Camide Toplanan Şu Yardım Paraları Yine Bozdu Araları
Camide Toplanan Şu Yardım Paraları Yine Bozdu Araları
Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.
Değerli Müslümanlar ve Davetçi gençler
Bugün size hiçte hoş olmayan ve “Müslümanım elhamdülillah” diyen hiçbir kimseye yakışmayan “iki cami görevlisi arasında geçen bir olaydan” bahsedecek, akabinde de bununla bağlantılı bazı düşüncelerimi paylaşacağım inşaAllah.
Gelin önce, belki TV’ de de seyrettiğiniz söz konusu bu olayın haberini bir kere daha okuyalım.
HABER ŞU:
Küçükçekmece’de imam, “Camiye yardım parası usulsüzlüğü” iddiasıyla kendisinden şikâyetçi olan müezzine saldırdı.
Küçükçekmece’de görev yaptığı camide, Cuma günleri toplanan yardım parasının “usulüne uygun kayda alınmadığını” öne süren müezzin Ferdi Bıyıkoğlu (42), imam İsmail A. (52) hakkında şikâyette bulundu.
Camii bahçesinde imam ile müezzin arasında başlayan tartışma “yumruklu kavgaya” dönüştü. Müezzin Ferdi Bıyıkoğlu’nun eşi Ebru Bıyıkoğlu (38), olayların gelişme süreci ile ilgili olarak dedi ki:
“Eşim, imama ‘Her şey usulüne göre olacak. Bunlar sayılacak, yazılacak, tutanaklar tutulacak, bu panoya asılacak, ilan edilecek. Ne gerekiyorsa usul nasılsa o şekilde yapılacak’ dedi.
İmam da, ‘Sen karışma, bizim kurduğumuz düzeni bozamazsın. Bozarsan da buradan gidersin’ gibi şeyler söyledi. 10-11 tane yumruk vurdu. Eşim de karşılık verdi. Aynı gün karakolun önünde ikinci kez saldırıp yerlerde sürüklediler.”
Sonra eşim bunun üzerine diyor ki imama:
‘Bu parayı ne yaptın?’, imam da diyor ki: ‘Bir fakire yardım etmiş olabilirim’ gibi bir cevap veriyor. Eşim de diyor ki: ‘O zaman yardım ettiğin kişi nerede? Bir tutanak yaptın mı, bir fatura, makbuz bir şeyin var mı?’ diyor, imamda: ‘Yok’ diyor.
Eşimde: ‘O zaman ne yaptın bunca parayı?’ diyor imamda: ‘Camiye, lojmana harcamış olabilirim’ diyor. Eşimde: ‘Lojmanda bir tadilat yapılmadı, lojmana bir usta çalışmadı. Bu paranın bir köşede durması lazım.’ diyor ama imamın söylediği hiçbir şeyin ne bir dekontu ya da ne bir makbuzu yok.
Ebru Bıyıkoğlu, “Eşim bunun üzerine şüpheleniyor, sonra gidip müftülükten yatan paraların miktarlarını istiyor.
Müftülüğe yatan; “bin 700 lira, bin 500 lira, bin 800 lira..” Bu miktarların üzerinde yatan başka para yok. Halbuki O hafta “9 bin, 10 bin, 6 bin, 7 bin, 8 bin lira..” civarlarında bir para toplanıyor ama bu paranın Müftülüğe yatırılan miktarı sadece “bin 500 lira, bin 600, bin 700 lira. “Bunun üzeri yok.
Ferdi Bıyıkoğlu, “camide toplanan” yardımlar ile “müftülük kayıtlarındaki tutarlar” arasında büyük fark bulunduğunu öne sürerek bu sefer konuyla ilgili Müftülüğe “yazılı şikâyette” bulundu.
Bu şikâyetin ardından iddiaya göre, müezzin kayyım Ferdi Bıyıkoğlu’na yönelik imza kampanyaları başlatıldı ve hakkında çeşitli suçlamalarda bulunuldu. Daha sonra kendisi ve ailesi tehdit ve saldırılara uğradı.
Bıyıkoğlu’na ilk saldırı 20 Mart 2026’da yaşandı. Cami imamının bir yakını lojmanın kapısına gelerek Bıyıklıoğlu’nu ölümle tehdit etti.
10 Temmuz 2026 ise imam, müezzin Ferdi Bıyıkoğlu’na yumruklarla saldırdı. Bıyıkoğlu, saldırıdan sonra şikâyetçi olmak için polis merkezine gitti, ancak karakola yaklaşık 30 metre kala ikinci bir saldırı gerçekleşti. Tüm bu saldırıların kamera kayıtları var.
Bıyıkoğlu, “İmamın Küçükçekmece Müftülüğünden ilişiği kesildi, şimdi başka bir yere kendisi gönderildi” dedi. (Kaynak: 08. Eylül. 2026 / DHA -Doğan Haber Ajansı)
Haberi okudunuz güzel insanlar. Birçok haber sitesinde de geçmesine rağmen ben özellikle Hükümete yakın ve onun destekçisi bir haber ajansından alıntı yaptım ki birileri “bu iftira bir haber” demesin.
Hepinizin de malumudur ki; hemen hemen her hafta Cuma günleri “Türkiye’ deki tüm camilerde” cemaatten ve halktan “Camiye yardım, Kur’an kursuna yardım, filan yerde inşaat halindeki mescide yardım..” adı altında “mutlaka ama mutlaka” para toplanır.
Özellikle de büyükşehirlerde bulunan “Tarihi camilerin” tüm çıkış kapılarında 4-5 tane “Para toplama görevlisi” yer alır.
Diyanet İşleri Başkanlığı’ na bağlı, “Strateji Geliştirme Başkanlığı” nın resmi verilere göre 2025 yılı sonu itibariyle tüm Türkiye’ de 90.349 adet cami varmış.
Yukarıdaki “İmam – müezzin kavgası” nda zikredilen “Haftalık toplanan para” nın en alt dilimini yani “6.000,- TL” yi esas alarak basit bir hesaplama yapalım.
BİR CUMA’ DA TOPLANAN:
90.349 X 6.000,- TL = 542.094.000,- TL
BİR AYDA YANİ 4 CUMA’ DA TOPLANAN
4 Hafta X 542.094.000,- = 2.168.376.000,- TL
BİR YILDA YANİ 12 AYDA TOPLANAN:
12 Ay X 2.168.376.000,- = 26.020.512.000,- TL
Takdir edesiniz ki artık 6.000,- TL paradan bile sayılmıyor. Artı, her camiden de bu kadar sembolik bir para da toplanmıyor. Bir de bunların haricinde yüklü miktar yardım yapan insanlar da var.
Peki, bunca para nerede toplanıyor, saklanıyor?
Tabii ki resmi prosedür gereği her ilçe ya da il de bulunan Müftülük hesaplarında bir araya getirilir akabinde de yine Diyanet’ in DİBBYS/İKYS isimli sistemdeki “Cami Yardımları” bölümüne işlenir deniliyor resmi açıklamada.
Geçen hafta okuduğum ve Diyanet yetkililerince de “yalanlandığını duymadığım” bir haberde deniliyordu ki:
Devletin bir kurumu olan ”Sermaye Piyasası Kurulu” (SPK) yatırım fonlarında “yüksek paya sahip” yatırımcıların kamuoyuna açıklanmasına yönelik bir karar aldı.
Bu kararın hayata geçirilmesinin ardından, “Borsada işlem gören şirketlerdeki dolaylı pay sahiplikleri ve fonlar üzerinde yapılan yatırımlar” kamuoyuna açıklandı.
SPK’nin yeni uygulamasıyla ilk kez kamuoyuna açıklanan listeden “Türkiye Diyanet Vakfı” çıktı. Vakfın, “Aktif Portföy Para Piyasası Katılım Fonu” na para yatırdığı anlaşıldı.
Vakfın, fondaki payının değerinin 2,12 milyar TL olduğu görüldü. Türkiye Diyanet Vakfı’nın, Çalık Holding bünyesindeki Aktifbank’ ın para piyasası fonundaki payı, “yüzde 60” olarak gerçekleşti.
Devasa gelirleri “Sayıştay denetimine tabi olmayan” bu vakfın yurttaşlardan topladığı “yardım gelirlerinde” yıllara göre yaşanan değişimi şöyle sıralandı:
2023: 5 milyar 912 milyon 615 bin TL
2024: 8 milyar 867 milyon 412 bin TL
2025: 13 milyar 533 milyon 415 bin TL
Bu haber vesilesiyle “Toplanan yardım paralarının”, şahsi kanaatim olarak, “İçinde bulunmak ve işlem yapmak haram” dediğim “Borsa” da “Türkiye Diyanet Vakfı” tarafından işletilmesi, onların da artık “Tam kapitalist bir tüccar” gibi hareket ettiğini bize gösterdi.
İşte bu nedenlerle ben şahsen camilerde “Nakti Yardım” yapmak yerine, yeni inşa edilen bir camide “ameli” olarak çalışmayı tercih ediyorum. Umulur ki bu vesileyle bir sevap kazanırım inşaAllah.
“Camiye yardım, camiye yardım..” nakaratı ile her hafta Cuma günü cami önünde para toplayan görevliler, aslında farkında olmadan “Devleti yönetenler adına” şöylesi bir hizmeti de beraberinde yapmış oluyorlar.
İnsan fıtratında ister maddi olarak isterse fiili olarak “yardım etmek” duygusu vardır. Bu duygu onu, etrafında gördüğü insan ya da bir hayvan olsun tüm canlılara karşı “merhametle yaklaşmaya, ihtiyacı olanlara yardım etmeye” sevk eder.
Hele ki bu yardım talebi “Dini içerikli” ise duygu tavan yapar. Ücretsiz Kur’an dağıtımı, Cami yapımı, Kur’an kursundaki hafız adaylarına ayni ve nakdi yardımlar bu cümledendir.
Mesela bizim köyün yeni yapılan camisinin minaresini, Almancı bir kardeşimiz, milyarlarca lira ödeyerek “tek başına” yaptırdı.
