Amedspor Şampiyon Olsa Ne Olur, Olmasa Ne Olur..

Amedspor Şampiyon Olsa Ne Olur, Olmasa Ne Olur..

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..

Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.

Muhterem akide kardeşlerim

Gelin önce aşağıdaki şu kısa haberi bir okuyalım, arkasından da niçin “bu haber çerçevesinde bir makale” kaleme aldığımızı ortaya koyalım inşaAllah.

HABER ŞU:

Diyarbakır’ daki Amed Sportif Faaliyetler Kulübü Başkanı Nahit Eren, Şehmus Özer Tesisleri’nde düzenlediği basın toplantısında kulübün gündemine dair önemli veriler paylaştı.

Eren‘in açıklamalarına göre, takımın Süper Lig hedefleri doğrultusunda hem bilet taleplerinde hem de transfer süreçlerinde olağanüstü bir hareketlilik yaşanıyor.

Özellikle Amed Sportif Faaliyetler ile Beşiktaş arasında oynanacak karşılaşma öncesinde Passolig sisteminde eşine az rastlanır bir yoğunluk gözlemlendi. Bilet satışlarının açılmasının ardından ilk 10 dakika içerisinde “Tam 122 bin kişi bilet” almak için sisteme giriş yaptı.

Başkan Eren, mevcut stadın 30 bin kişilik kapasiteye sahip olduğunu hatırlatarak bu devasa talebi karşılamanın fiziksel olarak mümkün olmadığını belirtti. (Kaynak: İnternet Haber Siteleri-22 Eylül 2026)

Güzel kardeşlerim

Bu haber çerçevesinde düşüncelerimi ortaya koyma arzumu tetikleyen; haber içinde geçen “İlk 10 dakika içerisinde Tam 122 bin kişinin bilet almak için sisteme giriş yapmış olması ve Diyarbakır stadının da en fazla 30 bin kişilik kapasiteye sahip olması..” hususlarıdır.

Bende şimdi haklı olarak özelde Diyarbakır’ lı gençlere, genelde ise Diyarbakır’ lı Müslüman halka soruyorum:

“Arkadaşlar, güzel insanlar, canım kardeşlerim ne oldu size? Nedir bu futbol sevdası? Bu ‘Futbolkolik Hastalığı’ nı size kimler bulaştırdı da 10 dakikada 122.000 kişi yıldırım hızı ile adeta köşe kapmaca yarışına girdiniz? Bu gidişatın sizleri nereye doğru sürüklediğiniz farkında mısınız?”

Biliyorum, hiç biriniz bana buradan bir cevap göndermeyeceksiniz.

Ama ben, sizleri “Şelaleye doğru süratle yüzdüren, bireysel ya da toplumsal hüsranınıza vesile olabilecek olan ardınızdaki bu itici rüzgârın” ne olduğunu çok çok iyi biliyorum elhamdülillah.

Bu yazımın amacı da; işte “bu rüzgârı deşifre etmek ve sizlerin delice akan suyla birlikte şelaleden aşağıya uçup helak olmanızı engellemeye çalışmak” tır. Umulur ki güzel bir hayra vesile olmuş olurum inşaAllah.

Unutmamak gerekir ki; dünya artık yüzyıllar öncesindeki halinden çok çok daha küçülmüştür.

Bu küçülme; “hacimsel bir küçülme ya da kıtaların küçülmesi” değildir. İletişim araç ve gereçlerinin sağladığı birçok avantajlara bağlı bir küçülmeden bahsediyorum.

Mesela Kanuni Sultan Süleyman, Bilad uş Şam valisine, payitahtan yani İstanbul’ dan mesajını bir “Ulak” vasıtasıyla, at sırtında yaklaşık 10 günde ulaştırırken, şimdi bu günlerde her istediğimiz mesajımızı, 10 saniyede ve “Canlı yayında yüz yüze görüntülü olarak” ulaştırmaktayız değil mi?. Sanki aynı odada yüz yüze gibi oluyoruz.

Keza bu küçülme; değişen “ulaşım araç ve gereçleriyle” de, aylarca süren yolculukları artık, toplu taşıma yapan uçaklar ve savaş jetleriyle “saatlere” indirmiştir.

Hatta ve hatta bugün; uçakla 10 saat süren ABD’ nin “New York şehri ile Ankara arası” yolculuğu, 1 saate indiren yeni nesil “Hava ulaşım aracını” ABD’ li işadamı Elon Musk yapmış ve test sürüşleri başarıyla gerçekleşmiştir.

Yine ticarette kullanılan “At ve deve kervanları” nın yerini artık “TIR kamyonları, gemiler, raylı taşıma ve elektrikli tren katarları” almıştır.

İşte bunlara istinaden ben, bir teşbih olarak; “..dünya artık yüzyıllar öncesindeki halinden çok çok daha küçülmüştür..” cümlesini kurdum.

Şimdi içinizden birisi diyebilir ki; “- Ya Bekir amca yazının başındaki Amedspor’ dan konuyu nerelere getirdin ve niye getirdin?”

Biraz sabır yiğidim.. Giriş, gelişme ve sonuç ekseninde, bu yazımın finali, sana ne amaçla bu konulara yazıda yer ayırdığımın cevabını verecektir inşaAllah.

Teknoloji, iletişim, ulaşım vs. alanlarındaki bu “korkunç hızdaki” köklü değişimler, beraberinde “Üretim-Ulaşım-Tüketim Ekseni” nde de adeta “Yıldırım hızında” bir takım değişimler getirdi.

Çok çok basit bir örnek vermek gerekirse, internetten Çin’ deki bir üretici firmaya “Çok özellikli bir kamera” siparişi veriyorsunuz, 2 gün sonra kamera İstanbul’ daki evinizde.. Nasıl oluyor? Oluyor işte.. (Lojistik merkezleri vasıtasıyla)

Şimdi gelelim bunlarla bağlantılı çok çok önemli bir başka hususa kardeşlerim. Lütfen bu hususları dikkatle ve anlayarak okuyun ve konular arasındaki “organik bağları” yakalamaya çalışın.

18. yüzyıl sonlarında, “50 adet Devletin” bir araya getirilmesi ile oluşturulan “Amerika Birleşik Devletleri / ABD” özellikle 20. Yüzyılda Küresel sermayenin ana merkezi oldu. Küresel sermaye sahipleri ABD’ yi dünyanın “Birinci Süper Devleti” yaptılar.

21. yüzyıla girerken artık ABD’ den vaz geçen Küreselci sermayenin İngiliz aklı, ABD’ yi parçalamaya, onu adeta “50 ayrı devlete” bölmeye karar verdi.

Kendileri için planlanan bu vahim durumu yakinen gören ABD’ nin “Ulusalcı Sermaye sahipleri”, ABD’ deki “Cumhuriyetçi Parti ve Pentagon işbirliği” ekseninde bir araya gelip, İngiliz aklına dayanan “Küreselci Sermaye” sahiplerine karşı “hem ülkelerinde hem de tüm dünyada” direnişe geçtiler.

Bu nedenle, Ulusalcı katil Donald Trump; “ABD’ yi parçalamalarına asla izin vermeyeceğim..” diye bas bas bağırmaktadır.

Küreselci sermaye sahipleri; bu amacına ulaşabilmek amacıyla işbirlikçileri ABD’ li “Demokrat Parti” eliyle; hem ABD içinde en başta “Göçmenler” üzerinden yakıp yıkmalara başlamış, hem de dünya çapında ABD maslahatlarına “darbe üstüne darbe” indirme gayretlerine girişmiştir.

Uluslararası bu “Devasa Küreselci Sermaye” sahipleri, öncelikle ABD’ yi parçalama yoluna revan olmanın yanı sıra, 21. Yüzyıl başlarında kendisine yeni “Merkez Üs” edindiği Çin topraklarında ürettikleri tüm Sanayi, Ticari, Zirai, Tıbbi vs. ürünlerini dünya pazarlarına “süratli bir şekilde ulaştırma” mücadelesine girmişlerdir.

Tabii ki Küreselci sermayenin tek amacı, “dünya pazarlarına ulaşmak” değildir. Varlıklarını adadıkları daha büyük ve “hayati bir projeleri” de vardır. O da şudur:

Çin topraklarını merkez üssü edinip, Çin devletini avuçları içine alan, onunla iş birliği yapan Küreselci İngilizler, Lanetli kör şeytanı kendilerine “Rab” edinmiş ve bir yandan da “Şeytanın yeryüzü hâkimiyetini” tahakkuk ettirme yoluna koyulmuşlar, bunun için yeni bir proje yapmışlar, bu yeni projeye de “Yeni Dünya Düzeni (İngilizcesi ‘New World Order’) adını vermişlerdir.

Bu yeni düzen; tamamen “Dijital bir yeni Dünya Düzeni” dir. Diğer bir ifade ile “Kameralara ve dijital verilere dayalı” yeni bir “Sosyal kredi ve puanlama” sistemidir.

İşte bu yeni proje, Çin topraklarındaki “Hakiki iktidarın” benimseyip mücadelesini verdiği “Büyük resmin” ana parçalarından birisidir kardeşlerim.

Çin’ de bulunan bu “Hakiki iktidar”, benim indimde “Çin artı İngiltere işbirliği” olduğu için, bu yeni yapıya ben kısaca “Çingiltere” diyorum.

Üretim & Tüketim ekseninde, ortaya “Trilyonlarca Dolar” sermaye koyan, Çin’ deki üretici şirketler ve bunların ana sermaye sahipleri için her ne kadar tüm dünya bir “Pazar” ise de, asıl “Ana Pazar” adeta “Tüketim Kolik” olan Avrupa halklarıdır.

İşte, İngiliz aklıyla hareket eden bu Uluslararası devasa sermaye sahibi Batılı Kapitalist şirket patronlarının, Çin topraklarında oluşturdukları bu yeni “Siyasal & Sosyal Sistem” 2013 yılında Dünya çapında yeni ve devasa bir proje daha başlattı.

21. Yüzyılın bu devasa “Modern İpek Yolu” projesinin İngilizce adı, “One Belt One Road” (OBOR), Türkçe adıyla ise, “BİR KUŞAK, BİR YOL” projesidir ve Çingiltere bu proje için kendisine, denizden ve karadan 6 adet “Ana Koridor” belirledi.

Mesela; Çin, Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan, Hazar Denizi, Azerbaycan, Ermenistan, Türkiye üzerinden Avrupa’ya giden ve içinde Ermenistan’daki “Zengezur Koridoru” nun da bulunduğu güzergâh bunun bir koludur.

Keza; Çin, Afganistan, İran, Türkiye üzerinden Avrupa’ ya giden güzergâh da bir diğer koldur.

Bu proje ve onun sahiplerinin “kendi aleyhine” büyük bir iş başlattıklarını gören “Ulusalcı ABD Sermayesi” tüm güzergâhlarda bu projeyi “Sabote etme” için girişimlere başladı.

Bunun bir meyvesi olarak, 9-10 Eylül 2023 tarihleri arasında Hindistan’ da yapılan “G20 Yeni Delhi Zirvesi” nden şu kararın çıkmasını sağlamıştır:

“Hindistan’ı, Orta Doğu ve İsrail üzerinden Avrupa’ya bağlayacak” yeni bir demiryolu ve limanlardan oluşan “Tarihi yeni bir ekonomik koridor” kurulacaktır..

“G20 Yeni Delhi Zirvesi” ve alınan bu karar ve “Çin planlarını sabote girişimi” sonrası ne oldu biliyor musunuz?

Zirveden “Tam 27 gün sonra”, 07 Ekim 2023 Cumartesi sabahı, İzzeddin el Kassam tugayları Gazze’ den “Aksa Tufanı” operasyonunu başlattı ve ABD projesi, o gün bu gün “güme gitti” vesselam.

Yukarıda demiştim ki; Üretici Çingiltere için asıl “Ana Pazar” adeta “Tüketim Kolik” olan Avrupa halklarıdır yani bil fiil Avrupa’ dır.

Bu nedenle “Çin – Avrupa Güzergâhları” üzerindeki tüm koridorlarda “Mutlaka ama mutlaka” bir sükûnet olmalıdır ki, ticari mallar “Güven içinde” Avrupa’ ya ulaşsın.

Bu cümleden olmak üzere; Afganistan’ dan ABD kovuldu, Hindistan ve Pakistan arasındaki çatışmalar sonlandırıldı,

Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki Karabağ meselesi, bitirildi, Zengezur koridoru üzerinden Karayolu ve Demiryolu geçişi inşaatlarına başlandı.

İran ile Suudi Arabistan arasında, Çin’ in arabuluculuğu ile 10 Mart 2023’ de “İlişkilerin Normalleştirilmesi” anlaşması imzalandı.

Türkiye açısından çok çok önemli olan; Irak, İran, Suriye eksenindeki “KCK, PKK, PEJAK, YPG vs.” tüm terör örgütlerinin “Artık tasfiye edilip”, güzergâhın “Daha güvenilir” hale getirilmesine karar verildi.

Kim karar veren?

Küreselci sermaye sahipleri, özellikle de Çingiltere bağlantılı sermaye.. Zaten 40 yıl öncesinde onları ortaya salan, peydah eden, onbinlerce insanın ölmesine vesile olanlar da yine bu sermaye sahipleri değil miydi?

21. Yüzyılda devletlerarası siyasetteki “eksen kayması” yani Çin merkezli “Küresel Sermaye sahiplerine” özellikle de büyük İngiliz sermayesi sahiplerine “Artık yeni merkez üssümüz Çin” denildi. ABD’ nin bu şekilde tamamen dışlanması, katil ABD’ yi çılgına çevirdi.

İşte bu nedenle katil İsrail ve katil ABD, “Bir kuşak Bir yol” projesinin çok çok önemli bir ayağı/güzergâhı olan “İran topraklarına ve İran devletine” ilk önce 13 Haziran 2025 tarihinde, daha sonra da 28 Şubat 2026 tarihinde ağır bombardımanlar yaptı ve çok büyük katliamlara imza attı ve bu günlere gelindi.

Elbette ki ABD’ nin amacı; Çingiltere projelerini sabote etmek, Dolar ve ABD hâkimiyetinin devamını sağlamaya çalışmak, daha da önemlisi adeta “Yıkılma sürecine giren ABD” yi canhıraş bir şekilde Amerika kıtasından binlerce kilometre ötede “korumaya” çalışmaktır.

Uluslararası Küreselci Sermaye sahiplerinin artık “Bölgeyi ve güzergâhı” daha emniyetli bir hale getirmeye karar verdiklerine kanaat getiren Türkiye ve Devlet aklı, iç ve dış siyasetiyle bağlantılı olarak, yeni bir “Terörsüz Türkiye” süreci başlattı.

Bu sürecin finalinde de TBMM’ indeki hemen hemen tüm partilerin katılımı ile “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, 18 Ağustos 2026 da Resmi Gazete’ de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Bu süreçle birlikte yıllardır yürütülen bir başka süreç daha vardır ki; bu süreç, küresel sermaye sahipleri için “Toplum Mühendisliği” alanına giren “hayati bir süreç” tir ve bu sürecin adı “Futbol” dur.

Evet, yanlış okumadınız. Çingiltere için “Bir kuşak Bir yol” güzergâhı üzerindeki özellikle “Halkı Müslüman Olan” topraklarda süratle “Sportif faaliyetler” ve hassaten de “Futbol” mutlaka ama mutlaka aynı Trabzon’ da olduğu gibi “Çok çok yaygın” bir hale getirilmelidir.

Yani insanlar sabah, öğle ve akşam “Futbol” okusunlar, yazsınlar, seyretsinler ve konuşsunlar. Kişisel, ailevi ya da toplumsal tüm dertlerini unutsunlar. Siyasete karışmak mı? Sakın ha bunu yapmasınlar.. Varsa da yoksa da Futbol ile yatsınlar, rüyalarında bile Futbol görsünler,  Futbol ile sabahlasınlar.

Avrupa ve Dünya Kapitalizmi Sermaye Patronlarının, Dünyanın her ülkesinde olduğu gibi, iktidara getirdiği Portekiz’ li diktatör/Devlet adamı Salazar‘a (1933-1974) “Ülkeyi 41 yıl hem de Tek Başına” nasıl yönettiğini sormuşlar.

Hafif bir gülümseme ile “Tres F” yani “3 F ile” diye cevap vermiş; Onlar da; Football (Futbol), Fado (Müzik) ve Fatima (Din) ile..

Bizlerde bu “zehirli formülün” gerçekliğini, yaşadığımız coğrafyada da iliklerimize kadar hissetmekteyiz değil mi?

Bazı insanlar bu yaklaşıma yüzeysel bakarak diyorlar ki; “Futbol, başta Diyarbakır olmak üzere tüm bölge Kürt halkları için bir ‘siyasi asimilasyon’ aparatıdır..”

Evet, doğru bir “siyasi asimilasyon” da gerçekleştirmektedir ama bu sadece “Kürt kardeşlerime has” bir siyasi aparat değildir. Portekiz halkı Kürt mü idi ya da ülkemizdeki “en fanatik” Futbol düşkünü Trabzon halkı Kürt mü?

Küresel sermaye patronlarının adeta (çok affedersiniz) birer “Sağmal İnek” olarak gördükleri ve güttükleri / yönettikleri herhangi bir halkın; “Kürt, Türk, Arap, Acem, Laz, Çerkez” olması veya “Portekiz’ li, Mısır’ lı, Cezayir’ li, Senegal’ li, Filistin’ li vs.” olması onlar için “hiç mi hiç” önemli değildir.

Keza bu “katil patronlar” için sömürdükleri herhangi bir halkın; “Müslüman olması, Hristiyan, Budist hatta Ataist olması” da onların hiç umurunda değildir.

Teşbih yerinde ise onlar, “İneğin; sarı, siyah, beyaz ya da boz renkli olmasına, şu kıtada ya da bu kıtada yaşıyor olmasına vs. ye değil, et ve süt verimine yani menfaatlerine..” bakarlar.

Bu amaçlarının tahakkuku içinde, “babalarının bir çiftliği” olarak gördükleri her coğrafyada, “Spor teşvikleri, devasa 100.000 kişilik stadlar misali spor tesisi yatırımları, milyon dolarlık sporcu transferleri” gibi işler için “Milyarlarca Dolar” parayı bir çırpıda gözden çıkarırlar.

Dünya kupası, Olimpiyatlar, Kıtalararası, Uluslararası, Şehirler ve hatta köyler arası turnuvalar düzenlerler. Ne için? İşte bu asli amaçlarının tahakkuku için..

Uluslararası Küresel Sermayenin gözünde “Halkı Müslüman olan coğrafyaların” ise çok daha özel ve apayrı bir yeri vardır.

Çünkü onlar indinde tüm “Müslüman Halklar”, istikbalde, “siyasi anlamda” en büyük “Rakip ve Düşman” olma potansiyeline sahip halklardır..

Bir gün gelir bakarsın o Müslüman halklar içinden “Halid bin Velid’ ler, Selahaddin Eyyubi’ ler, Tarık bir Ziyad’ lar, Fatih Sultan Mehmed Han’ lar tekrar çıkabilir..” diye bakar Küresel sermaye patronları.

 Bunun olmaması için de adına “Toplum Mühendisliği” dedikleri operasyonların çoğunu Müslüman halklar üzerinde uygularlar.

Şimdi şu soruyu nefsimize bir soralım:

“Bu gün binlerce değil, onbinlerce insanın ‘gönüllü’ katıldığı hemen her şehirde hatta ilçelerinde bile ‘Devletçe’ düzenlenen, organize edilen, finanse edilen ‘Çeşitli festivaller, müzik & eğlence şölenleri, amatör & profesyonel spor müsabakaları, Futbol mabedi dedikleri yeni yeni stadlar, sporculara hediye edilen binlerce adet Cumhuriyet altınları acaba belli ve sınırlı bir amaç için mi veriliyor?”

Ortaya çıkan sonuçları itibariyle baktığımızda; “Evet, tüm bu yatırımlar, dünya halklarını, özellikle de gençleri tamamen siyasetten koparıyor, onları sadece yiyen, içen, yatıp uyuyan, sabah kalkınca tekrar acıkıp yemek arayan” basit bir “mahlûk” haline getirmek için yapılıyor.

İşte bu sonuç “bir zafer” dir. Kimin zaferidir? Küresel sermaye ve Mümessillerinin büyük bir zaferidir.

Ne demişti hatırlayalım Prof. Dr. Mahir Kaynak (1934 – 2015): “Siyasi ya da askeri olayların sonuçları kime yarıyor ben ona bakarım?” ya da “Bu olaydan kim kazançlı çıkıyor siz Ona bakın?”

Ne demişti Portekiz’ li diktatör/Devlet adamı Salazar (1933-1974): “3 F ile; Football (Futbol), Fado (Müzik) ve Fatima (Din) ile..”

Kim kazançlı çıktı? Sürekli ve hiç durmaksızın Küresel Sermaye sahipleri.. Gerçekten adamlar işlerini çok çok iyi biliyor ve uyguluyorlar..

Bu zalim ve tağut sermayedarlar; zavallı ve gafil dünya halklarının da o “Meşin yuvarlağın” havalarda çizdiği kavisleri “Ağızları açık seyretsinler ve çılgınca alkışlamaya devam etsinler..” istiyorlar.

“- Peki, toplumlar, “Alkolik, esrarkolik insan” misali bu “Futbolkolik Hastalığından” insanlar nasıl kurtulacak?

Bunun iki yolu vardır:

Birincisi:

Bu hastalığa duçar olmuş insanlara, onları hem “aklen” hem de “fikren değiştirecek” doğru bir akide ve fikirler öğretmek, bunların onda “tam bir kanaat” oluşturmasını sağlamak yani Futbol hakkındaki eski ve bozuk mefhumlarını 180 derece değiştirmek.. Böylece “hem düşüncede hem de amellerde” artık fanatizimden kurtulurlar inşaAllah.

İkincisi:

“Toplumsal boyutta köklü bir değişime” ise devletin karar verip müdahil olmasıdır. Çünkü devletin eli kolu uzundur, imkanları çok çok büyüktür.

“- Tamam da Bekir amca halihazırda bunları teşvik eden, imkanlar hazırlayan, şampiyonlara Cumhuriyet altınları dağıtan zaten devlet.. En son geçen ay Avrupa şampiyonu olan ‘Filenin Sultanlarına (!)’ ve oyundaki her bir bayana 150 adet Cumhuriyet altını verdi devlet.. Devlet bunları kaldırma için müdahil olur mu hiç?”

“- Ahhh güzel kardeşim benim kafamın içinden geçen ve kastettiğim o devleti sen anlamadın mı?”

“- Ya Bekir amca ben müneccim miyim de senin kafanın içinden geçeni bileyim..”

“- Vallahi haklısın o zaman tam anlayacağın şekilde gayet sarih ve berrak bir şekilde sana şöyle izah edeyim yiğidim”:

Ne zamanki; Müslümanların istek, azim ve gayreti, şanı yüce Allah’ın da buna mukabil yardımı sonrasında, Adil Ömer’ in (ra), Hulafa-i Raşidin döneminde bir Devlet Başkanı olarak İslamiyet’i tatbik ettiği gibi, bizlerde bugün tekrar İslam Akidesinin amir bir hükmü ve gereği olarak, ‘Allah’ın kitabı ile Rasulünün Sünneti arasında’ fikren ve fiilen bir bağ kurar, İslamiyet’i topraklarımızda yeniden “Hâkim, hakem ve hükümran kılacak” bir İslam Devleti tekrar kurar,

Tüm İslam dışı uygulamalara, emperyalist kâfirlerin bir pislik ve bir bataklık olan Demokratik Laik düzenlerine Allah’ın izni ve yardımıyla son verir isek, işte o gün, Allah ve Rasulünün razı olacağı yegâne “Doğru ve Köklü çözüme” ulaşılmış, en başta bu Futbol belası olmak üzere, İslam dışı tüm icraatlardan ve siyasetlerden kurtulmuş oluruz kardeşim.

İşte bizim bu davetimiz; “Rabbimizin emrettiği ve razı olduğu yegâne doğru nizamlara, yani İslam nizamlarına ve bu nizamları tatbik etmesi kendisine farz kılınan İslami bir Devlete” dir muhterem kardeşim.

Bunlar yok ise “güzel bir dünya hayatı” da ve “güzel bir ahiret hayatı” da yani “Cennet” te yok demektir ey insanlar..

Ben bu davette bulurken, “Rabbimin şu hitabını” da tüm Müslümanlara bir kere daha hatırlatmak istiyorum:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَج۪يبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْي۪يكُمْۚ

“Ey iman edenler, Sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği, çağırdığı zaman, Allah’a ve Resulüne icabet edin.” (Enfal suresi 24)

Şanı yüce Allah (cc), bizlere tekrar “hem dünyamızı hem de ahiretimi kazandıracak İslami bir Devlet” kurma konusunda yardım etsin ve işlerimizi kolaylaştırsın.

“Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İslami Devlet’ te şehit olmayı nasip eyle..”

Ey güzel insanlar ve ey Davetçi gençler

Bir gün ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..

Bekir Yetginbal – 25 Eylül 2026


Tags:

 
 
 

Bir yanıt yazın