Namaz Kılarım ama Asla Saçımı Örtmem Diyenlere bir İhtar
Namaz Kılarım ama Asla Saçımı Örtmem Diyenlere bir İhtar
Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.
İlk kalkış durağında, belediye otobüsüne binip en ön sağ koltuğa oturdum. Birkaç durak sonra otobüse 16-18 yaşlarında “genç bir kız çocuğu” bindi ve benim yanımdaki boş koltuğa oturdu.
Bir müddet gittikten sonra genç kızımıza nereli olduğunu sordum. Niçin sordum biliyor musunuz?
Bu kız çocuğu maşallah “tam tesettürlü hatta yüzü de peçeli” idi. Sadece “gözleri” görünüyordu. Bana güler yüzle ve çok düzgün bir Türkçe ile “Mısır’ lıyım amca..” dedi.
6-7 yıldır ailece Türkiye’ de oturan ve adı “Zeynep” olan kızımızın bu sıcak, insani, çok saygılı tavrı, Mısır hakkında arka arkaya sorular sormama vesile oldu.
Aynı zamanda “Kur’an hafızı” da olan bu “çıtı pıtı güzel kızıma” bazı nasihatlerde bulunurken gördüm ki fikren de “boş bir kız” değil elhamdülillah.
Rahmetli Seyyid Kutup’ tan, mevcut cahiliye düzeni Demokrasi denen pislikten, zalim ve tağut Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah el Sisi’ den, Rabia el-Adeviyye Meydanı’ nda 14 Ağustos 2013 tarihinde gerçekleşen “Rabia Katliamı” ndan, İslam’ın bir Devlet olmasından bahsede bahsede giderken yol bitti, bana çok dualar etti ve Zeynep, benden önce indi gitti.
Muhterem kardeşlerim ve Davetçi gençler
Şimdi de size bir başka genç kızımızdan bahsetmek istiyorum. “Zeynep” kızımın aksine şimdi söz konusu edeceğim kızımız, beni çok üzen, kızdıran ama yine de ona acıyarak dua ettiğim bir yavrumuz.
Birkaç gün önce namaz kılmak için girdiğim bir mescidin “kadınlar bölümü” kapısından çıkan 18-19 yaşlarında genç bir kızın, namaz sonrası “başörtüsü ve eteğini çıkartıp” pantolonlu, saçı başı ve kolları açık saçık oradan çıktığına şahit oldum.
Bu ilk kez şahit olduğum bir olay da değildi.
Bu şekilde davranan çok genç kızların hatta koca koca hanımların olduğunu “kadınlar bölümüne” bu vaziyette girip, duvarda asılı etek ve başörtüsünü alıp, kapanıp namaza durduklarını, namaz sonrası onları çıkartıp mescidi “yine tesettürsüz” bir vaziyette terk ettiklerini eşim de bana birkaç kere söylemişti.
Onların yanına varıp adlarını sorsan tabii ki; “Fatma, Züleyha, Hatice, Esma, Melahat, Ayşe vs..” diyecekler. Yani onlar bizden birileri..
İşin acı olan bir diğer tarafı ise, bu şekilde namaz kılan “tesettürsüz bayan” sayısının çok çok yüksek rakamlarda olması ve giderek te artış göstermesidir.
Her ikisi de bu ümmetin evlatlarından, kızlarından olmasına rağmen “Zeynep” ile bu kızımız arasındaki farkı gördünüz değil mi?
İşte bu gidişata “dur” demek “doğru ve köklü bir çözüm” göstermek için bu yazımı kaleme aldım kardeşlerim.
İnsanı, hayatı ve tüm kâinatı “mükemmel” bir şekilde yaratan şanı yüce Allah (cc) şu iki ayetinde dedi ki:
“Sizi (erkekli-dişili) çiftler hâlinde yarattık” (Nebe suresi 8)
“Her şeyi çift yarattık; umulur ki düşünüp öğüt alırsınız.” (Zâriyât suresi 49)
İşte bu adına “insan” denilen çiftlerden birisi de Rabbimizin “dişi” cins olarak mükemmel bir şekilde yarattığı; annelerimiz, teyzelerimiz, halalarımız, bacılarımız ve kız çocuklarımızdır.
