İnsansılaştırılan Hayvanlar veya İnsanlıktan Kopuş

İnsansılaştırılan Hayvanlar veya İnsanlıktan Kopuş

İnsan, tarih boyunca hayvanla birlikte yaşadı; fakat hiçbir zaman onunla yer değiştirmedi. Arada bir mesafe vardı. Bu mesafe yalnızca fiziksel değil, anlamın, bilincin ve varoluşun çizdiği bir mesafe idi.

İnsan o çizgi sayesinde insandı. Hayvan da o çizgi sayesinde hayvandı. Şimdi ise mesele tam da bu çizginin silinmesi meselesidir.

Bugün yaşanan şey, hayvan sevgisinin artması değildir. Yaşanan, insanın kendi dünyasından çekilmesi, kendi ilişkilerinden yorulması ve kendi varoluşunu taşıyamaz hâle gelmesidir.

Modern insan, kalabalıklar içinde yalnızlaşmış; akrabalık çözülmüş, dostluk incelmiş, aile daralmış, bağlar gevşemiştir.

İşte tam bu noktada hayvan, bir “eşlikçi” olarak değil, bir “ikame” olarak sahneye çıkmıştır. Artık mesele birlikte yaşamak değil; yer değiştirmektir.

İnsan, kuramadığı bağı hayvanla kurmaya başlamıştır. Ama bu bağ, hayvanı olduğu gibi kabul eden bir bağ değildir; onu dönüştüren, ona kendini giydiren, ona kendi boşluğunu yükleyen bir bağdır.

Köpek artık bir hayvan değil, “çocuktur”. Kedi bir canlı değil, “aile ferdidir”. İnsan, kendi kuramadığı dünyayı başka bir türün omuzlarına yüklemekte; fakat o yük, ne hayvanı insan yapar ne de insanı kurtarır.

Dahası, bu dönüşüm yalnızca kendiliğinden ortaya çıkmış bir eğilim değildir; köpek ve kedi başta olmak üzere hayvanlarla kurulan bu yeni ilişki tarzı, çok katmanlı ve çok amaçlı küresel bir yönlendirme alanına dönüşmüştür.

Mama ve evcil hayvan endüstrisinin devasa ekonomik hacmi, bu ilişkiyi sürekli besleyen ve genişleten bir pazar üretirken; medya, reklam ve popüler kültür bu modeli idealize ederek yaygınlaştırmaktadır.

Bunun ötesinde, geleneksel aileyi ve insan merkezli anlam dünyasını aşındırmayı hedefleyen ideolojik yaklaşımlar da bu yeni ilişki biçimini desteklemekte, insanın aidiyetini ve bağlanma yönünü dönüştüren bir zemin oluşturmaktadır.

Böylece mesele yalnızca bireysel bir tercih değil; ekonomik, kültürel ve ideolojik dinamiklerin kesişiminde şekillenen küresel bir inşa sürecine dönüşmektedir.

Bu, insanın kendi sınırlarını kaybetmesidir.

Çünkü insan, kendisini diğer varlıklardan ayıran anlam ufkunu yitirdiği anda, yalnızca hayvana yaklaşmaz; kendisinden de uzaklaşır.

Bu yüzden bugün kurulan “türler arası aile”, yeni bir toplumsallık değil; eski bağların yıkıntıları üzerinde yükselen kırılgan bir yapıdır.

İçinde sevgi vardır belki, ama o sevgi yönünü kaybetmiştir. İçinde yakınlık vardır, ama o yakınlık yerini şaşırmıştır.

Modern insan, hayvana yönelirken aslında insandan kaçmaktadır. Çünkü insanla ilişki risklidir, kırılgandır, sorumluluk ister, sabır ister.

Hayvan ise güvenlidir; yargılamaz, terk etmez, karşılık beklemez. Bu yüzden hayvanla kurulan ilişki, bir derinlik değil, bir kolaylıktır.

Fakat kolay olan her şey gibi, bu da eksiktir. Çünkü insan, kendisini yalnızca kendisiyle eşit bir varlıkta bulabilir; başka hiçbir tür, insanın aynası olamaz.

Daha çarpıcı olan ise şudur:

Bu dönüşüm artık yalnızca bireysel bir tercih değildir. Kültür bunu üretmekte, medya bunu parlatmakta, piyasa bunu satmakta, ideolojiler bunu meşrulaştırmaktadır.

Hayvan sevgisi, duygudan çıkıp kimliğe; kimlikten çıkıp statüye; statüden çıkıp bir yaşam tarzına dönüşmüştür. İnsan artık sadece yaşamamakta, aynı zamanda bu yeni ilişki biçimini “sergilemektedir”.

Ama bütün bu gürültünün altında derin bir sessizlik vardır: İnsan, hâlâ yalnızdır. Hayvanla kurulan bu yoğun ilişki, insanın yalnızlığını ortadan kaldırmaz; sadece onu erteler, maskeler, estetikleştirir.

İnsan, kendi boşluğunu dolduramaz; yalnızca onu başka bir varlıkla örter. Fakat örtülen şey kaybolmaz. Aksine, daha derine çekilir, daha görünmez ama daha etkili hâle gelir.

Sonuçta ortaya çıkan şey, bir yakınlaşma değil, rafine edilmiş bir kopuştur. İnsan, hayvana yaklaşırken kendisinden uzaklaşmakta; hayvana anlam yükledikçe kendi anlamını kaybetmektedir.

Bu yüzden bugün gördüğümüz manzara, bir sevgi hikâyesi değil; insanın kendi merkezinden yavaş yavaş çekildiği, sınırlarını unuttuğu ve nihayetinde kendi yerini başkasına bıraktığı bir çözülme hikâyesidir.

Ve belki de en sarsıcı gerçek şudur: İnsan, hayvanı aile yaparak kendini kurtardığını zannederken, aslında kendi yerini terk etmektedir.

Yazan: Celalettin Vatandaş


Tags:

 
 
 

Bir yanıt yazın