Annesiyle Zina Eden Milyonların Ülkesi Bilin Bakalım Neresi?

Annesiyle Zina Eden Milyonların Ülkesi Bilin Bakalım Neresi?

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..

Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.

Muhterem akide kardeşlerim

İçinde bulunduğumuz toplumun hemen hemen yarısı cinsiyet olarak dişidir, bayandır, kadındır.. Keza diğer yarısını doğuran da kadındır yani “Anne” dir.

İnsanlar ve hayvanlar indinde her zaman “Anne” nin yeri; hem “aklen” hem de “içgüdüsel” olarak çok çok farklıdır.

Hem de öylesine farklıdır ki; hangi inançtan, hangi dinden olursa olsun tüm insanlar gözünde “Anne” adeta ailenin “en ayrıcalıklı” bireyidir. Baştacıdır, göz nurudur, sultanlar sultanıdır.

Her çocuk için annesi; “Annelerin en en en güzelidir..” Bu nedenle “Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar bulunmaz..” sözünü tarih boyunca insanımız söyleye gelmiştir.

Özellikle de Arabıyla, Türküyle, Kürdüyle, Acemiyle, Çerkez ya da Boşnağıyla vs. dünya halkaları “İslam ile müşerref olduktan sonra” hal ve gidişatlarında İslamiyet’in “Anne için” ayırdığı çok çok “Özel” ve dahi “En güzel” konum nedeniyle anneler, yavrularından hep “Ayrıcalıklı” bir muamele görmüşlerdir.

Örneğin Yemen ellerinden Rasulullah (sas) efendimizi “fiziki olarak” hiç görmemesine rağmen ona “derin bir muhabbet besleyen” ve peygamberlik mührünü görmek için “Annesinden izin alarak” Medine’ye varan, ancak Hz. Muhammed (sas) evde olmadığı için “Annesine verdiği söz gereği efendimizle görüşemeden” geri dönen o güzel insanı hatırladınız mı?

Evet, onun adı “Üveys el-Karanî” yani bizdeki meşhur adıyla “Veysel Karani” hazretleri idi. Düşünebiliyor musunuz; “Deve sırtında 1.400 kilometre” yol git, sevdiceğinin hasretine doyamadan geri dön..

Niçin? Anneciğine verdiği bir söz için..

Allah’tan hakkıyla korkan, Allah’a hakkıyla kul olmaya çalışan saliha bir anne; “Cennet, annelerin ayakları altındadır..” (Nesai, İbn Mace ve Müsned) müjdesine mazhar olmuş annedir.

Şu ayette bakın Rabbimiz ne dedi:

“Biz insana, anne-babasına mümkün olan en iyi şekilde davranmasını emrettik. Annesi onu nice zahmetlere katlanarak karnında taşımış; sütten kesilmesi de iki yılı bulmuştur. Onun için, ey insan, bana şükret, ana-babana da teşekkür et. Unutma ki, sonunda bana dönecek ve yaptıklarının hesabını vereceksin.” (Lokman suresi 14)

Şanı yüce Allah (cc), Medine’ de kurulan İslam Devleti ile kâfir devletler arasında cihad etmeyi yani “Küfür ile İslam arasındaki tüm engelleri, duvarları parçalamayı” Müslümanlara farz kılmıştır.

Bu farzı yerine getirmek için Müslümanlar hiçbir fedakârlıktan kaçınmadılar. Abdullah İbni Amr (ra) dedi ki:

“Bir adam Rasulullah (sas)’e gelerek cihad için izin istedi. Rasulullah (sas) o adama: Senin annen ve baban var mı? dedi. Adam: “Evet “ deyince, Rasulullah (sas) buyurdu ki: “O halde git onların uğruna cihad et / (Sen cihadını annene ve babana hizmet ederek yap).” (Tirmizi 1722)

Güzel insanlar ve Davetçi gençler

İçinde yaşadığımız Türkiye’ de, sokaktaki “erkek ya da kadın” herhangi bir insanı çevirip; “Annen senin için ne ifade ediyor, onun için her türlü fedakârlığı gösterir misin, onu birisi dövmeye ya da ona birisi zorla tecavüz etmeye kalksa ne yaparsın?” diye sorsa, sanırım % 99 şu cevabı verir:

“Annem benim canımdır, kanımdır, ırz ve namusumdur.. Onu korumak için fedakarlık yapmak şöyle dursun, canımı veririm, göz dikenin gözlerini oyarım..”

Arkasından şu ikinci soruyu sorsak acaba cevap ne olurdu?

“Diyelim ki Gazze’ desin.. Sen, annen ve ablan Siyonist katillerin eline esir düştünüz.. Katiller sana dediler ki: Burada, gözümüzün önünde ablan ile bir seferlik zina işlersen, üçünüzü de serbest bırakacağız, aksi halde ablanı öldüreceğiz..

Sen bunu şiddetle reddettin.. Ablanı kurşuna dizdi pislik kafirler.. Sonra dediler ki: Şimdi, gözümüzün önünde annen ile bir seferlik zina işlersen, seni ve anneciğini serbest bırakacağız, aksi halde ikinizi birden, aynı ablan gibi öldüreceğiz..”

İkinci soru şu:

“Bu Gazze’ deki genç sen olsaydın, annen ile zina yapacaksın emrini yerine getirir, bu zinayı işler miydin?”

Sanırım yine sokaktaki insanımızın % 99’ nun cevabı şu olurdu; “Annem benim canımdır, kanımdır, ırz ve namusumdur.. Asla ve kat’a annem ile böyle bir şey / zina yapmaz, ölüme razı olurdum..”

Bu cevaplar; “ne güzel cevaplardır ve olması gereken cevaplardır” değil mi ey akıl sahipleri?

Canım kardeşlerim muhterem bacılarım

Şimdi sizlere çok yakında okuduğum hatta “TV haberlerinde” de dinlediğim, belki sizin de duyduğunuz okuduğunuz bir haberden bahsedeceğim.

HABER ŞU:

“Ev, arsa, tarla ve iş yeri sahiplerini ilgilendiren “Emlak Vergisi” ilk taksit ödemelerinde süre doluyor. 2026 yılı emlak vergisi ödemelerinde ilk taksit dönemi 1 Haziran’da sona eriyor; ikinci taksit ödemeleri ise Kasım ayında yapılacak.

Ödemesini 1 Haziran’a kadar yapmayan mükellefler, “Ödemenin yapılmadığı her geçen ay için anapara üzerinden” aylık yüzde 3,7 “Gecikme Faizi” uygulanacak ve yeni düzenlemelerle “Emlak vergisi artış oranları” da her yıl yeniden değerleme oranında belirlenecek.” (Kaynak: Haber7 com vs. haber siteleri – 31.05.2026)

“Aylık yüzde 3,7 ‘Gecikme Faizi’ uygulanacak..” ifadesi acaba devletin “hangi resmi açıklamasında” geçiyor diye araştırdım, şu bilgiye ulaştım:

Hazine ve Maliye Bakanlığı‘na bağlı “Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB)” web sitesinin, “Emlak Vergisi Süresinde Ödenmezse Ne Olur?” başlıklı bölümünde yayımlanan “Resmi duyuru” da şu ifade var:

“12.11.2025 tarihli ve 10556 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla, 13.11.2025 tarihinden itibaren ‘gecikme zammı’ oranı her ay için ayrı ayrı uygulanmak üzere % 3,7 olarak belirlenmiştir..”

6-7 ay kadar önce yayınlanan bu resmi açıklamada geçen “her ay için ayrı ayrı uygulanmak üzere..” cümlesini yıllık yani “12 ay olarak” hesapladığımızda; Devlet, ödemesini geciktiren halkının her bir ferdinden “12 ay X 3,7 = % 44,4” gecikme zammı alıyor/alacak demektir.

Bunun üzerine şu soru aklıma geldi:

“- Peki, Türkiye’ deki resmi ve özel bankalar ya da finans kurumları, kendisine vadeli para yatıran müşterilerine 12 ay için ne kadar faiz veriyor?”

Araştırmalarım şu sonucu çıkardı:

Akbank: Faiz Oranı % 42,5

Garanti BBVA: Faiz Oranı % 41,5

Vakıf Katılım: Kar Payı % 31,72

Türkiye İş Bankası: Faiz Oranı % 38

Hayat Finans: Kar Payı % 42,68

Ziraat Bankası: Faiz Oranı % 34

Alternatif Bank: Faiz Oranı % 46

Kuveyt Türk: Aylık kar Oranı % 4,11

Ziraat Katılım: Kar Payı % 36

Halkbank: Faiz Oranı % 32

Burada verdiğim bazı örnek kuruluşlardan kimisi dikkat ettiyseniz ödemeye açıkça “Faiz Oranı” derken, bazıları da “Kar Payı ya da Aylık kar Oranı” ifadesini kullanıyor.

Peki, devlet yani Maliye Bakanlığı “Vergi ödemesini” geciktiren için ne diyor ve ne alıyor?

“% 44,4 gecikme zammı..” Yani ortalama olarak, “Finans kuruluşları ve bankaların verdiği faize/paraya denk bir parayı senden zorla tahsil ederim arkadaş..” diyor.

Yukarıda paylaştığım 31.05.2026 tarihli haberde geçen, “aylık yüzde 3,7 ‘Gecikme Faizi’ uygulanacak..” cümlesi ile Maliye Bakanlığı’ nın “13.11.2025 tarihinden itibaren ‘gecikme zammı’ oranı her ay için ayrı ayrı uygulanmak üzere % 3,7 olarak belirlenmiştir..” cümlesi aynı kapıya yani “Halkın cebinden” alınacağa varmaktadır.

Bir devlet kurumu olarak Ziraat Katılım, Vakıf Katılım ve Maliye Bakanlığı “Faiz” lafzını kullanma konusuna “imtina” gösterirken, bir devlet bankası olarak Halkbank, Ziraat Bankası, “Faiz Oranımız % 32 ve 34” demekte bir “mahzur” görmemektedir.

“İmtina” gösterenler ile “mahzur” görmeyenler arasında aslında hiç bir fark da yoktur. Çünkü “imtina gösterme” tamamen bir “Siyasi kamuflaj” dır.

Şurası bir hakikattir ki; Türkiye halkının kahır ekseriyeti bilir ki; İslam’a göre “faiz almak, yemek ya da faiz vermek” haramdır. Hatta bazı insanlar “Faizin diğer adı Riba’ dır” da derler ve şu ayetleri de bunun delili olarak gösterirler:

“Riba (faiz) yiyenler, şeytanın çarptığı kimselerin kalktığı gibi kalkarlar, çünkü alışveriş faiz gibidir dediler. Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kıldı. Kime Rabbinden kendine bir öğüt gelir de ve o da faize son verirse geçmişi kedisine ait olur ve işi Allaha havale edilir. Fakat kim tekrar faiz işine dönerse bu tip insanlar cehennem ehlinden olurlar. Bunlar orada ebedi kalıcı olurlar. Allah faizi yok eder ve sadakları arttırır (bereketlendirir). Allah hiç bir kâfiri ve günahkârları sevmez.” (Bakara suresi 275-276)

“Ey iman edenler, Eğer gerçekten mümin iseniz, Allah’tan korkun ve faizden geri kalanı bırakın. Eğer böyle yapmazsanız size karşı Allah’ın ve Resulü’nün size başlatacakları savaşı bekleyin. Eğer tövbe ederseniz yalnız anaparanız sizindir. Ne zalim olursunuz ne de mazlum olursunuz.” (Bakara Suresi 278-279)

Bu ayetlerle de yetinmeyip şu hadisi de söylerler:

“Yedi helak edici, büyük günahlardan sakının. Bunlar nedir ya Resulullah? diye sorulunca şöyle dedi ki: Allaha şirk koşmak, sihir yapmak, Allah haram kıldığı halde bir kimseyi haksızca öldürmek, yetim malını yemek, faiz yemek, düşmana hücum anında savaştan kaçmak, namuslu, kendi halinde mümin kadınlara zina iftirası atmaktır” (Buhari ve Müslim)

Yine şurası da bir başka hakikattir ki; Türkiye halkının kahır ekseriyeti “faiz almanın, yemenin ya da faiz vermenin” haram olduğunu sadece “Doğru bir bilgi” olarak bilir ama “iş uygulamaya gelince”, bu bilgilerin onlarda “zerre kadar bir etki” etmediğini görürüz.

“- Nasıl görürüz yani Bekir amca?”

Hal ve gidişatlarından görürüz güzel kardeşim. Bak sana bazı örnekler vereyim.

BİR: Türkiye’ nin nüfusu yaklaşık 85 Milyon kişidir. Bunun üçte biri çocuk ve baliğ olmayan 25 milyon genç diyelim. Yani yaklaşık 60 milyon kadın ve erkek “yetişkin nüfus” var.

“Türkiye Bankalararası Kart Merkezi” (BKM) güncel verilerine göre; ülkede aktif olarak kullanılan ve dolaşımda bulunan toplam “Kredi kartı sayısı 147,6 milyon adedi” aşmıştır.

Bu rakama maaş almak için kullanılan “Banka Kartları Sayısı ve Ön Ödemeli Kartların Sayısı” dâhil değildir. Bunlarla birlikte “Toplam kart sayısı 462 milyon adettir”. Bu rakamlar “Nisan 2026” ya kadar olan verilerdir.

İKİ: Türkiye halkından milyonlarca kişi “Faizli kredi” çekerek, ev almakta “120 ay vade” ile bunun ödemesini yapmaktadır..

ÜÇ: Türkiye’ nin büyük şehirlerinden köylerine kadar milyonlarca kişi “Düşük faizli kredi – % 3-4 faiz ödeme” ile adeta “Her sene arabasını yenilemekte”, çok kişiler de altına bu kredi ile “Sıfır araba” almakta..

DÖRT: Her sene okullar kapanıp tatil başladığında milyonlarca anne ve baba ayrı ayrı “Faizli tatil kredisi” çekmekte, Bodrum, Marmaris, Karadeniz, Akdeniz sahillerine ve plajlarına akın etmekte, “50 bin nüfuslu” bu sayfiye beldeleri yazın “1 milyon nüfusa” ulaşmaktadır..

BEŞ: Komşu ve sosyal çevresiyle “Mobilya yarışına” giren yüzbinlerce ev hanımı, kocalarına “Faizli eşya ve mobilya kredisi” çektirmekte, “3-5 senede bir” ev eşyalarını yenilemektedir.

ALTI: Ziraat ile uğraşan milyonlarca köylü, ticaretle uğraşan milyonlarca esnaftan “Düşük Faizli Teşvik Kredisi” kullanmayan hemen hemen yok gibidir.. “Niçin kredi kullanıyorsun?” sorusunun cevabı ise “Kredi kullanmazsam batarım. Bu zamanda kimse kimseye beş kuruş borç para vermiyor..” ifadesidir.

Saygıdeğer kardeşlerim bacılarım

Sizlerin de yakinen şahit olduğunun bu “6 örnekten” çok daha fazlası muhakkak ki çevrenizde de vardır ve görüyorsunuzdur.

Allah’ın kitabı Kur’ an’ da geçen “Faizin haramlığı” ile ilgili bunca ayeti bilen, ama bunları benimseyip mucibince amel etmeyen, “Faizle kredi kullanmaya” hiç mi hiç gocunmayan “bu milyonlarca kişiye” o zaman şunu söyleyelim:

“Eyyy Annem benim canımdır, kanımdır, ırz ve namusumdur.. Onu korumak için fedakarlık yapmak şöyle dursun, canımı veririm, göz dikenin gözlerini oyarım..” diyen insanlar,

“Eyyy Annem benim canımdır, kanımdır, ırz ve namusumdur.. Asla ve kat’a annem ile böyle bir şey / zina yapmaz, ölüme razı olurdum..” diye bağıran erkekler..

Yoksa sizler Hz. Muhammed’ in (sas) şu sözünü unuttunuz mu? dedi ki:

“Faiz yetmiş kısımdır, en küçüğü adamın annesiyle zina etmesi gibidir.” (İbni Mace)

Ben görüyorum ki “kesinlikle unutmadınız..” Bilakis onu ve hükmünü maalesef “Benimsemediniz, benimsemediniz..”

“Annem için canımı veririm.. Annemle asla ve kat’a zina yapmam, ölüme razı olurum..” diyen beyler.. Soruyorum size “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?”

Ey gafil insanlar,

Faizli olarak yapmakta olduğunuz tüm işlerinizin, sizlere dünya ve ahiret kaybı yaşattığınızın, eşinizi, yavrularınızı da peşiniz sıra sürüklediğinizin farkında mısınız?

Fe eyne tezhebûn? (فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ)

Tekvir Suresi 26. ayetinde geçen ve “O halde nereye gidiyorsunuz?” ya da günlük dildeki ifadesiyle “Bu gidiş nereye ey insanlar?”

Yukarıdaki “Teşbih içerikli” hadisin ışığı altında adeta “Annesiyle zina eden milyonların ülkesi” haline getirilen bu güzel vatan, niçin böylesi “Zelil ve Hakir” bir hale düştü biliyor musunuz kardeşlerim?

Bunu size şu “Darb-ı Mesel” ile izah edeyim:

Yeni tanıştığı arkadaşıyla sohbet etmekte olan adam, arkadaşına demiş ki:

“- Bu günlerde çok belim ağrıyor..” Arkadaşı ona cevaben: “- Ondan dır” demiş.

“- Gözlerim de artık iyi görmüyor.” Arkadaşı cevaben: “- O da ondan dır” demiş.

“- Kulaklarım bitmek üzere çok zor duyuyorum.” Cevap yine: “O da ondan dır”

“- Uyku denen bir şeyim kalmadı.” “- O da ondan dır” cevabını alınca dayanamamış sormuş;

“- Arkadaş, belim dedim, Ondan dedin. Gözüm dedim Ondan dedin. Kulaklarım dedim o da Ondan dedin. Uyku dedim hepsi Ondan dedin. Allah için söyle, ondan, ondan dediği O şey nedir?”

Arkadaşı cevaben; “- 80 yaşındasın değil mi? Hepsi de İhtiyarlıktandır..” demiş.

Yani “bu sonuca sebep olanı”, diğer ifadesiyle “Müsebbibi”ona göstermiştir.

Bu “Darb-ı Mesel” de olduğu gibi, ister içinde yaşadığımız bu topraklarda olsun, ister tüm İslam coğrafyası hatta tüm dünyada var olan “Tüm devasa problemler, zulümler, facialar, katliamlar, küresel sermaye sahiplerinin, Faizlere dayalı sömürü düzenleri” de hep “Ondandır..”

“- Peki, ondandır dediğin şey nedir Bekir amca?”

“- Allah’ın gönderdiği bir hayat ve Devlet nizamı olan İslamiyet’in, İslami bir Devlet eliyle arz üzerinde hakim, hakem ve hükümran olmamasındandır..”

“- Peki, Bekir amca, bizleri bu faiz belasından kurtaracak, dünya ve ahiretimizi kazandıracak yegâne doğru ve köklü çözüm nedir izah eder misin?”

Ne zaman ki;

Müslümanların istek, azim ve gayreti, şanı yüce Allah’ın da buna mukabil yardımı sonrasında, İslam Akidesinin amir bir hükmü ve gereği olarak İslam Devleti tekrar kurulur, işte o zaman;

Kâfir Batılıların siyasi amaçları için bir aparat ya da Truva atı olarak kullandıkları şu Laik devletçiklerden Müslümanlar kurtulur,

bu gidişat ve tüm İslam dışı uygulamalar, Faize dayalı bu sömürü düzeni, Allah’ın izni ve yardımıyla işte o zaman son bulur ve insanlar Allah’a kul Rasulüne ümmet olma yoluna bi iznillah hemen koyulurlar.

Yeter ki bizler şu kokuşmuş foseptik çukuru Demokrasiden, Laiklikten, Kapitalizmden tamamen vaz geçelim. Kalbimizi, aklımızı, nefsimizi, ailemizi, toplumumuzu İslam’a ram eyleyelim.

Yeter ki bizler gerçekten Medine ehlinin “istediği ve kurduğu gibi”, İslami bir Devleti  “Canı gönülden ve tam bir teslimiyetle isteyelim, onun yolunda canlarımızı, mallarımızı, zamanımızı ve nice emeklerimizi feda edelim” güzel kardeşlerim.

Bu nedenle bir kere daha

Ve gür bir sesle diyoruz ki;

İSLAM ASLA DEVLETSİZ OLMAZ..

BİR DEVLET DE ASLA VE KAT’A

İSLAM’SIZ OLMAZ, OLMAZ, OLMAZ..

Ey Rabbim bizleri de bu salih amele memur eyle, bizlere Nusret ile İslami bir Devlet sahibi olmayı, bu Devletimizin ilan edeceği Cihad yoluyla İslam Risaletini tüm dünyaya hakim, hakem ve hükümran kılmayı nasip et Allah’ ım..

Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İslami Devlet’ te şehit olmayı nasip eyle.

Ey güzel insanlar ve Davetçi gençler

Bir gün bizler için de ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..

Bekir Yetginbal – 04 Haziran 2026


Tags:

 
 
 

Bir yanıt yazın