İslami Tavır Muhakkak ki İmandandır

İslami Tavır Muhakkak ki İmandandır

Şanı yüce Allah (cc) dedi ki:

(Ey Müslüman) Ayetlerimiz hakkında (hakaret içerikli çirkin ve alaycı ifadelerle konuşmaya) dalan kimselerle karşılaştığın zaman, onlar başka bir konuya geçinceye kadar, (mecbur kalmadığın sürece) onların yanında sakın durma! Eğer şeytan (yapman gerekeni ve alman gereken tavrı) sana unutturacak olursa, bu uyarıyı hatırlar hatırlamaz, o zalim topluluk ile birlikte oturma. (Onların meclisini derhâl terk et) [1]

Bu ayetin gereğini “hakkıyla yapan” Müslümanlar bulundukları meclislerde “teyakkuz hâllerini” daima muhafaza etmişler ve Allah Teâlâ’nın emirleri hakkında “olumsuz, kasıtlı ve hakaret içeren sözler” duyduklarında olaya ya hemen müdahil olmuşlar veya güçleri yetmediğinde o mekânları protesto etmişlerdir.

Keza Kur’an, bu örneği Nisa suresinin 140. ayetinde de tekrarlamıştır.

Mekke’de müşriklere karşı sergilenen bu “izzetli tavır” Medine’de de münafıklara karşı sergilenmiştir.

Ayetin mesajı; “tüm zamanlar ve mekânlardaki İslâm düşmanlarına karşı alınacak tavrı” açıkça beyan etmektedir.

Müslüman bir şahsiyetin İslâm düşmanlarına “yerinde müdahil olması” onun inancına sahip çıkmasının bir gereğidir; bu bir izzet göstergesidir.

Bu ve benzeri örnekleri yerine göre “küfre ve zulme asla itaat etmeme” formu içerisinde işleyen ilahi irade, “Dine ve Müslümanların değerlerine hakaret ettirmeyen bir ümmet” yetiştirmeyi amaçlamıştır.

Nitekim ilk nesil öyle de olmuştur.

“Vahyin evrenselliği” bağlamında düşünürsek bu “ilahi emrin” her an canlı tutulması ve çıkarımların mutlaka “siyasete de yansıtılması” gerekir.

Siyasete yansıtılmasının neticesinde; Müslümanlar zalimlere ve fasıklara asla itaat etmezler, zulüm kurumsallaşmaz ve Müslümanlar; “Allah’ın ayetlerinin gereklerinin hiçe sayıldığı bir siyasada ikame etmek yerine” Müslümanların egemenliğine dayalı bir Dar’u-l İslâm’da yaşamayı tercih ederler.

Bu nedenle bu ayeti bugün daha doğru okumalıyız.

Çok lokal bir tespit olarak şunu da belirtmekte yarar görüyoruz:

Halkı Müslüman ülkelerin meclislerinde veya parlamentolarındaki “duyarlı siyasetçiler” bu ayetin gereğini hakkıyla yerine getirselerdi;

İslam aleyhinde söylenen sözler bu kadar çoğalmazdı. İslâm aleyhinde kararlar alınmazdı. İslâm hukukunu karalayan konuşmalar yapılmazdı.

Pozitivist eğitime onay çıkmazdı. Tağutlara dokunulmazlık yasası çıkmazdı. Zina suç saymayan yasa onaylanmazdı.

Faiz başta olmak üzere sömürünün etkenleri faal kılınmazdı. NATO’ ya girilip kâfirlerle ortak pakt yapılmazdı.

Yer altı kaynakları yabancılara peşkeş çekilmezdi. Yahudilerin meşruiyeti tanınıp İslâm coğrafyası siyonizme peşkeş çekilmezdi.

Mabetlerin amaçları dışında kullanımına izin çıkarılmazdı. Ümmetin çocukları tesettür emrinin mağdurları olmazlardı.

Dini tahsil yapan gençlerin katsayı mağduru olmasına göz yumulmazdı. Din mizah malzemesi olmazdı. Dine küfür yapanlar serbest bırakılmazdı.

Din düşmanları, belirli projeleri dini görünümlü proje adamları üzerinden yürütemezlerdi.

[1] Enam 6/68

Yazan Mehmet Sürmeli


Tags:

 
 
 

Bir yanıt yazın