Hayatın ve kâinatın seyri ve devamı ile ilgili mükemmel kanunlar koyan ve bu kanunlar çerçevesinde “seyri seferi devam eden” hayat ve kâinatın dışında Allah (cc) insanoğlu içinde, hayatlarının “seyri seferi ve devamı için” iki ana başlıkta ifade edebileceğimiz kanunlar koymuştur.
Birincisi: Allah’ın iradesinde devam eden kanunlar. Ecel, rızık, cinsiyet, kader, ırk vs.
İkincisi: Kulun iradesine bırakılan ama hesabı sorulacak olan kanunlar. Yedikleri, içtikleri, giyim ve kuşamı, sosyal ilişkileri, ticareti, devleti vs.
Yazımızın konusu olan “giyim ve kuşam” hususunda da Rabbimiz “dişi” cinsiyette olan insanlar için, aynı erkek kullarında olduğu gibi “tesettür” konusunu başıboş bırakmamış, onun için de mükemmel bir “çerçeve” ve “sınırlar” çizmiştir.
Bu çerçeve ve sınırlar, hem yüce kitabımız Kur’an da hem de örnek ve ölçü Rasul Hz. Muhammed Mustafa (sas) efendimizin sahih hadislerinde berrak bir şekilde ifade edilmiştir.
Rabbimiz dedi ki:
“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, namuslarını korusunlar. Kendiliğinden görünen kısımları müstesna, ziynetlerini (süslerini ve vücut hatlarını) açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine koysunlar.” (Nur suresi 31)
“Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, Cilbablarını /dış giysilerini üzerlerine bürünsünler. (Cilbab; evden dışarı çıkarken günlük giydikleri elbise üzerine ilaveten giyilen dış örtü, ferace, çarşaf veya bol, geniş dış giysi demektir) Bu, onların tanınıp rahatsız edilmemeleri (hür ve iffetli kadınlar olarak bilinip incitilmemeleri) için en uygun olanıdır. Allah ziyadesiyle bağışlamakta ve çok esirgemektedir.” (Ahzap suresi 59)
Ebu Davud‘un Aişe (r.anha)’dan rivayet ettiğine göre; Ebu Bekir‘in kızı Esma Allah Rasulünün huzuruna üzerinde “ince bir elbise bulunduğu halde” girer. Bunu gören Rasulullah (sav) şöyle demiştir:
“Ey Esma, bir kız ‘hayız görmeğe başladığı zaman’ onun şurası ve şurası -ellerini ve yüzünü işaret ederek- dışında kalan azalarının görünmesi doğru olmaz.”
Ebu Davud‘un Katade‘den tahriç ettiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:
“Kadın hayız gördüğü zaman mafsalına kadar olan kısmın dışında ellerinden ve yüzünden başka yerlerinin görülmemesi lazımdır.”
Beyhaki‘nin Amis kızı Esma‘dan tahriç ettiğine göre Esma şöyle demiştir:
“Rasulullah (sav), Aişe’nin yanına girdiğinde yanında bulunan kız kardeşi Esma binti Ebu Bekir’in üzerinde kolları geniş ‘Şam elbisesi’ bulunuyordu. Rasulullah (sav) ona baktıktan sonra ayağa kalktı ve hemen dışarı çıktı. Aişe (r.anha) bir köşeye çekilerek ‘galiba Rasulullah (sav) hoşlanmadığı bir şey gördü..’ dedi.
Daha sonra Allah Rasulü (sav) içeri girdiğinde Aişe (r.anha) niçin dışarı çıktığını sordu. Allah Rasulü (sav):
‘Onun kıyafetini görmedin mi? Şurası ve şurası hariç Müslüman kadının ziynetini açması asla caiz değildir’ dedikten sonra elbisenin iki kolunu tuttu ve onlarla ellerinin parmakları dışında hiçbir tarafı görünmeyecek bir şekilde örttü. Sonra iki avucu ile kulakları ile gözlerinin arasını kapadı. Böylece ancak yüzü görülebiliyordu.”
Muhterem kardeşlerim, özellikle de “bacılarım ve genç kızlarımız” lütfen dikkat buyurunuz:
Bizlere en başta “sağlıklı mükemmel bir vücut bağışlayan” Rabbimizin, bu vücudu korumak ve kapatmak için evden dışarı çıkarken “günlük giydiğiniz elbise” üzerine ilaveten “neyi ve nasıl” giymemiz konusundaki “kesin emirlerini” ayetlerde okudunuz.