İçinde yaşadığımız toplumda “Camiye yardım” deyince maşallah büyük bir özveri ve cömertlik söz konusudur.
Özellikle de imam ve müezzinlerin sık sık okuduğu şu ayet, cami ile ilgili her şeye bu halkı meftun eder.
اِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَ وَلَمْ يَخْشَ اِلَّا اللّٰهَ فَعَسٰٓى اُو۬لٰٓئِكَ اَنْ يَكُونُوا مِنَ الْمُهْتَد۪ينَ
“Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.” (Tevbe suresi 18)
İçindeki samimi ve tertemiz duygularla bu “nakti yardımı” yapan bir Müslümana, ertesi günü desen ki;
“Kardeşim, İslam davası için şu an cezaevinde yatan bir kardeş var. Hanımı ve 3 çocuğu perişan, gel beraber evine gidelim ailesi ve yavrularına da bir nakti yardımda bulun..”
Adamın cevabı hemen şu oluyor: “- Ben Allah için Allah’ ın evine yardım ettim, onlara da başkaları yardım etsin..”
Yani güzel “yardım duyguları” her Cuma, “birilerinin istediği kanallara” yönlendirilmiş oluyor.
Muhterem Müslümanlar ve Davetçi gençler
Satırlarıma son vermeden önce bizzat duyduğum bir vakıayı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Kendisini şahsen tanıdığım ve sevdiğim bir imam arkadaşım, temelini attıkları ama yeterli paraları olmadığı için inşaatını tamamlayamadıkları cami için, çevre köy ve şehirlerden yardım toplamak amacıyla gezerken yaşadığı şu olayı bana anlattı:
“- Camimize yardım için sohbet yaptığımız bir küçük bir mecliste, 18-20 yaşlarında tertemiz yüzlü bir Kürt genç bana dedi ki:
Hocam; biz cami inşa etmek için uğraşacağımıza, bize dâhili siyasette İslamiyet’i tatbik edecek, harici siyasette cihad yoluyla İslam’ı tüm dünyaya yayacak, ihtiyacımız nispetinde de bize camiler yapacak bir İslam Devleti kurmak ile uğraşsak daha doğru olmaz mı, bu bize farz değil mi?
Bu gencin sorusu karşısında ne diyeceğimi şaşırdım. Gencin sözleri haktır. Evet, İslam Devleti inşa etmek, cami inşa etmekten önce gelir. Rasulullah (sas) Mekke döneminde bir tane bile cami inşa etmedi…”
Canım kardeşlerim
İmam arkadaşımın sözlerini okudunuz. Kendisi medresede eğitim görmüş, Arapça bilen bir kişi.
Hatta kendisi yukarıda geçen Tevbe suresi 18. ayetten hemen sonra gelen şu 19. ayeti de sık sık okuyan bir kişi:
“Siz hacılara su dağıtmayı ve (mahalle ya da köy camisini değil) Mescid-i Haram’ı imar etmeyi, Allah’a ve ahiret gününe iman edip Allah yolunda cihad edenlerle bir mi tuttunuz? Bunlar Allah katında bir olmazlar.” (Tevbe suresi 19)
Ey imam arkadaşıma güzel bir hatırlatma yapan ve nasihat eden yakışıklı Kürt genci; Rabbim senden kat be kat razı olsun yiğidim.
Bekir amcanız olarak ben de diyorum ki:
Müslümanların istek, azim ve gayreti, şanı yüce Allah’ın da buna mukabil yardımı sonrasında, bizlerde bugün tekrar İslam Akidesinin amir bir hükmü ve gereği olarak, Allah’ın kitabı ve Rasulünün Sünneti arasında fikren ve fiilen bir bağ tesis eder, İslamiyet’i topraklarımızda yeniden “Hâkim, hakem ve hükümran kılacak” bir İslam Devleti tekrar kurar,
Tüm İslam dışı uygulamalara, emperyalist kâfirlerin bir pislik ve bir bataklık olan Demokratik Laik düzenlerine Allah’ın izni ve yardımıyla son verir isek,
İşte o gün, Allah ve Rasulünün razı olacağı yegâne “Doğru ve Köklü çözüme” ulaşmış, İslam dışı tüm icraatlardan ve siyasetlerden kurtulmuş, bütün dünya Müslümanlarını içinde cem edecek “Devasa bir cami” misali azametli bir İslam Devleti kurmuş oluruz bi iznillah kardeşlerim.
Ben bu davette bulurken, Rabbimin şu hitabını da tüm Müslümanlara bir kere daha hatırlatmak istiyorum:
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَج۪يبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْي۪يكُمْۚ
“Ey iman edenler, Sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği, çağırdığı zaman, Allah’a ve Resulüne icabet edin.” (Enfal suresi 24)
Şanı yüce Allah (cc), bizlere tekrar hem dünyamızı hem de ahiretimi kazandıracak İslami bir Devlet kurma konusunda yardım etsin ve işlerimizi kolaylaştırsın.
“Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İslami Devlet’ te şehit olmayı nasip eyle..”
Ey güzel insanlar ve ey Davetçi gençler
Bir gün ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..
Bekir Yetginbal – 15 Eylül 2026
Tags: