Adı Tom Barrack bu Adamın Köyünüze Muhtar Olmasına Razı mısınız?

Adı Tom Barrack bu Adamın Köyünüze Muhtar Olmasına Razı mısınız ey Müslümanlar?

Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.

Değerli Müslümanlar ve Davetçi gençler

Malumunuz geçen hafta başı itibariyle okullar açıldı ve yeni bir “Eğitim ve Öğütüm Yılı” daha başlamış oldu.

“Eğitim” kavramını sanırım hemen hemen bilmeyen yoktur.

Çünkü ta bebekliğimizden itibaren bizleri eğiten, yetiştiren, terbiye eden, hayata hazırlayan iki “eğitmenimiz”, güncel ifadesi ile iki “öğretmenimiz” vardır. Canım annemiz ve canım babamızdır onlar değil mi?

“Eğitim” kelimesinin yanına bir de “Öğütüm” kelimesini ekleyerek yeni “Eğitim ve Öğütüm Yılı” başladı demek, sehven yani “yanlışlıkla” yazılmış bir kelime değil, benim “özel” tercihimdir.

Onu böylesine “Özel” kılan şey nedir ve ben niçin bunu tercih ettim, onu bilahare açıklayayım inşaAllah. Ama bunun öncesinde sizlerin de bildiği ve yaşadığı bir vakıadan bahsetmek istiyorum.

“Eşyanın Tabiatı” nın gerektirdiği bir şey yani bir ihtiyaç vardır. Örnek Rasul Hz. Muhammed (sas) dedi ki:

“Üç kişi (beraber bir) yolculuğa çıkarlarsa, aralarından birini emir (başkan, lider, yöneten) seçsinler.” (Ebu Davud, Cihad, 80; Ahmed İbni Hanbel, Müsned, II, 177)

Çünkü yolculuğun seyri esnasında “karşılaşılan problemlerin çözümü” ya da duyulan “ihtiyaçların giderilmesi” noktasında üç kişi ayrı ayrı “Mutlaka benim dediğim olacak..” diye diretirse, ortaya çözüm değil, “çözümsüzlük” çıkar.

Dolayısıyla hayranı olduğumuz “İslam Risaleti” ve onun örnek Rasulü (sas); “Son kararı verecek kişi, tek kişi olacaktır” diyerek, elimizi, ayağımızı ve dilimizi “doğru ve isabetli bir şekilde” bağlamıştır. Sonuçta bu “emire itaat” farz olur.

Nüfusu çok çok az da olsa insanlar için küçük bir yerleşim yeri olan köylerde de illaki bir yöneticinin, bir emirin bulunması zarurettir yani “Eşyanın Tabiatı” nın bir gereğidir.

İşte bu emirin köylerimizdeki güncel adı “Muhtar” dır.

Demokratik, Laik, yani İslam’ı ölçü edinmeyen tam kapitalist devlet düzeninde malumunuz “Muhtarlar” atama ile değil, seçimle başa gelirler. Bu seçimlerde de her konuda olduğu gibi genellikle “Liyakat” değil, “Mal, mülk, zenginlik, akrabalık ilişkileri” seçim sonucunu etkiler.

İçinde yaşadığımız bu cahiliye düzenindeki “Muhtarlık seçimlerinde” de yine kavgalar, dövüşler, hasımlaşmalar, akrabalar arası küskünler mutlaka olur, nitekim olmakta da.

Müesses düzen açısından “Muhtarlık seçimleri” toplumları “Demokrasiye alıştırma” nın teşbih yerinde ise “İlkokulu, Eğitim ve Öğütüm keyfiyeti ve Üslubu” dur.

Ama insanlar işin bu boyutunu ne görürler ne de bilirler.

5.000 kişilik bir ilçeye “Kaymakam” atayan devlet, 500 kişilik küçük bir köye istese “Muhtar” atayamaz mı? Elbette ki isterse hemen atar. Yine teşbih yerinde ise Muhtarlık seçimi, bir “Demokrasi Egsersizi” dir aynı zamanda.

Bu girişten sonra size bir soru:

“Adı Tom BARRACK olan bu adamın ‘köyünüze muhtar olmasına’ razı mısınız ey Müslümanlar?”

“- Hoppalaaa.. Bu da nereden çıktı Bekir amca, kim bu gavur, konumuzla ne alakası var?” dediğinizi duyar gibiyim kardeşlerim.

Haklısınız.. İnsan fıtratı, “kendi köyü dışından” bir kişinin aday olmasına bile razı değilken, “taaaa Amerika’dan gelmiş bir gavurun”, başına yönetici yani muhtar olmasına razı olur mu?

Elbette ki olmaz.

O halde biraz daha yakından tanıyalım bu Tom Barrack kimdir?

1947 doğumlu, bu gün 78 yaşında olan ABD’ li bir iş adamı ve diplomat. ABD’ nin “Türkiye Büyükelçisi” ve katil Donald TRUMP’ un yani katil ABD’ nin hali hazırdaki “Irak ile Suriye Özel Temsilcisi.”

Şimdiki Suriye Devlet Başkanı Ahmet eş Şara’ ya hayran olan, Şara’ nın da kendisine hayran olduğu, hemen hemen her hafta görüştüğü, çok sevdiği bir zattır Tom Barrack. Lübnan asıllı “Katolik göçmen bir ailenin” torunudur kendisi.

Gafil hatta hain Şara, onun ricasıyla Suriye’de aile, kadın ve çocuklardan sorumlu “Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı” görevine Rum Ortodoks kilisesine mensup, Katolik bir kadın olan Hind Kabavat’ ı getirmiştir.

Yahudi mahallesinde büyüyen, Katolik okullarına giden Barrack, “Türkiye Büyükelçisi” olarak atandıktan sonra ABD senatosunda bir konuşma yaptı.

Bu konuşmasında, Lübnan asıllı Amerika’lı şair ve filozof Halil Cibran’ a atfedilen şu sözlerle adeta çok çok önemli bir “Siyasi Üslubu” dile getirdi:

“Kılıcı; kırbaç yeterli ise asla çekmem; Kırbacı da, dilim kâfi ise hiç kullanmam. İnsanlarla aramda tek bağ, bir iplik dahi varsa, asla onun kopmasına izin vermem. O çekerse ben gevşetirim, O gevşetirse ben çekerim..”

Şimdi daha iyi tanıdık mı bu “Siyasetin münafığı, çakalı” Tom Barrack’ı? (Not: Bu teşbihten dolayı Rabbimin bir hayvan olarak yarattığı tüm çakallardan özür diliyorum)

O halde sorumuzu tekrarlayalım:

“Adı Tom BARRACK olan bu adamın ‘köyünüze muhtar olmasına’ razı mısınız ey Müslümanlar?”

Hepinizin birden, yüksek sesle; “Hayır, hayır..” dediğinizi duyuyorum. Rabbim sizlerden razı olsun.

Köyümüze muhtar olmasına bile razı olmadığımız ve asla kabul etmeyeceğimiz bu zat; “Çok acı bir gerçek” ama hali hazırda ülkemizde “hangi kurumun” da başı biliyor musunuz kardeşlerim?

“- Nereden bilelim Bekir amca?”

Tabii ki bilemezsin güzel insan. Çünkü Rabbim sana ilk emir olarak “Oku..” dediği halde sen “günde kaç saatini” demiyorum, “kaç dakikanı” okumaya ayırıyorsun? Okumak; öğrenmenin, idrak etmenin, tanımanın çok çok önemli bir yolu değil mi?

O halde ben sana izah edeyim salih ve saliha kardeşim.

27 Aralık 1949 yılında Türkiye ve ABD hükümetleri arasında “Eğitim komisyonu kurulması” hakkında bir anlaşma imzalandı. Fulbright Eğitim Anlaşması.

Üstelik 152,5 Milyon dolarlık Marshall yardımı karşılığında, İstanbul Sözleşmesi’nden daha tehlikeli olan Fulbright Anlaşması’yla eğitim ABD‘ye teslim edildi. Toplum mühendisliği için ABD, Türk eğitimini ele geçirdi.

Bilindiği gibi, 1947-49 yıllarında Sovyet tehdidine karşı Türkiye’yi bölgede kullanmanın ilk adımı olan Truman doktrini ve Marshall planı çerçevesinde Türkiye’ye yaklaşık 152,5 Milyon dolar yardım yapıldı.

Bunun 147,5 Milyon dolarlık bölümü hava, kara ve deniz kuvvetlerinin modernizasyonu için kullanılırken, 5 Milyon dolar kadarı yol yapım çalışmaları için ayrıldı.

Ne var ki bu “yardım” adı altında verilen paralar ağır anlaşmaları da beraberinde getirdi. ABD, bizden en mühim kurumlarımızdan biri olan “eğitimi” istedi.

Çünkü Amerikan kültürünün aşılanması, zihinlerin köleleştirilmesi, uyuşturulması ve toplumda ciddi bir bilinç kaymasının yaşanması için eğitim bulunmaz bir fırsattı.

Bu anlaşmada bulunan birçok hüküm içinden özellikle “şu 3 maddeye” dikkatinizi çekmek istiyorum:

MADDE 3. Komisyon yukarda mezkûr eğitim işleri için programlar hazırlayacak ve bu hususta Amerikan Eğitim müesseseleriyle iş birliği yapacaktır. 4 Türk 4 ABD’liden oluşan komisyonun başkanı ABD Büyükelçisidir.

MADDE 4. Komisyon, dördü Türk ve dördü Amerikalı olmak üzere sekiz azadan mürekkeptir. Amerika Büyükelçisi fahrî reistir. Türk azayı Türkiye Hükümeti, Amerikalı azayı Amerika Büyükelçisi tâyin ve azleder. Komisyon âzası bilâ ücret vazife görür. ABD Dışişleri Bakanı, komisyon kararlarını denetleme hakkına sahiptir

MADDE 5. Komisyonun merkezi Ankara’dadır. Komisyon Türkiye ve Amerika Hükümetlerine senelik raporlar verir. Amerika “Hariciye Nazırı” Komisyonun kararları üzerinde murakabe (denetleme) hakkını haizdir. (Kaynak: TBMM, Dışişleri Komisyonu, Esas No. 1/731, Karar No. 14, 1950.)

Vahhh güzel ülkem vahhh..

“… 4 Türk 4 ABD’liden oluşan komisyonun başkanı ABD Büyükelçisidir, ABD Dışişleri Bakanı, komisyon kararlarını denetleme hakkına sahiptir..”

Kardeşlerim şimdi daha iyi anladık mı “Tom Barrack” kimmiş; aynı zamanda “Eğitim komisyonun da Başkanı”

Hani biz, “bu gavurun” 500 kişilik köyümüze “Muhtar bile” olmasına razı değildik.. Meğer adam 85 Milyonluk ülkemin “Eğitim komisyonun da Başkanı” imiş..

Şimdi soruyorum güzel insanlar; Bu adamın başı çektiği bir komisyon bizleri, kuzularımızı, yavrularımızı “Eğitir mi Öğütür mü?”

Cevabınızı duyar gibiyim.

1947 yılından bu güne “onlarca sene” geçti, “onlarca bakan” geldi geçti, “Reisi Cumhur” geldi geçti, koskoca devlet “Şu paçavra anlaşmayı” yırtıp atmadı. Bu nasıl bir anlaşma imiş ki “kimse buna cüret bile edemedi..” Ne kadar içler acısı bir durum değil mi?

İşte bu anlaşmanın acı ve zehirli meyveleri; toplumumuzun bugün geldiği “çok çok vahim” durumdur.

Daha da acı olan nedir bilir misiniz? Şu hikâyede anlatılan hal ve gidişattır.

KURT, hayata yeni başlayan yavrusuna dünyayı tanıtmaktadır.  

Çıktıkları bir dağın zirvesinden Ovada yayılan koyun sürüsünü gören yavru, babasına ardı ardına sorular sormaya başlar.

“- Baba bu aşağıdakiler nedir?” Babası anlatır:

“- O gördüğün etrafa dağılmış yaratıklar, koyundur. Etleri çok lezzetlidir. Fırsatını bulursan hemen birini yakala. Onlar senin nasibindir.”

Yavru bu defa Çobanı göstererek sorar: “- Şu sırtında keçe, elinde değnek olan ve ayakta duran kimdir baba?”

Baba bu defa Çobanı anlatır. “- Sürünün koruyucusudur. Sakın ona yaklaşma. Gördüğün zaman ondan kaç ve saklan.”

Yavru, bu sefer sürünün etrafında dolaşan Köpeği merak eder. “- Orada bize çok benzeyen biri var baba. O kimdir?”

Baba derin derin bir iç çekerek cevap verir:

“- Ahh Balam Ahhh.. O, asıl ocağımızı söndürendir. O; “Bize çok benzeyip de ‘Bizden Olmayan’dır.” O; bu sürünün köpeğidir.  Aman ha yavrum ondan mutlaka uzak dur…

Ey Müslümanlar, canım kardeşlerim ve ey Davetçi gençler

Her ne kadar “sosyal medyayı” yakın markaja alıp okuduğunuz gibi açıp okumasanız da, sizlere bu vesileyle yüce kitabımız Kur’an’ın şu ayetlerini bir kere daha hatırlatmak istiyorum:

“Biz onlara zulmetmedik, asıl onlar kendi (nefislerine) kendilerine zulmettiler.” (Hud suresi 101)

“(Adem ile Havva) Dediler ki: Rabbimiz! Biz kendimize (nefsimize) zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” (A’raf suresi 23)

“(Balık sahibi / Hz. Yunus) Zunnûn’u da hatırla. Hani öfkelenerek halkından ayrılıp gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde ‘Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum.’ diye dua etti.” (Enbiya suresi 87)

“… Belkıs, Ey Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmetmiştim. Şimdi ise Süleyman ile birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum, dedi.” (Neml suresi 44)

Yukarıdaki ayetlerde sizin de dikkatinizi çekmiştir; “Nefsime, Nefislerine, Nefsimize / Kendi kendine Zulmetmek” ifadeleri geçiyor değil mi?

Bu ayetlerde tafsilatlıca izah edildiği gibi maalesef Türkiye toplumu; “İslam’a değil Demokrasiye EVET” dediği için, Kur’ an ve Sünneti adeta unuttuğu için, İslam anayasa ve kanunlarının “hiç mi hiç” tadını tatmadığı için, araştırıp okumadığı ve öğrenmediği için, “İslam’dan fersah fersah uzak” kaldı.

İşte bunun adı “Nefislerimize zulmetmek” dir.

Devletin ya da Devlet adamlarının İslamiyet’i tatbik etmemesi, ABD ile yaptıkları “Eğitim anlaşmaları” gibi birçok İslam dışı icraatlar yapması ayrı bir konudur, sizlerin “İslamiyet’e hiç mi hiç teveccüh göstermemeniz” ise ayrı konudur.

Hâlbuki şanı yüce Allah (cc) asırlar öncesinden sizleri ve sizi yönetenleri şöyle uyarmıştı:

“Her kim Rahman’ın Zikrini (Kur’an-ı Kerim’i, ) görmezden gelir, (Ona sırt çevirip başka şeylere) yönelirse, Biz de, (insan suretli) bir şeytanı ona musallat kılarız, (şeytanın tüm kötü emellerine kendisini uşak yaparız.) Artık bu (şeytan), onun çok yakını (bir yoldaşı ve bir kaptanı) dır.” (Zuhruf suresi 36)

Allahuekber.. Bunlar ne müthiş ifadeler.

“- Ya Bekir amca buraya kadar yazdıklarını okudukça dehşete kapıldım. Böylesi bir ‘Eğitim Anlaşmasının’ inan var olduğunu ilk defa duydum okudum. Allah rızası için söyle; yegâne doğru ve köklü çözüm nedir?”

Güzel soru, güzel cevap bekler. Cevabım şu kardeşim:

Ne zaman ki topraklarımızda bir gün;

Müslümanların istek, azim ve gayreti, şanı yüce Allah’ın da buna mukabil yardımı sonrasında, bizlerde bugün tekrar İslam Akidesinin amir bir hükmü ve gereği olarak, Allah’ın kitabı ve Rasulünün Sünneti arasında fikren ve fiilen bir bağ tesis eder, İslamiyet’i topraklarımızda yeniden “Hâkim, hakem ve hükümran kılacak” bir İslam Devleti tekrar kurar,

Tüm İslam dışı uygulamalara, emperyalist kâfirlerin bir pislik ve bir bataklık olan Demokratik Laik düzenlerine Allah’ın izni ve yardımıyla son verir isek,

İşte o gün, Allah ve Rasulünün razı olacağı yegâne “Doğru ve Köklü çözüme” ulaşmış, en başta ABD ile yapılmış olan “Fulbright Eğitim Anlaşması” olmak üzere, İslam dışı tüm anlaşmalardan, icraatlardan ve siyasetlerden kurtulmuş, bütün dünya Müslümanlarını salaha ve felaha kavuşturacak azametli bir İslam Devleti kurmuş oluruz inşaAllah yakışıklı kardeşim.

Ben bu davette bulurken, Rabbimin şu hitabını da tüm Müslümanlara bir kere daha hatırlatmak istiyorum:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَج۪يبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْي۪يكُمْۚ

“Ey iman edenler, Sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği, çağırdığı zaman, Allah’a ve Resulüne icabet edin.” (Enfal suresi 24)

Şanı yüce Allah (cc), bizlere tekrar hem dünyamızı hem de ahiretimi kazandıracak, sadece ülkemizi değil, tüm dünya Müslümanlarını da “zilletten izzete ulaştıracak” İslami bir Devlet kurma konusunda yardım etsin ve işlerimizi kolaylaştırsın.

“Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İslami Devlet’ te şehit olmayı nasip eyle..”

Ey güzel insanlar ve ey Davetçi gençler

Bir gün ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..

Bekir Yetginbal – 20 Eylül 2026


Tags:

 
 
 

Bir yanıt yazın