Keza bu emrin “ne şekilde” uygulanacağı konusunda Rasulullah (sas) efendimizin “pratik uygulamalarını” da okudunuz gördünüz.
Allah’a, Kitabullah’a ve Rasulullah’a samimiyetle “tam iman eden” bir dişi, baliğ olmuş her kişi, bu “şer’i delilleri” göre göre ve bile bile artık “saçının tek telini, vücudunun tek tenini” sokakta, caddede “yabancı erkeklere” teşhir edebilir mi?
Bu deliller karşısında “lakayt” kalabilir mi ya da “ciddiyetsizlik” gösterebilir mi? “Ey Rabbim ben senin bu emrine icabet etmeyeceğim..” diyerek “meydan okuyabilir” mi?
Şanı yüce Allah (cc) içkiyi, hırsızlığı ve zinayı “haram” kılmıştır. Yine Rabbimiz “buluğ çağına gelmiş bir dişinin” yani genç kızlarımızın yukarıda tarif edilen “İslami tesettür kıyafeti olmadan” sokağa çıkmasını da “haram” kılmıştır.
Bakın Rasulullah (sas) ne demiş:
”Zina eden kişi zina ettiği sıra, mümin olduğu halde zina etmez. Hırsızlık yapan kişi hırsızlık ettiği sıra, mümin olduğu halde hırsızlık etmez, içki içen kişi içki içtiği sıra, mümin olduğu halde içki içmez.” (Buhari, Esribe, 1).
Ey mescide ve camiye namaz kılmak için girdiğinde “İslami tesettüre” riayet eden ama camiden çıkar çıkmaz “bunları fırlatıp atan” genç kızlar, ey tesettürsüz Umre’ ye gidip, “Kabe’ yi tavaf ederken, namaz kılarken tam tesettüre bürünen” ama dönüş için uçağa biner binmez “hemen başını kıçını açan” genç kızlar, siz kimi kandırıyorsunuz?
Sizin bu haliniz, Rasulullah (sas) efendimizin; içki içen, hırsızlık ve zina yapan kişinin düştüğü “zelil ve hakir” kişi duruma ne kadarda benziyor hiç düşünmediniz mi?
Siz bunu yapmakla, “nefsinize ve çevrenize” ne kadar zulmettiğinizin farkında mısınız kızlar?
Sizin saçınızın “bir tek telini” ya da vücudunuzun “bir tek tenini gören ve seyreden” ağzı açık seyreden ahmak ve aptal erkekleri de nefsinizle birlikte “cehenneme sürüklediğinizin” farkında mısınız ey şeytanı sevindirenler?
Bu yaptığınız “iki yüzlülük” değil de nedir? Siz “kimi kandırıyorsunuz” ya da kandırdığınızı sanıyorsunuz?
Bu çok çok çirkin ameliniz şanı yüce Allah’a (cc) ayan beyan iken, yoksa sizler, “onun sizi görmediğini” mi düşünüyorsunuz? Onun, “amel defterinizi” yazmakla görevlendirdiği meleklerin “uykuda mı olduğunu” sanıyorsunuz.
Her bir amelimizi kayıt altına aldıran ve hesap gününde “amel defterlerimizi” açtırıp içinde yazılanlara göre hakkımızda “cennetlik & cehennemlik” ayrımı yapacak olan şanı yüce Allah (cc) bakın ne demiş “ey gafil kızlar ve ey gafil erkekler”:
“Kötü kadınlar kötü erkeklere; kötü erkekler de kötü kadınlara; temiz kadınlar, temiz erkeklere; temiz erkekler de temiz kadınlara yakışır. Bu temiz kimseler, o iftiracıların söylediklerinden uzaktırlar. Kendileri için bir bağışlanma ve cömertçe bir rızık vardır.” (Nur suresi 26)
Nur suresinin bu ayetindeki ifadeler, Hz. Aişe (r.anha) annemize iftira atılan malum “İfk olayı” ve buna karışanların birer “yalancı” olduklarını göstermeye yöneliktir.
Yani bu ayette geçen “karşılaştırmanın varmak istediği netice” şudur: Hz. Aişe (r.anha) annemiz, Hz. Muhammed (sas)’e yakışan, iffetli bir hanımefendidir.
Pis, kötü, şirret kadınlar pis erkekler içindir. Pis, kötü, şirret erkekler de pis kadınlar içindir.
İffetsiz ve hayasız kadınlar iffetsiz ve hayasız erkekler içindir, namussuz erkekler de namussuz kadınlar içindir.
İffetli ve hayalı kadınlar iffetli ve hayalı tertemiz erkekler içindir, iffet ve hayalarını Allah’a göre ayarlayan tertemiz erkekler de iffet ve hayalı tertemiz kadınlar içindir.
Evet, demek ki; “temiz erkeklere temiz kadınlar, temiz kadınlara temiz erkekler” yaraşır, onlar kendilerine ancak onları lâyık görürler.
“Kötü erkekler de aynen kendileri gibi kötü kadınları” eş seçerler, kötü kadınlar da kendileri gibi “kötü erkeklerden” hoşlanırlar.
Şimdi “namaz sonrası tesettürü fırlatıp atan” ve gerçekten “iki yüzlülük yapan” genç kızlarımıza diyorum ki;
Sizlerin böyle davranmanıza karşılık; yarın bir gün evleneceğiniz erkeğin de bir münafık gibi “iki yüzlü” olmayacağından “emin” olabilir misiniz?
Atalarımız; “Davul dengi dengine çalar, Tencere düşmüş kapağını bulmuş..” derler. Kim böylesine kendisini “sürekli aldatan iki yüzlü” bir eş ister ey genç kızlar ve ey genç erkekler?
Ama “bir hakikat” vardır ki; “kişi ne ekerse onu biçer”. Şanı yüce Allah (cc) adildir ve “Dağına göre kar verir” unutmayın.
Bakın Gazze’ li bacılarımıza; bunca “zulme, acıya, ıstıraba, katliama, bunca açlığa ve vahşete” rağmen “saçını, başını, göbeğini açan” bir tane kadın ya da genç kız var mı?
Ey Türkiye’ de “yediği önünde yemediği ardında” keyfi de yerinde olan, “tuzu kuru” kızlarımız, kadınlarımız, Allah için söyleyin “bu gidiş nereye nereye?” Allah’tan korkun, kulundan utanın bire gafiller..
“- Bekir amca Allah senden razı olsun. Bu noktada sana bir sorum var..” Sor güzel kardeşim.
“- Yazının ta başında demiştin ki; işte bu gidişata ‘dur’ demek, doğru ve köklü bir çözüm göstermek için bu yazımı kaleme aldım.. Güzel amcam, peki o doğru ve köklü çözüm nedir yani bu kötü gidişata nasıl ‘dur’ diyeceğiz lütfen izah eder misin?”
Rabbim senden de razı olsun canım kardeşim. “Bu konuyu biraz daha detaylandırayım, ondan sonra söz verdiğim gibi doğru ve köklü çözümü ortaya koyayım..” diyordum ama madem hemen duymak istiyorsun, söyleyeyim.
Mevsim yaz ve hava gece gündüz çok sıcak.. Misafiri olduğumuz köy evinde, gündüz çok pis bir kokudan gece de sivrisineklerden ne rahat edebildik ne de uyuyabildik.
Sabah uyandığımızda pencereden gördüm ki; evin tuvalet “Foseptik çukuru” tam bizim kaldığımız oda camının altıda imiş. Çok pis kokunun ve sivrisineklerin “üreme merkezi” meğer burası imiş.
“Sebep & Sonuç” ekseninde, her sonucu ortaya çıkaran illaki bir “sebep” de vardır.
İşte Türkiye’ de ya da dünyanın herhangi bir yerinde olup biten “bütün her bir şeyin ve kötü sonuçların” da elbette bir “Foseptik çukuru” var ki; bunca “vahşet, cinayet, zina, kumar, içki, fuhuş, tesettürsüz hayat” gırıla gidiyor.
Tüm dünyadaki bu sonuçları doğuran “Anne” ya da “Foseptik çukuru” halen arz üzerinde yürürlükte olan “Demokratik, Laik, tam kapitalist yani İslam dışı zulüm düzenleri, onların anayasa ve kanunları” dır güzel kardeşim.
Faraza; hala bugün bile yeryüzünde adaleti ile anılan ve kendisine “Adil Ömer” denilen 3. Devlet Başkanımız Ömer bin Hattab (ra) bu gün yaşıyor ve yine “Devlet Başkanı” olsa ve o da İslamiyet’i değil de “Demokratik, Laik, tam kapitalist yani İslam dışı zulüm düzenlerini, anayasa ve kanunlarını” tatbik ediyor olsa, Vallahi de billahi de “Adil Ömer, zalim Ömer” olur çıkardı.
Yani İslam tekrar bu arz üzerinde “hâkim, hakem ve hükümran olmaz ise” mutlaka ama mutlaka “Zulüm ve zalimler” hâkim, hakem ve hükümran olacaklardır ve olmaktalar da değil mi?
Bugün nice acılarını çektiğimiz bunca “vahşet, cinayet, zina, kumar, içki, fuhuş, tesettürsüz hayat”, işte şu kokuşmuş, pis ve necis “Demokrasi isimli Foseptik çukuru” nun birer “sonuç ve tezahürleri” dir.
“Yegâne doğru ve köklü çözüm nedir Bekir amca” demiştin değil mi? Cevabım şudur güzel insan: Ne zaman ki;
Müslümanların istek, azim ve gayreti, şanı yüce Allah’ın da buna mukabil yardımı sonrasında, Adil Ömer’ in (ra), Hulafa-i Raşidin döneminde bir Devlet Başkanı olarak İslamiyet’i tatbik ettiği gibi, bizlerde bugün tekrar İslam Akidesinin amir bir hükmü ve gereği olarak, ‘Allah’ın kitabı ile Rasulünün Sünneti arasında’ fikren ve fiilen bir bağ kurar, İslamiyet’i topraklarımızda yeniden “Hâkim, hakem ve hükümran kılacak” bir İslam Devleti tekrar kurar,
Tüm İslam dışı uygulamalara, emperyalist kâfirlerin bir pislik ve bir bataklık olan Demokratik Laik düzenlerine Allah’ın izni ve yardımıyla son verir isek, işte o gün, Allah ve Rasulünün razı olacağı yegâne “Doğru ve Köklü çözüme” ulaşılmış, İslam dışı tüm icraatlardan ve siyasetlerden kurtulmuş oluruz kardeşim.
O gün geldiğinde, sokaklarımızda bırakın “tesettürsüz gezen” bir tane Müslüman kadın ya da genç kızı görmeyi, vallahi “tesettürsüz gezen bir kâfir kadına” bile asla izin vermeyeceğiz inşaAllah.
İslam Devleti’ nin o yine “Hulefa-i Raşidin dönemindeki” gibi mükemmel “otoritesi ve adaletini” gözleri ile gören ve “ellerinin kesileceğini bilen” biri hırsızlık yapar mı?
Evli iken “zina eden kadın ve erkeklerin meydanda recm edildiği” görenler zina eder mi?
Masum insanları katleden “katiller, kendilerine kısas uygulanacağını ve başların vücutlardan ayrıldığını” gördüklerinde cinayet işlerler mi?
İşte bizim bu davetimiz; “Rabbimizin emrettiği ve razı olduğu yegâne doğru nizamlara, yani İslam nizamlarına ve bunları tatbik etmesi kendisine farz kılınan İslami bir Devlete” dir muhterem kardeşim.
Bunlar yok ise “güzel bir dünya hayatı” ve “güzel bir ahiret hayatı” yani “Cennet” te yok ey insanlar..
Ben bu davette bulurken, “Rabbimin şu hitabını” da tüm Müslümanlara bir kere daha hatırlatmak istiyorum:
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَج۪يبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْي۪يكُمْۚ
“Ey iman edenler, Sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği, çağırdığı zaman, Allah’a ve Resulüne icabet edin.” (Enfal suresi 24)
Şanı yüce Allah (cc), bizlere tekrar “hem dünyamızı hem de ahiretimi kazandıracak İslami bir Devlet” kurma konusunda yardım etsin ve işlerimizi kolaylaştırsın.
Ey namaz sonrası “tesettürsüz, salına salına sokağa çıkan” genç ve gafil kız.. Bir çırpıda bana neler söylettin neler yazdırdın.. Rabbim sana da hidayet etsin.
“Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İslami Devlet’ te şehit olmayı nasip eyle..”
Ey güzel insanlar ve ey Davetçi gençler
Bir gün ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..
Bekir Yetginbal – 07 Eylül 2026
Tags: