Ey İran’ı Yönetenler Men Dakka Dukka..
Ey İran’ı Yönetenler Men Dakka Dukka..
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..
Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.
Muhterem Müslümanlar ve Davetçi gençler
Yıl 1978.. Kendisiyle yeni tanıştığım ve aslen “Çorum’ lu bir Alevi” olduğunu söyleyen kişi ile bir süre sohbet ettikten sonra bana dedi ki;
“- Arkadaş sana bir sorum olacak ama dürüstçe cevap vermeni istiyorum”
Ben de kendisine; “- Buyurun sorun inşaAllah dürüstçe cevap vereceğim..” dedim.
“- Alevi misin, Sünni mi?”
Kendisine dedim ki; “- Soruna, bir soru sorarak cevap vermek istiyorum.”
Dedi ki; “- Peki sor bakalım..”
“Hz. Muhammed (sas), Alevi mi idi, Sünni mi?”
Önce şaşırdı, sonra biraz düşündü ve dedi ki: “- Ne Alevi idi, ne de Sünni..”
Bunun üzerine tekrar sordum: “- Peki ne idi Hz. Muhammed (sas)?”
O cevap veremeyince ben kendisine dedim ki: “- Hz. Muhammed (sas) ne Alevi idi nede Sünni.. O bir Müslümandı, bir Mümin idi..” Kendisine bir soru daha sordum:
“- Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de de Alevilik ve Sünnilik diye bir kavram yok. Peki, nereden ve ne zaman çıktı bu ayırımlar?”
Yine cevap yok.. Evet, İslam’ın orijinal ıstılahlarında ve Asli kaynaklarında “olmayan” bu kavramlar, sonradan peyda olan “Çakma Kavramlar” dır.
Güzel insanlar
Bu örneği vermemdeki asıl maksadım, “Mezhepler meselesi” ve bunun türevi olan tüm kavramlara da bu çerçeveden yani Allah’ın Kitabı ve Resulünün (sas) Sünneti çerçevesinden bakmanızı, düşünmenizi ve araştırmanızı istememdir.
Tabi ki bunu söylerken, asla ve kat’a bir “Mezhep karşıtı” olduğum da düşünülmemeli. Söz konusu ettiğim şey; bu yazı, bir “Mezhep karşıtlığı ya da Taassupluğu” yapmak amacıyla kaleme alınmış bir yazı değildir.
Ama şurası da bir hakikattir ki; İran’ ın perde arkasındaki “Hakiki İktidarı” yani İran’ı yönetenleri, Kum kentindeki ve başkentindeki birçok Ayetullah’ı, hatta halkından nice “Şia inancını” benimseyenleri ile aramızda mukayese edilemeyecek kadar “İtikadi ve ameli” devasa farklar vardır.
Bu farklardan sadece bir tanesini ortaya koyup, asıl konuma girmek istiyorum.
Bu gün, İran yakın tarihinin “sembol ismi” ve yeni İran’ın kurucu lideri kabul edilen Ayetullah Humeyni, yazdığı Keşfu’l-Esrar isimli kitabında Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer hakkında ağır ithamlarda bulunmuştur.
Bu iki Halifenin bu konudaki kasıtlarına getirir ve bu ikisinin maksatlarının “ne pahasına olursa olsun Hilafeti elde etmek..” olduğunu ifade eder.
“Belki de birisi çıkıp şöyle diyecektir: Kur’an şayet açık bir şekilde imametten bahsetseydi Şeyhayn (Ebubekir ve Ömer) buna karşı bir tavır sergilemezlerdi. Hatta onlar karşı tavır sergileseler dahi insanlar onların bu tutumlarını kabulle karşılamazlardı.”
“Biz burada şimdi bu ikisinin Kur’an’ın açıkça zikrettiği şeylere muhalefet ettiklerine dair bir takım deliller zikretmeye kendimizi mecbur hissediyoruz” diyen-Humeyni başlar hiçbirisi hakikati yansıtmayan tezvirat yumağı bir yığın deliller(!) zikretmeye.
Her ne kadar, 1979 yılındaki Ayetullah Humeyni darbesiyle İran’da “Şahlık dönemine” son verilip, kâfir Batılıların “İslam boyalı ve İslam dışı yeni bir Cumhuriyeti” kurulmuş olsa da, Hz. Ömer (ra) döneminde (M. 634-644) fethedilen bu topraklar, hükmen bir “İslam toprağı” dır ve kıyamete kadar da “İslam toprağı” olarak kalacaktır.
Tıpkı Yunanistan, Bulgaristan, Azerbaycan, Ermenistan, Türkmenistan, Sırbistan vs. toprakları gibi..
Oralarda; “İslam dışı” Şahlık, Kraliyet hatta Demokratik Cumhuriyetlerin kurulmuş olması, oranın “İslami mülkiyet hakkını” asla iptal ettiremez.
Yani hâlihazırda bu topraklarda “Küfür anayasaları ve küfür kanunları” hâkim, hakem ve hükümran olsa da bu statü asla değişmeyecektir. Çünkü bu “Mülkiyet Statüsünü” nü bize bildiren ve veren, “Mülkün asıl sahibi” şanı yüce Allah’tır.
Buna bağlı olarak ta diyoruz ki, “İran topraklarına ve halkına yapılan bu alçakça saldırılar”, İslam’a ve Müslümanlara yapılan saldırılardır.
Mütecavizler için İran’ da yaşayan halkın “Akidesi, mezhebinin Şia/Şiilik olması hatta hangi kavimlerden oluştuğu” asla önemli değildir.
Onlar indinde muteber olan şey; bu toprakların ve üzerinde yaşayan halkların, yüzlerce yıldır İslam ile olan bağıdır ve bu halklar, “Saldırgan ehli küffar” indindi “Potansiyel suçlular” dır..
Toplu katliam ve yıkımlara maruz bıraktıkları “bu zavallı İran halkının çocukları, kadınları, yaşlıları Farisi mi, Arap mı, Kürt mü, Türk mü, Afgani mi, Beluci mi” hiç ayırım yapıyorlar mı?
28 Şubat 2026 da ABD – İsrail ittifakı saldırılarında, İran’ın Tebriz şehrinde sürmekte olduğu TIR kamyonuna isabet eden füze ile hayatını kaybeden ve 13 Mart 2026 Cuma günü defnedilen Hatay’ lı Türk şoför “Hüseyin Fırat” hafızalarımızdadır.
İşte bu nedenle ben bu yazımda, “itikatlar, mezhepler ve ırklar üstü” bir yaklaşımla, “özel ve farklı bir hususa” değinmek ve sizleri düşündürmek istiyorum.
Öncelikle yakın tarihimizin bir hakikatini bir kere daha hatırlayalım.
Şubat 1979 darbesi ile iktidara gelen Humeyni, hemen yeni bir “İran Anayasası” hazırlattı. Her ulus devlette olduğu gibi bu Anayasanın “Milliyetçi ve Mezhepçi” bir anayasa olmasına büyük özen gösterdi.
Sözde İslami bir devrim diye yola revan olan Humeyni, Devlet adına İslam değil “İran” dedi. Cumhuriyeti ve Cumhurbaşkanı olan yeni düzende “Cumhurbaşkanı mutlaka İran’lı olacak” dedi. Arapça’ yı değil Farsça’yı resmi devlet dili olarak benimsedi.
Üstüne üstlük, Anayasanın 12. Maddesinde şu ifade vardır:
“İran’ın resmi dini İslam ve “Caferi-i İsna-aşeri (On İki İmamcılık)” mezhebidir ve bu madde sonsuza değin değiştirilemez.”
Ehli Şia’ daki “İmamet İnancı” na göre; “On iki imamın asla hata yapmayacaklarına (masum) olduklarına ve onların ilahi bir emirle/vahiyle atandığına inanılır.
Devrim sonrası yeni İran Devleti, bu inanç sisteminin sadece “kendi halkına özgü” bir şey olarak kalmayıp, tüm dünyaya yayma yoluna koyuldu ve bu işe öncelikle “komşu ülkelerden” başladı.
Siyasi bir terminoloji olarak da buna “Şii Hilali” dedi İran’ lı yöneticiler. Öncelikle Irak’ ta, Suriye’ de, Lübnan’ da, Kuveyt, Bahreyn, Yemen ve Umman’da bu “Hilalin” süratle vücut bulması için çok çok çalıştı, milyarlarca dolar harcadı ve bu coğrafyalarda kendisine “vekil güçler” edindi.
Bu vekil güçler eliyle, gittiği ülkelerde kendilerini “Sünni” olarak tanımlayan Müslümanlara çok sert ve çok vahşi müdahalelerde bulundu.
Mesela İran’ lı yöneticiler ve Şiiler, katil ABD’nin, Saddam Hüseyin rejimini 20 Mart 2003 tarihinde başlayan “Irak Savaşı” süreci boyunca ABD askerlerine çok büyük destekler vererek, 9 Nisan 2003’te Saddam yönetiminin “fiilen sona erdirmesini” sağladılar, 13 Aralık 2003′ te yakalanan Saddam Hüseyin, 2006′ da da idam edildi.
Irak’ta 1 Milyon Müslümanın katili ABD, bu çok büyük destekleri için Irak Devlet yönetimini, İran’ lı yönetici ve Şii milislere teslim etti.
Irak’ tan topladığı binlerce sünni Müslümanı “Askerî Hapishane” olarak kullanılmakta olan, Küba’daki “Guantanamo Körfezi” ndeki askeri üssüne götürdü, onları yıllarca hapis yatırdı. Bu mahkumlar içinde “bir tane bile” Şii yoktu.
Keza İran’ lı yöneticiler ve Şiiler, 15 Mart 2011 tarihinde Suriye’ de katil Beşar Esad’a karşı başlatılan ve tam 13 yıl süren protesto gösterileri ve olaylar boyunca, kendisi de bir Nuseyri olan Beşar Esad’ ı korumak, iktidarını ayakta tutmak için, “Esad’ın askerleri, Nuseyriler, Haşdi Şabi ve Lübnan’ daki Hizbullah milisleri, Şebbihalar” ile beraber, “bunlar da o Ebu Bekir ve Ömer’i çok seven kâfirlerdendir..” diyerek “yüzbinlerce Müslümanı” katlettiler.
Bu toplu katliamların iki “Ekip Başı” vardı: katil Kasım Süleymani ve İran’ ın Lübnan’ daki partisi/milis gücü Hizbullah lideri katil Hasan Nasrallah..
Katil Esad’a silah, mühimmat, asker, savaş uçağı ve bol paralar veren İran’ lı yöneticiler, Helikopterlerden atılan “Varil Bombaları” ile binlerce yavruyu katleden Esad ve onun Şii milisleri “hiç mi hiç” bir gün gelir “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner” demediler.
Derken hesap döndü.. Katil İsrail, Lübnan’ da “Çağrı cihazlarını patlatarak” birçok Şii milisi, arkasından da Hasan Nasrallah’ı öldürdü. ABD ise Irak’ ta Kasım Süleymani’ yi uçak bombardımanı ile ortadan kaldırdı.
Haziran 2025 ve “ABD ve İsrail’ in 12 gün Saldırıları” , İran’ lı yöneticiler “Toplu olarak öldürüldüğü” bir süreç oldu.
28 Şubat 2026 da bir kere daha “Keser döndü sap döndü ve hesap döndü..”
İran’ lı yöneticiler ve Şiilerin, “Irak’ ta kendisi için canlarını feda ettikleri katil ABD”, bu sefer İran’ da kendilerine “darbe üstüne darbeler” indirmeye başladı.
Yanına aldığı ya da yanına gittiği küçük “fino köpeği İsrail” ile katil ABD, İran’ı yaktı, yıktı, acımadan, merhamet göstermeden, gözyaşlarına bakmadan ezdi de ezdi.
En başta 36 yıldır Humeyni sonrası, en üst dini merci olarak atanan Ayetullah Ali Hamaney, ABD ve İsrail bombardımanlarında hayatını kaybetti. Beraberinde 50’ ye yakın İran’ lı yönetici de ortadan kaldırıldı.
“Etme Bulma Dünyası” atasözü misali İran’ lı yöneticiler ve Şiiler, Irak ve Suriye’ de onlarca yıldır ettikleri nice kötülüklerin, zulüm, vahşet ve katliamların, “önünde sonunda” bir miktar karşılığını buldular. Ahiret azabı ise cabası..
Arap kültürüne ait olan ama bizde de zaman zaman çok kullanılan bir “Darb-ı Mesel” vardır.
“- Ne demektir ‘Darb-ı Mesel’ Bekir amca?”
Atalarımızdan günümüze ulaşan, tecrübelere dayalı, öğüt verici ve anonim mahiyetteki özlü sözlere ‘Darb-ı Mesel’ denilir.
Yazımızın da başlığını oluşturan o özlü söz şudur: “Men dakka dukka” (من دقَّ دقَّ).
Bu söz aslen Arapça kökenli olup “Eden bulur” veya “Kapı çalanın kapısı çalınır” anlamına gelen meşhur bir atasözüdür.
“İyilik yapanın iyilik, kötülük yapanın kötülük bulacağını ve insanların eylemlerinin sonuçlarına katlanacağını” ifade eder. Türkçe’ de çok kullanılan, “Çalma kapımı çalarlar kapını” sözüyle adeta eş anlamlıdır.
“Men” (Kim), “Dakka” (vurdu/kapı çaldı), “Dukka” (vuruldu/kapı çalındı).
Kardeşlerim bu Darb-ı Mesel; genellikle ‘Bir haksızlığa uğranıldığında’ veya ‘Ne ekersen onu biçersin’ bağlamında, özellikle de “İlahi adaletin er ya da geç ama bir gün mutlaka tecelli edeceğini” vurgulamak için kullanılır.
Hayatımızın her anı ve her safhasında bizlere “mükemmel bir bakış açısı” kazandıran yüce kitabımız Kur’ an da Rabbimiz dedi ki:
وَكَذَٰلِكَ نُوَلِّي بَعْضَ الظَّالِمِينَ بَعْضًا بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
“İşte biz, kazandıkları/işlemiş oldukları günahlar sebebiyle zalimlerin bir kısmını, diğer bir kısmına böyle musallat ederiz.” (En’am Suresi 129)
Bu ayet ile ilgili İmam Kurtubi dedi ki:
“Bu ayet, zalime karşı bir tehdidi ifade eder. Eğer o zulmünden vazgeçmezse, Allah onun başına başka bir zalimi musallat kılar…”
Okuduğum bir başka tefsirde şu ifadeler var:
“Şeytanlar ve onların aldattığı insanlar, işledikleri günahlar bakımından birbirlerinin dostu olurlar. Zira karakterleri, sıfatları ve yaptıkları işleri birbirine benzeyenler, ortak yanları bulunanlar birbirleriyle kaynaşır, ülfet ederler.
Müminler, güzel insanlar ise birbirlerinin dostu olduğu gibi, kâfirler, zalimler ve günahkârlar da birbirlerinin dostu olurlar. Müminler iyi ruhlarla ünsiyet tesis ederken, günahkârlar da kötü ruhlarla, şeytanlarla ülfet ederler.
Zalimlerin bu dostluğu, dünyada olduğu gibi, önceki mahşerde de cehennemde devam eder. Dünyada zulüm, haksızlık ve cinayetlerde suç ortaklığı yapan bu zalimler, ahirette de cezalarını ortaklaşa çekerler…”
Muhterem kardeşlerim ve Davetçi gençler
Daha düne kadar katil ABD ile birçok alanda (Afganistan ve Irak örneklerinde olduğu gibi) işbirliği yapan, onun zulüm ve katliamlarına çanak tutan İran’ lı yöneticiler ve Şiiler ile “Kankaları ABD” arası sıcak ilişkiler, “neden” özellikle 26 Mart 2021 tarihindeki İran ile Çin arasında gelecek “25 yıl içerisinde İran’a 400 milyar dolar yatırım yapma anlaşması” sonrasında süratle bozulmaya başladı hiç düşündünüz mü?
Cevabını hemen vereyim:
Dünyadaki bir çok ülke ve devlet gibi İran’daki “Hakiki İktidar” sahibi yöneticiler, “Çin artı İngiltere” yani bir diğer ifade ile “Çingiltere” nin büyük bir hızla “Süper Devlet” olmaya doğru gittiğini, ABD’ nin ise süratle “yıkılma ve parçalanma” arifesinde olduğunu gördüler ve kendilerince hemen “Güçlü olanın” yani Çingiltere’ nin yanında saf tutmaya başladılar.
Bu duruma çok çok öfkelenen ve “Çingiltere’ nin önünü kesmek isteyen” katil ABD, dünyanın birçok yerinde, “Çingiltere aleyhinde” operasyonlara başladığı gibi, eski müttefiki İran’ a da tekme tokat daldı.
Panama’ da, Grönland’ da, Venezüella’ da vs. gibi yerlerde de ortalığı toz duman etmek ve süratle ABD menfaatlerini gerçekleştirmek istedi. İşte bunun en son örneği, İran bombardımanı oldu. Şimdi, İran sonrası sırada Brezilya vs. devletler var.
Aslıda İran, sırtını katil Çingiltere’ ye dayamakla da bir çözüme ulaşamayacak, yine gün gelecek “Şamar oğlanı” olmaya devam edecektir.
Her şeye rağmen İran’ lı yöneticiler, bu seferde “Çingiltere’ den alacağı ekonomik, siyasi ve askeri desteklerle o kafasındaki “Şii Hilali” projesine kaldığı yerden “tam gaz” devam edecek görünüyor.
Çünkü gafil “İran yöneticileri ve Şiiler”, bu gidişatlarıyla birilerinin elindeki “Beysbol Sopası” olmaya ve “Gönüllü Fedailik” yapmaya teşni bir aktördür.
Yıllarca, “Ehli küffar” ile değil Osmanlı ile uğraşan, “Tebriz” şehrini “16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar” en az 4-5 kez doğrudan işgal edip Osmanlıdan geri alan, sonra Osmanlı ordusunun geldiğini görünce bırakıp kaçan bu insanlar, “Kur’an’ da anlatılan İslam’a” dönmedikçe asla iflah olmayacaklardır.
Hz. Ömer (ra) döneminde (M. 634-644) fethedilen bu topraklarda o zamanlar “Şiilik” diye bir şey yoktu.
Rasulullah (sas) efendimizin; “Selman bizden, Ehl-i beyt’tendir..” övgüsüne mazhar olan, kendisini “Ben Selman İbnu’l-İslâm /Ben İslam’ın çocuğu Selman’ım..” diye tanıtan bu güzide sahabenin bu günkü torunları olan İran halkına, Şiilik Mısır’ da bulunan “Fatimiler” den gelmiştir.
İşin garip tarafı ise bugün Mısır’ da, “Şiilik ve Şiiler” hemen hemen yok denecek kadar azdır. 50-60 bin kişi civarında oldukları söyleniliyor.
Desem ki; “Bir gün gelecek İran halkında Şiilik diye bir şey kalmayacak..” Sanırım buna kolay kolay kimse inanmaz.
Ama öylesine güçlü bir hakikat vardır ki, O hakikat İran halkı üzerine dört dörtlük tatbik edilirse, ne Şiilik kalır ne de Farisicilik hastalığı yani İran milliyetçiliği kalır bi iznillah.
“- Peki, söz konusu ettiğin O güçlü hakikat nedir Bekir amca?”
O güçlü hakikat; arz üzerinde bir yerde, Allah’ın kitabı Kur’an’ın ve Rasul (sas)’ in sünnetinin en az “Hulefai Raşidin dönemindeki gibi” İslami bir Devlet eliyle tatbik edilmesidir.
Bir gün inşaAllah İslam Devleti tekrar kurulur, hem eğitim siyasetinde “Resmi dil” olarak Arapça’ yı benimsemesi, ilköğretimde 5 yıl “Sadece Fasih Arapça öğretmesi” ve Kur’an’ ın tamamını idrak ettirip ezberletmesi” yavrularımızı şanlı tarihimizde olduğu gibi “Örnek şahsiyetler” haline getirecektir.
“İslam Şahsiyeti” nin daha ilköğretimde, “erkek ve kız çocuklarında” vücut bulması sonrasında, Onlar orta ve yüksek öğretimde ister mühendislik okusunlar, isterlerse tıp okusunlar..
Bu şuur, idrak ve teslimiyet içindeki “İslam Şahsiyeti sahibi” yavrularımız, hiçbir “sapık” düşünceye, inanca ve dünya görüşüne “eyvallah..” demeyecektir.
Asla ve kat’a; “İslam dışı” olan Komünizmi, Kapitalizmi, Ataizmi, Deizmi, Cemalizmi, Demokrasiyi, Laikliği, Kraliyet ve Cumhuriyeti benimsemeyeceklerdir.
Çünkü “siyasi bir akide” olan İslam akidesinin temel kaynağı ve kendisi de “siyasi bir kitap” olan Kur’an, bu “Sapık fikir ve akideleri” parça parça eden muhteşem bir cevherdir.
Aynı; temeli mükemmel bir şekilde atılmış bir cami minaresinin, yüzlerce yıl “bir elif gibi” dimdik ayakta durması misali, bir gün gelecek bu “en hayırlı ümmet ve onların devleti”, asırlarca tüm dünyanın en güçlü Devleti bi iznillah bu “İslam Devleti” olacaktır..
Bu nedenle haklı olarak diyoruz ki;
İSLAM ASLA DEVLETSİZ OLMAZ..
BİR DEVLET DE ASLA VE KAT’A
İSLAM’SIZ OLMAZ, OLMAZ, OLMAZ..
Ey Rabbim bizleri de bu salih amele memur eyle, bizlere Nusret ile İslami bir Devlet sahibi olmayı, bu Devletimizin ilan edeceği Cihad yoluyla İslam Risaletini tüm dünyaya hakim, hakem ve hükümran kılmayı nasip et Allah’ ım..
Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İslami Devlet’ te şehit olmayı nasip eyle.
Ey güzel insanlar ve Davetçi gençler
Bir gün bizler için de ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..
Bekir Yetginbal – 11 Nisan 2026
Tags: