Türkiye’ nin Nüfusu Tepetakla Düşüyor
Türkiye’ nin Nüfusu Tepetakla Düşüyor
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..
Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.
Muhterem Müslümanlar ve Davetçi gençler
Acı ama bir gerçektir ki, üzerinde yaşamakta olduğumuz topraklardaki toplumunun nüfusu adeta “Tepetakla olmuş” bir vaziyette süratle düşmekte..
Bu da haliyle toplumu/devleti yönetenleri kara kara düşündürmekte.. Çünkü onlarda “hızla bir uçuruma doğru yuvarlanmakta olduklarını” görmeye başladılar.
İşte bu olumsuz gidişata “Dur” deme sadedinde, “İstanbul Aile Vakfı” ve “Milli Savunma Üniversitesi” iş birliğinde, “Vatan Müdafaasında Aile ve Nüfus” üst başlığıyla, 4. Uluslararası Aile Sempozyumu düzenlendi. 8 Mayıs 2026’da İstanbul’da gerçekleştirilen bu sempozyumun bir de “Sonuç Bildirisi” yayınlandı.
Ben yazımda, Rabbim nasip ederse, bu konuyu yine şu “3 husus ekseninde” sizlere izah edecek, farklı bir bakış açısı sunmaya çalışacağım.
BİRİNCİ HUSUS: Vakıayı doğru okumak ve doğru ortaya koymak.
İKİNCİ HUSUS: Vakıanın öncesi, sonrası, sebep ve sonuçları analizini yapmak.
ÜÇÜNCÜ HUSUS: Yegâne doğru ve köklü çözümü ortaya koymak.
Vakıayı doğru okumak ve detaylara tam vakıf olabilmeniz için, bu sempozyumdaki konuşmacıların ortaya koyduğu bazı “Resmi Veri” leri sizler için, 08.05.2026 tarihli “TRT Haber” web sitesinden alıntı yapıp aktaracak, arkasından da “Yegâne doğru ve köklü çözümü” ortaya koyacağım inşaAllah.
Sempozyumda Davut Gül beyin yaptığı açıklamalar:
Açılış oturumunda konuşan İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul’da bu yıl, geçen seneye göre “11 bin daha az öğrencinin” okullara kaydedildiğini belirterek, “Bu ne demek? 6 yaşındaki çocuklarımız bir önceki seneye göre 10 binden daha fazla azaldı. Muhtemelen bu sene de aynı şekilde devam edecek.” dedi.
Prof. Dr. Erhan Afyoncu beyin açıklamaları:
Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu da İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenen SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı’na katıldığını anımsatarak, Orada basına şunu söyledim: ‘Bunların hepsi gurur verici, ancak nüfusunuz olmadığında bunların hepsi bir hiç..” ifadesini kullandı.
Afyoncu, Türkiye’nin son yıllarda artan “Jeopolitik etkisi” ve gelişen savunma sanayisine rağmen gelecekteki konumu için büyük stratejik engel olan “Hızlı ve derin bir demografik çöküş” ile karşı karşıya.. 2050 yılına gelindiğinde genç nüfus oranının yüzde 10’un altına düşeceğini ve bunun felaket ötesi bir durum olduğunu kaydetti.
Afyoncu, “Hala tehlikenin farkında değiliz. Çok acil tedbirler alıp uygulamaya sokmazsak 2100’de Türkiye’nin nüfusu 25 milyona kadar düşerken, yaşlı nüfusun toplam nüfusun yarısına yükselme ihtimali fazladır.” dedi.
Prof. Dr. Harun Ceylan beyin açıklamaları:
Harun Ceylan bey ailenin temel önemine değinerek, 8 yıldır dünyanın en hızlı yaşlanan ülkesinde yaşıyoruz. Şu anda 3 çocuk üzerinde doğurganlık olan tek şehrin Şanlıurfa olduğunu, Türkiye’nin genç nüfuslu bir ülke olma özelliğini çoktan kaybettiğini açıkladı.
Prof. Dr. Cemalettin Şahin beyin açıklamaları:
Cemalettin Şahin bey de, Türkiye’de 1965 yılında uygulanmaya başlanan “Nüfus Planlaması” nın dış kaynaklı bir proje olduğunu ifade etti.
Başlangıçta bu projenin ana destekleyicisinin Rockefeller’in kurucusu olduğu “Population Council” (Nüfus Konseyi) olduğunu aktaran Şahin, “Konsey, plan, proje, eğitim, uygulama programı, personel eğitimi ve teknik destek başta olmak üzere birçok bakımdan Türkiye’de nüfus planlamasının başlatılması ve devamında uygulanmasına destek vermiştir.” diye konuştu.
Değerli takipçilerim ve Davetçi gençler
Bu sempozyumda konuşan bazı kişilerin konu ile alakalı adeta “Ana fikirlerini” ifade eden “tadımlık bilgilerini” sizlere aktardım. Şimdi gelelim “Sonuç Bildirisi” ne..
Sempozyumun kapanış oturumunda İstanbul Aile Vakfı Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Turgay Şirin tarafından “Sonuç Bildirisi” okundu.
Bildiride; Türkiye’de toplam doğurganlık hızının 1,48 düzeyine gerilemesi ve nüfusun yenilenme eşiği olan 2,1’in oldukça altında kalmasının Türkiye’yi “Demografik çöküş eşiğine” getirdiği, bu tablo neticesinde aile ve nüfusun “Milli güvenlik meselesi” haline geldiği kaydedildi.
Doğurganlık hızının ikame düzeyinin altına düşmesi, Türkiye’nin gelecekteki askeri insan gücünü ve ekonomik sürdürülebilirliğini tehdit eden en büyük stratejik risklerden biridir. Nüfusu korumak, sınırları korumak kadar hayatidir.
Bildiride, ailenin milli bekaya yönelik sosyokültürel tehditlere karşı vatan müdafaasının başladığı ilk ve en stratejik savunma hattı olduğunun altı çizilerek,
“Nüfus sürdürülebilirliğini desteklemek amacıyla aile dostu istihdam politikaları, ekonomik teşvikler ve sosyal altyapı yatırımlarını içeren bütüncül kamu politikalarının acilen geliştirilmesi önerilmektedir.
Nüfusun yenilenmemesinin gelecekte sosyal güvenlik sisteminin çökmesi ve işgücü piyasasının dışa bağımlı hale gelmesi riskini artırdığına işaret edilen bildiride, şunlar kaydedildi:
“Bu durum, ekonomik bağımsızlığımızı ve dolayısıyla milli savunma sanayimizin insan kaynağını tehdit etmektedir. Kuşaklar arası kültürel aktarımı, özellikle dede, nine ve torun ilişkisini yeniden mümkün kılacak ‘Çok Kuşaklı Hane Modeli’ desteklenmelidir.
Saygı değer kardeşlerim
Sanırım buraya kadar bir kısmını alıntı yapıp sizlerle paylaştığım şeyler, Türkiye Nüfusunun nasıl “Tepetakla Düşmekte olduğu” vakıasını tam olarak gözler önüne serdi.
Şimdi gelelim bu “Vakıanın öncesi, sonrası, sebep ve sonuçları ile ilgili analizimize..”
1965 yılında bizzat “Devlet eliyle” başlatılan ve 30 yıldan fazladır ki “Vahşice” sürdürülen “Nüfus azaltma operasyonları”, diğer resmi adıyla “Aile Planlaması” siyasetlerinin “aslında çok çok yanlış bir siyaset” olduğunun sanki yeni yeni farkına vardılar.
Bugün itibariyle yaşı 40’ ın altında olan nesil, 1965 sonrası “kasıtlı olarak sürdürülen bu operasyonlardan” habersizdir. Ama ben yaşım itibariyle tüm olup bitenleri “bizzat” yaşadım, gördüm.
Bu uzun ve vahşi süreçte; kah doğum kontrol hapları, anne yumurtalık kanallarının geçici hatta kalıcı yok edilmesi, kah kürtaj teşvikleri, kasıtlı sezaryen doğum yaptırmalar, kah erkeklerin hadım edilmesi, gıda maddeleri içine imalat sürecinde katılan kısırlaştırıcı kimyasallar vs. derken toplumumuzun “Doğurganlık Oranı” hain eller tarafından alt üst edildi.
Yukarıda Prof. Dr. Cemalettin Şahin beyin şu cümlesinde demişti ki;
“Türkiye’de uygulanmaya başlanan ‘Nüfus planlaması dış kaynaklı bir projedir” ve bu projenin ana destekleyicisi (bir Yahudi olan) Rockefeller’in kurucusu olduğu “Population Council” (Nüfus Konseyi) dir…”
Ben de buradan diyorum ki,
Türkiye’ deki “tüm vakıaları, hal ve gidişatları” doğru okuyabilmek ve doğru bir hüküm ve kanaate ulaşabilmek için ister “Nüfus planlamaları” gibi sosyal projelere, iktisadi projelere, eğitime, tüm ticari, askeri, siyasi vs. projelere şöyle “kuş bakışı” bir bakışla baktığımızda, haklı olarak soruyorum;
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ nin hangi projesi Dış Kaynaklı bir proje değil ki?”
İsterlerse onlara en az 100 adet proje gösterebilirim. Yazımı çok uzatmamak için 29 Ekim 1923 yılından bu güne kadar 100 yıldır uygulanan sadece birkaç tane örnek vermekle yetineceğim.
Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Kanunu (1926) da İsviçre’den alınmıştır. Ticaret Kanunu (1926) da Almanya’dan, Ceza Kanunu (1926) da İtalya’dan, Deniz Ticaret Kanunu (1926) da Alman Ticaret Kanunu’ndan alınmıştır.
Hukuk Yargılama Usulü Kanunu (1927) de İsviçre’nin Neuchatel kantonundan, İcra ve İflas Kanunu (1932) de İsviçre’den, İdare Hukuku ise Fransa’dan örnek alınmıştır.
Osmanlı İslam Devleti’ nin katili Avrupa istediği için 03.Mart.1924 tarihinde “Hilafetin kaldırılması, Osmanlı Hanedanının sınır dışı edilmesi” kanunu çıkarılmıştır.
26.Aralık.1925 Resulullah(sas)’in Mekke’den Medine’ye hicreti ile başlayan “Hicri Takvim” in kaldırılması ve Resmi takvim olarak, Hristiyan Avrupa’ nın “Miladi Takvim” nin kabul edilmesi kanunu çıkarıldı.
25.Kasım.1925 Şapka ve Kıyafet kanunun çıkarılıp Batılı standartlara uygun yeni kılık kıyafetleri giymeye halkın zorlanıp, uymayanlara ceza verileceği kanunu çıkarıldı, İskilipli Mehmed Atıf Hoca, 1924′te yazdığı “Frenk Mukallitliği ve Şapka” adlı risalesi ve bu şapka kanununa muhalefeti nedeniyle 4 Şubat 1926‘da idam edildi.
Yine kâfir Batılıların isteğiyle, 01.Kasım.1928 de ”Harf Devrimi Kanunu” nun bir gereği olarak, yüzlerce yıldır kullandığımız Kur’an’ın harfleri olan “Arapça harflerin kaldırılması”, Latin harflerinin, “Resmi devlet harfleri” yapıldı.
Belki çok şaşıracaksınız ama bakın şu kanun kimin eseri:
Şahsen de tanıştığım, sohbet ettiğim tarihçi Mustafa Armağan Bey “Saklanan Tarih” isimli bir programda şu sözleri söyledi:
“Bu gün yürürlükte olan ve (Demokrasi şehidi ‘!’ dedikleri) Adnan Menderes’ in çıkardığı “Atatürk’ü Koruma Kanunu” nun metnini 1902 – 1985 yılları arasında yaşayan ve o zaman Türkiye’de bulunan, kendisi çok samimi bir Alman yahudisi olan Prof. Dr. Ernst Eduard HİRSCH hazırlamıştır…”
Gördünüz mü ey güzel insanlar?
İğneden ipliğe her şey katilimiz Avrupa’dan, Batıdan yani İslam düşmanlarından “ithal”.. Ecdadımız, asırlarca Avrupa’ ya “İslam ihraç ederken”, yeni yetme çobanlar Avrupa’ dan habire “Avrupa Birliği Kopenhang Kriterleri” nin ithalatını yaptılar 100 yıldır..
Son 25 yılda yapılanların da, bunlardan kalır yanı var mıydı? Bu dönemde bizi yöneteler, 75 yılda dedelerinin “Batılılaşma adına” yaptıkları şeylerin “çok çok çok daha fazlasını”, hem de “Sempatik bir güler yüzle” ve “İslam Maskesi” takarak yaptılar.
Bu konuda da yüzlerce örnek sayabilirim. Hatta onlar iftihar ederek diyorlar ki: “Cumhuriyet tarihinde ‘Avrupa Birliği Uyum Yasları’ nın en çok çıkarıldığı dönem bizim dönemimiz olmuştur (!)..”
Evet, çok doğru söylüyorlar..
En başta özelleştirme kanunları, terörist başı Öcalan olmak üzere, katillerin idamını kaldıran kanunlar, LBGT’ yi serbest bırakan, zinayı suç saymayan kanunlar, kadın hakları adı altında (!) “kadının beyanı esastır” kanunu, İstanbul sözleşmesi kanunu vs. vs. say say bitmez.
O halde gelin “şu sorunun” cevabını arayalım:
“Bu topraklarda 100 yıldan bu güne niçin ‘sürekli ama sürekli’ emperyalist kâfir, İslam düşmanı Avrupa’ nın tüm kanunları, hem de ‘Yerli ve Milli’ adı altıda bizlere dayatılıp durdu, benimsetildi, uygulandı ve halen de vahşice dayatılmaya devam ediliyor?”
Birazcık aklı olan, kafasını “sadece vesikalık resim çekiminde” değil, bu işler içinde kullanan her kes görür ki, tüm bu olup bitenler, “Müesses şu nizamın” yani yürürlükteki “Devlet aklının” tamamen “Batılı bir Akıl” olmasından kaynaklanmaktadır.
İşte bu Batılı akıl, “Kraldan daha fazla kralcı” edasıyla Türkiye halkına 100 yıldan fazladır ki “Demokrasi, Laiklik, Özgürlük, Kemalizm yani tam Kapitalizm” adına ne kadar kanun varsa ”bu zavallı ve gafil halka” uyguladı, uyguladı ve halen de uygulamakta..
İşin özü; İslami değerlere sırt çeviren devlet aklının, 100 yıldır uyguladığı “Eğitim ve Öğütüm Siyaseti” içinde yaşadığımız 21. Yüzyılın daha ilk çeyreğinde, “bırakın İslami bir aileyi” vallahi “İnsani vasfa haiz bir aile” bile bırakmadı. Toplumun çivisi yerinden çıktı.
Türkiye halkı acaba şunu biliyor mu?
Bu topraklarda 27 Aralık 1949 yılında Türkiye ve katil ABD hükümetleri arasında “Eğitim komisyonu kurulması” hakkında bir anlaşma imzalandı.
Eğitim sistemini altüst eden, eğitimi katil ABD kültürünün hizmetine sunan bu anlaşma, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından imzalandı.
Çünkü bu “Fulbright Anlaşması” ile eğitim, katil ABD‘ye teslim edildi. Toplum mühendisliği için katil ABD eğitimi ele geçirdi.
Bu anlaşma ile “Amerikan kültürünün aşılanması, zihinlerin köleleştirilmesi, uyuşturulması ve toplumda ciddi bir bilinç kaymasının yaşanması için” eğitim bulunmaz bir fırsattı.
Ey akıl sahipleri.. Allah rızası için, gidip açın ve bu Fulbright Anlaşmasının 3. Maddesini bir okuyun. Orada diyor ki:
“Madde 3: Komisyon yukarda mezkûr eğitim işleri için, programlar hazırlayacak ve bu hususta Amerikan Eğitim kurumları ile sürekli iş birliği yapacaktır. 4 Türk 4 ABD’liden oluşan komisyonun başkanı ABD’ nin Türkiye Büyükelçisi olacaktır..”
Kim olacakmış başkan?
Katil ABD’ nin Türkiye büyükelçisi.. Peki, şu anda Mayıs 2026 itibariyle o büyükelçi kim?
1900‘ lerin başında Lübnan‘ın Zahle kentinden ABD‘ye göç eden Maruni Hristiyan bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen, Kalifornia’ da Yahudi mahallesinde büyümüş olan Tom Barrack’ tır.
Yani “eğitim direksiyonu” başında, pardon “komisyonu başında” şimdi bu adam var.
1949 dan 2026 yılına kaç sene geçmiş?
Tam 77 sene geçmiş ve anlaşma “İptal edilmesi” şöyle dursun, dört dörtlük yürürlükte.. Hem de “Yerli ve Milli Eğitim” adıyla.. Ne kadar acı bir şey değil mi güzel insanlar?
Şimdi gelelim yazımızın finaline..
Makalemin başlangıcında demiştim ki; “bu konuyu yine şu 3 husus ekseninde sizlere izah edecek, farklı bir bakış açısı sunmaya çalışacağım.”
ÜÇÜNCÜ HUSUS’ ta ise: Yegâne doğru ve köklü çözümü ortaya koymaya gayret edeceğimi beyan etmiştim.
2025 yılın “Aile Yılı” ilan eden ve “Ülke nüfusunu arttırma ve gençleştirme” yoluna revan olan, çeşitli teşvikler ortaya koyan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ nden onlarca yıl evvel, Avrupa’ lılar da “bu teşviklerin belki de 10 katını” kendi halklarına yapmışlar ama “hiçbir olumlu sonuç” elde edememişlerdi. Hepsinin de nüfusları yere çakılmıştı.
Dolayısıyla da adım adım “İslam düşmanı kâfir Avrupa” nın izinden giden “Batı hayranı bu devlet adamları” ve onların “Laik Batı menşeli” kanunları mı “Türkiye nüfusunda bir patlama” meydana getirecek?
Bu asla ve kat’a mümkün olmayacak..
Gelin bir benzetme yapalım: Allah’ ın Müslümanlara haram kıldığı bir “domuz çiftliği” kuran adamın, “Domuzların kuzu yavrulamasını beklemesi” akla sığar mı?
Elbette ki sığmaz.. Çünkü bu beklenti, “Eşyanın tabiatına tamamen zıt” bir beklentidir ve domuz asla kuzu doğurmayacaktır. “Domuz oğlu” da domuz olur değil mi?
Aynı şekilde “Laiklik akidesini hayat tasavvurlarının temeli yapan, Laik anayasa ve kanunlar benimseyen, Demokrasi denen bir pisliği, bir fosseptik çukurunu, iktidara geçme yöntemi edinen tüm kapitalist toplumlarda” mutlaka ama mutlaka “Nüfuslar çok büyük bir oranda düşecektir ve nitekim görüyoruz ki düşmekte..” Bu kaçınılmaz bir sondur.
Dolayısıyla tam kapitalist, Demokratik, Laik ve Kemalist Türkiye Devletinde de ne kadar tedbir alınırsa alınsın, “Nüfus büyük bir süratle tepetakla düşmeye devam etmektedir ve edecektir” diye düşünüyorum.
Ne demişti yukarıda Prof. Dr. Erhan Afyoncu bey: “Çok acil tedbirler alıp uygulamaya sokmazsak, bugün 2026 yılında 85 Milyon olan Türkiye nüfusu 2100 yılında 25 milyona kadar düşer..”
Bu bir kehanet değil, bir öngörüdür.
Muhterem kardeşlerim ve ey Davetçi gençler
21. Yüzyılda dünyaya yeni bir format atmak ve kendi “Şeytani Projeleri” olan “Yeni Dünya Düzeni” ni kurmak için yola koyulan, “Şeytanı Rab edinen Küreselci Sermaye sahiplerinin” gerçekleştirmek istedikleri hedeflerden bir tanesi de “8 milyar 500 milyon kişi civarında olan bugünkü Dünya nüfusunu 500 milyon kişiye düşürmektir..”
Bunu başarmanın “onlarca yolu ve planı” halen kafalarında hazırdır. “Toplu katliamların olduğu savaşlar ve bölgesel çatışmalar çıkarmak, Pandemi ilan edilen/edilecek olan salgın hastalıklar peydah etmek, cinsiyetsizleştirmek, kadınları kısırlaştırmak vs.” bunlardan bazılarıdır.
Onların bu planları, şu ayeti bana hatırlatır hep:
وَمَنْ يَعْشُ عَنْ ذِكْرِ الرَّحْمٰنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَر۪ينٌ
“Her kim Rahman’ın Zikrini (Kur’an-ı Kerim’i, ) görmezden gelir, (Ona sırt çevirip başka şeylere) yönelirse, Biz de, (insan suretli) bir şeytanı ona musallat kılarız, (şeytanın tüm kötü emellerine kendisini uşak yaparız.) Artık bu (şeytan), onun çok yakını (bir yoldaşı ve bir kaptanı) dır.” (Zuhruf suresi 36)
İşte rahmanın zikrine yani Kitabullah’a ve onun uygulayıcısı Rasulullah’ a sırt çeviren katil Avrupa’ nın ve onun “Kardaki ayak izlerini adım adım takip eden” Türkiye devleti ve toplumunun içine düştüğü hal ve gidişat, aynı bu ayette ifade edildiği gibi, “Şeytanın musallat olmasına bağlı olarak ortaya çıkan şeytani bir hal ve gidişattır” ve Rabbimiz, bu gidişatımızdan asla ve kat’a razı değildir.
“Demokratik, Laik ve tam Kapitalist bu cahiliye düzenin” toplumsal acı meyvesi; “Evlenmeyen gençler, evlenince 3-4 ay sonra boşanan çiftler, dost/sevgili hayatı yaşayan milyonlarca kadın ve erkek, bir çocuk, bilemedin en fazla 2 çocuk yeter diyen ebeveyler, boşanma davalarına kurban giden, katledilen yüzbinlerce kadın, yetim hanelerde anasız babasız büyüyen sabiler..”
Dolayısıyla “artık asla evlenmeyeceğim” deyip, “1 artı 1” evde tek başına yaşayan, kendisine bir de “sevgili” edinen “Milyonlarca bunalımlı hatta intihar eden” bir gençlik..
“Ey yükselen yeni nesil, İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak olan sizlersiniz..” diyen Cumhuriyetin, Demokrasinin, Laikliğin kurucusu “sarı saçlı mavi gözlü” zatın seslendiği gençlik, Batıdan ithal edilen Cahiliye akide ve kanunlarının uygulanması sonucu bu gün per perişandır.
“- Yahu Bekir amca, yine frene basmadan yazdın da yazdın.. Sadede gelelim; Allah rızası için söyle, sende tüm bu devasa problemlerden kurtuluş için, nüfusumuzun hızla artışı ve nitelikli bir toplum oluşturulması için doğru ve köklü bir çözüm bir çare var mı?”
Evet; bir davetçi, bir siyasetçi, bir devlet adamı olarak elhamdulillah bende “bir ilaç, bir çare, doğru ve köklü bir çözüm” var. Hem de o kadar çok var ki ve o da şudur:
Ne zaman ki;
Müslümanların istek, azim ve gayreti, şanı yüce Allah’ın da buna mukabil yardımı sonrasında, İslam Akidesinin amir bir hükmü ve gereği olarak İslam Devleti tekrar kurulur, işte o zaman; “Kâfir Batılıların siyasi amaçları için bir aparat olarak kullandıkları “Aile Planlaması isimli Nüfus azaltma plan ve projelerine” dur denilecek, bu gidişat ve tüm İslam dışı uygulamalar, Allah’ın izni ve yardımıyla işte o zaman son bulur ve bulacaktır da inşaAllah..
Yeter ki bizler şu kokuşmuş foseptik çukuru Demokrasiden, Laiklikten, Kapitalizmden tamamen vaz geçelim.
Yeter ki bizler gerçekten Medine ehlinin “istediği ve kurduğu gibi”, İslami bir Devleti “Canı gönülden ve tam bir teslimiyetle isteyelim, onun yolunda canlarımızı, mallarımızı, zamanımızı ve nice emeklerimizi feda edelim” güzel kardeşlerim.
Bu nedenle bir kere daha
Ve gür bir sesle diyoruz ki;
İSLAM ASLA DEVLETSİZ OLMAZ..
BİR DEVLET DE ASLA VE KAT’A
İSLAM’SIZ OLMAZ, OLMAZ, OLMAZ..
Ey Rabbim bizleri de bu salih amele memur eyle, bizlere Nusret ile İslami bir Devlet sahibi olmayı, bu Devletimizin ilan edeceği Cihad yoluyla İslam Risaletini tüm dünyaya hakim, hakem ve hükümran kılmayı nasip et Allah’ ım..
Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İslami Devlet’ te şehit olmayı nasip eyle.
Ey güzel insanlar ve Davetçi gençler
Bir gün bizler için de ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..
Bekir Yetginbal – 10 Mayıs 2026
Tags: