Cinler ve Şeytanlar Hakkında Ne Biliyoruz?

Cinler ve Şeytanlar Hakkında Ne Biliyoruz?

Meleklerden ayrı olarak, gözle görülmeyen “cin” ler de vardır. Kur’an bunların varlığından bahsetmiş, hatta müstakil bir sure de gelmiştir; Cin suresi. Ahkaf suresinde de detaylı bahsedilir. Müslümanlar, onların da varlığına iman ederler. Değişik biçimlere girebilme kabiliyetleri olsa da nurdan değil; “Ateşten yaratılmışlardır.” [1]

Bazı zındıklar cinlere yaratıcılık vasfı vererek onları Allah’a şirk koşmuşlardır. [2] Onlara tapınmışlardır. [3]

Kur’an-ı Kerim’e göre cinlerin cinsiyetleri vardır. [4] “Allah’a kulluk amacıyla yaratılmışlar” [5] ve ilahi tekliflere muhatap kılınmışlardır. [6] Kur’an-ı Kerim dinleyip bazıları Hz. Peygamber’e (sav) iman ederek Müslüman olmuşlardır. [7] Kâfirleri ise cehenneme gireceklerdir. [8]

Onlar kesinlikle “Gaybı” bilemezler. [9] Durum böyleyken cinlerin gaybı bildiğine inanmak apaçık bir küfürdür. Zira “gaybı bilmek” sadece Allah Teâlâ’nın tekelindedir.

Cinlerin kâfirlerine şe-ta-na “azmak, sapmak, taşkınlık göstermek” fiilinden türeme “şeytan” ismi verilir. Ataları ise İblis’tir. İblis, “belese” kök fiilinden “pişmanlık, nedamet, hüzün ve her türlü hayırdan umudu kesmek” anlamına gelir. Allah Teâlâ’nın rahmetinden ümit kestiği için ona bu ad (İblis) verilmiştir. [10]

“Hani meleklere (karşısında saygıyla eğilmek suretiyle) Âdem’e secde (itaat) edin demiştik. Bunun üzerine bütün melekler secde ettiler; ancak İblis karşı geldi…” [11] ayetindeki istisna edatı, istisnayı münkatı’dır. [12] Yani İblis meleklerden değil, cinlerdendir.

Kur’an bütünlüğünde bakılınca şu ayet meseleyi yeterince izah etmektedir:

“وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِ أَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاء مِن دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ بِئْسَ لِلظَّالِمِينَ بَدَلًا”

“Hani bir zaman meleklere, (tüm insanlığın temsilcisi olarak karşınızda duran) Âdem’e secde edin, (yani O’nun size üstünlüğünü kabul ederek, önünde saygıyla eğilin) demiştik; bunun üzerine İblis hariç hepsi Âdem’e secde etmişlerdi. İblis zaten cinlerdendi ve Âdem’e secde etmemekle Rabbinin emrine karşı geldi.” [13]

İblis’i bu açık ayete karşın meleklere izafe etmek çok yanlış bir anlayıştır. Çünkü onun nesli / zürriyeti vardır.

Melekler için ise asla bir üreme ve nesil söz konusu değildir. Hasan el-Basri’ nin (ö. 110 / 728) deyimiyle İblis, göz açıp kapayana kadar bile melek olmamıştır.

Âdem nasıl ki insanın aslı / atası ise İblis de cinlerin aslı / atasıdır. [14]

İblis’in kâfir olmadan önceki döneminden hareketle çok sayıda “yakıştırma ve vahyin bütünlüğünden kopuk hatalı nice bilgiler” maalesef kaynaklarımıza kadar girmiştir. Tüm yanlışlardan, Kur’an ve Sünnet çerçevesinde çıkıp kurtulmak elzemdir.

Kur’an-ı Kerim’i incelediğimizde görürüz ki insanın en büyük düşmanı şeytandır. [15]

İnsanı azdırma bağlamında onu dalalete düşürmeyi [16], insanların arasına kin sokmayı [17], kötülükleri ve haramları süslü göstermeyi [18], gaflet vermeyi [19], vesveseyi [20], fuhuş yaptırmayı [21], Allah’ı anmayı unutturmayı [22] ve unutanlara musallat olmayı [23], israfçı davranışlar sergiletmeyi [24] kendine görev alanı olarak seçmiştir.

Çünkü şeytanın en büyük ve biricik rakibi insandır. Bütün hile ve entrikalarını insanı saptırmak üzerine kurduğu için, Yüce Allah (cc) insanın ona karşı çok çok dikkatli olmasını istemiştir. [25]

Bazı İslâm bilginleri de şeytanın insana karşı düşmanlığının şu sayacağımız seyir dâhilinde cereyan ettiğini söylemişlerdir:

“Şeytan, insanı önce küfre düşürmeyi ister. Onda başarılı olamazsa bidatlerle uğraştırır. Onda da muvaffak olamazsa haramlara daldırır ve farzları terk ettirmeyi dener. Bunlarda da muvaffak olamazsa, çok önemli farzlarla uğraşmaması için insanın nafilelere dalmasını öğütler.” [26]

Şeytanın olumsuz bu tavrı, “kendi varlığının anlamını” iyice kavrayan bir Müslüman’ı çok da korkutmamalı ama tedbiri de asla elden bıraktırmamalıdır.

İnsan, daimî bir “murakabe ve ihsan bilinci” içerisinde olursa gerekli tedbirleri almış olur.

Bu arada “Allah’ın (cc) koruması altına girmeyi yani istiazeyi” asla terk etmemelidir. Zaten Yüce Allah (cc), kullarını koruma çerçevesinde onları meleklerle her zaman desteklemiştir.

[1]      Hicr 15 / 27; Rahman 55 / 15.

[2]      Vahidî, Esbâbü’n-nüzûl, s. 169.

[3]      En’am 6 / 100.

[4]      Rahman 55 / 74.

[5]      Bak: Zariyat 51 / 56.

[6]      Bak: En’am 6 / 130.

[7]      Bak: Cin 72 / 1, 14

[8]      A’raf 7 / 179.

[9]      Bak: Sebe 34 / 14.

[10]     Taberî, Câmiu’l-Beyân, I / 264.

[11]     Bakara 2 / 34.

[12]     Zemahşerî, Keşşaf, I / 131.

[13]     Kehf 18 / 50.

[14]     Taberî, Câmiu’l-Beyân, I / 263.

[15]     A’raf 7 / 16-17.

[16]     Bak: A’raf 7 / 17; Nisa 4 / 60.

[17]     Bak: Maide 5 / 91.

[18]     En’am 6 / 43; Enfal 8 / 48; Nahl 16 / 63.

[19]     Bak: En’am 6 / 68.

[20]     A’raf 7 / 20; Taha 20 / 120.

[21]     Nur 24 / 21.

[22]     Bak: Mücadele 58 / 19.

[23]     Bak: Zuhruf 43 / 30.

[24]     Bak: İsra 17 / 27.

[25]     Bak: A’raf 7 / 16.

[26]     El-Kahtanî, el-Vela ve’l-Bera fi’l-İslâm, s. 122.

Yazan Mehmet Sürmeli


Tags:

 
 
 

Bir yanıt yazın