ZAN.. Allah Hakkında Hüsnü zanda Bulunmanın Kazandırdıkları

Zan.. Allah Hakkında Hüsnü zanda Bulunmanın Kazandırdıkları

Durağa gelen otobüse binen yaşlı adam ortalarda bulduğu bir koltuğa oturdu. Hemen önündeki 2 kişilik koltukta oturan anne ve çocukları dikkatini çekti.

Çünkü 7 ve 9 yaşlarındaki çocuklar ağlıyor, anne onları susturmaya çalışıyor ama başaramıyordu.

Bir süre sonra yaşlı adamın sabrı taştı ve anneye hiddetle:

“Ne terbiyesiz çocukların var.. Bir türlü sözünü dinlemiyor ve susmayıp sürekli milleti rahatsız ediyorlar..” dedi.

Anne ağlamaklı bir sesle:

“Bey amca hastaneden geliyoruz.. Biraz önce çocuklarım hastanede yatmakta olan babalarının öldüğünü öğrendiler, ona ağlıyorlar.. Yoksa benim yavrularım terbiyesiz değiller..”

Bu hikayemizdeki yaşlı adamın “Terbiyesiz çocuklar..” yaklaşımı “Zan’na dayalı” bir yaklaşımdır.

Peki, buradaki (الظنّ) “Zan” kelimesinin anlamı nedir?

Sözlükte Zan; “Yakinin zıddı, kuşku, kesinleşmemiş kanaat” anlamına geldiği gibi, “sanmak, tahmin etmek” olarak da geçmektedir..

Şanı yüce Allah bunu yasaklamış ve demiştir ki:

“Onların çoğu ancak zan’na uyarlar. Zan ise haktan bir şeyi ifade etmez.” (Yunus suresi 36)

“Ey iman edenler. Zan’dan çok sakının. Çünkü zannın bazısı ağır günahtır. (Hucurat sûresi 12)

Rasulullah (sas) şöyle buyurmuştur:

‘‘Zandan uzak durun. Çünkü zan sözün en yalanıdır. Başkalarının gizli konuştuklarını yaymayın, Tecessüs etmeyin, Gereksiz yere rekabete girmeyin, Birbirinizi kıskanmayın, Birbirinize kin tutmayın, Birbirinize sırt çevirmeyin, Ey Allah’ın kulları, Allah’ın size emrettiği gibi kardeş olun” (Ebu Hureyre-Buhari)

Ama bu hikayemizdeki yaşlı adam “Zan” sınırlarında kalmayıp, çocukları bir de terbiyesizlikle itham etmiştir.

İşte bu bir “önyargılı” yaklaşımdır. Yani Arapça ifadesiyle “Suizan” dır. Bir de bunun sözlük anlamına bakalım:

Suizan; Hakkında kesin bilgi olunmadan bir şeyi kötüye yorumlamak, her şeye olumsuz yönden bakmak, insanların fiillerini ve davranışlarını kötüye yorumlamak, kişi hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan onun hakkında olumsuz kanaat taşımak” demektir.

Unutmayalım ki Suizan, tüm huzursuzluk ve düşmanlıklara kaynaklık teşkil eder

Hüsnü zan konusuna gelince;

Anlam olarak Hüsnü zan, yukarıda anlattığımız “Suizan” kelimesinin “mana olarak” tam zıddıdır.

Suizan; “Kötü zan” demektir.. Hüsnü zan ise “İyi zan” dır. 

Bakın şu ayette Rabbimiz ne dedi:

“Onu işittiğiniz zaman, erkek kadın müminlerin, kendiliklerinden Hüsnü zanda bulunup da: ‘Bu apaçık bir iftiradır’ demeleri gerekmez miydi?” (Nur suresi 12)

Dolayısıyla kardeşlerim Hüsnü zan bizler için asıl olmalı, daima Suizan dan kaçınmalıyız.

Müslümanlar olarak birbirimiz hakkında Hüsnü zanna bu kadar değer vermemiz gerekirken, bizleri yaratan alemlerin Rabbi şanı yüce Allah (cc) hakkında da elbette ki daima Hüsnü zanda bulunmak zorundayız.

Allah (cc) hakkında Hüsnü zanda bulunmanın bize kazandırdıkları hakkında okuduğum Soner Duman kardeşimin bir yazısını, hoş görüsüne sığınarak buraya ekliyorum.

Rabbim kendisinden razı olsun. Yazısında diyor ki kardeşimiz:

Vefatından üç gün önce Allah Rasulü (sav.) şöyle söyledi:

“Hiçbiriniz sakın ola ki Allah hakkında Hüsnü zanda bulunmadan ölmesin” (Müslim, “Sıfatu’l-cenne”, 81)

Bir müminin hayatında en önemli konulardan birisi bu olmalı ki Allah Rasulü, ölmeden önce her müminin bu şartı yerine getirmesini tembihlemişti.

Hiçbirimiz ne zaman öleceğimizi bilmediğimize göre Allah hakkında her anımızda, her nefesimizde Hüsnü zan üzere bulunmamız gerekiyor demek ki.

Peki, “Allah hakkında Hüsnü zanda bulunmak” ne demek?

Allah hakkında hüsnü zan; bir müminin, Allah’ın kendisine daima iyi, güzel, hoş bir şekilde muamelede bulunacağına inanması, güvenmesi, buna bel bağlamasıdır. 

Allah’ın bize her muamelesi konusunda umutlu olmak, iyimser olmak, iç dünyamızı ferah tutmaktır. 

Hüsnü zan, Allah’ın bize hayırla muamele edeceği, karşımıza güzel sonuçlar çıkaracağı, bizim için hayırlı olanı yapacağı konusunda olumlu düşünmektir.

Nitekim Allah Rasulü’nün belirttiğine göre Rabbimiz şöyle buyurmuştur:

“Ben, kulumun zannı üzereyim /Kulum benim hakkımda nasıl bir zan sahibi ise ben öyleyim (Buhari, “Tevhid”, 15; Müslim, “ez-Zikr ve’d-dua”, 2)

Hüsnü zan, asla bir kişinin kendi kendini avutması, boş kuruntulara ve temennilere kapılması değildir.

Hüsnü zan, kadere hükmeden ilahî bir gücün olduğuna, O’nun sonsuz merhamet, kudret ve hikmet sahibi olduğuna inanmak, güvenmektir.

Hüsnü zan, bu kâinatın sahipsiz olmayıp her şeyin O’nun sevk ve idaresinde olduğunu bilmenin verdiği güven, rahatlık ve tatminkarlıktır. 

Bir mümin, hayatının her anında Allah’a karşı Hüsnü zannını korumakla birlikte en çok da şu durumlarda bu zannını ortaya koymalıdır: 

a) Zorluk ve sıkıntı durumları

Hayat bir imtihandır. Her insan bu imtihan dünyasında bir takım zorluklarla sınanabilir.

Zorluk ve sıkıntı durumunda bizlere düşen bir yandan sabır ve namazla Allah’tan yardım dilerken diğer taraftan da Allah’a karşı Hüsnü zannımızı korumaktır.

Allah Rasulü hicret ederken Hz. Ebubekir ile birlikte Sevr mağarasına saklanmıştır.

Müşrikler onların izlerini takip ederek mağaranın ağzına kadar geldiklerinde Hz. Ebubekir telaşlanarak:

“Eyvah, bizi yakalayacaklar” dediğinde Hz. Peygamber ona

“Üzülme, Allah bizimle beraberdir” (Tevbe suresi 40) dememiş miydi?

Firavun ve orduları, Hz. Musa ve ona inananları Kızıldeniz kenarında kıstırdıklarında İsrailoğulları:

“Eyvah, yakalandık” dediklerinde Hz. Musa:

“Asla, Rabbim benimle birliktedir. O, mutlaka bize yol gösterecektir” (Şuarâ suresi 62) dememiş miydi?

Rabbimiz Kur’an’da

“Her zorlukla birlikte mutlaka bir kolaylık vardır, evet her zorlukla birlikte mutlaka bir kolaylık vardır” (İnşirah suresi 5-6) buyurmuyor mu?

Demek ki bir imtihan olarak karşılaşacağımız zorluk, sıkıntı, bela, musibet gibi durumlarda kendimizi yalnız, terk edilmiş, sahipsiz, bitmiş, tükenmiş, çaresiz hissetmemeli, Rabbimizin bizi asla bırakmayacağına, elimizden tutacağına, bizi düze çıkaracağına güvenmeliyiz. 

b) Dua ederken

Dua ederken Rabbimizin duamıza icabet edeceğine canı gönülden inanarak ve güvenerek dua etmeli, bu konuda Hüsnü zannımızı korumalıyız.

Rabbimiz, “Bana dua edin size icabet edeyim” (Mümin suresi 60) buyurmadı mı?

Nitekim Allah Rasulü şöyle buyurmaktadır: 

“Allah’ın, duanıza icabet edeceğine kesin inanarak dua edin. Bilin ki Allah gafil olan, başka şeyle ilgilenen kimsenin duasına icabet etmez.” (Tirmizî, “Deavât”, 66)

c) Günahımızdan tevbe ederken

Rabbimizin günahlarımızı bağışlayacağına inanarak tevbe etmemiz gerekir. İşlediğimiz günah ne kadar büyük olursa olsun Allah’ın affından, merhametinden ümit kesmek bir mümine yakışmaz.

Nitekim Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“De ki: (Rabbiniz şöyle buyurdu): Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım.. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Zümer suresi 53)

d) Ölüm döşeğinde iken

Kimin ne zaman öleceğini yalnızca Allah bilir.

Ancak kişi zahirdeki durum açısından ölüme yakın bir görünüm arz ediyorsa o kişinin Rabbine Hüsnü zanda bulunması gerekir.

Allah Rasulü, tam da kendisi ölüm döşeğinde olduğu bir esnada en baştaki hadisi söylemiş, böylece hem sözüyle hem davranışıyla Allah’a karşı Hüsnü zan beslediğini göstermişti.

Son olarak şunu belirtelim:

Allah’a karşı Hüsnü zanda bulunmak, hiçbir şey yapmadan, amel etmeden kuru kuruya temennide bulunmak değil,

bilakis elinden geleni yaparak Allah’ın kendisine güzellikler, iyilikler vereceğini düşünmek, inanmak ve temenni etmektir. 

Allah’a karşı Hüsnü zannımız varsa kesinlikle bir umudumuz da vardır. 

Rabbimiz bizleri Hüsnü zandan ayırmasın.


Tags:

 
 
 

Bir cevap yazın