Meleklerin Görevleri Kur’an-ı Kerim’de Şöyle Anlatılıyor
Meleklerin Görevleri Kur’an-ı Kerim’de Şöyle Anlatılıyor
1. Arşı Taşımak
“(Allah’ın) Arşını taşıyanlar ve çevresindeki (diğer büyük melekler), Rabblerini daima övgüyle anarlar.” [1]
2. Vahiy Getirmek
“Allah (cc), (peygamber olarak seçtiği) bir insanla ancak; ya (mesajını doğrudan onun kalbine ileterek, yani) vahyederek veya bir perde arkasından ona seslenerek, ya da dilediği şeyleri (kendi emir ve) izniyle ona bildiren (meleklerden) bir elçi göndererek konuşur. Hiç kuşkusuz Allah yüceler yücesidir; hikmet sahibidir.” [2]
3. Haber Getirip Götürmek
“Hani melekler, ‘Ey Meryem!’ demişlerdi. Allah (cc) kendi katından bir kelimeyle (yani ol emriyle rahminde yaratacağı bir çocukla) seni müjdeliyor ki adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da ahirette de çok değerli (bir kul) ve Allah’a en yakın olanlardan; O’nun hoşnutluğuna ermiş bir peygamberdir.” [3]
4. İnsanların Ruhlarını Bedenlerinden Çıkarmak, Ölüm Olayını Gerçekleştirmek
“Melekler, (Allah yolunda cihadı ve hicreti terk ederek) kendilerine zulmeden kimselerin canlarını alırken onlara, dünyada ne hâldeydiniz? (Zulme karşı mücadeleye katılma konusunda mazeretiniz neydi?) diye soracaklar.” [4]
5. Cehennem Ehline Karşı İstenileni Yapmak
“Ey iman edenler, Hem kendinizi hem de ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyunuz. (Ateşin) başında, Allah’ın emirlerine asla karşı gelmeyen ve kendilerine verilen her emri yerine getiren son derece acımasız sert ve güçlü melekler(den zebaniler) vardır.” [5]
6. Sura Üfürmek
“(Zamanı gelince, kıyamet için) sura üflenecek ve derhâl göklerdeki ve yerlerdeki bütün canlılar -Allah’ın diledikleri hariç- (kıyametin dehşetinden) cansız, yere serileceklerdir. Derken, ona yeniden üflenecek ve o anda bütün insanlar mezarlarından (sıçrayıp) kalkacak; (şaşkın, ürkek bir hâlde etraflarına) bakınacaklar.” [6]
7. İnsanların Amellerini Kaydedip Yazmak
“Oysa üzerinizde (bütün yaptıklarınızı) kaydeden görevli melekler var. (Gizli açık her şeyi yazan) değerli yazıcılar ki yaptığınız her şeyi bilirler.” [7]
8. İnsanları Allah’ın Dilediği Üzere Korumak
“İnsanoğlunun önünde ve arkasında, (etrafını çepeçevre kuşatan ve her attığı adımla onu bir gölge gibi) takip eden görevli melekler vardır ki Allah’ın emriyle onu koruyup gözetirler…” [8]
9. İnsanlar Öldüğünde Onlara İnançlarının, İbadetlerinin ve Dünyada Geçirmiş Oldukları Hayatın Hesabını Sormak [9]
Hayatın hesabını soran bu meleklere hadiste belirtildiği gibi “Münker ve Nekir” melekleri denir. [10] Onların bu isimlerle anılmasının sebebi, insanın daha önceden alışmadığı ve bilmediği bir şekilde gelmesinden dolayıdır.
10. Allah’ın Takdiri ve Yarattığı Hikmet Çerçevesinde Savaşta Müminlere Yardım Etmek
“Allah, son derece güçsüz durumda olduğunuz Bedir Savaşı’nda size yardım etmişti. O hâlde Allah’a karşı takvalı olun ki şükretmiş olasınız. Hani (ey Muhammed o sırada) sen inananlara: ‘Rabbinizin birbiri ardınca indirilmiş üç bin melekle yardım göndermesi size yetmez mi?’ diyordun.” [11]
11. Allah’ı Hamd ile Tespih Etmek
“Ve o zaman meleklerin Allah’ın arşının etrafında kümelenip Rablerini hamt ile tespih ettiklerini göreceksin.” [12]
Yeryüzündeki “rızıkların dağıtım ve tevziini yapmak ve mü’minlere dua etmek” de dâhil meleklerin birçok görevi vardır.
Onların varlığı bizim ve yaşadığımız dünya için bir rahmettir. Onların varlığına iman sayesinde “mümin bir insanın kendine ve çevreye bakışı çok daha derin ve üstün bir anlam” taşır.
Bu saygın varlıklarla bazı durumlarda aynı ortamda olmaktan dolayı insanda muhasebe ve murakabe duygusu daha da gelişir. Onların da “aleyhte şahitliklerini celbetmemek için” günah işlemekten haya eder.
Meleklere iman, gayba iman içerisindedir.
Onların varlığına ve bu varlığın nasıl olduğuna nasların çizdiği çerçeve içerisinde iman eden bir mümin; “melekleri aklileştirmek veya varlıklarını ispat edebilmek için nasslarla çatışan abuk sabuk yorumlara” asla gitmez.
Zaten gitse de selamete çıkamaz. Nasslarla yetinmek varken ilerisini konuşup tartışmanın yapay gündemler oluşturmaktan başka faydası da yoktur. Bu faydasız tartışmaların sonu inkâra da çıkabilir.
Konuyu özetlersek; Meleklerin bir kısmı Hakk’ı müşahede ve O’nu her türlü noksanlıktan tenzih etmekle görevli “illiyyîn” veya “mukarreb” meleklerdir.
Bir kısmı da Allah’ın (cc) kaza ve kaderinin hükmü gereğince icraatı semadan yeryüzüne indiren meleklerdir ki gökyüzünde ve yeryüzünde görev yapanları vardır.
Maalesef hâkim “pozitivist eğitim ve öğretim” kendi bakışını hayatın her alanına yansıtmıştır. Onun etkinliğinde hazırlanan sözlükler ve yazılan birçok kitap melek, cin gibi kavramları “efsane” veya “masal kahramanları” olarak vermektedir.
Gerçek varlıklarını kabul bile etmemektedir.
Hâlbuki onların varlığına iman, yukarıda da belirttiği gibi bu “gaybe imanın bir tezahürü” dür. İnkârı, küfrü gerektirir.
Böyle hassas bir konuda uyarılmayan ve hâkim “pozitivist kültürün verilerine iman eden bir çocuğun veya gencin” İslâm’ la bağlantısı kesilir. Erken dönemde irtidata yani dini terke sürüklenir.
Muhammed Esed’ in (ö. 1412 / 1992) “Yolların Ayrılış Noktasında İslâm” isimli eserinde belirttiği gibi belki de “Bir günde yüz binlerce Müslüman çocuk dinden çıkabilir.”
Kitlesel irtidatları yani dinden uzaklaşmayı önlemenin çaresi; Müslümanların her türlü “pozitivist eğitim ve yaklaşımlara karşı” istikamet üzerine; İslami bir yol izlemeleridir.
Eğitimde ve öğretimdeki pozitivist yaklaşımlar, bol bol müşrik üretir. Hiç umulmadık bir zamanda kişilerin kendilerini bir “müşrik” yaptığı gibi ebeveynlerini de “müşrik anne ve babaları” yapabilir.
[1] Gâfir 40 / 7; Bak: Hakka 69 / 17.
[2] Şûra 42 / 52.
[3] Âl-i İmran 3 / 45.
[4] Nisa 4 / 97; Bak: En’am 6 / 93; Nahl 16 / 28.
[5] Tahrim 66 / 6; Bak: Alak 96 / 28.
[6] Zümer 39 / 68; Bak: En’am 6 / 73; Taha 20 / 102; Mü’min 23 / 101; Yasin 36 / 51; Zümer 39 / 68; Kehf 50 / 20; Hakka 69 / 13; Nebe 78 / 18.
[7] İnfitar 82 / 10-12.
[8] Ra’d 13 / 11.
[9] Ebu’l-Münteha, Şerh-u Fıkh-ı Ekber, s. 27.
[10] Es-San’ani, Sübül’üs-Selam, II / 195.
[11] Âl-i İmran 3 / 123-124; Bak: Enfal 8 / 9; Tevbe 9 / 25-26.
[12] Zümer 3 / 75; Bak: Nahl 16 / 49; Ra’d 13 / 13; Şûra 42 / 5.
Yazan Mehmet Sürmeli
Tags: