Obezite ve Türkiye.. Ahh İslam Devleti Nerede?
Obezite ve Türkiye.. Ahh İslam Devleti Nerede?
Bizleri İslam ile Şereflendiren Âlemlerin Rabbi, Mülkün Sahibi, Şanı Yüce Allah’a Sonsuz Defa Hamd Olsun.
Allah’ın Selamı, Rahmeti ve Bereketi en Başta Ölçü ve Örnek Rasul Hz. Muhammed’in ve Sizlerin Üzerine Olsun
Güzel Kardeşlerim aşağıda okuyacağınız makalemin içeriğini, toplumumuz “Sağlığı, Hali ve İstikbali için” çok çok önemsiyor, yazılarımın sonunda ettiğim şu duayı en başta dile getirerek diyorum ki;
“Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de İslam Devleti’ nde şehit olmayı nasip eyle..”
Önce şu iki haberi okuyalım:
Birinci Haber:
“TBMM Obezite ile Mücadele Yöntemleri ve Önlemleri Komisyonu tarafından hazırlanan rapora göre, 2021’de kadınlarda Obezite görülme oranı yüzde 40, erkeklerde ise yüzde 25 sınırına dayandı.
Nüfusun yüzde 34’ünün aşırı kilolu yani Obezite sınırında olduğunun belirtildiği raporda, Obezite oranının Doğudan Batıya gittikçe arttığı saptandı. Türkiye bu oranlarla Avrupa’da 1’inci, dünyada 4’üncü sırada yer alıyor…” (Kaynak: Cumhuriyet – 08 Mart 2022)
İkinci Haber:
“Dünya Sağlık Örgütü, Obezitenin Avrupa’da “Salgın Boyutuna” ulaştığını söyleyerek, Türkiye’nin Obez veya kilolu yetişkin oranı açısından ilk sırada olduğunu belirtti.
Türkiye’de yetişkin nüfusun yüzde 66,8’i fazla kilolu, yüzde 32.1’i ise Obez olarak nitelendirildi…” (Kaynak: Gazete Duvar – 04 Mayıs 2022)
Peki, nedir Obezite ve Obez?
Obezite; harcanan enerjiden daha fazla kalori alımı sonucunda oluşmuş vücut yağlanması, Depo yağlarının yağsız vücut kütlesine oranla artması ve normal kabul edilen değerlerin üzerine çıkmasıdır.
Bu değerlerin üzerindeki kişilere ise Obez denilir.
Ulusal Sağlık Enstitülerinin raporuna göre; Obezite, aşağıdaki hastalıkların veya tıbbi durumların gelişme riskini arttıran çok önemli bir faktördür:
Şeker hastalığı, Yüksek kolesterol, Safra kesesi taşları, Fıtıklar, Cilt enfeksiyonları, Halk arasında İnme denilen felç..
Ayrıca şu hastalıkların tetikleyicisidir Obezite:
Eklem problemleri, Uyku apne sendromu, Kanser, Koroner arter hastalığı, Solunum problemleri ve Yüksek tansiyon.
Değerli Müslümanlar
Sağlık Ansiklopedisi ve bazı konunun uzmanı Doktorların açıklamalarından derlediğim bu kısa bilgilerden sonra bu “Hayati” meselenin “Sosyal ve Siyasal Boyutuna” dikkatlerinizi çekmek istiyorum.
Öncelikle bir sohbetimiz sırasında Esad Mansur hocamın naklettiği bir hususu sizlerle paylaşmak isterim.
Demişti ki hocamız: Rasulullah (sas) çok şişman bir adam gördü ve Onun göbeğine parmağı ile bastırarak nehyetme anlamında “Bu ne?” Demişti.
Yani normal şartlarda bir kişinin iradesi dışında “su içse” yarıyor, kilo aldırıyor misali kişinin “bünye yapısına bağlı” kilo alması ile “İradesiyle, irade yapısına bağlı” kilo alıp vermesini bir tutmamak lazım.
Aynı bazı güreşçilerin turnuva öncesinde 20-25 vermesi yada alması gibi..
Benim bu paylaşımda üzerinde durmak istediğim husus, bireysel Obez ya da Obeziteden ziyade, yukarıdaki haberlere konu olan ve adeta “Toplumsal Bir Hastalık” haline dönüşen daha doğrusu “Kasten Dönüştürülen” Obez ve Obezite üzerine olacaktır.
Evet, “Kasten Dönüştürülen” … İfademi bilerek kullandım. Çünkü bu hususu, bireysel bir tercih değil, bir “İhanet Planının” bariz bir parçası olarak görüyor ve böyle düşünüyorum.
Yıllar önce Türkiye’nin en büyük “Et Entegre Tesislerinden” birinde çalışan akrabamı ziyarete gitmiştim.
Evinin bahçesinde bulunan çok güzel tavuklar dikkatimi çekti. 1960’ lı 70’ li yıllarda rahmetli babam da evimizin bahçesinde çok tavuk beslediği için konunun yabancısı değildim.
“Gurk” tavuk altındaki yumurtadan çıkan civcivler, yaklaşık 70-90 günde “piliç” haline gelir “250-280” güne kadar da yumurtlamaya başlarlar.
Bu aynı zamanda onların artık “Kesilip Yenilebileceği” hale gelmiş olması demektir.
Şimdi aşağıda söyleyeceğim cümleye çok çok dikkat edin lütfen..
Et Entegre Tesislerinde çalışan ve bu tesislerden para ile civciv alıp evinde besleyen akrabam dedi ki:
“Bu tavuklar çok özel beyaz et tavuklarıdır. Bunlar ‘45 günde’ şu kiloya ulaşırlar ve 45 günlük iken kesilmezlerse çatlayıp ölürler..”
Aman ya Rabbi.. Bu nasıl iştir? Hayretler içinde tekrar sordum.. Peki, bu nasıl oluyor?
Dedi ki: “Tesislerde kesilen tüm tavukların yani ‘Beyaz Et’ bölümünün, hatta ‘Kırmızı Et’ bölümündeki büyükbaş ve küçükbaş hayvanların ne tüyü, ne kemiği, ne başı, ne tırnakları, ne sakatatları, ne de kanı asla çöpe atılmaz. Yem hanede fenni yem yapılıp, yeni gelen, üretilen tüm hayvanlar bu yemle beslenir..”
Buyurun buradan yakın arkadaşlar..
Tabii ki bu buzdağının görünen kısmı.. Bir de işin “Laboratuvar” boyutu, Genler ve DNA’lar üzerinde yapılan operasyonlar boyutu var güzel kardeşlerim.
Mesela medyaya da yansıyan İsrail’de “Tüğsüz Tavuk” yetiştirildiği haberlerini hatırlayın.
Ve yine Rabbimizin şu hükmünü de hatırlayın:
وَاِذَا تَوَلّٰى سَعٰى فِي الْاَرْضِ لِيُفْسِدَ ف۪يهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ
“O, dönüp gitti mi (yahut bir iş başına geçti mi) yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri (bitki, hayvan ve insan bütün canlıların neslini) bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez..” (Bakara suresi 205)
Beyaz et ya da Kırmızı et için beslenen hayvanlara verilen ve adına da “Fenni Yem” denilen bu besin maddesi ile yetişmiş hayvanlar için “Sağlıklı Bir Beslenme” ile yetişmiş yetiştirilmiş hayvanlar diyebilir miyiz?
Sonra da markete alış verişe gidince bize “Organik Yumurta” ya da “Gezen Hayvan Yumurtası” diye iki kat fiyata yumurta satarlar.
Muhterem Müslümanlar, gelin bu hayvanların “Beslenmede Maruz Bırakıldıkları” bu zulme bir de şu perspektiften bakalım.
Hayvanları da yaratan ve beslenmemiz noktasında onları bize ikramda bulunan şanı yüce Allah (cc), hayvanlarda da aynı insanlar gibi iki özellik yarattı.
İçgüdüler ve Uzvi ihtiyaçlar..
İçgüdüler tatmin edilmez ise bu mahlûklar ölmez. Ama uzvi ihtiyaçlar tatmin edilmez, mide, işkembe ya da kursak doyurulmazsa insan ve hayvanlar ölür.
Çünkü şanı yüce Allah (cc), Dünya hayatlarının devamını, bu uzvi ihtiyacının doyurulmasına yani beslenmesine bağımlı kıldı.
Anatomik yapı içindeki dengeye bağlı olarak “Hayvanların kendilerini doyurması” Rabbimizin onlara verdiği içgüdüler ve onlardaki “Temyiz Kabiliyeti” yoluyla olmaktadır.
Yani her hayvan “neyi yiyeceğine neyi yemeyeceğine” Allah’ın onlara “içgüdüleri yoluyla yüklediği kanunlara göre” yapmaktadırlar.
Hayvanlar beslenmelerini “Allah’ın Kanunlarına” asla muhalefet etmeden yapmakta ve yaşamlarını buna göre sürdürmektedirler. Ve gayet sağlıklı ürünlerle beslenmekte, uzun yıllar da sağlıklı bir şekilde yaşamaktadırlar.
Mesela Afrika’nın Serengeti düzlüklerinde yaşayan, oradaki çeşit çeşit otlarla beslenen, sularından içen yüzbinlerce Sığırdan birini alıp kesseniz, etinden yemek yapsanız,
Türkiye’deki Et Entegre Tesislerinde kendi kanı, sakatatı, kılı, tüyü, kemiği ile yapılmış Fenni Yemle beslenen bir sığırın eti, besleyiciliği ve lezzeti ile asla bir olmaz değil mi?
İster Tavuk gibi kümes hayvanlarının, ister büyük ve küçükbaş hayvanların beslenmesini tekrar “Onların Kendi Vücut Azalarıyla” yaptırmak, sadece bir zulüm olmakla kalmıyor, bu durum aynı zamanda, Hayvanların beslenmesi konusundaki Allah’ın Kanunlarına da “Karşı Gelme ve Meydan Okuma” demek de olmuyor mu güzel kardeşlerim?
Peki, şimdi haklı olarak şu soruyu soralım:
“Tabii beslenme şartları ve alanları dışında Sun’i besleme yapmak, kanla harmanlanmış Sun’i yem yedirmek, yemeye mecbur bırakılmak hayvanlara yapılan bir zulüm değil midir?
Bu işlemler, hayvan neslini ifsat değil midir?
Bunu yapan kişi, kurum, müessese, buna göz yuman hatta teşvik kredisi veren yöneticiler, Devlet, Devlet adamları “Zalim Kere Zalim” değil midir?
Ve yine bu tür tesislerde üretilen “Beyaz ya da Kırmızı etleri” kendi halkına pazarlamak, yedirmek içirmek büyük bir zulüm değil midir?
Düşünün ki bu alçak ve şerefsiz insanlar, insan beslenmesinde de aynı şeyi yapsa yani “Ölmüş bir insanın kanını, etini, kemiğini, saçlarını harmanlayıp bir Gıda ürünü diye bize yedirse”, bu iş nesli tahrip etmenin daniskası olmaz mı?
Bunu yapanlar da zalim oğlu zalim değil midir?
Bu husus daha sadece bir et siyasetinde ortaya çıkan ya da konan “Obeziteyi zirvelerin zirvesine çıkaran” bir operasyon mudur?
Gelin bir de şu “Un ve Unlu Mamüller” üzerindeki siyasete bir bakalım güzel kardeşlerim.
Prof. Dr. Canan Karatay sağlığımızı, anatomik ve toplumsal yapımızı yakından ilgilendiren çok çok önemli açıklamalar yapmıştı yakın tarihte..
Başta Amerikave Avrupa’daki “Dünya Kimyasal ve İlaç Piyasası” nı ellerinde tutan Kimyasal Sanayicileriolmak üzere günümüz sağlık sektörü, Halkı ve Halk sağlığını kendi menfaatlerini, sermayelerini arttırmanın bir “Sağmal İneği” olarak görmekteler.
Özellikle Un fabrikalarında kullanılan ve buğdayla harman edilen “birçok kimyasallar” halk sağlığını mahvetmekte.
Canan Karatay hoca bu kimyasallara ve “Gluten” isimli bir maddeye çok çok dikkat çekmekte ve bizleri uyarmaktadır.
Tadımlık da olsa “Gluten” hakkında size şu bilgiyi vermek istiyorum. Gluten nedir?
Gluten, Arpa, Buğday, Çavdar, Yulaf gibi birçok tahılda bulunan bir protein çeşididir. Gluten’deki iki ana protein Glutenin ve Gliadin’ dir.
İşte bu Gliadin vücudumuzda oluşan olumsuz birçok sağlık etkilerinden sorumludur.
Gluten; Ekmek gibi buğday içeren gıdaların mayalanmasında önemli bir rol oynayan, Hamurun ağsı yapısını oluşturan, tutkal benzeri bir kıvama sahip olan, Hamurun elastik olmasını ve piştiğinde de Ekmeğin kabarmasını, güzel görünmesini sağlayan bir proteindir.
Glüten hassasiyeti bulunan kişiler bu proteinin bulunduğu yiyecekleri kolay kolay sindiremez ve bu durum zamanla onun “ince bağırsaklarında” sorunlara yol açar.
Gluten’e bağlı oluşan ve aşağıda Canan Karatay hocanın söz konusu ettiği birçok hastalığın tedavisi için herhangi bir ilaç mevcut değildir.
23 Aralık 2018 tarihinde Sputnik News Com’ da Prof. Dr. Canan Karatay hoca, kendisiyle yapılan röportajda şunları söyledi:
Gluten’in neden olduğu 20 hastalığı tek tek açıklayan Kalp ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay,
“Bunlar; ALS, Dikkat dağınıklığı, Otizm, Diyabet, Osteopeni, Beyin bulanıklığı, Kanser, Sık sık hastalanma, Süt ürünlerinde entolarans, Büyüme geriliği, Depresyon, Mide ve bağırsak gazı, Kısırlık, Migren, Sık sık düşük yapma, Alzheimer, Sık acıkma, Parkinson, Burun tıkanıklığıdır.” diye konuştu.
Gluten’in mikrobiyom dengeyi alt üst ettiğini belirten Karatay,
“Çünkü Gluten vücuda girdiği zaman bağırsaklardaki dost bakterileri öldürüyor. Mikrobiyom dediğimiz dengeyi alt üst ediyor, ondan sonra hastalıklar başlıyor,
O yüzden lütfen Ekmek yemeyin diyoruz. Çünkü Türkiye’de çok fazla Ekmek ve Unlu Mamuller tüketiliyor” dedi.
Karatay, “Gluten, beyne gittiği zaman bağımlılık yapıyor ve Düşünmeyi, Muhakeme yapmayı, Sorgulamayı önlüyor sizi adeta bir ‘Koyun’ haline getiriyor.
Koyun nedir? Güdülen bir hayvandır.
Düşünmez, Sorgulamaz Ne dersen onu yapar. O halde ne oluyoruz? Hepimiz koyun olduğumuz zaman uzaktan bir kumandayla her türlü yönlendiriliyoruz” ifadelerini kullandı…
– – – – – – – – – – – –
Bu açıklamaları yapan herhangi birisi değil. Mesleğinde kariyerinin zirvesine çıkmış, halk sağlığını çok önemseyen ve hepimizin yakından tanıdığı bir uzman bir Profesör Canan hoca..
Muhterem kardeşlerim soruyorum size, şimdi bu toplum ve onun evlatları “Obez” olmasında ne yapsın?
Organik ve tabii beslenme dururken, kendi halkına bu tür “bir et ile glutenli un ve unlu mamüllerle” beslenmeye mecbur bırakan ve teşvik edenlerin, ya da göz yumanların yaptıkları şey ihanet değil de nedir?
Onları bu hale getiren, hayatlarını karartan kim?
Kim olduğu ayan beyan bellidir yani Demokratik Laik, Kemalist Kapitalist düzen ve Onun tatbikçileridir.
Ayrıca bu sorunun da cevabı da yine şu meşhur “Ondandır..” hikayesindeki konuya gelip dayanıyor.
Yani Allah’ın Kitabı ve Rasulünün Sünnetini Anayasa ve Kanunlarının esası yapacak İslami Bir Devletin arz üzerinde olmayışındandır.
Çünkü İslam kanunlarına göre yukarıda kötü örneklerini sergilediğimiz tüm hususlar Asla ve Kat’a İslami bir Devlette olmaz, asla bunlara izin verilmez.
Bu tür pisliklere tevessül edenler ise en şiddetli şekilde cezalandırılırlar.
Dolayısıyla yine diyoruz ki; “Dünya, şu an her zamankinden çok çok daha fazla İslam’a ve İslami Bir Devlete muhtaç..”
Yegâne köklü çözüm; aynı Asrı Saadet ve Hulafa-i Raşidin dönemlerinde olduğu gibi “İslam’ın tekrar yeryüzünde hâkim, hakem ve hükümran” olmasıdır.
Muhterem kardeşlerim, İslam’a göre;
İSLAM ASLA DEVLETSİZ OLMAZ
BİR DEVLET DE ASLA İSLAMSIZ OLAMAZ..
Demokrasi koca bir yalan, İslam gerçektir
Laiklik koca bir yalan, Risalet-i İslam gerçektir
Cumhuriyet koca bir yalan, Devlet-i İslam gerçektir.
Kâfirler ve tüm yerli iş birlikçileri istemese de
İSLAM DEVLETİ bi iznillah gelecektir..
O muhteşem gün geldiğinde yani İslam Devleti kurulduğunda, Allah’ın izniyle, ne bu işlerin müsebbibi olan şu “Demokratik Laik, Kemalist Kapitalist düzen” ne de Obetizmin adeta membaı olan bu devasa bataklık ortada kalmayacaktır.
Ey Rabbim, bu makalemi hayırlara vesile eyle.. Sevgi, saygı ve muhabbetlerimle kardeşlerim
Bekir Yetginbal – 11 Mayıs 2022
Tags: