Nüfus Planlaması mı, Nüfus Patlaması mı?

Nüfus Planlaması mı, Nüfus Patlaması mı?

Kız olsun, erkek olsun, evlilik hayatına ilk adım atacakları günde, onlara yapmamız gereken dua, “Bu izdivacınız, inşaAllah her ikinizin de ahireti kazanmanıza vesile olsun..” şeklinde olmalıdır.

Evlilik hayatının en güzel meyvelerinden biri olan çocuklarda, hakkıyla terbiye edilirler ise, ahireti kazanmamıza vesile olacak şeylerdendir.


[Devamını Oku]

İslam’a Göre Kadının Sosyal Hayattaki Yeri Nedir?

İslam’a Göre Kadının Sosyal Hayattaki Yeri Nedir?

İslam ve onun davetçisi, öğreticisi, aile reisi, cemaatin imamı, ordu komutanı ve devlet başkanı, adı güzel kendi güzel Muhammed Mustafa(sas) efendimizin ortaya koyduğu,  kadınlarımızın, kızlarımızın sosyal hayatta, İslam’a göre olması gereken yerleri, konumları hakkındaki İslami mefhumlar” ile içinde yaşadığımız şu günlerdeki kadınlarımızın ve kızlarımızın sosyal konumları arasında dağlar kadar farklar var maalesef..

Bu gün gelinen noktaya, son 10 yıl veya 20 yılda ya da 40 yılda gelinmedi. Kadınlarımız ve kızlarımız dünden bu güne “bir nesil değişimiyle” de konumlarında bir köklü değişim yaşamadılar.

Peki ne oldu da bu hayırlı Ümmetin tertemiz kadınları ve kızları böylesi bir dejenerasyona uğradı?

İslam Ümmeti, Osmanlı İslam Devleti’ni kaybetmekle, aslında bir çok şeylerini de beraberinde kaybetti, kaybetmeye başladılar. En başta Halife’sini kaybetti. Çünkü, “İslam’a göre Halife Devlettir”

[Devamını Oku]

Neden Hep Farklı Günlerde Bayram Oluyor? İngiltere’nin Rolü Nedir?

Neden Hep Farklı Günlerde Ramazan ayı Başlangıcı ve Bayram Oluyor? İngiltere’nin Rolü Nedir?

Âlemlerin Rabbi olan şanı yüce Allah’a hamd, ölçü ve örnek Rasul Muhammed Mustafa’ya, Ehli Beytine, Güzide Ashabına ve tüm Müslümanlara salat ve selam olsun.

Neredeyse 50 – 60 yıldır, Ramazan ayının başlangıç günü” ya da “Ramazan ve Kurban bayramlarının ilk günü”  içinde yaşadığımız şu toplumda ve tüm dünyada, bu yılda da olduğu gibi bir problem olarak karşımıza çıkmakta.

Peki neden?

Bunun temelde iki nedeni var:

Birincisi, 1970’li yıllara kadar Türkiye’ de halk, bu konuyu hiç araştırmadan, sorgulamadan devlet ve onun resmi kurumu Diyanet İşleri Başkanlığı ne derse ona harfiyen uyardı.

İkincisi ise; artık 70’li yıllardan itibaren toplumumuzda, Rabbimize sonsuz defa hamd olsun ki bir “İslami Şuurlanma Dönemi” başladı.

Kitle iletişim araçları olan Radyo, Televizyon ve özel kanallar, Cep Telefonları, Sosyal Medyalar, ayrıca çeşitli İslami Cemaatleşmeler ve son yıllarda da İnternetin yaygınlaşması, dünya Müslümanları arasında “Bilgi alış verişini” çok hızlandırdı.

İşte buyavaşta olsa” şuurlanma, beraberinde Ramazan, Kurban ve bayramı konularının tafsilatlıca sorgulanmasını gündeme getirdi.

Şimdilerde ise İslami bir Devlet olmamasına rağmen Suudi Arabistan Krallığı’ nın Mekke’den yaptığı canlı Televizyon yayınları artık her bir şeyi ayan beyan hale getirdi. “Ümmetin kafasını karıştıran zalimlerin tüm avretleri açığa çıktı”, gizleme, saklama ya da saptırma imkânları minimum seviyeye indi.

Makalemde, bu meselenin “Nihai ve Kökten çözümü” için İslami açıdan fikrimi ortaya koymadan önce aşağıdaki başlıklar altında bir takım hususları sizlere açıklamak istiyorum.

1- Bayram günleri de esasen yine Şer’i hükme göre belirlenir

2- Dünya Müslümanları neden farklı günlerde bayram yaptı ve kurban kesti

3- Ümmeti yönetenlerin bu “farklı gün belirleme” gerekçeleri ne idi?

4- Peki, Fikri ihtilaf ve Fiili uygulama farkını kim ortadan kaldıracak?

Bu konu başlıklarını, aşağıda tek tek ele alıp incelememizdeki Asıl amacım, tüm dünya Müslümanlarının içine düştükleri bu “acı ve acıklı duruma ilaç olacak” Doğru bir fikri ve Doğru bir çözümü sırf Allah rızası için ortaya koymak ve yol göstermektir.

1- BAYRAM GÜNLERİ DE ESASEN YİNE ŞER’İ HÜKME GÖRE BELİRLENİR

Malumunuz, İslâm Ümmetinin iki bayramı vardır. Bunlardan biri Kurban Bayramı, diğeri de Ramazan Bayramı’dır.

Ramazan Bayramı, Kameri aylardan biri olan Ramazan ayının bitiminde, Şevval ayının birinci gününde; Kurban Bayramı da yine Kameri aylardan Zilhicce ayının onuncu gününde kutlanmaya başlanır.

Ramazan bayramı üç gün, Kurban Bayramı dört gündür.

Peygamberimiz (sas) Mekke’den Medine’ye hicret ettiği zaman, Medinelilerin iki bayramı olduğunu öğrendi. Bu durumu gören Rasulullah (sas) buyurdular ki:

“Allah-u Teâlâ size kutladığınız bu iki bayram yerine / bayrama bedel olarak daha hayırlısını, Ramazan Bayramı ile Kurban bayramını lütuf olarak vermiştir. “ (Ebu Davud, Salat 239, Nesei, I’deyn, 1; Ahmed binHanbel, Müsned, III, 103)

Ramazan ayının girişi, orucun başlangıcı ve nihayetinde de Ramazan bayramının kutlanma günü şu Hadisle belirlenmiş ve Rasulullah (sas) demiştir ki:

“Hilali (Ramazan ayı hilalini) görünce oruç tutun, tekrar (Şevval hilalini) görünce orucu bırakın, hava bulutluysa ayı (Ramazan ayını) otuza tamamlayın.” (Müslim, Sıyâm,1081(18-19)

Kurban bayramı günü hakkında ise, şu rivayet bize yol göstermektedir:

Peygamber Efendimiz hicretin ikinci senesinde Sevik Gazvesinden dönerek Medine‘ye geldiğinin ertesi günü, (yani Zilhicce ayının onuncu günü) Müslümanlarla birlikte namazgâha çıktı. Ezansız ve kametsiz iki rekât namaz kıldırdıktan sonra bir hutbe okudu. Bu hutbelerinde Müslümanlara kurban kesmelerini emretti. Kendileri de iki kurban kesti.

Cabir (ra) diyor ki: “Peygamber Efendimiz (sav) kurban kesme gününde boynuzlu, semiz ve burulmuş iki koç kesti. Onları kesmek için yöneldiği zaman “Ben yüzümü gökleri ve yeri yaratana doğru çevirdim, Ben Allah’a sirk koşanlardan değilim; “Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi Alemlerin Rabbi Allah içindir.. O’nun ortağı yoktur. Ve ben Müslümanlardanım. Ya Rabbi bu kurban sendendir, senin içindir, Muhammed’in ve ümmetinin adına “Bismillahi Allahu Ekber” dedi ve kurbanı kesti.” (Ebu Davud, Tirmizi Tac III,207)

Eyyâm-ı Nahr diye ifade edileni Kurban kesme günleri ise Zilhicce ayının 10, 11 ve 12 günleri dir.

Sözün özü, Ramazan ayına başlamasında ve orucun bitip bayram edilmesinde “Hilalin Takibi” nasıl ki bizler için bir ölçü olarak ifade edildi ise, Kurban bayramı girişi ve Kurban kesiminde de “Kameri bir ay olan Zilhicce ayı hilal günlerinin takibi” sevgili Peygamberimiz (sas) tarafından bize öğretilmiştir.

Müslümanlar asla unutmamalıdır ki; “MUHAMAMMED’UN RASULULLAH” Kelime-i Tevhidin ayrılmaz bir parçasıdır.

“LA İLAHE İLLALLAH” ile birlikte bunu da benimsemeyen ve söylemeyen, iman etmiş olmaz, kâfir olarak kalır. Çünkü “MUHAMAMMED’UN RASULULLAH” imanın ayrılmaz bir parçasıdır.

Dolayısıyla bu iman ve iman edilen Rasulün (sas) getirdiği Risaletin ayrılmaz bir parçası olan ORUÇ İBADETİMİZİN, bunun “Vakti ve keyfiyetinin” de diğer konularda (Devlet, Hilafet vs.) olduğu gibi “AKİDEMİZ ile arasında ORGANİK BİR BAĞ” vardır.

Bu bağı “fikren ve fiilen kurmayan kişinin” tutacağı oruçlar ona “Dünyevi ve Uhrevi” olarak hiçbir şey kazandırmaz.

Hem oruç tutacaksın, hem de “İftardan sonra içki içeceksin”, olur mu? Hem Oruç tutacaksın, hem de ”İftar yemeğinde Domuz eti yiyeceksin” olur mu? Bunlardan “çok çok daha büyük bir günah” olarak hem oruç tutacaksın, hem de  “Koşa koşa sandık başına gidip oy vereceksin” olur mu?

Bu haramları işlemek, “Velev ki şer’i hükmünü bilmeden” de olsa, bu kişinin “İman ile ameller ya da ibadetler arasında hiç bir ORGANİK BAĞ kurmadığının” delilidir. Bu 3 amel de, bunları işleyeni “Cehennemde zebaniler ile arkadaş eyler” Allah muhafaza..

2- DÜNYA MÜSLÜMANLARI NEDEN FARKLI GÜNLERDE BAYRAM YAPTI VE KURBAN KESTİ

Maalesef ne acıdır ki, geriye yani 2012 yılına şöyle dönüp bir baktığımızda yine dünya Müslümanları, diğer bazı yıllarda olduğu gibi 2012’de de farklı günlerde bayramlar yaptılar. Şöyle ki;

Türkiye, Makedonya ve Arnavutluk, 25 Ekim 2012 Perşembe’yi Kurban bayramının ilk günü diyerek bayram yaptı ve kurban kesti.

Suudi Arabistan başta olmak üzere İslam ülkelerinin genelinde ise 26 Ekim 2012 Cuma günü bayrama başladı.

Pakistan, Hindistan, Bangladeş ise 27 Ekim 2012 Cumartesi gününü, Bayramın ilk günü olarak  ilan etti.

Peki, Ümmeti yöneten idarecilerin bu “birbirinden farklı gün” belirleme gerekçeleri ne idi bir de buna bakalım.

Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, “Zilhicce ayının ilk günü 16 Ekim 2012 Salı günüdür, Kurban Bayramı’nın ilk günü ise 25 Ekim 2012 Perşembe günüdür” açıklamasında bulundu. Bunu ilan ederken de;

“Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hicri ayların başlangıcını, 27-30 Kasım 1978 tarihinde İstanbul’da yapılan Rüyet-i Hilal Konferansı’nda, 21 İslam ülkesinin katılımıyla ve oy birliğiyle alınan kararlar doğrultusunda; Yeryüzünün herhangi bir yerinde hilalin görülmesine bağlı olarak, İhtilafı-ı Metalie itibar edilmeksizin, Hicri aybaşlarının tespit edileceği ilkesi benimsenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı da Hicri aybaşlarını bu ilkeler doğrultusunda belirlemektedir” denildi.

Suudi Arabistan Yüksek Mahkemesi ise başkent Riyad’ daki merkezinde düzenlediği oturumda aldığı kararla, 17 Ekim 2012 Çarşamba gününü, Kameri aylardan Zilhicce ayının 1. günü; 26 Ekim 2012 Cuma gününü ise, Zilhicce ayının 10. günü yani Kurban Bayramının ilk günü olarak ilan etmiştir.

Pakistan, Hindistan ve Bangladeş yetkililerinin, 27 Ekim 2012 Cumartesi gününü, “Kurban Bayramın ilk günü” olarak ilan etme nedenlerini ise onlardan öğrenebilmiş değiliz.

Bir de herkesin bildiği bir hakikat daha var ki O da şudur:

Türkiye de Diyanet İşleri Başkanlığı’ nın bastırıp, camilere ve halka dağıttığı, namaz vakitleri, dini gün ve geceleri gösteren “Diyanet Takvimi”, en az “bir sene önceden” hazırlanmakta ve basımını yapılmakta, Rasulullah (sas)’ in Hadiste söylediği gibi; “Gökteki hilalin bayramlar öncesi gözlenmesi” diye bir şey asla söz konusu bile edilmemektedir.

Yani bir sene öncesinden, Ramazan ayının başlangıç ve bitiş günü ve Kurban bayramının ilk günü de adeta planlanmaktadır. Yani astronomik olarak bile o an için “Günlük hilal takibi” diye bir şey kesinlikle söz konusu değildir

Bu nedenle bazı İslam ülkeleri 30 gün oruç tutarken, Türkiye’li Müslümanlar o sene 29 gün oruç tutmaktadır.

Ya da onlar yani Suud’ lular 29 gün oruç tutarken, Türkiye’li Müslümanlar 30 gün oruç tutmakta, yani onlardan bir gün sonra Ramazan bayramı kutlanmaktadır. Özellikle “Ramazan Umre” sine giden kardeşlerimiz bu hususu defalarca dile getirmişlerdir.

3- ÜMMETİ YÖNETENLERİN BU FARKLI GÜN BELİRLEME GEREKÇELERİ NE İDİ?

Yürürlükteki mevzuata göre Türkiye’de resmi kurumlar olarak, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Kandilli Rasathanesi, “Dini gün ve geceleri belirleme” konusunda “Tam yetkili” kılınmışlardır.

Gökyüzündeki hilalin, Rasulullah (sas) in Sünnetine uygun olarak, “Çıplak gözle görülmesi ve gözlenmesi” yerine sadece Astronomik yaklaşımı, bu kurumlar benimsemişlerdir.

Hatta bu kurumun en tepesindeki zat olan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Hac için gittiği Mekke’de iken yaptığı açıklamada;

“İnsanların dağlarda tepelerde ELLERİNİ ALINLARINA KOYARAK hilali aramalarıyla takvim birliği sağlamamız mümkün değil..” (Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı web sitesi 22.10.2012)

Demiş ve “Sünnet ehli” olduğu iddiasını boşa çıkarırcasına, Rasulullah (sas) in Sünneti olan,” “Hilali görünce oruç tutun, tekrar görünce orucu bırakın, hava bulutluysa ayı otuza tamamlayın.” Şer’i Hükmüne, kriterine adeta karşı çıkmış, kendisi de ”Türkiye’deki Müslümanlardan BİR GÜN SONRA bayram yapmış ve kurbanını kesmiştir.

Hâlbuki “değil 1gün”, Mekke ile İstanbul arasında “1saatlik” bir zaman farkı bile yoktur. Nitekim Televizyonun canlı yayınında “Mekke’de öğle ezanını dinledik, 30-40 dakika kadar sonra da İstanbul’da öğle ezanı” okundu.

Suudi Arabistan, Pakistan, İran, Bangladeş vs. ülke yetkilileri, ortaya koydukları gerekçe ve yaptıkları açıklamalarla, “Zilhicce ayının ilk günü, benim belirlediğim gündür” diyerek, birbirlerinden farklı iki ya da üç gün belirlemişlerdir.

Oysaki Dünya haritasını göz önüne getirdiğimizde “Neredeyse birbirlerine komşu bu ülkelerin”  bu ayrılığa düşmemeleri, “aynı günde Ramazan ayına başlayıp aynı günde bayram etmeleri” gerekirdi.

Peki, bu ihtilafın temel nedeni nedir?

İşin temeline indiğimizde ise, onların “Şer’i bir ihtilaftandolayı değil ”Siyasi bir ihtilaftandolayı, didiştiklerini, “Bizi idare edenlerin, bizi KASITLI OLARAK böldüklerini”, Oruca, bir gün geç başlattıklarını, daha Kurban bayramına girmeden kurbanlarımızı kestirdiklerini görüyoruz.

Ayrıca bu durum; Dünya Müslümanlarının özellikle içinde bulunduğu şu en acılı günlerde, en çok birlik ve beraberliğe muhtaç olduğumuz saatlerde, “Kaynaşmamızın adeta tavan yaptığı şu mübarek bayramlarımızda”, İslam Ümmetinin birlik ve beraberliğine vurulan “Fiili bir Darbe” dir.

Yüzlerce yıldır devam eden “Rasul’ün Sünneti’ni hiçe saymaktır” da. Bu zulmü bu ümmete reva görenler, bunun hesabını Allah’a nasıl verecekler?

4- PEKİ, FİKRİ İHTİLAF VE FİİLİ UYGULAMA FARKINI KİM ORTADAN KALDIRACAK?

“Miladi takvim” de hemen hemen tüm dünya, günleri ve ayları bire bir aynı kullanırken, İslam Ümmetinin kullandığı “Hicri Takvim” acaba neden sürekli problem haline getiriliyor bunu iyi düşünmek lazım.

Osmanlı İslam Devleti döneminde, hatta İslam tarihinin ondan önceki nice dönemlerinde, Müslümanlar arasında böyle bir “problem ve ihtilaf” hiç mi hiç söz konusu bile olmamıştı.

Sömürgeci kâfirler, İslam Ümmetinin “Devlet Baba” diye tabi oldukları, Tebası olmakla şeref duydukları “Osmanlı İslam Devleti’nin Siyasi varlığına, fiili son verme” işlemini gerçekleştirip, yani babalarını katledip onları, “Yetim Ümmet” haline getirdikten sonra, “Parçala, Böl ve Yut” siyaseti gereği, başlangıçta 30-40 parçaya böldüler.

Hatta bu günlerde daha da bölme gayreti içindeler görüyorsunuz.

Hemen akabinde de, Ümmetin, “Emir el Müminin Halifet ul Müslümin” yani “Dünya Müslümanlarının emiri ve Halifesi dedikleri Devlet Başkanı’nı, yani “Devletin başını, vücudundan koparıp” sınır dışı ettiler, sürgüne gönderdiler.

O dönemin süper gücü, birinci devleti sayılan İNGİLTERE, bu katliamın baş aktörüdür ve hala onun ellerinden babamızın kanları damlayan cellattır.

İslam Ümmetinin Halifesi, emiri ve baş imamı, “Tespih tanelerinin İmamesi” durumunda olan Halifemiz ve İslam Devleti bu vahşi cinayete kurban gidince yani “Tespihin ipi koparılıp İmame de çöpe atılınca, Ümmetin ne Siyasi birliği ne de Fiili dirliği kalmadı.”

Görüyorsunuz değil mi KATİL İNGİLTERE, ne büyük bir cinayet işlemiş.

İşte bundan sonradır ki, Hicri takvimi kullanan, mübarek gün ve geceleri, ayları “Hilale Göre” belirleyen Osmanlı İslam Devletinin yıkılmasıyla, ümmetin bu konulardaki birlikteliği de böylelikle parçalandı.

Osmanlı’nın yıkılmasıyla birlikte, ayan beyan olarak görüldü ki, “İslam asla Devletsiz olmuyor, Devlet de asla İslamsız olmuyor..”

Yukarıda demiştik ki, ‘Ramazan ayının başlangıcı, bayram günlerinin belirlenmesi ve Ümmeti ilgilendiren tüm meselelerin “Nihai ve Kökten çözümü” için, İslami açıdan fikrimi ortaya koymak…’

İşte tüm dertlerimize ilaç olacak bu fikir şudur:

En azından Osmanlı İslam Devleti gibi, Ümmetin, fikri, fiili, iktisadi, içtimai yani tüm siyasi birliğini sağlayacak, katil İngiltere’nin parça parça ettiği birliğimizi, tekrar Osmanlı gibi tek Ümmet tek Devlet haline getirecek” siyasi bir lidere yani Halife’ye ve İslami bir Devlete olan ihtiyacımızdır.

Çünkü İslam’a göre Halife, Devlettir, Devletin başıdır, başkanıdır. Yani Halife, ruhani değil “Siyasi” bir kişidir. Papa gibi ruhani bir Halife isteyenler ise, kâfirler ve gafil Müslümanlardır.

Aynen Ashabı Kiram efendilerimizin, (Allah onlardan razı oldu) Ebu Bekir Sıddık (ra) efendimize dedikleri “Ey emir el müminin, Halifet ul Müslümin, ey Allah Rasulü’nün Halifesi” hitabı gibidir.

Kopartılan “tespih tanelerinin bir araya getirilip, İmamesinin iple tekrar sabitlenmesi” gibi İslam Ümmetinin tüm halkları aralarındaki ”Sun’i Misakı Milli sınırları” kaldırılıp, Türkü, Arabı, Acemi, Kürdü, Çerkezi, Afganisi, Endonezyalısı vs. bir araya getirilip bir “Halife” yani “İslami bir Siyasi lider” ve en azından “Osmanlı İslam Devleti” gibi yeni bir Siyasi varlık yani “Devlet” etrafında “Siyasi ve Coğrafi olarak da birleştirilir” ise;

İşte o zaman tüm dünya Müslümanları olarak, ne Ramazan ayı başlangıç ve bitiş günlerimiz ne de Bayramlarımız ihtilaflı olur.

 “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve Sizden olan emir sahibine/ emir el Müminine de itaat edin. (Nisa Suresi 59.ayet)

İslam Ümmetinin emiri seçilen, Allah’ın kitabı ve Resul’ünün sünnetini harfiyen tatbik eden bir Emir el Müminin kalkıp derse ki,

“Ey Müslümanlar, yarın Ramazan ayı başlıyor ya da yarın Kurban bayramının birinci günüdür..” işte o anda tüm Dünya Müslümanlarının, Emir el Müminin’in bu emrine “mutlak itaat etmesi” farz kere farz olur.

Çünkü bu emirin yani Halife’nin rey’i, bizi bağlayıcıdır, onun “benimsediğini benimsemek ve ona itaat etmek” Resullullah (sas)’in şu Hadisi ile farz kılındı:

“Kim bana itaat etmişse mutlaka Allah’a itaat etmiştir. Kim de bana isyan etmiş ise, mutlaka Allah’a isyan etmiştir. Kim emire itaat ederse mutlaka bana itaat etmiş olur. Kim de emire isyan ederse mutlaka bana isyan etmiş olur.” (Buhari Ahkam 1, Cihad 109; Müslim İmaret 33)

Halife, Hilale bakarak ya da bu işi erbabına baktırarak “Ramazan ve bayram günlerini” belirlemenin yanında, bilimsel teyit de aldırma anlamında Rasathaneden de görüş alabilir.

Bu tamamen kendi bileceği iştir.

Ama unutulmamalıdır ki; güneşin hareketleri bizim “Namaz vakitlerimizi belirlemede” ana kriterimiz ise, gökyüzündeki Hilalin seyri seferi de bizim için esasi bir kriterdir.

“İnsanların dağlarda tepelerde ellerini alınlarına koyarak hilali aramaları..” diyerek bu işi alaya alırcasına küçümseyenler, Allah’ı (cc) ve Rasulullah’ı (sas) ne kadar üzdüklerinin farkındalar mı?

Canı gönülden inanıyoruz ki,

İslam’a ve onu tüm nizamlarına sırtımızı değil yüzümüzü dönmekle, ona hakkıyla icabet etmekle, yani İslami bir Devleti yeniden inşa etmekle, bayramlarımız da “gerçek kimliğine” kavuşturacaktır inşaAllah.

Ramazan-ı Şerifiniz şimdiden mübarek olsun. Bu ramazan, İSLAM DEVLETSİZ son Ramazan ayımız olsun. .Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun muhterem kardeşlerim.

Bekir YETGİNBAL  

Başımıza Bela Edilen Spor, Futbol

Başımıza Bela Edilen Spor, Futbol

Evet spor yapmak, sağlıklı vücut sahibi olmak için çok faydalı bir şey.

Spor yapan bir insanla, spor yapmayanı karşılaştırmak bu fayda farkını bariz bir şekilde gözler önüne sermekte.

Ama günümüzde spor ve bunun çeşitleri, mücerret spor olmaktan çıkarıldı, kapitalist sömürgeci zihniyete sahip kişi, kurum, kuruluşların, devlet adamlarının, hatta devletlerin, “siyasi amaç”larının birer “siyasi araçları” haline getirildi.

Dünyadaki diğer halkları şimdilik bir kenara bırakalım, özellikle İslam Ümmeti’nin tüm halklarına, spor aracıyla, özellikle de futbol aracıyla, İslam’a zıt  fikirler, ameller, idealler adeta benimsettirildi.

Hz.Muhammed(sas) in tertemiz Ümmeti, spor yoluyla ifsad edildi.

Nasıl mı?

Hz.Muhammed(sas) efendimizin, “insana, hayata ve kainata bakış açısıyla”, bu asır Müslümanlarının, “insana, hayata ve kainata bakış açısını”, birbirine tamamen zıt bir hale getirmekle, Ümmeti Muhammed’i (sas) ifsad ettiler.

Hz.Muhammed(sas), Allah için, İslam için, Ümmeti için canını ortaya koyarken, onun Ümmeti bu gün maalesef spor için birbirlerinin canını alır oldu.

[Devamını Oku]

FİTNE ve Erkeklerin En Çok Kaybettikleri Sınav

FİTNE ve Erkeklerin En Çok Kaybettikleri Sınav

Yazan: Ekrem KELEŞ

“Benden sonra erkeklerin en çok kayba uğrayacakları sınav, kadınlar konusundaki sınavdır.”

Alışılmışın dışında bir meâlle sunduğumuz yukarıdaki hadis, genellikle Türkçe’ye “Erkeklere kendimden sonra kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım.” (Buhari, Nikah 17; Müslim, Zikr 97, (2740)ifadeleriyle aktarılmaktadır.

Ancak bu hadisin çevirisinde göz önünde bulundurulması gereken önemli bir nokta bulunmaktadır.

O da, fitne kelimesinin Türkçe’de kullanıldığı anlamın, hadiste kullanılan anlamdan çok farklı olmasıdır.

Bu sebeple Arapça’daki anlamı özellikle de hadisin söylendiği dönemdeki anlamı dikkate alınmadan ‘fitne’ kelimesi Türkçe’ye, olduğu gibi fitne olarak çevrildiği zaman kanaatimizce önemli bir anlam kayması ile karşı karşıya kalınacaktır.
[Devamını Oku]

Bir Babanın Yeni Evlenen Kızına Nasihati

Bir Babanın Yeni Evlenen Kızına Nasihati

Yazan Ahmed Kılıçkaya

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a Hamdolsun ve Resullerin Efendisine, Onun Âline, Ashabına ve onlara iyilikle tabi olanlara Ahiret Günü’ne kadar, Salât ve Selam olsun…

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun,

Canım kızım!

Evlilik; insanın yaşantısında hem dünya hayatı hem de ahiret hayatı açısından çok mühim bir dönüm noktasıdır. Önemini ve sorumluluğunu iyi anlar ve değerlendirirsen bu dönüm noktası iki cihan saadetine vesile olur.

Aksi halde insan ve cin şeytanlarının vesveselerine ve heva-hevese uyarsan çok kötü bir tecrübe olur.

Bu nedenle dünya ve ahiret saadetinizi düşündüğüm ve Allah’tan dilediğim için, dikkate alıp hayatında uygularsan çok yararını göreceğin bir nasihatta bulunmak istedim. Allah hayırlara vesile kılsın.

[Devamını Oku]

Web Sitemizin Misyonu

Web Sitemizin Misyonu

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla diyerek başlıyorum söze

Allah’a hamd, Rasulü Muhammed Mustafa efendimize salat ve selam olsun.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi, bir hak ve hakikat olan Allah’a, Rasulullah’a , Kitabullah’a ve Rasulullah ile Kitabullah’ın, inanmamızı emrettiği her bir şeye iman eden, Kitap ve Sünneti Seniye’de tafsilatı anlatılan hayat nizamımız İslamiyet’i canı gönülden iman edip benimseyen, yaşayan ve yolunda mücadele edenlerin üzerine olsun.

İçinde yaşamakta olduğumuz şu 21. yüzyıl, maalesef tüm dünya Müslümanları olarak, İslam’sız bir hayat yaşadığımız ve halen de yaşamakta olduğumuz yıllardır.

Ne demektir İslam’sız bir Hayat?

[Devamını Oku]

Rasulü’ nün (sas) Sünneti

Rasulü'nün (sas) Sünneti

Allah’ın ve müminlerin sevgilisi, ölçümüz ve de örneğimiz, adı güzel kendi güzel Peygamberimiz, Muhammed Mustafa (sas)’in doğum seneyi devriyesi vesilesiyle, Rasulullah (sas) çeşitli yönleriyle, kah yazılı, kah görsel medyada, yad edilmeye ve anlatılmaya çalışılır malumunuz.

Bu çerçevede, çorbada benimde tuzum bulunsun misali, Sevgili peygamberimizin Sünneti Seniyye’ sini ele alan RASULÜ'NÜN SÜNNETİ başlıklı bir çalışma, bir "derleme" yaptım.

Bir vahiy olan Sünnet hususunun ilgi ile okunması için de, Dede ile torunu arasındaki bir diyalog üslubu ile yazımı kaleme aldım ve sizlerle de paylaşmak istedim.

Ümit ederim ki, bu yazdıklarım, senin için, ailen için, ümmetimiz için ve tüm insanlık için bir takım hayırlara vesile olur.

Şayet bu yazının diğer insanlara da faydalı olabileceğini düşünürsen, sen de kaleme aldığım bu makaleyi, Link'ini mail atmakla, yazılı çıktısını alıp vermekle yada en azından okuduklarını arkadaşlarına, akrabalarına ve dostlarına anlatmakla paylaşabilirsin ve mutlaka paylaşmalısın da..

Umulur ki inşaAllah, onların dualarından, sen de ben de nasipleniriz. Ayrıca, her birimize farz kılınan "Emri bil Maruf" yani "İyiliği -ki O İslam'dır- emretmekle" mükellef olduğumuzu da unutmayalım tamam mı muhterem kardeşim.


[Devamını Oku]

Bosna Hersek Seyahatim ve Srebrenica Katliamı

Bosna Hersek Seyahatim ve Srebrenica Katliamı

31.Mayıs.2007 Perşembe saat 12:00 de kalkan uçağa binişimizle başlayan kafile halindeki Bosna Hersek ziyaretimiz, 04.Haziran.2007 Pazartesi saat 16:00 da uçaktan İstanbul’a inişle Allah’a hamd olsun tamamlanmış oldu.

4 gece 5 gündüz süren bu ziyaretimizle, daha önceleri adını duyduğumuz, haritada yerini bildiğimiz Balkanlardaki Müslüman kardeşlerimizden bir bölümünü teşkil eden Bosna ve Hersek’ teki can ciğer akide kardeşlerimizle tanışma ve kucaklaşma fırsatı bulduk.

Özellikle 1992 – 1995 yılları arasındaki adil olmayan bir savaş ve eli ayağı bağlı, yokluklarla savaşa katılan ve her türlü yokluk ve sıkıntılara rağmen izzet ve şerefle Sırp yada Hırvat küffarına karşı savaşan kahramanlarla oturduk yedik içtik dertleştik.

Ben burada, bu güzel coğrafyanın sayfalar dolusu güzelliklerinden, servetlerinde, tarihi dokusundan vs. bahsederek fazla vaktinizi almayacağım.

[Devamını Oku]

Ticarette Hile Yapmayacağız

Ticarette Hile Yapmayacağız

Sahabeden Cerir bin Abdullah(ra) bir at satın almak istemişti.

Beğendiği bir at için satıcı beş yüz dirhem fiyat teklif etti.

Cerir (ra) bu ata altı yüz dirhem verebileceğini, hatta sekiz yüz dirheme kadar fiyatı yükseltebileceğini ifade etti. Çünkü atın gerçek değeri daha yüksek olup, satıcı bunun farkında değildi.

Kendisine: “-Atı, beş yüz dirheme satın alman mümkün iken, niçin sekiz yüz dirheme kadar fiyatı yükselttin?” diye soruldu.

Cerîr (ra) şu muhteşem cevabı verdi:“-Biz alışverişte hile yapmayacağımız hususunda Allah’ın Resülü’ne söz verdik.”  (İbn-i Hazm, el-Muhallâ, Mısır 1389, IX, s.454 vd.)

Gelelim günümüze ve içinde yaşamakta olduğumuz şu topluma bir bakalım;

Cerir bin Abdullah(ra)’ın bu mükemmel duyarlılığını, kul hakkını gözetmedeki bu adaletini acaba kaç Müslüman gözetiyor? Bu günlerde böylesi şahsiyete sahip Müslümanları adeta mumla arar olduk.

Çünkü içinde yaşamakta olduğumuz toplum, kapitalist bir toplumdur. Sosyal ve siyasi hayatlarına hakim olan nizam, kapitalizm nizamıdır. Bu nizam; dini ve dinin sosyal ilişkiler için emrettiği hükümleri, tamamen sosyal hayattan ayırma esası, yani laiklik üzerine kuruludur.

Kapitalizm ve kapitalistler, dini inkar etmezler ama hayata karışmasını da kesinlikle istemezler.

Ameli konulardaki kapitalizmin tek bir ölçüsü vardır o da “Menfaatçılık”tır. Her şey menfaat için yapılır, menfaat varsa evet derler, menfaat yoksa seni tanımazlar bile.

Kapitalist bir insan, bir toplum yada bir devlet, kendi menfaatı için her türlü haksızlığı yapar ve bunu da gayet doğal hatta kendisinin en tabii hakkı sayar. Karşısındaki kişi, toplum ya da halklar, onun umurunda bile değildir.

Resulullah(sas) efendimiz dedi ki:

“İnsanoğlunun bir vâdi dolusu altını olsa, bir vâdi daha ister. Onun gözünü topraktan başka bir şey doyurmaz..” (Buhârî, Rikâk, 10; Müslim, Zekât, 116-119)

İşte, Cerir bin Abdullah(ra) ile kapitalistler arasındaki ana fark budur.

Kapitalist, Allah’ı ve Resulullah’ı yani alternatif bir hayat nizamı olan İslam dinini hiç umursamaz iken, İslam Ümmeti’nin hayırlı evladı Cerir bin Abdullah(ra), İslam’ın olmadığı her şeyi reddeder.

Rabbim bizlere de Cerir bin Abdullah(ra) gibi İslami bir toplumda, İslami bir hayat nizamı yaşamayı nasip etsin inşallah. Bir toplum, devletsiz olmaz, devletsiz yaşayamaz. İşte bu nedenle, arz üzerinde bu gün İslami bir toplum yoktur. Var olan tek şey, Müslüman halklardır.

Osmanlı İslam Devleti’nin, kapitalist sömürgeci kafirler tarafından 1918 de yıkılmasıyla birlikte, İslami bir toplum arz üzerinde kalmamıştır. Rabbim bize İslam toplumunu yeniden inşa etmeyi, İslam’a göre bir hayat yaşamayı tekrar nasip etsin inşallah. Amin