Maraş’ ta bir Öğrencinin Yaptığı Katliam, 23 Nisan ve 5G
Maraş’ ta bir Öğrencinin Yaptığı Katliam, 23 Nisan ve 5G
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..
Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.
BİR HABER:
Türkiye, Şanlıurfa Siverek’teki okul saldırısının şokunu atlatamadan bu kez korkunç haber Kahramanmaraş’tan geldi. 8’inci sınıf öğrencisi İsa Aras Mersinli, sırt çantasında getirdiği 5 silah ve 7 şarjörle okula girdi, önüne çıkana kurşun yağdırdı.
Bir öğretmen ve 8 öğrenciyi öldürüp, 20 kişiyi yaraladı. Can pazarının yaşandığı okulda bulunanlar koşarak ve pencerelerden atlayarak dışarı kaçmaya çalışırken, silahları eski polis başmüfettişi olan babasından aldığı tahmin edilen saldırganın da olay sırasında kendisine de ateş ederek öldüğü bildirildi.(Kaynak: Hürriyet – 15 Nisan 2026)
Muhterem Müslümanlar ve Davetçi gençler
Öncelikle bu elim olaylarda hayatını kaybeden Müslümanlara Rabbim gani gani rahmet eylesin, yaralılara acil şifalar versin. Yavrularımızın ve öğretmenlerin, ebeveyn ve tüm yakınlarına sabrı cemil versin.
Bu olayları; sadece “bireysel ya da ailevi sorunlar” ve onları birer “tezahürü” olarak ele almak, daha işin başlangıcında “Gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklemek” demektir. Dolayısıyla da bu minvalde “Sebep – Sonuç Ekseninde” yapılacak tüm değerlendirmeler de haliyle yanlış olacaktır.
Mademki bu olaylar, sadece “bireysel ya da ailevi sorunlar” ile alakalı değil yani bir de “Toplumsal boyutu” olan olaylardır, o zaman analizlerimizin içinde “Toplum, toplumsal alakalar, bu alakaların temel ölçüsü olan nizamlar ve bu nizamları tatbik eden devlet” konuları da “mutlaka ama mutlaka” ele alınıp sorgulanmalı ve doğru değerlendirmeler yapılmalıdır.
Dünyanın neresinde olursa olsun, tüm fertlerin davranışları, hal ve gidişatları ya da toplumsal ilişkiler “bir akideye dayanarak ve bu akideden doğan sosyal hayat hakkındaki fikir ve hükümlere göre” yapılır, kurulur ve düzenlenir.
Yani akide ister fert için, ister toplum için olsun “bir ağacın kökü” gibidir. Kökü “çürüyen ya da çürütülen” bir ağacın “ölümü” de kaçınılmazdır.
Fikri ve Fiili (uygulama) boyutu itibariyle şu an yeryüzünde “Hayata bakış ve sosyal alakalar hakkında kendine özgü fikir ve hükümler bulunan” 3 akide vardır. Kapitalizmin Laiklik akidesi, Komünizmin inkarcılık akidesi ve İslam’ın Kelime-i Tevhid akidesi..
En başta güzel vatanımız olan bu topraklar olmak üzere tüm dünyada “Kapitalizmin Laiklik akidesi” hem fikren hem de fiilen “hâkim, hakem ve hükümran” dır. Bu hükümranlık ise kapitalist devletler eliyle sağlanmaktadır.
Komünizm ya da İslam ise; “Fikren toprağın üstünde ama fiilen toprağın altında” dırlar. 100 seneden fazladır ki selası okunmuş, defin işlemi tamamlanmıştır.
O halde gelin, şu yeryüzünde bil fiil “hâkim, hakem ve hükümran” olan kapitalizm “köküne” yani “Laiklik Akidesine” bir el atalım.. Ne menem bir şeymiş bu akide bir görelim.
Çünkü Kapitalizmin Laiklik akidesi, toplumsal ilişkilerin ve bu ilişkileri tanzim eden her devlet gömleğinin adeta “ilk iliklenen düğmesi” gibidir.
Çok çok basit bir bakışla herkes görür ki; “ilk düğme yanlış iliklenmiştir..”
Yani nice kapitalist fertler, aileler, cemaatler, toplumlar ve devletler bu akideyi benimsemekle; “daha hayatın başlangıcında” yanlış bir yola, hem de kendilerini süratle “uçuruma doğru sürükleyen” bir yola girmiş olmakta işte bu “ilikleme” sonrasında..
“- Ne demek istiyorsun Bekir amca biraz konuyu açar mısın?”
Elbette ki açmak zorundayım kardeşim.. Aksi takdirde bu yazım ile vermek istediğim mesajımın “Ana Fikri” Allah korusun güme gider.
Laiklik akidesinin özü; Hangi din ve o dinin akidesi olursa olsun, tüm dinleri bireysel yada toplumsal alakalara, fikren ve fiilen “müdahil olmasını” engellemektir.
Ne demektir müdahil olmasını engellemek?
Toplumsal alakaları düzenleyen ve bir yaptırım gücüne sahip olan devletlerin, o dinin akidesi ve hükümlerini asla ve kat’a, anayasa ve kanunlarına dahil etmemesidir.
Bu nedenle Laikliğe iman edenler şunu derler: “Biz dini inkar etmiyoruz, bizim de dinimiz var ama din, kesinlikle toplumsal alakalara karıştırılmamalıdır..”
Arkasından da; “Peki, dinin hükümlerinin olmadığı/dinsiz bir toplumsal ilişkiler neye göre düzenlenecek?” sorusuna ise cevapları hazırdır:
“- Allah insana akıl vermiş, onu eşrefi mahlûk ilan etmiş. Aklını kim en güzel kullanırsa, en başarılı o olur. Zaman; akıllı olma, son kararı akıllı insanlara, akıllı yöneticilere işleri teslim etme zamanıdır. Bir elin nesi var, iki elin sesi var misali çoğunluğun akıl birliği ettiği çözümlere yönelmemiz, çoğulcu düşünmemiz lazım..” dediler.
Yani insan aklını “Düşüncenin temel kaynağı” yaptılar. Çoğulcu yaklaşımla “Millet aklı, millet iradesi” her şeyin üstündedir ve “Millet ne derse” boynumuz kıldan incedir hususunda karar kıldılar.
Ne zaman? “Türkiye özeli için” 23 Nisan 1920 de.. Niçin bu tarihte?
Çünkü Osmanlı İslam Devleti yıkılmış, ordu içindeki “Batı hayranı, aşığı” bir güruh yeni ama ‘Laik mi Laik’ bir devlet kurma yoluna koyulmuş, Osmanlının “Meclisi Mebbusan”ı yerine ve ona alternatif Ankara’ da adına “Türkiye Büyük Millet Meclisi” (TBMM) dedikleri yeni bir meclis kurmuşlardı.
Meclis var, ama Devlet yoktu.. Onu da 3,5 sene sonra 29 Ekim 1923 de ilan ettiler.
İşte 23 Nisan da ilan ettikleri yeni meclisin duvarına, “Akideleri olan Laikliğin” özeti ve tarifi olan şu cümleyi çerçeveletip astılar: “Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir”
Yani bu mecliste, bu topraklarda ve bu devlette; “Millet ne derse” o hâkim, hakem ve hükümran olacaktır. “Hiçbir din veya onun şeriatına bu topraklarda uygulama imkânı vermeyeceğiz, çünkü biz Laikliğe iman ediyoruz..” dediler ve 100 yıldan fazladır ki bundan asla ödün vermediler.
Dolayısıyla 23 Nisan, bu topraklar halkı için bir milat ve bir kırılma tarihi oldu. Bu güne “Tarihi bir gün” diyerek sevinç duygularını çağrıştıran “Bayram” adını verdiler.
Selanikli, sarı saçlı mavi gözlü “kurucu liderin”, çocuklara armağan (!) ve ithaf ettiği ilk ve tek bayram, “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak her yıl coşkuyla kutlanmaktadır.
İşte böylelikle; “daha hayatın başlangıcında” yanlış bir yola, hem de kendilerini süratle “uçuruma doğru sürükleyen” çok çok bozuk bir yola girilmiş, İslam’ ın yok sayıldığı, dışlandığı, 28 Şubat misali zaman zaman da savaşıldığı yep yeni bir dönem 23 Nisan ile birlikte başlatılmış oldu.
Hâlbuki bu toprakların asli unsuru olan halk asırlardır Müslümandır. İsimlerinden cisimlerine, ibadetlerinden kıyafetlerine, ticaretlerinden ziraatlerine kadar hep “İslam ile içli dışlı” bir hayatları vardı ve siz bir 23 Nisan gecesi bunları tırpanladınız, köklerini kurutma yoluna koyuldunuz.
Üstüne üstlük tüm bunları 100 yıldır vahşice uygularken hep “Batılı kâfir dostlarınızla” işbirliği yaptınız. “Kılavuzu karga olanın…” misali onlar kılavuzunuz, akıl daneniz oldu. Tam bir “Emir & Komuta” zinciri içinde “Ne dediler, ne emrettiler” ise harfiyen yerine getirdiniz ve hala da getirmektesiniz.
Çok çok basit bir örnek vereyim:
27 Aralık 1949 yılında Türkiye ve ABD hükümetleri arasında “Eğitim Komisyonu Kurulması” hakkında bir anlaşma imzalandı.
Eğitim sistemini altüst eden, eğitimi ABD kültürünün hizmetine sunan bu anlaşma, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından imzalandı.
Üstelik 152,5 Milyon dolarlık Marshall yardımı karşılığında, İstanbul Sözleşmesi’nden çok çok daha tehlikeli olan “Fulbright Anlaşması” ile eğitim tamamen ABD‘ye teslim edildi. “Yepyeni, modern, tam Laik ve Batılı bir toplum” inşa etmek için ABD eğitimi ele geçirdi. Daha doğrusu şeytana tapan ABD’ ye teslim edildi yavrularımız.
Aradan o gün bu gün 75 koca yıl geçti. Bu küfür anlaşması el an yürürlükte..
Ne oldu 75 yılda?
ABD’ de ne varsa, fazlasıyla bizde de var.. Allah’a değil şeytana tapan çocuklar.. Kendi erkek ve kız kardeşinin ırzına geçen LBGT’ ci gençler..
Esrar, eroin ve alkol bağımlısı milyonlar.. Silahlı gaspten elde ettikleri paralarla villalarda yaşayan şerefsizler, hırsızlar.. Faizli kredi kartı kullanan on milyonlarca anne ve babalar..
Mini, şortlu, mini etekli, transparan göbekli, fahişe kılıklı dişiler.. Dişiden dişi görünümlü sözde erkekler.. Yaz yaz bitmez.
Bütün bunların üstüne üstlük, yep yeni bir dönem başlatıldı 01 Nisan 2026 tarihi itibariyle.. “- O nedir Bekir amca?”
“5G Dönemi..”
“- Ne alaka, kel alaka Bekir amca? Bu işlerle 5G’ nin ne işi, ne alakası var?”
O kadar çok alakası var ki güzel kardeşim.. Hele sabırla şu yazıyı bir sonuna kadar oku bakalım.
Sağır sultanın bile duyduğu, iki gözü ama olan körlerin bile gördüğü bir hakikat vardır. O da şudur:
21. Yüzyıl; fertlerin, ailelerin, toplumların ve devletlerin, adına teknoloji denilen “Manipülasyon Aracı” ile değişime tabi tutulduğu ve nice zaferler elde ettikleri bir “Dijital Yüzyıl” olarak hayatımızı devam ettirdiğimiz bir zaman dilimidir.
“Yeni Dünya Düzeni” diye yola revan olan “Şeytana tapan, onu Rab edinen” Küreselci sermaye sahipleri, bir teknolojik devrim dedikleri “İnternet” yoluyla, toplumların her bir ferdine, hatta “dağda tek başına davarlarını güden çobana kadar” ulaşmışlar ve onunla hemen iletişime geçmişlerdir.
Dünya halkları ve onların çocukları için anne babası haricinde ve anne babasından ona daha yakın yeni “üçüncü” bir “Mürebbiye” yani terbiye edici olmuştur artık internet..
İnternet üzerinden ulaştırılan yazılar, resimler artık cep telefonları ile yavrularımızın dimağlarına nakşedilmekte ve onlarda mefhumlar haline getirilmektedir.
Ben 1970’ li yıllarda lise okurken, dışarıdan gelen birileri “erkek öğrencilere” el altından “kuşe lüks kâğıda” hem de renkli olarak basılmış “porno” resimleri dağıtır, devlet Ankara, İstanbul vs. şehirlerdeki sinemalarda “seks filmleri” oynatılmasına izin verirdi. Niçin, niçin, niçin?
Bu ifsat üslupları “demode” oldu artık.. Şimdi 21. Yüzyılda “kız olsun erkek olsun” herkesin “istemediği kadar pornografi” elinin altında ve cep telefonunda değil mi?
Sadece pornografi mi? Ne kadar insanlık dışı, İslam dışı şey ararsan her şey internette var..
Aşık Veysel’ in; “Benim sadık yârim kara topraktır..” sözlerinin yerine yeni “Z kuşağı” dedikleri gençler; “Benim sadık yârim, canım, cananım, tek dostum, tek arkadaşım hatta gardaşım internet…” demeye başladılar ve bil fiil de öyle oldu.
Anne baba salonda çay içer, çekirdek çitler, TV seyrederken; kızı bir odada tik tokta, oğlu satanizm ve kedi kurban etme dizilerinde, en küçük velet, elinde tablet, robot ilahlarla haşır neşir..
Derkennnn 01 Nisan 2026 geldi..
Son iki yıldır sürekli reklamı yapılan, “hasretle beklenen sevgili” haline getirilen, alt ve üst donanımları hazırlanan “Vahşi 5G”, başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere 81 vilayette devreye alındı..
Alındı da ne oldu?
Ne olduğunu; Türkiye Cumhuriyeti devleti Ulaştırma Bakanı ve 5G hizmet sağlayıcısı firmalar, TV’ lerde uzun uzadıya anlattılar ve dediler ki; “İnternetteki her bir şeye erişim, artık eskisinin 10 katı hıza ulaştırıldı..”
Dedikleri doğru.. 10.000 km ötedeki kâfir ve katil ABD’ deki akrabanla “görüntülü görüşmek” istesen artık “rötar” yok, her şey; saniyeler değil saliseler içinde gerçekleşiyor. (Salise, 1 saniyenin 60’ta birine denir)
Hız farkını görüyor musunuz? Mesela ABD’ deki bir doktor, “Robot Cerrahi” ile kumanda ettiği ameliyat aletleri sayesinde Diyarbakır’ daki bir hastayı ameliyat ediyor. İşte 5G hızlı internet budur.
İnterneti bir bıçağa benzetecek olursak; doktor elinde “hayat kurtaran bir neşter bıçağı” olabiliyorken, Ataist, Deist, Satanist bir gencin elinde bir, bir cinayet aleti olarak kullanılıyor.
O zaman haklı olarak şu soruyu soruyoruz:
“Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” diyenler, üstüne üstlük bunu “23 Nisan Çocuk Bayramı” na dönüştürenler, “Dini, imanı, İslam’ı asla ve kat’a ferdin, ailenin, toplumun ve devletin sosyal hayatına katmayanlar, yasaklayanlar, buna tevessül edenleri dövenler, tutuklayanlar, senelerce hapsedenler, zulmedenler” bu Ataist, Deist ve Satanist gençlerin “Suç ortakları” olmuş olmuyorlar mı?
Keza özellikle duvarında “Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” yazan, birilerinin adına “Demokrasinin Mabedi, İbadet mekânı” dedikleri çatı altına vekil göndermek için halkı “Oy vermeye” davet eden “Yeniden Refah, Saadet, Hüda Par vs. partiler” de bunların “Suç ortakları” olmuş olmuyorlar mı?
Çünkü “dini tamamen hayattan ve siyasetten koparmak” dine yapılabilecek en büyük zulümdür ve İslam dininin asıl sahibi “Şanı yüce Allah’a meydan okumak” tır. Şu ayetlerin sizin indinizde hiçbir değeri yok mu ey oy isteyenler:
“(Ey Rasulüm) Sen yüzünü hanif olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir.” (Rum suresi 30)
Ne demiş Rabbimiz “sırtını değil yüzünü” bu dine çevir.. Bir diğer ayette:
“Ben dinimi (sosyal yaşantı sisteminizi) tamamladım ve din olarak (sosyal yaşantı sistemi olarak) sadece İslam’dan razıyım..” (Maide suresi 3)
En güzel ve örnek davetçi Resulullah (sas) dedi ki:
“Kadınlarla dört hasletleri için evlenilir: Malı için, Asaleti için, Güzelliği için ve Dini için. Sen dindar olanı tercih et, mesut olursun.” (İbni Mace, Nikâh 6)
Ne demiş efendimiz? “Sen dini için ve dini bütün olan ile evlenirsen ne olur, mutlu, mesut ve bahtiyar olursun..”
Muhterem kardeşlerim ve davetçi gençler
“Maraş katliamı, 23 Nisan ve 5G” derken konu bizi nereden aldı, nerelere getirdi değil mi?
“Bekir amca son bir soru daha sorabilir miyim?” Ne demek güzel kardeşim, bir değil istersen bin soru sor. Soru, ilmin anahtarıdır. “Alim ilme, toprak da suya doymaz..” demişler.
“Allah rızası için lütfen dertlerimize ilaç olacak bir cevap ver.. Yegâne doğru ve köklü çözüm nedir?”
Ne güzel bir soru.. Bu sorunun hakkı, ona en güzel, en doğru ve en ikna edici cevabı vermektir. Cevabım şudur yiğidim:
Ne zaman ki;
Topraklarımızda bir gün; Müslümanların istek, azim ve gayreti, şanı yüce Allah’ın da buna mukabil yardımı sonrasında, İslam Akidesinin amir bir hükmü ve gereği olarak, Allah’ın kitabı ve Rasulünün Sünnetini yeniden “Hâkim, hakem ve hükümran kılacak” bir İslam Devleti tekrar kurulur,
Tüm İslam dışı uygulamalara, katil ABD’ nin dostu, müttefiki ve yoldaşı emperyalist kâfirlerin Demokratik Laik düzenlerine, Allah’ın izni, yardımı ve bu İslam Devletimiz eliyle son verilir ise işte o gün, katil ABD’ nin “Fulbright Anlaşması” yırtılıp çöpe atılır, Allah ve Rasulünün razı olacağı yegâne “doğru ve köklü çözüme” ulaşılmış olur bi iznillah..
Dolayısıyla, sadece dünya hayatımızın kurtuluşu değil, asıl ve ebedi olan Ahiret hayatımızın kurtuluşu da, İslam hayatının yeniden başlamasını sağlayacak bu İslam Devletini tekrar kurmamıza bağlıdır ey Müslümanlar..
Bu nedenle haklı olarak diyoruz ki;
İSLAM ASLA DEVLETSİZ OLMAZ..
BİR DEVLET DE ASLA VE KAT’A
İSLAM’SIZ OLMAZ, OLMAZ, OLMAZ..
Ey Rabbim bizleri de bu salih amele memur eyle, bizlere Nusret ile İslami bir Devlet sahibi olmayı, bu Devletimizin ilan edeceği Cihad yoluyla İslam Risaletini tüm dünyaya hakim, hakem ve hükümran kılmayı nasip et Allah’ ım..
Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İslami Devlet’ te şehit olmayı nasip eyle.
Ey güzel insanlar ve Davetçi gençler
Bir gün bizler için de ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..
Bekir Yetginbal – 18 Nisan 2026
Tags: