tarihinin hiçbir savaşta yenilmeyen komutanı Halid bin Velid (ra) adeta İslam Devleti’nin Genel Kurmay Başkanı gibi idi.

Onun emrinde cihad eden mücahidlere hiç kimse “Halid’in askerleri..” demediği gibi, o mücahitlerde “Biz Halid bin Velid’ in askerleriyiz..” demiyorlardı. Tek bir şey ile anılıyorlardı: “Allah’ın askerleri” veya “İslam Ordularının askerleri..”

İslam Devlet Başkanı Halife Hz. Ömer (ra) bir gün Halid bin Velid’ i (ra) Genel Kurmay Başkanlığı görevinden almış ve yerine Ebu Ubeyde bin Cerrah (ra) atamıştı. Müslümanlar bunun nedenini sorduklarında Halife Ömer (ra) demiştir ki:

“Ben, Halid’i bir öfkesinden ya da ihanetinden dolayı azletmedim. Fakat insanlar onu o kadar büyüttüler ki, Allah’ı bırakıp ona tevekkül edeceklerinden korktum. Ben onlara, bütün bu başarıların Allah’tan geldiğini, zaferin Halid’ den değil Allah’ tan olduğunu bilmelerini istediğim için böyle hareket ettim.”

İşte kardeşlerim, sadece ve sadece “Allah’a dayanmak, Allah için cihad etmek ve Allah’ ın askeri olmak” budur.

Velev ki çok muhlis, çok samimi bir komutan da olsa bizlerin “Fani bir beşerin askerleri değil Allah’ ın askerleri olmamız” bilinç, şuur ve teslimiyeti, “asker ve ordu psikolojisi üzerinde” takdir edersiniz ki çok çok farklı sonuçlar doğurur.

“- Peki, Bekir amca çözüm önerin nedir?” Canım kardeşim şimdilik “Fikri anlamda” çözüm önerim şudur:

Ne zaman ki;

Müslümanların istek, azim ve gayreti, şanı yüce Allah’ın da buna mukabil yardımı sonrasında, İslam Akidesinin amir bir hükmü ve gereği olarak İslam Devleti tekrar kurulur, işte o zaman;

Kâfir Batılıların siyasi amaçları için bir aparat ya da Truva atı olarak kullandıkları şu Laik devletçiklerden Müslümanlar kurtulur,

bu gidişat ve tüm İslam dışı uygulamalar, Allah’ın izni ve yardımıyla işte o zaman son bulur ve insanlar Allah’ın askerleri olma yoluna bi iznillah hemen koyulurlar.

Yeter ki bizler şu kokuşmuş foseptik çukuru Demokrasiden, Laiklikten, Kapitalizmden tamamen vaz geçelim.

Yeter ki bizler gerçekten Medine ehlinin “istediği ve kurduğu gibi”, İslami bir Devleti  “Canı gönülden ve tam bir teslimiyetle isteyelim, onun yolunda canlarımızı, mallarımızı, zamanımızı ve nice emeklerimizi feda edelim” güzel kardeşlerim.

Bu nedenle bir kere daha

Ve gür bir sesle diyoruz ki;

İSLAM ASLA DEVLETSİZ OLMAZ..

BİR DEVLET DE ASLA VE KAT’A

İSLAM’SIZ OLMAZ, OLMAZ, OLMAZ..

Ey Rabbim bizleri de bu salih amele memur eyle, bizlere Nusret ile İslami bir Devlet sahibi olmayı, bu Devletimizin ilan edeceği Cihad yoluyla İslam Risaletini tüm dünyaya hakim, hakem ve hükümran kılmayı nasip et Allah’ ım..

Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İslami Devlet’ te şehit olmayı nasip eyle.

Ey güzel insanlar ve Davetçi gençler

Bir gün bizler için de ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..

Bekir Yetginbal – 26 Mayıs 2026


Tags:

 
 
 

Bir yanıt yazın