Sen Bittin Artık Ey Amerika

Sen Bittin Artık Ey Amerika

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..

Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.

Muhterem Müslümanlar ve Davetçi gençler

İçinde yaşamakta olduğumuz zaman diliminin teknolojik araç ve imkânları; 28 Şubat 2026 günü İsrail – ABD ittifakının, bir İslam toprağı olan İran’a ve halkına yönelik başlattığı savaş, saldırı ve tecavüzleri, artık “Canlı yayınlarda” bizlere izletir hale geldi.

Her ne kadar, 1979 yılındaki Ayetullah Humeyni darbesiyle İran’da “Şahlık dönemine” son verilip, kâfir Batılıların “İslam boyalı yeni bir Cumhuriyeti” kurulmuş olsa da,  Hz. Ömer (ra) döneminde (M. 634-644) fethedilen bu topraklar, hükmen bir “İslam toprağı” dır ve kıyamete kadar da “İslam toprağı” olarak kalacaktır.

Tıpkı Yunanistan, Bulgaristan, Azerbaycan, Ermenistan, Türkmenistan, Sırbistan vs. toprakları gibi.. Oralarda; “İslam dışı” Şahlık, Kraliyet hatta Demokratik Cumhuriyetlerin kurulmuş olması, oranın “İslami mülkiyet hakkını” asla iptal ettiremez.

Yani hâlihazırda bu topraklarda “küfür anayasaları ve küfür kanunları” hâkim, hakem ve hükümran olsa da bu statü asla değişmeyecektir. Çünkü bu “Mülkiyet Statüsünü” nü bize bildiren ve veren, “mülkün asıl sahibi” şanı yüce Allah’tır.

Buna bağlı olarak ta diyoruz ki, “İran topraklarına ve halkına yapılan bu saldırılar”, İslam’a ve Müslümanlara yapılan bir saldırılardır.

Mütecavizler için İran’ da yaşayan halkın “Akidesi, mezhebi hatta hangi kavimlerden oluştuğu” asla önemli değildir. Onlar indinde muteber olan şey; bu toprakların ve üzerinde yaşayan halkların, yüzlerce yıldır İslam ile olan bağıdır ve onlar, ehli küffar indindi “potansiyel suçlular..” dır..

Toplu katliam ve yıkımlara maruz bıraktıkları “bu zavallı halkın çocukları, kadınları, yaşlıları..” Farisi mi, Arap mı, Kürt mü, Türk mü, Afgani mi, Beluci mi hiç ayırım yapıyorlar mı?

Bakın ne demişti Rabbimiz:

“Kuşku yok ki iman edenlerin (Müslümanların); insanlar içinde en amansız/acımasız düşmanları olarak, yahudiler ve şirk koşanlar olduğunu göreceksin.” (Maide suresi 82)

ABD ve katil Donald TRUMP eşeğinin sırtına binen ve dizginlerini şimdilik elinde tutan katil İsrail, “astığı astık, kestiği kestik..” bir eda ile yakmadığı yıkmadığı, parçalamadığı bir karış toprak, bir liman, bir şehir, bir fabrika, bir hastane, bir okul bırakmak istemiyor.

Hatta ve hatta iki haftadır içine ve çevresine hiç kimseyi yaklaştırmadığı, sokmadığı “Mescid-i Aksa” nın bodrumuna “güçlü patlayıcılar” yerleştirmediğini kim iddia edebilir?

Yapar mı yapar.. Çünkü o lanetlenmiş bir yahudidir.. Hristiyan da olsalar, katil ABD’ liler ondan aşağı kalır mı?

Bakın şu bilgiyi kaç Müslüman biliyor:

“AP ajansına göre, ABD milletvekili TANCREDO, Florida’da yayın yapan bir radyoda cuma günü katıldığı programda sunucunun, Teröristlerin bazı ABD kentlerini nükleer silahlarla vurması durumunda ülkenin nasıl yanıt vermesi gerektiği yönündeki sorusu üzerine şunları söyledi:

Böyle bir durumdan bahsederseniz, bu ABD’de olursa, biz bunun radikallerin, Müslüman kökten dincilerin işi olduğuna karar verirsek onların kutsal yerlerine misillemede bulunabilirsiniz?

Milletvekili TANCREDO, ‘Mekke’yi bombalamaktan mı bahsediyorsunuz’ sorusuna, ‘Evet’ yanıtını verdi. (Kaynak: Haber 7 com – 19 Temmuz 2005)

Allah’ın laneti, en başta Yahudiler olmak üzere tüm emperyalist kafirlerin üzerine olsun..

Osmanlı İslam Devleti yıkılıp, enkazı üzerine kurulan her bir yeni devletin “kimlere emanet edildiklerine” dikkatlice baktığımızda şunlara şahit olduk:

Mısır’ da Kıpti Hristiyanlar, Suriye’ de Nuseyriler, Lübnan’da Dürzi ve Maruniler, Türkiye’ de Sabetayist beyaz Türkler ve İran’ da ateşe tapan Mecusiler, Osmanlı sonrasının “emanetçi devletleri ve devlet adamları” oldular.

Bu emanetçilerin de İslam ile uzaktan yakından alakaları yoktu ve dipçik zoruyla, kanla, vahşetle, zulümlerle Müslüman halklara tahakküm ettiler.

Müslümanlar şu hakikati de bilmeli:

Türkiye’deki Devlet vakıasına kuşbakışı bir bakışla baktığımızda tüm çıplaklığı ile görülen şey, Türkiye’de 2 iktidar vardır:

A: Hakiki iktidar: “Devlet aklı ve Devlet iradesi” diye tanımladığımız ama herkesin görüp hissedemediği bir iradedir.

B: Geçici iktidar: Başbakandır, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu üyeleri, Meclis ve Anayasa Mahkemesidir.

Fiiliyatta da hepimizin şahit olduğu şey; “Hakiki İktidar yani Devlet bir Hancı, Başbakan, Cumhurbaşkanları vs. yani ‘Kendisine Geçici iktidar emanet edilenler’ ise birer yolcudur.”

Peki, Türkiye’ de böyle de diğer halkı Müslüman olan coğrafyalar farklı mı? Elbette farklı değil aynı..

Mesela İran’ ı ele alalım..

Şubat 1979 da İmam Ayetullah HUMEYNİ’ yi Fransa’dan özel uçakla getiren ve en tepedeki koltuğa oturtan perde arkasındaki hakiki irade; “İran’ daki ateşe tapan Mecusi” iradesidir.

İran’ da görünürde sözde “İran İslam Cumhuriyeti” diye yeni bir rejim kurdular ama bu rejimin en başta “Devlet Anayasası” olmak üzere hiçbir şeyinin İslam ile alakası yoktur.

Şahlık dönemini devirme sonrası oluşturulan “Anayasa Komisyonu” nun hazırladığı yeni “İran Anayasası” nın 1980 yılında tamamını madde madde tek tek okudum, inceledim. Batı anayasalarının bir kopyası olan yeni Anayasanın, İslam ile alakasının olmadığına bizzat şahit oldum.

Peki, “İslam İslam..” diye halkı gaza getirenler, Şahı devirenler niye İslami bir yönetim kurmadılar?

Cevabı basit; perde arkasındaki “Hakiki İktidar” yani “Ateşe tapan Mecusiler” buna izin veremezdi, nitekim o gün bu gün vermediler de..

Tam 8 yıl sürdürülen “İran – Irak Savaşı” bu Mecusi iradenin isteği ile oldu ve sürdürüldü.

Keza eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ ın da itiraf ettiği gibi, Afganistan ve Pakistan’ da bu Mecusi irade ABD’ ye çok yardım etti ve katil ABD’ nin “Afganistan Katliamlarının” suç ortağı oldu.

Yine bu Mecusi irade Irak’ta tüm Şii milislerini bir manipülasyon aracı olarak ABD’ nin emrine verdi, Saddam Hüseyin’ i devirip Irak’ta o günden bu güne, bir “Şii İktidar” oluşturdular.

Lübnan’ da kurulan ve “Hizbullah” adı verilen aslında bir “Hizbullat” olan İran’ın “Vekil gücü” ve “Vekil Partisi” Mecusi iradenin oluru ile kuruldu.

Suriye’ de katil Hafız Esad ve oğlu katil Beşar Esad, onlarca yıl Suriye’ de yüzbinlerce Müslümanı, vekil güçleri Haşti Şabi, Nuseyri, Kudüs Gücü, Hizbullat, El Muhaberat, Hüseyin Nasrallah ve Kasım Süleymani eliyle katlettirenler, milyonlarca Suriye’ liyi sürgüne gönderenler, Sednaya Hapisanesinde binlerce Müslüman kadının ırzına geçirtip hamile bıraktıranlar da işte bu Mecusi irade idi.  

Bunlar ilk elde akla gelenlerdir.

İşte şimdiki “İran – İsrail ve ABD (Epstein koalisyonu) Savaşı” da yüzünü artık ABD’ye değil, “Çingiltere’ yani (Çin artı İngiltere koalisyonuna) çeviren, ondan bir medet uman ve Çingiltere ile 400 Milyar dolarlık bir ticari anlaşma imzalayan Mecusi iradenin savaşıdır.

Esas itibariyle bu savaş, asla ve kat’a bir “İran – İsrail/ABD Savaşı” değildir. Peki, ne savaşıdır?

Her ne kadar zahiren görünen onların savaşı olsa da, hakikatte “Çingiltere ile Ulusalcı ABD Savaşıdır”

Lanetlenmiş kavim ve onun istihbarat teşkilatına “mecbur ve mahkûm kalan” ahmak, aptal, ehli kibir katil Donald TRUMP; “İsrail’in teşviki, İran’ın tahriki ve Çingiltere’ nin stratejik manevraları” ile bu “büyük tuzağın” içine balıklama daldı.

Şimdi çıkmak istiyor ama nafile..

İngiliz aklı; “Çin teknolojik silah araç ve gereçleri ile kurbanlık Mecusi iradesini” öyle bir kullanıyor ki, ABD ve katil TRUMP, şu ana kadar bir türlü bu bataklıktan bu tuzaktan bir “çıkış yolu” bulamadı..

Yeni bir Dünya Düzeni kurmak isteyen ve 2030 yılını Mikro hedef, 2045 yılını ise Makro hedef olarak belirleyen bu İngiliz aklı, namı diğere “Çingiltere” oturmuş, purosunu yakmış, bacak bacak üstüne atmış, bir yandan kahvesini içiyor bir yandan da savaşın gidişatını seyrediyor.

Sadece seyretmekle de kalmıyor; “adım adım da planlıyor, yönlendiriyor, ABD’ nin boğazını, Hürmüz boğazında pala ile kesmeye” çalışıyor ki, kıta Amerika’sındaki 50 eyaletli ABD, “ hemen 50 ayrı devlete” bölünsün..

Görünen o ki, çok da başarılı ilerliyor..

Fakat İran’ daki, İran Küfür Cumhuriyeti’ndeki Mecusi aklı, Çingiltere’ nin emri ile “Sırf onların maslahatı için” çok çok pis ve vahşi bir şey yapıyor.. Yani körfezde ne kadar devlet, krallık ve emirlikler varsa, onların yer altı ve yer üstü ne kadar serveti, birikimi, imkânı var ise hepsini adım adım yok ediyor.

Gerekçesi ise oralarda ABD üsleri ve askerleri var..

Hâlbuki katil Çin’ in onlara verdiği, “Balistik füzelerin, Dronların, Uydu ve Çin İstihbarat gemisi destek ve yardımlarının”, istedikleri her yere “% 100 isabetli nokta atış” yapma imkânı var.

Haklı olarak soruyorum; İran ve Mecusi irade niçin “nokta atışlarla” tüm füzelerini İsrail’ deki askeri ve stratejik yerlere ya da ABD üs ve gemilerine atmıyor?

Niçin İsrail’in Hayfa’daki akaryakıt ana tesisleri, askeri karargâhları, denizden su arıtma tesisleri, Tel Aviv’ deki finans merkezi gökdelenleri ve ana havaalanı yerle bir edilmiyor da sadece meskûn mahallere az sayıda füze yollanıyor?

28 Şubat 2026’ dan bu güne atılan 10.000 den fazla Balistik füzenin, yaklaşık 8.000 adedi Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Bahreyn, Umman vs. vurmak için kullanıldı.

Ey İran, niye tamamını İsrail ve ABD hedeflerine göndermedin? Niye İngiliz aklına uyup, bu ülkeleri harabeye çevirdin?

Demek ki, Gazze gibi, Lübnan gibi, Suriye gibi bu bölgelerinde yerle bir edilmesi, “taş üstünde taş, vücut üstünde baş” bırakılmaması gerekiyordu öyle mi?

Niçin? ABD – Çingiltere tepişmesi için..

Ve sen ey İran bu işe hain bir aracı oldun.. Tamam, ilk saldıran sen değilsin ama sen “Sana saldıranların” kim olduklarını göremeyecek kadar kör mü oldun?

Ufukta görünen o ki, Ukrayna – Rusya Savaşı gibi bu savaş aylar hatta yıllarca sürerse, bölge Müslümanları Gazze gibi “bir dilim ekmeğe” muhtaç hale gelecekler.

Savaşı, “İran/Mecusi irade – Çingiltere ittifakı” nın kazanması halinde üzerinde yaşadığımız topraklar, Çingiltere’ de bulunan ve Şeytana tapan Küreselci sermayenin “Yeni Dünya Düzeni” projesinin, Çin’ den sonraki “yeni uygulama alanı” olacaktır.

Bu ittifakın kaybetmesi halinde ise katil ABD ve katil İsrail, yine ensemizde “boza pişirmeye” devam edecekler, “savaş tazminatlarını” da yine bizlerden alacaklardır.

Sanırım her iki tarafa da “Mavi Boncuk” dağıtan Türkiye, savaş sonrası “galip gelen tarafın” safında “tam yerini” alacaktır.

Şimdi gelelim doğru çözüme..

Yukarıdan aşağıya okuduğunuz gibi, her iki “küfür cephesinin” de dünya Müslümanlarına bir hayrı yoktur, zararı çoktur.

Daha da önemlisi ve asıl olanı, “her iki tarafta” İslam düşmanıdır. ABD – İsrail ittifakı, Armegeddon ve Haçlı seferi/savaşı diye yola çıkmıştır.

Çingiltere’ nin ana unsuru olan İngiltere, Osmanlı İslam Devleti’ ni yıkan, Hilafeti yeryüzünden kaldıran ana katildir.

Keza Çin; bu gün bile İslam ve Müslümanlar ile savaşan, Doğu Türkistan vs. bölgelerde kardeşlerimizi katleden, bacılarımızın ırzına geçen bir seri katildir.

Dolayısıyla dünya Müslümanları olarak yapacağımız “esasi iş” şudur kardeşlerim:

Müslümanlar olarak iman ettik ki; “İslam’da asla çare tükenmez.. Çünkü İslam’ın sahibi şanı yüce Allah’tır. Kaynağı, Kur’an, Sünnet ve bunların işaret buyurduklarıdır..” Elhamdulillah..

Bu nedenle bir kere daha cümle âleme haykırıyor ve diyoruz ki;

“Yegâne doğru ve köklü çözüm, İslam Akidesinin amir bir hükmü olan, ‘İslami bir vasfa haiz’ yepyeni bir Devlet kurmaktır.” Yani;

“Arz üzerinde İslamiyet’i tekrar hâkim, hakem ve hükümran kılacak, toplumsal olarak “İslam Hayatını yeniden başlatacak”, İslamiyet’ i dâhili siyasetinde tatbik etmekle kalmayıp, Cihaddan cihada koşarak onu cihana yayacak, Gazze, Filistin, Lübnan, Suriye, Irak, İran, Afganistan, Çeçenistan, Arakan, Doğu Türkistan vs. katillerini ve efendilerini haritadan silecek bir İslam Devleti’ ni tekrar kurmaktır…”

Bu farzı, örnek ve ölçü Rasul Hz. Muhammed (sas) Medine’de inşa etmiş, ilk İslam Devlet Başkanımız iken vefat etmiş ve Rabbine kavuşmuştur..

Rabbimizin;

“Onların aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet, onların arzularına uyma, Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamaları için onlardan çok sakın..” (Maide suresi 49)

emrini efendimiz (sas) sağlığında harfiyen uygulamış, vefatı sonrasında iktidarı sevk ve idare eden Rasulullah’ ın “Siyasi Partisi” nin üyeleri olan “Ashabı Kiram”, özellikle Asrı Saadet dönemi sonrası gelen “Hulafa-i Raşidin” döneminde en mükemmel şekilde icra etmişlerdir.

İşte bizim de acilen yapmamız gereken “esasi ve farz olan iş budur yani İslam Devleti’ ni tekrar kurmaktır” kardeşlerim.

Şimdi gelin, her zaman söylediğimiz şeyi, burada bir kere daha “Gür bir seda ile” tekrar haykıralım:

İSLAM, ASLA BİR DEVLETSİZ OLMAZ..

BİR DEVLET TE ASLA İSLAM’SIZ OLMAZ..

Ey Rabbim bizleri de bu salih amele memur eyle, bizlere Nusret ile İslami bir Devlet sahibi olmayı, bu Devletimizin ilan edeceği Cihad yoluyla İslam Risaletini tüm dünyaya hakim, hakem ve hükümran kılmayı nasip et Allah’ ım..

Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İslami Devlet’ te şehit olmayı nasip eyle.

Ey güzel insanlar ve Davetçi gençler

Bir gün bizler için de ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..

Bekir Yetginbal – 23 Mart 2026


Tags:

 
 
 

Bir yanıt yazın