Nüfus Planlaması mı, Nüfus Patlaması mı?

Nüfus Planlaması mı, Nüfus Patlaması mı?

Kız olsun, erkek olsun, evlilik hayatına ilk adım atacakları günde, onlara yapmamız gereken dua, “Bu izdivacınız, inşaAllah her ikinizin de ahireti kazanmanıza vesile olsun..” şeklinde olmalıdır.

Evlilik hayatının en güzel meyvelerinden biri olan çocuklarda, hakkıyla terbiye edilirler ise, ahireti kazanmamıza vesile olacak şeylerdendir.

Çalışmakta olduğum şirketin “Basın ve Halkla İlişkiler Şefliği” çalışanlar arasında sosyal dayanışmayı arttırmak, Personeli birbirleri ile kaynaştırmak, Başarılı personeli ödüllendirmek, Acı ve tatlı günlerinde onların yanında olduğunu hissettirmek amacıyla, Ödül ve Sosyal Dayanışma Yönetmeliği”nin bir gereği olarak, bir takım ödüller vermektedir.

İlgili şefliğimiz tarafından, verilen çeşitli hediyelerle ilgili bize gelen bilgilendirme mesajında, geride kalan 2012 yılına ait çeşitli istatistik verilerinden biri ortaya konuluyor ve deniliyor ki;

Basın ve Halkla İlişkiler Şefliği tarafından takip edilen yönetmelik kapsamında, şirket personelinin 2012 yılında dünyaya yeni gelen 182 bebeğine çeyrek altın ve aranjman gönderilirken, evlenen 76 personele de yarım altın ve aranjman gönderildi.” 

Maşallah subhanallah..

Rabbim dünyaya yeni gelen tüm bebeklerimize, hayırlı ve sıhhat dolu ömürler versin. Ve yine Rabbim yeni yuva kuran, evlenen bu 76 çifte de, ömür boyu, huzur dolu bir hayat nasip etsin.

Beni çok sevindiren bu güzel haberler, abileri, bir büyükleri olarak onlara bir nasihat olması ve belli bir bakış açısı kazandırması için, beni bu makaleyi yazmaya sevk etti.

Evlilik, her ne kadar, örnek ve ölçü Resul Hz. Muhammed(sas)’in bir sünneti ise de, özellikle şu içinde bulunduğumuz zaman ve zeminde yani toplumda, bazı kişilere farz bile olmaktadır.

Diyebilirsiniz ki, “zaman ve toplum ile evlilik arasında ne gibi bir alaka var da, bazı kişilere farz bile olmaktadır..” diyorsunuz ?

Niçin evlilik bazı kişiler farz kere farz olmaktadır biliyor musunuz?

İçinde yaşadığımız ve İslam’ın hakim, hakem ve hükümran olmadığı şu toplumda, bayanlar için bir tesettür mecburiyeti yoktur.

Çünkü Laiklik var, Özgürlükler var, Vahşi kapitalizm var.. Yani Demokrasi var.

Herkes istediği gibi yer içer, İstediği en dekolte kıyafeti giyer, Plaja gider, Geneleve gider, Meyhaneye gider, Kumarhaneye gider..

Gider de gider, kimse karışamaz değil mi?

Dergiler, Gazeteler, Televizyonlar, Sinemalar hatta Oto Show fuarları, Kasap Vitrinleri gibi Anadan Üryan “Fuhşiyat Pazarlama Yerleri”ne dönüşmüş adeta..

İşte böylesi bir bataklıkta gençlerimizin bozulmaması mümkün mü? Harama bulaşmaması mümkün mü? İffetini koruması mümkün mü?

Adeta "yangına körükle gidilen" bu vahşi kapitalist düzende, gençlerimizin, bekarlarımızın acilen evlenmesi adeta "Farz kere Farz" olmaktadır.

Bu bataklığa saplanan nice yavrularımız, artık bu saatten sonra, evlenmeyi ve çoluk çocuğa karışmayı hiç düşünmemekte ve hayatı tamamen kararmaktadır.

Ey gençler, bakınız ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed(sas) size ne diyor:

"Ey gençler, sizden evlenmeye gücü yeten kimse hemen evlensin; zira evlilik gözü haramdan en iyi koruyan ve tenasül uzvunun en sağlam kalesidir. Evlenmeye imkânı olmayan ise oruç tutsun; zira oruç şehveti kırmaktadır.”(Buhâri, Savm, 1, Nikâh, 2 3)

Mademki hamd olsun bizler Müslümanız, bizim hayata bakışımız, ihtiyaçlarımızı giderişimiz, problemlerimizi çözüşümüz hep İslam’a göre olmak zorundadır.

Çünkü alemlerin Rabbi olan Allahu Teala, Her bir şeyimizi İslam’a göre halletmemizi, ihtiyaçlarımızın giderilmesinden tutunda, bireysel ya da toplumsal problemlerimizin kökten çözümünü de, İslam’a göre çözmemizi bizlere farz kıldı.

Nitekim ayeti kerimede Şanı yüce Allah(cc) mealen, “Ben Dinimi(sosyal yaşantı sisteminizi) tamamladım ve Din olarak sadece İslam’dan razıyım..”(Maide suresi 3. ayet) demiştir.

Bu makalede, bebeklerin dünyaya gelişi yani Nüfus artışı konusunu ele alışım ve bakış açım, klasik yaklaşımlardan, ya da hali hazırda şu içinde yaşamakta olduğumuz toplumun yaklaşımlarından biraz daha farklı bir bakış açısı olacaktır.

Ben buna, her bir konuda olduğu gibi, “Siyasi ele alış ya da Siyasi bir bakış” diyor ve bu yaklaşımımın, İslam’i ve yegane doğru yaklaşım olduğuna inanıyorum.

Bu nedenle tüm Müslüman kardeşlerimi de bu yaklaşımı aynen kabullenmeye davet ediyorum.

Siyasi bakış veya Siyasi ele alış nedir?

Siyaset; Arapça bir kelimedir. Manası, “İnsanların işlerini, bir fikre dayanarak, dahilen ve haricen gütmek..” demektir.

Kapitalizm, yani Dini tamamen hayattan ayırma fikrine dayanarak insanların işlerini gütmeye, “Kapitalist gütme” denilir. İçinde yaşamakta olduğumuz şu Kapitalist sistemde olduğu gibi..

Dertlerine ve ihtiyaçlarına çare arayan insanoğlu, İslam’ı tanımaz ise, İslam dışında kalan her cahiliye fikrine meyleder, mesela Kapitalist fikirlere göre gütmeyi ve güdülmeyi benimseyip, Allah muhafaza, dininden imanından bile olabilir.

Dolayısıyla biz, bazı ahmakların dediği,”Demokrasi’de Çare Tükenmez..” sözü yerine, Allahu Tealadan gelen İslam’ı Merkeze koyup, İslam’a göre gütme yani İslami siyaset işini icra edip,“İslam’da Çare Tükenmez..” demek zorundayız.

Ölçümüz ve örneğimiz Hz. Muhammed (sas) dedi ki;

“Hepiniz birer çobansınız ve her biriniz güttüklerinizden / sürünüzden sorumlusunuz. Devlet başkanı bir çobandır ve yönetimi altındakilerden sorumludur. Erkek, aile fertlerinin çobanıdır ve onlardan sorumludur. Kadın kocasının evinde bir çobandır ve çocuklarından mesuldür. Hizmetçi/işçi, efendisinin / işverenin çobanıdır ve ondan mesuldür. Hasılı hepiniz birer çobansınız ve her biriniz sürüsünden mesuldür.” (Buhari, Cuma,11; Müslim, İmare, 5)

Mademki Rabbimiz, erkeklere ailenin çobanı olma görevi verdi, o halde erkekler olarak biz, bu vazifeyi hakkıyla yerine getirmek durumundayız. Çünkü bu da namaz gibi bize farz kılındı.

Peki, evlilik konusunda vazifelerimiz nelerdir ve bunu hakkıyla eda edilmesi nasıl olur.

İslam’la müşerref olan her nefis, ister kadın olsun, ister erkek olsun mutlaka, Rabbimizin "Hayat hakkında ortaya koyduğu temel Dünya görüşü" ne göre işe koyulur.

Bakın Kitabımız Kur’ an da bize emredilen şu hüküm neleri ihtiva ediyor;

“Deki, benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, hep alemlerin Rabbi olan Allah içindir” (Enam suresi 162. Ayet meali)

Hayat ve Ölüm de, alemlerin Rabbi olan Allahu Tealanın razı olacağı çerçevede olacak.

Bu çerçeve, Kur’an da, Resulünün Sünneti’nde, İcmaus Sahabe de ve Şer’i Kıyasta bize çok net bir şekilde gösterilmiştir.

İşte hayat parçalarımızdan biri olan “Evlilik Hayatı”da bu çerçeveye sadık kalmak zorunda..

Kız olsun erkek olsun, evlilik hayatına ilk adım atacakları günde, onlara yapmamız gereken dua, “Bu izdivacınız, inşaAllah her ikinizin de ahireti kazanmanıza vesile olsun..” şeklinde olmalıdır.

Evlilik hayatının en güzel meyvelerinden biri olan çocuklarda, hakkıyla terbiye edilirler ise, ahireti kazanmamıza vesile olacak şeylerdendir.

Ama içinde yaşamakta olduğumuz şu pis cahiliye düzeni, yani kapitalist düzen, nice eşlerin, Değil; sadece dünyalarını, ahiretlerini de kaybettirmektedir.

Nasıl mı?

Boşanma davası açan kadını, kocası sokak ortasında hunharca öldürmekte, arkasından da kendisi ya intihar etmekte, ya da Cezaevini boylamakta değil mi?

Niceleri de “Seninle evlendiğim güne lanet olsun” diyerek isyanları oynamakta değil mi?

Kim kazandı kim kaybetti? Elbette ki şeytan kazandı, İslamsız hayat yaşayan kaybetti..

Makalemizin ana başlığını teşkil eden, Nüfus Planlaması mı, Nüfus Patlaması mı sorusu ile şu ana kadar ortaya koyduğum fikirler arasında, her ne kadar bir bütünsellik sağlamaya çalışmış olsak da, işin "Toplumsal yönünü" de ortaya koymadan hiç bir neticeye varamayız.

Şöyle ki,

Toplumu oluşturan Dört ana unsur vardır.

Bunlar; İnsanlar, Fikirler, Duygular ve sosyal ilişkileri düzenleyen Nizamlardır.

Bozuk nizamlar yani İslam dışı tüm nizamlar, sosyal ilişkileri "Cahiliye kanunlarına göre" düzenler.

Sonuçta insanlar, onların fikirleri ve onların duyguları toptan ifsat olur.

Bir toplumun köklü ya da kökten değişimi, "İnsanlar arası alakaları, Sosyal ilişkileri düzenleyen nizamların değişmesine" bağlıdır.

Aynen Medine’de Rasulullah (sas) efendimizin hicreti müteakip ortaya çıkan yeni ve mükemmel "İslam Toplumu" örneğinde olduğu gibi..

Toplumda Sosyal ilişkileri düzenleyen ve yaptırım gücüne sahip siyasi varlığa “Devlet” denilir.

Ve her Devlet, benimsediği "Dünya Görüşüne" göre, bu düzenlemeleri yapar.

Medine’de Hz.Muhammed (sas), Devlet Başkanı olarak İslam’a göre bir düzenleme ve uygulama yaptı.

Bu nedenle, “Asrı Saadet dönemi, en mükemmel İslami Devlet yönetim dönemi” oldu.

Tarih boyunca İslam hakimiyeti nin söz konusu olduğu tüm beldelerde Müslümanlar arasında hep “Nüfus Patlaması” söz konusu olmuşken, İslam hakimiyetinin kaybolduğu dönem ve coğrafyalarda acaba neden hep “Nüfus Planlamaları” altında sayısal sınırlandırmalar ve fiili kısırlaştırmalar, kürtajlar söz konusu olmuş hiç düşündük mü?

En basiti, onlarca yıldır şu içinde yaşamakta olduğumuz toplumda, Modern kapitalist bir aile, kendi iradeleri ile, "birisi erkek birisi kız" olan 2 çocuğu ya da 3 çocuğu kendileri için neden yeterli görmektedirler?

Nedeni gayet basit..

Yaşadıkları kapitalist düzen, eğitim siyaseti ile onları “Sosyal ve Siyasal Kışırlaştırma”ya tabi tuttu, bunda muvaffak olunca da, Aileler “2 çocuktan başka çocuk istemiyoruz” dediler.

Şayet İslam’ın hakim olduğu bir toplum, İslam nizamlarının hükümran olduğu ve dört dörtlük tatbik edildiği bir Devlet yapısı olsa idi ne olurdu biliyor musunuz?

Bu toplumda Allah’ın bir lütfu olarak, “Nüfus Patlaması” olur, nesiller bereketlenir, genç, zinde, çalışkan, üretken, "Şuurlu bir toplum" olur çıkardık.

“Evlenin, çoğalın, kıyamet gününde sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim..” diyen Hz. Muhammed Mustafa(sas) in davetine hemen icabet ederdik.

Görülmektedir ki; “Devlet; İslam’sız olmuyor, İslam’da ASLA Devlet’siz Ol mu yorrr..”

Devlet, eğitim siyasetinin ilk 15 yaşına kadar olan döneminde yani Ergenlik çağına erecekleri döneme kadar yavrularımıza, İslam Akidesini idrak ettirecek, onlara İslami bir kişilik kazandıracak temel dinamikler olan, İslami Zihniyet + İslami Nefsiyet = İslami Şahsiyet sahibi olmalarını sağlayacak bir “Eğitme, şekillendirme siyaseti” icra ederdi.

Allah’ın sevgili kulu Fatih Sultan Mehmet hanı yetiştiren Osmanlı İslam Devleti’nin meşhur eğitmenlerinden Molla Gürani, şayet bu İslami eğitimi kendisine vermeseydi, ona kişilik ve İslami Şahsiyet kazandırmasaydı, Mehmet denilen çocuk Fatih Sultan Mehmet olur muydu?

Molla Gürani şehzade Mehmet’e, yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de geçen;

“Yeryüzünden fitne kalkıncaya ve din Allah’ın oluncaya kadar cihat edin.”

(Enfal suresi 39) mealindeki ayeti, tefsiriyle birlikte öğretmiş, küçük Mehmet’in dimağına, Düşünce dünyasına, hatta rüyalarına, çok büyük bir hedef, hatta “Makro bir hedef” koymuştur ki, O da önce “İstanbul’un Fethi” sonrada cihad yoluyla İslam’ın tüm dünyaya hakimiyeti’dir.

Gelelim bir de şimdi mevcut Devlet okullarında yada özel Robert kolejlerinde 6 yaşında ilk eğitim ve öğretime başlayan, "sabi", tertemiz dimağlı, masum yavrularımıza..

Yada "İitikat, İbadet ve Ahlak" diye kanatları yolunmuş bir kuş misali dinin öğretildiği yani "Asıl Dine" göre eğitilmediği mini mini çocuklarımıza..

Bunlar mı bir vizyon sahibi olacak ve yarım kalan “Viyana Kuşatması”nı tamamlayacak?

Bunlar mı, şanlı Resulün(sas), “Önce İstanbul feth edilecek, sonra Roma” müjdesine mazhar olmak için İtalya’nın başkenti Roma’yı feth etmek için yola koyulacak?

Ta hücrelerine kadar, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” diyen bu nesiller mi Berlin, Paris, Londra ve Washıngton’u da feth edecek?

İçinde bulunduğumuz şu zaman diliminde, İslam ümmetinin evlatlarına karşı, emperyalist kafirlerin, dünyanın dört bir yanında, Beşar Esed gibi katillere ya da Yahudi ve Budist kafirlere katliamlar yapmaları için zemin hazırlamaları, kışkırtmaları ve savaşlar çıkarmaları boşuna değildir.

Gaye; asimilasyondur, Nüfus azaltmaktır, İslam izlerini yerle bir etmektir. Dün Bosna Hersek’te olduğu gibi.. Bu gün ise, Suriye’de ve Myanmar vs. de olduğu gibi..

Bu nedenle, İslam ümmetinin bütün evlatları, bu günü değil, yarını değil, 20 yıl, hatta 50 yıl sonrasını düşünerek demeliler ki,

“İnşaAllah en az 10 çocuğum olacak, Rabbim takdir ederde İslam tekrar hayata hakim olursa, bir Fatih Sultan Mehmet han daha çıkarda küffara karşı Cihad ilan ederse, benim yavrularımda inşallah Allah’ın askerleri olacak, Cihad’dan Cihad’a koşacak, Moskova ve Pekin’i de feth edecek..”

Bu fikirler, belki birilerine, bir ütopya, bir hayal gibi gelebilir..

Belki birileri bu fikirlere güler de geçer.. Varsın gülsünler hiç önemli değil.

1400 küsür sene önce, İstanbul’un bir gün mutlaka feth edileceğini müjdeleyen şanlı Rasul, Hz.Muhammed Mustafa (sas)’e gülenler, bu günleri görselerdi ne derlerdi acaba..

Aynı şekilde bu günkü İtalya’nın başkenti Roma’nın da feth edileceğini bize yine baş komutanımız, ilk Devlet başkanımız Hz.Muhammed (sas) müjdelemiştir.

İnşaAllah bir gün gelecek, belki de bizim evlatlarımız, Ebu Eyub el Ensari’nin İstanbul surları dibinde şehit düştüğü gibi, Roma varoşlarında şehit düşecek..

İşte bu nedenle bu günkü tüm Müslümanlar, kadınıyla erkeğiyle, Nüfus Planlamasını, Aile Planlamasını değil, “Nüfus Patlamasını” kendilerine gaye edinmelidirler.

Tüm engellemelere rağmen, hamd olsun kahraman Filistin’li kardeşlerimizin ailelerinde genellikle 13-15 çocuk vardır.

Ve yine hamd olsun İslam Ümmetinin hayırlı evlatları Karadeniz’li ve Kürt kardeşlerimizin genelinde 10-15 evlatları vardır.

Batı kültürünün daha çok hakim olduğu "Ege ve Trakya yörelerimizde" ise bu sayı 1-2 ya da 3 rakamlarıyla sınırlıdır.

Son söz olarak gelin hep beraber, Rabbimize el açıp yalvaralım ve diyelim ki;

“Ey alemlerin Rabbi şanı yüce Allah’ım, amaçları sadece sana kul olmak olan İslam Ümmetine yardım et, bizleri düşmanlarımızın her türlü tasallutundan koru, bizlere güç ve kuvvet ver, bizlere zürriyetimizden salih ve saliha yavrular bahşet.

Sana kul, Habibine ümmet olmayı son nefesimize kadar bize nasip et Allah’ım. 

Senin ve bizim düşmanımız tüm kafirler karşısında bizleri muzaffer eyle, Ölünceye kadar İslam Devleti ve İslam bayrağı altında yaşamayı, İslam Devleti eliyle İslam bayrağını tüm cihana taşımayı bizlere de nasip eyle.

O bayrak; Rasulullah (sas)' in Medine'de kurduğu ve "İlk Devlet Başkanı" İSLAM DEVLETİ bayrağı idi.

Ve o bayrak üzerinde "Hakimiyetin kayıtsız şartsız Allah'a ait olduğunu" Dünyaya haykıran LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDUN RASULULLAH yazılı KELİME-İ TEVHİD bayrağı idi.

Bu gün itibariyle yerlerde sürünen / süründürülen bu mahzun bayrak, bir Fatih, bir Selahaddin, bir Mu'tasım, bir Mus'ab bin Umeyr'i YANİ seni bekliyor canım kardeşim.

Sonsuz hamd ve sena sadece sanadır ey Rabim..” 21.Ocak.2013

Kardeşiniz: Bekir Yetginbal


Tags:

 
 
 

One Response to “Nüfus Planlaması mı, Nüfus Patlaması mı?”

  1. Gravatar of Hüseyin Hüseyin
    22. Mayıs 2013 at 12:22

    Bekir kardeşim

    Çok güzel bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık, saygı ve sevgi dileklerimle…

Bir cevap yazın