Suriye Süveyda’nın Katili Dürzileri Kim Kurtardı?

Suriye Süveyda’nın Katili Dürzileri Kim Kurtardı?

Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, Şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.

Değerli Müslümanlar ve Davetçi gençler

Bir İslam toprağı olan Suriye’ de toplam 600 bin civarında bir kâfir DÜRZİ topluluğu vardır. Çoğunluğu Güney Suriye’ nin Süveyda şehri ve çevresi ile Golan tepeleri çevresinde bulunmakta.

13 Temmuz 2025 Pazar günü bu İslam düşmanları Dürzilerden oluşan “Silahlı Milisler” hır çıkarmak, ortalığı karıştırmak için “bir kıvılcım” çaktılar ve Süveyda şehrinin yerlisi “Müslüman Bedevi Arap Aşiretleri” ne ait bazı araçlara el koymaya başladılar.

Haklı olarak bu zulme karşı çıkan aşiret mensuplarından 30 kişiyi katlettiler, bazı sivilleri kaçırıp alıkoydular.

Olayların bu boyuta ulaşması üzerine, çatışmaları durdurmak amacıyla Suriye Savunma ve İçişleri Bakanlığı, askeri birlikleri bölgeye sevk etmişti.

15 Temmuz 2025 Salı günü hükümete bağlı birlikler Dürzi mahallelere girdi. Pislik Dürziler, şehre giren Savunma ve İçişleri Bakanlığına ait konvoylara pusu kurdu, saldırılarda 18 asker hayatını kaybetmiş, 9 askeri de rehin aldılar.

Şam yönetiminin bölgeye asker, silah ve zırhlı birlikleri göndermesi sonrası, katil İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise “Dürzilere zarar verilmesine kesinlikle izin vermeyeceğiz, İsrail asla bir kenarda durmayacak” dedi ve Süveyda ili çevresinde konuşlanan Suriye birlikleri konvoylarına saldırdı.

Toplam beş hava saldırısında birçok Suriye askeri katledildi. Ardından da yine güya “Dürzileri korumak” gerekçesiyle doğrudan başkent Şam‘ı hedef aldı. Savunma Bakanlığı, Genel Kurmay Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı konutu saldırı hedefleri oldu.

Suriye güçleri, kafir Dürzi azınlığa bağlı milislerle süren çatışmaların ardından, 17 Temmuz 2025 Perşembe günü büyük ölçüde Süveyda’ dan geri çekildi.

Bu geri çekilmeyi, “Askerlerin hezimeti, Kendilerinin zaferi” zanneden kâfir Dürzi milisler, hemen birkaç Müslüman Arap Bedevi köyüne balıklama daldı.

Özellikle de Dürzi lider ve İsrail vatandaşı Şeyh Hikmet El Hicri’ ye bağlı silahlı çapulcular, Müslüman Arap Bedevi köylerinde, yağma, katliam ve ırzlara tecavüz işlerine giriştiler.

Yaptıkları bazı “katliam ve vahşet görüntülerini” sosyal medya hesaplarında da paylaşarak güya “gözdağı” vereceklerdi.

“Kafası kesilmiş bebek görüntüleri, tecavüze uğramış Müslüman kadınların feryatları, yüksek binalardan canlı canlı aşağı atılan genç ihtiyar insanlar..” Suriye genelinde ve özellikle de Arap Bedevi aşiretlerinde büyük bir “İnfiale” sebebiyet verdi.

Ciğeri dağlanan, yürekleri parçalanan, Aşiret ve kabilelerine mensup mazlum kadınların feryatları kulaklarına ulaşan onbinlerce Aşiret üyesi Müslüman, eline aldığı çok basit silahlarla, yalın ayak, aç susuz yollara döküldü, Feryatların Menbağı Süveyda’ ya ulaştı elhamdülillah..

İslam davasının hamalı gençler

Buraya kadar anlattıklarım, bir gazetecinin de zaten anlattıklarıdır.

Ama buradan sonra yazacaklarım ve anlatacaklarım; SİYASİ TEFEKKÜRÜ esas edinen; Siyasi akliyet, Siyasi zihniyet, Siyasi nefsiyet ve Siyasi şahsiyet sahibi olma yolunun yolcusu Bekir amcanızın, İSLAM AKİDESİNİ ve bu akidenin ayrılmaz, “olmazsa asla olmaz” parçaları olan KUR’AN ve SÜNNETİ, “merkeze koyan” bir bakış açısının yapacağı “siyasi analiz ve köklü çözüm” ortaya koyan fikirlerim olacaktır inşaAllah..

İşte bu nedenle sizlerden istirhamım, Giriş, Gelişme ve Sonuç ekseninde bu paylaşımımı iyice ve doğruca anlamaya ve çevrenize anlatmaya çalışmanızdır ki, bu vesileyle “sizlerde, çevrenizde ve toplumda” bir İslami Kıvılcım oluştura bilelim inşaAllah.

Anlaştık mı ay yüzlü güzel insanlar?

Öncelikle bu makalemle de bağlantı kuracağım şu iki örneğin birisi sağ kulağınıza, diğeri ise sol kulağınıza küpe olsun yiğitlerim.

ÖRNEK BİR:

PİRELLİ otomobil lastikleri için 1994 yılında ABD / Texas’ta çekilen, Türk TV ve gazetelerinde de yayınlanan, hatta yıllarca güncelliğini sürdüren “Bir fotoğraf” ve onunla bağlantılı bir “Spot Cümle” vardı. Diyordu ki o cümlede:

Kontrolsuz Güç, Güç Değildir..”

Bu reklamla verilmek istenen mesaj ve “bilinçaltımıza” yerleştirilmek istenen şey ne olabilirdi?

 İlk elde benim aklıma gelen;

“Tüm hayatta olduğu gibi herhangi bir Otomobilde de ‘Kontrolsüz bir gücün, aslında güç olmadığı, iyi bir otomobil lastiğinin Oto Kontrol dediğimiz şeyi sağlayıp Otomobili ‘Kontrollü Güç’ haline dönüştüreceği” söz konusu ediliyordu.

ÖRNEK İKİ:

Mayıs 2007 yılında Bosna Hersek’e ziyarette bulunmuş, 5 gün boyunca Bosna’ nın çeşitli şehirlerini kafile halinde ziyaret etmiştik.

1992 yılında başlayıp, 14 Aralık 1995’te ABD’ nin dayattığı Dayton Anlaşması ile biten Boşnak Müslümanlarının, “Sırp ve Hırvat kâfirleri” ile olan savaşında yaklaşık 400 bin civarında Müslüman katledildi.

Gezimiz sırasında bu savaşlara katılmış bir gazi mücahit “komutan” ile tanışmış uzun sohbetler etmiştik. Bu sohbetlerden birinde bana anlattığı bir hususu, “Tarihe ışık tutmak ve şahitlik etmek” sadedinde burada sizinle paylaşıyorum. Demişti ki;

“Savaşın bitmesine yakın bir dönemde, kendimizi iyice toparlamış, büyük bir taaruza başlamış, dünyanın dört bir yanından gelen mücahitlerle ‘zafer üstüne zaferler’ kazanmaya başlamıştık.

Bu çatışmalardan birisinde, mücahitler coşmuş, tam Sırpların elinde bulunan büyük bir şehri alıyorduk ki; rahmetli Aliya İzzet Begoviç’ den bir emir geldi.. ‘- Harekatı durdurun ve geri çekilin..’

Biz şaşırdık ve hayretler içinde kaldık.. Sorduk İzzet Begoviç’e; ‘Efendim neden geri çekilelim, şehri almak üzereyiz..’

Dedi ki; ‘Büyük abimiz böyle istedi..’ Allahuekber (!)

Bekir amcanız olarak ben de, “çok çok şaşırmış ve merak etmiş bir vaziyette” bu eski mücahit komutana sordum;

“Kim bu büyük abimiz dediği kişi biliyor musunuz?” Dedi ki; “O dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel..

Anlaşılan; o dönemin siyasi konjonktürü, Balkanlar siyaseti ve Devletlerarası durum ve detant siyaseti gereği, Türkiye Cumhuriyeti Devleti böyle bir tasarrufta bulunmayı, kendi ve bölge halkları açısından uygun görmüş olacak ki, askeri harekatın durdurulmasını İzzet Begoviç’ ten istemiş..

“Doğrudur ya da yanlıştır..” bu ayrı bir değerlendirme ve tartışma konusu, ben buna burada girmek istemiyorum.

Şimdi tekrar gelelim Süveyda katliamına..

Kabileler ve aşiretler, dünyanın hemen her kıtasında, insanlık tarihi boyunca var ola gelmiştir.

Batılılar tarafından çok çok büyük katliamlara maruz bırakılan Amerika kıtasındaki “Kızılderili kabileleri” bir örnektir.

Keza Afrika kıtasında, Cezayir, Libya, Tunus vs. deki birçok yerli kabilelerin hikâyeleri, mücadeleleri, Batılılara karşı “Var oluş savaşları” hep aklımızdadır. Ömer Muhtar destanı, destanımızdır.

İslam coğrafyasının ayrılmaz bir parçası olan ve Türkmen nüfusun yoğun olduğu yerlerdeki Türkmen aşiretleri, Arap halklarının yaşadığı topraklardaki çeşitli kabile ve aşiretler saymakla bitmez.

Rasulullah (sas) efendimize büyük destek verip Medine’ de İslam Devleti’ nin kurulması da Medine’ li iki büyük kabile olan “Evs ve Hazrec Kabileleri” nin “Nusret vermesiyle” oldu malumunuz.

İşte Suriye’ de bu şekilde irili ufaklı 60 civarında Arap aşireti vardır ve içlerinde “en büyük” olan aşiretin “4 Milyon civarında” mensubu olduğu söylenmektedir.

Katil baba Hafız Esad ve katil oğlu Beşar Esad döneminde onlarca yıl zulüm, vahşet ve katliamlar altında hayat sürdüren Suriye toplumunda, geleneksel olarak devam eden bu Müslüman Arap aşiretlerin bir de “Konfederasyon” çatısı altında yapılanmaları söz konusudur.

İçinde yaşadığımız bu Dijital İletişim çağında, cep telefonlarında Süveyda’ da “kendi aşiret mensubu köylerinde” yapılan bu vahşi katliamları gören Müslüman Arap Bedevi Aşiretleri, yerlerinden fırladılar, “Aşiretler Konfederasyonu” hemen “Acil Seferberlik İlanı” yaptı, onbinler yollara döküldü.

Büyük Devlet adamı ve âlim rahmetli Şeyh Takıyyuddin en Nebhani (mekânı cennet olsun), İslam Nizamı isimli kitabında der ki:

“Fikir daraldığında ise, insanlar arasında Kavmi (Milliyetçilik) Bağı doğar. Daha geniş şekilde olsa da, aslında bu bir Ailevi (Ailecilik) bağıdır.

Nitekim insanda “Bekâ içgüdüsü” nün derinden kök salmasıyla, insanda “Hâkimiyet sevgisi” meydana gelmesinden dolayıdır ve bu “Hâkimiyet sevgisi”, fikren düşük olan insanda ferdidir.

Bu insanın uyanıklığı geliştikçe, nezdindeki “Hâkimiyet sevgisi” de genişler, böylece “Ailesinin, kabilesinin ve sülalesinin hâkimiyetini” gözetir.

Sonra ufkunun daha da genişlemesi ve idrakinin gelişmesi ile “Hâkimiyet sevgisi” daha çok genişler. Evvela kendi vatanında “Kavminin hâkimiyetini” gözetir, sonra kendi vatanında kavminin bu hâkimiyeti tahakkuk ettiğinde (bu kez) “Başkaları üzerindeki hâkimiyetlerini de” gözetmeye başlar.

Bundan ötürü, “Hâkimiyet üzerinde” kabilesi ve sülalesi içerisindeki fertler arasında bu yönden “Yerel Hasımlaşmalar” oluşur.

Ta ki  “Bu kabile ve sülale içerisindeki hâkimiyet”, diğerlerine galip gelerek onlardan biri lehine istikrar bulduğu zaman, (bu kez) bu kabilesi ve sülalesi ile “Diğer kabileler ve sülaleler arasında hâkimiyet” üzerinde “Hasımlaşmalara” dönüşür.

Ta ki kavmin hâkimiyeti, bir kabile lehine yahut muhtelif kabilelerden oluşan bir grup insan lehine istikrar bulur, sonra bu kavim ile diğerleri arasında “Hâkimiyet ve hayat sahasında yükselme” üzerinde “Hasımlaşmalar” doğar.

Bundan ötürü bu bağ sahiplerine Asabiyet (taassup, fanatizm) egemen olur. Yine onlara, hevâ ve diğerlerine karşı birbirlerini (körü körüne) destekleme egemen olur.

Bunun içindir ki bu kavmi bağ, gayri insani (insanlık dışı) bir bağdır ve bu bağ, “Dış hasımlaşmalar” ile meşgul edilmemiş ise, mutlaka sürekli “İç hasımlaşmalara” maruz kalır.

– – – –

Kardeşlerim ve Davetçi gençler

Mekânı cennet olsun, Şeyh Nebhani’ den bu uzun alıntıları niçin yaptım biliyor musunuz?

Hatırlarsanız yukarıda demiştim ki:

“Ciğeri dağlanan, yürekleri parçalanan, Aşiret ve kabilelerine mensup mazlum kadınların feryatları kulaklarına ulaşan onbinlerce Aşiret üyesi Müslüman, eline aldığı çok basit silahlarla, yalın ayak, aç susuz yollara döküldü, FERYATLARIN MENBAĞI Süveyda’ ya ulaştı elhamdülillah..”

Keza yine demiştim ki:

“Aşiretler Konfederasyonu” hemen “Acil Seferberlik İlanı” yaptı, onbinler yollara döküldü..”

Yani bu insanları anında “Harekete geçiren” birinci saik, Şeyh Nebhani’ nin de kitabında söz konusu ettiği “Kavmi, Ailevi (Ailecilik)” bir bağıdır.

Burada ortaya koymak istediğim şey; bu vakıanın “hakikatini” doğru tanımlamadır. Onbinlerce insan, duygusal bir tahrik ve içgüdülerin iteklemesiyle ortaya çıkan “Ailevi bir saik” ile ölümü göze alarak yollara dökülmüşlerdir.

Şunu söyleyebiliriz;

Rasulullah (sas) efendimiz; ister fertleri, ister “Ashabım” adını verdiği siyasi kitlesini, ister aileleri ve kabileleri “Harekete geçirirken” sürekli “Hayati bir Saik” kullandı. O nedir biliyor musunuz? “Akaidi bir Saik..”

Yani İslam akidesini, bu akidenin temeli olan Kur’an ve Sünneti sürekli “Ana İtici Saik” olarak Müslümanların zihniyetlerine ve nefsiyetlerine yerleştirdi..

Bu nedenle, Asrı Saadette Müslümanlar hiçbir zaman; ”Her şey kavmim, kabilem için, Her şey vatan için, Her şey malım, mülküm, makamım için..” demediler..

Bilakis “Her şey Allah için, Allah rızası için..” dediler durdular. Çünkü ellerinden hiç düşürmedikleri yüce kitabımız Kur’an da Rabbimizin şu sözlerini, kafalarının sırça köşküne yerleştirmişler ve hiç mi hiç unutmamışlardı:

“De ki: Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de yaşamam da, ölümüm de hepsi Âlemlerin Rabbi Allah içindir..” (En’âm 162.Ayet)

Demek ki neymiş: “hepsi de, her bir şey de Âlemlerin Rabbi Allah için..” miş.

Süveyda olaylarının hemen akabinde, Müslüman Bedevi Arap Aşiretleri her ne kadar Ana İtici Saik olarak “Kavmi, Ailevi bir Saik” olsa da, bu “Hal ve Gidişat” başta İsrail ve ABD olmak üzere, Suriye’ yi yönetenleri, Suriye’ nin komşusu “Arap olan ve olmayan” tüm devlet adamlarını çok çok korkutmuş ve ürkütmüştür.

Ateş kes çağrıları arka arkaya gelmeye başlamış, kafir Dürzileri kullanan Gazze katili devlet, “Ateşkes anlaşmasına hazırız..” açıklamasını yapmıştır.

“- Peki, bu cümlesini arka arkaya gelen bu açıklamalarını nasıl okumalıyız Bekir amca?” Cevabını yukarıda “kulağınıza küpe olsun..” dediğim “örnek bir” çerçevesinde açıklayayım güzel insan:

Ne diyordu o reklamın spot cümlesinde? “Kontrolsuz güç, Güç değildir..”

Sayıları 100.000 kişiyi geçtiği ifade edilen silahlı, cesur, cengaver ve kahraman Müslüman Bedevi Arap Aşiretleri; bölge devletleri, İsrail ve ABD’ ye göre asla ve kat’a kendi hallerine bırakılmamalı ve “Mutlaka ama mutlaka” kontrol altına alınmalıydı..

Çünkü dolu dizgin yollara revan olmuş bu muhteşem ama “Kontrolsuz bu güç, onların istediği bir güç değildir..”

Bu devasa güç; “Her an, her zaman ve her yerde”, bir gün gelir “ABD, İsrail ve Suriye’ ye komşu devletlerin” başına büyük bir BELA (!) olabilirdi..

Bu gün itibariyle yani 20 Temmuz 2025 tarihi itibariyle bu kontrolü “zor güç bela” da olsa kısmen sağladıkları görülüyor.

“- Bekir amca bir soru sorabilir miyim?” Buyur kardeşim..

“- Sence bu kontrolü nasıl sağlamış olabilirler?” Soruna verilecek cevabın birkaç şıkkı olabilir.. Ama “hakiki doğru cevap” hangisidir, bunu ancak Allah (cc) bilir. Belki ilerlen aylarda kendileri de itiraf edebilirler. Bu cümleden olmak üzere derim ki;

BİRİNCİSİ; Kendi irade ve istekleriyle, bir strateji gereği bu harekâtı durdurmuş olabilirler.

İKİNCİSİ; katil ABD’ den ve onun Suriye özel temsilcisi Tom BARRACK’ dan “özel bir taahhüt” almış ve durdurmuş olabilirler.

ÜÇÜNCÜSÜ: Bir büyük abinin ricasıyla bu harekât durdurulmuş olabilir.

Muhterem Müslümanlar ve Davetçi gençler

Yakın tarihte hep birlikte şahit olduğumuz şu 3 olay adeta birer “İşaret Fişeği” gibi oldu diyebilirim:

BİR: 07 Ekim 2023 tarihinde İzzettin el Kassam grubuna bağlı Müslümanların başlattığı Aksa Tufanı askeri harekâtı.

İKİ: 13 Haziran 2025 tarihinde katil İsrail’in İran’a yaptığı saldırı sonrasında, hayatında yemediği bir dayağa maruz kalması, demir kubbesinin delik deşik olduğunun anlaşılması ve ağır hasarlar alması.

ÜÇ: 18 Temmuz 2025 Cuma günü “bir anda ve hep birlikte 100.000 civarında Müslümanın” ayağa kalkması..

Neyin mi işaret fişeği gibi?

Birincisi; başta Gazze katilleri olmak üzere, yenilmez ya da çok çok güçlü gibi görünen emperyalist kâfirler ile onların yerli ve milli uşaklarının aslında kof olduklarının, çok korkak olduklarının bir işaret fişeği olduğu..

İkincisi; İslam ümmetinin bu olaylar sonrasında Allah’a ve kendi imkânlarına çok daha fazla güvenmeye başladıklarının, küffara meydan okur hale geldiklerinin adeta birer işaret fişeği olmasıdır.

Bu idrak ve şuuru Müslümanlara nasip eden Rabbimize sonsuz defa hamdu senalar olsun.

Süveyda katliamı sahibi katil Dürziler ve onları yemleyen, maşa olarak kullanan katil İsrail ve onun “Hamisi” Ulusalcı katil Donald Trump’ un, bölge ilgili siyasetleri hakkında bir de Büyük Resim & Küçük Resim ekseninde bakmamız gereken ve Esası İlgilendiren bir yön de vardır.

Bununla ilgili detaya girmeden evvel gelin şu 4 gün önceki haberi bir okuyalım:

BİR HABER:

“Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Çin’in Çongçing ve Çengdu şehirlerinden düzenli tren seferleri gerçekleştirilmesi kapsamında ilk iki yük treninin 9 Temmuz’da Türkiye’ye doğru yola çıktığını bildirdi.

Uraloğlu, “Pasifik Eurasia” ile “Çin Devlet Demiryolları” arasında Küresel Ulaştırma Koridorları Forumu’nda imzalanan anlaşma kapsamında hayata geçirilen seferlerin, Türkiye’yi Avrupa-Asya lojistik zincirinin merkezine yerleştirdiğini vurguladı.

Uraloğlu, şu ifadeleri kullandı: “Yılda 1000 tren hedefiyle Avrupa ve Çin arasında, Türkiye’ yi merkeze alan, kesintisiz bir lojistik akışın sağlanması amaçlanıyor…” (Kaynak: AA – 16.07.2025)

Haberi okudunuz kardeşlerim

Yılda 1000 tren seferi, “her ay” yaklaşık olarak 83-84 sefer demektir. İşte ÇİN’ in çok çok önem verdiği meşhur “Bir Kuşak Bir Yol Projesi” koridorlarının bu, “Sadece bir koridoru” dur. Bunun gibi yaklaşık 10 ayrı güzergâh daha vardır.

İran, Irak ve Suriye güzergâhları da bu projenin parçalarındandır. İstanbul Yavuz Sultan Selim köprüsü Demiryolu geçişi bunun için yapılmıştır. Yani köprü ortası Tren Geçişine tahsis edilmiştir.

Çin devletinin perde arkasındaki asıl sahibi kimdi? Şeytana tapan, onu Rab edinen Küreselci İngiliz sermaye sahipleri..

Bu beyefendiler (!) isterler ki, Çin’ de imal ettikleri tüm mallar, dünyanın en büyük “Tüketim Pazarlarından” birisi olan Avrupa’ya sağ salim varabilsin.

Bunun için de tüm güzergâhlarda “Tam Güven ve Tam Güvenlik” isterler.

Peki, bunu sabote etmek kimin işine gelir? Tabii ki onun hasmı ve rakibi ABD’ nin işine gelir. Ayrıca Ulusalcı ABD’lerin lideri katil Trump biliyor ki, Çin / İngiltere / İngiliz sermaye sahipleri, ABD’ yi “birinci devlet” makamından indirmek, onun yerine Çin’ i getirmek istiyorlar..

Sadece bu kadar mı? Elbette ki hayır.. Daha önemli ve hayati bir işleri daha var; ABD’ yi “50 hatta 100 parçaya” bölmek. Lime lime doğramak..

Sadece ABD’ yi değil, son Süveyda katliamında da görüldüğü gibi, Küreselci İngiliz sermaye sahiplerinin Bir Yol Bir Kuşak güzergâhını sürekli sabote etmeye çalışan İsrail’i de artık Filistin’den kovmaya karar verdiklerine şahit oluyoruz.

Bu nedenle Gazze katilleri şu günlerde, “Tarihlerinin en zor dönemlerini” yaşıyorlar. Son 21 ayda İsrail’den kaçan insan sayısı artık “Milyonlarla” ifade edilmeye başladı elhamdülillah. Fabrikalarında çalışacak eleman bulamaz hale geldi katiller.

Dolayısıyla sadece Süveyda olayları değil, tüm Suriye sahası Gazze katillerince “Yangın yerine” çevrilmek isteniyor.

Bugün Süveyda, yarın Lazkiye, öbür gün Halep, Hama, Humus, İdlip, katil İsrail uçaklarının adeta “Hedef Tahtası” olursa şaşırmayacağım.

Canım kardeşlerim ve Davetçi gençler

Son olarak bir hususa daha değinerek bu yazımı tamamlamak istiyorum.

Bölgemiz ve tüm topraklarımız için şeytana tapan katil oğlu katil Çin maskeli Küreselci İngiliz sermaye sahiplerinin malumunun bir planı yani bir tuzağı var.

Keza, can düşmanları bu Küreselci taifeye karşı, başta ABD’ li ve Avrupa’ lı Ulusalcılar olmak üzere, Ulusalcı taifelerinde özellikle “Büyük Armegedon Savaşı” gibi, milyonlarca Müslümanı katletmeye yönelik plan ve tuzakları var.

Çok çok müthiş ve çok çok mükemmel bir planı olan ve küffara tuzaklar kuran da var.. Yani alemlerin ve Müslümanların Rabbi şanı yüce Allah’ın (cc) elbette ki bir planı ve onların tuzaklarını bertaraf edecek tuzakları var..

Bunun müjdesi şu ayetlerdir:

“Kötü TUZAKLAR kuranlar, Allah’ın kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya kendilerine hiç ummadıkları bir yerden azabın gelmeyeceğinden emin mi oldular?” (Nahl suresi 45)

“Kötülüklerle TUZAK kuranlara gelince, Onlar için çok şiddetli bir azap vardır ve Onların kurdukları tüm TUZAKLAR da mutlaka boşa çıkacaktır.” (Fâtır suresi 10)

“Allah TUZAK kuranlara karşılık vermekte en güçlü olandır.” (Âl-i İmran suresi 54)

Çağlar öncesinden gelen şu muhteşem hitap hepimize yapılan bir hitaptır. Bakın ne dedi şanı yüce Allah (cc):

“Hatırlar mısın? İnkâr edenler seni etkisiz hale getirmek veya öldürmek ya da yurdundan çıkarmak için ne TUZAKLAR kuruyorlardı; Onlar TUZAK kuruyorlardı Allah da bozuyordu. TUZAK bozma işini en iyi yapan Allah’tır.” (Enfal suresi 30)

Ey Müslümanlar ey en güzel insanlar

Biz diyoruz ki; “Allah var gam yok.. Vallahi Allah hükmünde galiptir..”

Rabbim bizim ellerinizle onlardan yani pislik yahudilerden, Gazze ve tüm Filistinli Müslümanların intikamını alacaktır.

Sadece şu an “Onlara verilen Mühlet / süre” henüz dolmadı. Süre sonunda Filistin’de bir tane bile Yahudi kalmayacaktır inşaAllah. Rabbimiz dedi ki:

“Ben onlara sadece MÜHLET / bir süre veriyorum. Şüphe yok ki, benim tuzağım metin/çetindir.” (Kalem suresi 45)

“Onlara MÜHLET veririm. Çünkü benim tuzağım metin /çetindir.” (A’raf suresi 183)

“Zalimler ise nasıl bir inkılâba uğrayıp, hangi dönüşümle DEVRİLECEKLERİNİ çok yakında bileceklerdir.” (Şu’ara suresi 227)

Ebrehe’nin torunu katil Netanyahu, Ebu Cehil’in gardaşı katil Donald Trump, katil Putin, katil İngiltere / Çin, katil Avrupalılar, istedikleri kadar bizleri de yurdumuzdan çıkarmak ya da yok etmek için tuzak üstüne tuzaklar kursunlar.

Müslümanlar olarak şunlara iman etmişiz:

“Zalimler ise nasıl bir inkılâba uğrayıp, hangi dönüşümle DEVRİLECEKLERİNİ çok yakında bileceklerdir.” (Şu’ara suresi 227)

“Allah, içinizden iman edip de Salih amel işleyenlere vaad etti ki, kendilerinden evvel gelenleri nasıl yeryüzüne sahip ve hakim & hükümran kıldıysa, onları da yeryüzüne sahip ve hakim kılacaktır..” (Nur suresi 55. Ayet)

Özellikle bu ayet bizim için İslami bir Devletin yani İslam Devleti’ nin bir gün mutlaka tekrar kurulacağının bir müjdesidir.

Unutmayalım ki kardeşlerim İslam’a göre;

İSLAM ASLA DEVLETSİZ OLMAZ

BİR DEVLET DE ASLA İSLAMSIZ OLAMAZ..

Bizlere düzen görev; gece gündüz, yaz kış demeden Rabbimizin emrettiği ve Rasulullah (sas) efendimizin Medine’ de kurduğu, o muhteşem İslam Devleti’ ni yeniden kurmaktır.

Rabbim cümlemize bu salih amelin, Salih ve Saliha hamalları olmayı nasip etsin.

“Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İslami Devlet’ te şehit olmayı nasip eyle..”

Sevgi, saygı ve muhabbetlerimle

Bekir Yetginbal – 20 Temmuz 2025


Tags:

 
 
 

Bir yanıt yazın