Kuruluşunun 25. Yılında Ak Parti Bize ne Kazandırdı ne Kaybettirdi?
Kuruluşunun 25. Yılında Ak Parti Bize ne Kazandırdı ne Kaybettirdi?
Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.
Tarih: 14 Ağustos 2001
Recep Tayyip Erdoğan ve yol arkadaşları bu tarihte Türkiye Cumhuriyeti Devleti, İçişleri Bakanlığına, adını “Adalet ve Kalkınma Partisi” koydukları, Parti tüzüğüne göre resmi kısaltması “AK PARTİ” olan, Demokratik, Laik, Kapitalist, Liberal bir “Siyasi Parti” kurmak için başvuru yaptılar, gerekli izni aldılar ve partilerini kurdular.
Özellikle izin aldılar dedim, çünkü “Devletin izin vermediği hiçbir kimse, hiçbir kitle kendi başına pat diye parti kuramaz.” Aynı “Devletin izin vermediği hiçbir kimsenin ‘milletvekili adayı bile’ olamayacağı gibi..”
Bu gün tarih 16 Ağustos 2026.. Ak Parti, kuruluşunun 25 yılını 100.000’ den fazla kişinin katıldığı çok büyük bir etkinlikle kutladı.
Ben de oturup kendi kendime dedim ki; “Kuruluşunun 25. yılında Ak Parti bize ne kazandırdı ne kaybettirdi?”
Bu sorunun cevabı aşağıdaki satırlardır.
Ama cevaba başlamadan önce kısa bir hatırlatma yapayım, unuttuklarımızı bir kere daha dile getireyim istedim.
İnsan, hayat ve şu koskoca kâinat.. Bu 3 mahlûkun elbette ki öncesi var. Yani bu 3 mahlûk, kendi kendilerine var olmadılar. Bunların öncesi; bunları “hâlk eden” yani “yoktan var eden” bir güç bir irade var. İşte o; Allah (cc)’ tır.
Yaratıcı yani Rabbimiz onlara; “Ben sizi yarattım, şimdi gidin ne haliniz varsa görün..” diye bu mahlûkları kendi hallerine bırakmadı. Her üçü içinde, nizamlar, düzenler, kanunlar koydu. Hepsi de bu nizam ve kanunlar dâhilinde binlerce asırdır yaşayıp gidiyorlar.
Önce şu ayetleri bir kere daha hatırlayalım:
“Sizi güçsüz bir halde yaratan, güçsüzlükten sonra size kuvvet veren, kuvvetli döneminizden sonra sizi tekrar güçsüz ve saçı başı ağarmış ihtiyar hâline getiren Allah’tır. O, dilediğini yaratır. Çünkü O, her şeyi hakkıyla bilen ve her şeye gücü yetendir.” (Rum suresi 54)
“Biz ona doğru yolu da eğri yolu da gösterdik. Artık isterse şükreder, doğru yolda gider; isterse nankörlük edip eğri yollara sapar.” (İnsan suresi 3)
“Biz ona (hayır ve şer) iki yolu da gösterdik.” (Beled suresi 10)
“Ben cinleri ve insanları ancak beni tanıyıp bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât suresi 56)
“Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır yapmışsa, onu (karşılığını) görür. Kim de zerre ağırlığınca bir şer işlemişse, onu (karşılığını) görür.” (Zilzal suresi 7-8)
“Yoksa günahları pervasızca işleyenler, elimizden kaçıp kurtulabileceklerini mi sandılar? Ne de fenâ hükmediyorlar.” (Ankebut suresi 4)
Bu ayetler ve benzeri daha nice ayetler bize; insan, hayat ve kâinatı kimin yarattığını, akıl nimeti verdiğini ve “Hayır – Şer” iki yol gösterdiğini, niçin yaratıldıklarını / kulluk için, zerre kadar da olsa hayır ve şer amellerin mutlaka dünyada da ahirette de karşılığının görüleceği beyan ediyor değil mi kardeşlerim?
Dolayısıyla diyebiliriz ki; “Dünya, adeta ahiretin tarlasıdır. Burada ne ekersek, hayır ya da şer ne yaparsak, ahirette mutlaka ama mutlaka karşılığına ulaşacağız..”
Rabbimizin razı olacağı salih amelleri işleyenlere cennet, Rabbimizin nefret ettiği amelleri işleyenlere ise cehennem ve onun şiddetli azabı verilecektir.
O zaman şu basit soruyu soralım:
“Rabbimizin razı olacağı salih ameller, hayırlı ameller nelerdir, nefret ettiği ameller yani salih olmayan ameller, şer olan ameller nelerdir?”
Detaylara girmeden az ve öz olan bir cevap verelim: “Kur’an ve Sünnete uyan ameller hayırdır, Kur’an ve Sünnete zıt olan, bunları reddeden, ya da hayata, siyasete ve devlete karıştırmayan ameller ise şer’ dir..”
Birincisi bize dünya ve ahiret saadeti ve dahi cenneti kazandırırken, ikicisi yani Kur’an ve Sünnete zıt her bir şey ise bize Allah korusun cehennemi kazandıracaktır.
Sanırım bu tadımlık hatırlatma yetti de artı bile kardeşlerim. Şimdi tekrar ana konumuza dönelim.
25 yıllık Ak Parti dönemi ve “Devlet yönetimi” hakkındaki düşüncemi belirtmeden önce “şu hakikatin” de bir kere daha hatırlatılması zarurettir:
“Türkiye’deki devlet vakıasına kuşbakışı bir bakışla baktığımızda tüm çıplaklığı ile görülen şey, Türkiye’de 2 iktidar vardır:
A: Hakiki iktidar: “Devlet aklı ve devlet iradesi” diye tanımladığımız ama herkesin görüp hissedemediği bir iradedir.
B: Geçici iktidar: Başbakandır, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar kurulu üyeleri, Meclis ve Anayasa mahkemesidir.
Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulduğu 1923 yılından bu güne kimin Başbakan, Bakan ya da Cumhurbaşkanı olacağına hep “Hakiki iktidar” karar vermiştir.
Hakiki iktidarın onaylamadığı yani icazet vermediği herhangi bir şahıs, asla milletvekili olamaz, asla parti kuramaz, seçimlere katılamaz.. İstenilirse anında partisi kapatılır ya da “Yüksek Seçim Kurulu” marifetiyle önü kesilir.
Türkiye’ deki Hakiki iktidar, ta 1923’ lerden itibaren “Tamamen Laik bir devlet” olma akidesini benimsemiş, devlet Anayasasının en başına 2. ve 4. Maddelere şunları yazmıştır:
Madde 2: Cumhuriyetin Nitelikleri:
“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”
Madde 4: Değiştirilemeyecek Hükümler:
“Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri asla değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez.”
Bu ön bilgiler ışığında 25. Yaş gününü kutlamış olan Ak Parti’ nin bunca yıldır uyguladığı şeylere şöyle kısaca baktığımızda, Türkiye’ nin Hakiki iktidarı ve halk, genel olarak hal ve gidişattan memnun olmuşlardır.
Özellikle Hakiki iktidar öyle memnun olmuştur ki, 40 yıl arasa bulamayacağı Recep Tayyip Erdoğan gibi disiplinli, iş bilen, pratik iş bitiren bir liderle tanışmış ve ondan çok çok razı olmuştur.
Basit bir örnek verelim: Eski devlet adamlarının 18 yılda bitiremediği “Bolu dağı Tünel geçişi” projesini Erdoğan bir iki sene içinde tamamlatmış ve hizmete açmıştır.
İster Başbakan olarak, isterse Cumhurbaşkanı olarak Erdoğan, 100 yıllık Cumhuriyet tarihinde, 80 yılda yapılanların adeta 100 katı işleri 20 yılda büyük bir süratle yaptırmış ve Hakiki iktidarın büyük övgüsüne mazhar olmuştur.
Bu becerikli ve iş bitirici lider, bu nedenle uzun yıllar halkın da destek ve muhabbetini görmüştür.
25. kuruluş yıl dönümü törenlerindeki yaptığı konuşmada Erdoğan’ ın dile getirdiği işler ve icraatlara burada ben tekrar değinmek istemiyorum ama bir şeyin de açıkça bilinmesi lazım diyorum.
Osmanlı İslam Devletini yıkan Küresel Sermaye sahiplerinin amiral gemisi katil İngiltere, yeni rejim ve devlet düzeni kurulurken, dönemin devlet adamlarından “Akla hayale gelebilecek her konuda iş birliği içerisinde olunacağı” sözünü almış ve bundan sonra onları yani Türkiye’ yi “Resmen” devlet olarak tanımıştır.
Bu cümleden olmak üzere, Demokratik, tam laik, tam kapitalist, küresel sermayeye her konuda sonuna kadar açık bir nizam, Anayasa ve kanunlar benimsenmiş, Hilafet kaldırılmış aynı gün Diyanet kurulmuş, Fransa, İtalya, İngiltere, İsviçre vs. den yüzlerce kanun ithalatı yapılmış, İslam nizamı ise ülke sınırları dışına kovulmuştur.
Nitekim geride kalan 100 yıl içinde, bu topraklara yüzlerce Küresel sermaye şirketi çöreklenmiş, iğneden ipliğe her şeyin sahibi olmuşlardır. Adeta hiçbir marka yoktur ki onların olmasın ya da onlar onun ortağı olmasın.
En basiti “Otomotiv sektörü” ve oradaki hemen hemen tüm markalar kimindir? Elbette ki Küresel sermaye sahipleri ya da onlarla işbirliği yapan yerli ve milli (!) ortaklarının..
Finans merkezleri, büyük bankalar, borsadaki hisseler kimindir? Elbette ki Küresel sermaye sahipleri ya da onlarla işbirliği yapan yerli ve milli (!) ortaklarının..
Zarar ediyorlar gerekçesiyle “özelleştirme kanunu” çerçevesinde yüzlerce kamu mülkiyetindeki fabrikalar, sanayi tesisleri, madenler özelleştirilmiştir. Bunları kim almıştır ve şu an kimindir? Elbette ki Küresel sermaye sahipleri ya da onlarla işbirliği yapan yerli ve milli (!) ortaklarının..
Gelelim Ak Parti’ li yıllara..
Resmi devlet kayıtlarına baktığımızda ise 25 yıllık Ak Parti devlet yönetiminde, Küresel sermayeye tanınan ayrıcalıkların ve buna binaen yapılan yabancı sermaye yatırımlarında büyük patlamaların olduğunu görüyoruz.
Bunun en son örneği, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Küresel Sermayeye seslenerek söylediği şu sözlerdir:
“Eğer bölgesel merkezinizi İstanbul Finans Merkezine taşırsanız size tam 20 yıl boyunca kurumlar vergisi istisnası sağlayacağız. Bir şirket; İstanbul Finans Merkezinde yerleşik ise, transit ticaret tamamen vergisiz olacak. Yani yüzde 100 vergi istisnası olacaktır. İstanbul Finans Merkezi dışında ise yüzde 95 vergi istisnası uygulayacağız..” (Kaynak: AA – 27.04.2026)
Daha bundan 4 yıl öncesine kadar asgari ücretliden bile “gelir vergisi” alan Ak Parti yönetimindeki devlet, dünyanın en zengin şirketlerine yani Küresel sermaye sahiplerine diyor ki: “20 yıl senden vergi almayacağım..”
Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkün..
Değerli kardeşlerim
25 yıl az bir zaman değildir. Bu zaman diliminde devlet yani Hakiki iktidar, esasi konularda “Ak Parti’nin Kur’an ve Sünnete dayalı bir devlet mekanizması kurmasına” asla izin vermemiştir ki, onlarında böyle bir hedefleri yoktu.
Ama kamusal alanda “başörtüsü serbestliğine, imam hatip okullarına uygulana katsayı engelinin kaldırılmasına, Diyanet camiasındaki, imam, müezzin, Kur’an kursu hocası vs. personelin maaş ve sosyal haklarında yüzde yüz artışlı düzenlemelere, Taksim’e cami yapılmasına, Ayasofya camiinin tekrar ibadete açılmasına” izin vermiş ve Ak Parti de bu izinleri hemen uygulamıştır.
Sadece Ak Parti değil, iktidara gelmesine izin vereceği Saadet Partisi, Hüda Par, Yeniden Refah Partisi, İyi Parti, Anahtar Parti vs. de olsa hiçbir Demokratik Parti, İslam anayasa ve kanunlarını tatbik etmeye asla cüret dahi edemez.
Ederse anında kapatılır ve yöneticileri kodese girer. Dolayısıyla Demokratik bir Parti olarak Ak Parti, bu uzun iktidar döneminde zerre kadar da olsa İslam kanunlarından birini bile uygulamamıştır.
Bu durum hem onlar için, hem de hükmettikleri toplum için “büyük bir şer, bir hüsran ve çok büyük bir dünya kaybıdır.”
Sadece dünya kaybı mıdır?
Elbette ki, beraberinden ahiret kaybı ve hüsranı da vardır. Çünkü 25 yılda Rabbimizin asla ve kat’a razı olmadığı İslam kanunlarına zıt işler ve icraatlar yapılmıştır ve hala da yapılmaktadır.
Evet, 25 yılda halkın refah seviyesi, yaşam koşullarının iyileştirilmesi, sağlıkta dünya standartlarının adeta üstünde bir seviye gelinmesi söz konusu olmuştur ama bunlar Allah’ın kanunları “temel edinilerek” yapılmamıştır.
Bir baba elbet ailesinin nafakasından sorumludur. Evinin, eşinin, çocuklarının ihtiyaçlarını, çalışarak kazanacağı para ile giderecektir.
Alın teri dökerek ve Allah’ın “helal kıldığı işlerde” çalışarak bu ihtiyaçları giderebileceği gibi, kumarda kazanacağı korkunç paralarla da bu ihtiyaçları giderebilir.
Allah’ın helal kıldığı işlerde çalışması ona hem dünyayı hem de ahireti kazandırırken, Allah’ın haram kıldığı kumar, tamam dünyalıklar kazandırabilir ama ahiretini tamamen kaybettirir değil mi güzel insanlar? Bir devletin anayasa ve kanunları da bu örnekte olduğu gibidir.
Şu ayetleri bir kere daha hatırlayalım:
“Bugün sizin dininizi / hayat nizamınızı kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak / hayat nizamı olarak İslam’ı seçtim.” (Maide suresi 3)
“Binasını Allah korkusu ve Allah rızasına uygun olarak yapan kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını dibi sel sularıyla oyulmuş ve her an çökmeye hazır bir uçurumun kenarına kurup, onunla beraber kendisi de cehennem ateşine yuvarlanacak kimse mi?” (Tevbe suresi 109)
Rabbimizin seçtiği ve razı olduğu hayat nizamı; İslam nizamı, anayasası ve kanunlarıdır ve yine Rabbimizin razı olduğu devlet binası ise İslam ahkâmına göre kurulmuş devlet binasıdır.
İşte bunlara istinaden şunu sürekli vurguluyorum kardeşlerim:
Ne zaman ki,
Müslümanların istek, azim ve gayreti, şanı yüce Allah’ın da buna mukabil yardımı sonrasında, İslam Akidesinin amir bir hükmü ve gereği olarak, Allah’ın kitabı ve Rasulünün Sünnetini topraklarımızda bir gün yeniden “Hâkim, hakem ve hükümran kılacak” bir İslam Devleti tekrar kurulur,
Tüm İslam dışı uygulamalara, emperyalist kâfirlerin bir pislik ve bir bataklık olan Demokratik Laik düzenlerine Allah’ın izni ve yardımıyla son verilir ise işte o gün, Allah ve Rasulünün razı olacağı yegâne “Doğru ve Köklü çözüme” ulaşılmış, İslam dışı tüm anlaşmalardan, icraatlardan ve siyasetlerden kurtulmuş oluruz kardeşlerim.
Son olarak diyeceğim şudur:
25 yıllık dönemde Türkiye toplumu ve devlet “Dünyevi olarak” gerçekten çok çok şeyler kazandı ve hala da kazanmakta.. Peki ya “Uhrevi olarak, ahiretimiz olarak” neler kazandık neler kaybettik?
Sanırım sizler de benim dediğim gibi “kaybettik, kaybettik, Uhrevi anlamda hüsrandayız..” diyorsunuz. Acı ama gerçek olan da budur.
Şanı yüce Allah (cc), bizlere tekrar ahiretimizi de kazandıracak İslami bir Devlet kurma konusunda yardım etsin ve işlerimizi kolaylaştırsın.
“Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İslami Devlet’ te şehit olmayı nasip eyle..”
Ey güzel insanlar ve ey Davetçi gençler
Bir gün ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..
Bekir Yetginbal – 16 Ağustos 2026
Tags: