Anneler de Ölür ama Anne Sevgisi Asla Ölmez Zekiye anneme İthaf
Anneler de Ölür Ama Anne Sevgisi Asla Ölmez Zekiye Anneme İthaf
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..
Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.
Bugün 28 Ocak..
Evet, günlerden her hangi bir gün.. Ama benim için anlamlı ve özel bir gün. Niçin biliyor musunuz?
28 Ocak 1972 Cuma günü; “başımın tacı, gönlümün sultanı ve dertlerimin ilacı” canım annemi kaybettim. Hepimizin dönüp varacağı Allah’a (cc) kavuştu.
Bakın yüce kitabı Kur’an-ı Kerim’ de Rabbimiz, “ecel ve ölüm” hakkında neler demiş:
“Onlar için geleceğinde asla şüphe olmayan ‘bir ecel’ belirlediğini görmüyorlar mı?” (İsra suresi 99)
“Her nefis mutlaka ‘ölümü’ tadacaktır. Biz sizi, gerçek değerinizi ortaya çıkarmak için şerle de hayırla da imtihan ediyoruz. Sonunda zaten bize döneceksiniz.” (Enbiya suresi 35)
“Ey Rasulüm, senden önce biz hiçbir insana ‘ölümsüzlük’ vermedik. Şimdi, sen öleceksin de, senin ölümünü dört gözle bekleyen o inkârcılar dünyada ebedi mi kalacaklar?” (Enbiya suresi 34)
Hz. Enes (ra) şöyle dedi:
Rasulullah (sas) yere birtakım çizgiler çizdi. Sonra da çizgileri göstererek şöyle buyurdu: “Bunlar insanın istek ve arzuları, şu da onun ‘eceli’ dir. İnsan hayal içinde yaşayıp giderken bir de bakar ki en yakın ‘ölüm’ çizgisi karşısına gelivermiş.” (Buhari, Rikak 4)
Muhterem kardeşlerim
Her fani mahlûk gibi, her fani kul da, Rabbinin ona dünya hayatı ile ilgili verdiği sürenin – ki bunun adı ecelin- dolması sonrası “ölüm meleği” vazifesini yapar.
Anneler de ölür, babalar da ölür.. Aynı dedelerimiz, ebelerimiz gibi.. Ama yaşayarak görüyoruz ki, “Anne sevgisi ya da baba sevgisi” ölmüyor..
Fakat şu hakikati de görmemiz gerek.
Ebeveyn sevgisini tetikleyen, oluşturan iki “saik” var.
Birincisi içgüdüsel bir saikle oluşan sevgi.. Yani fıtratımızdan gelen “bir dürtü ile” onları çok seviyoruz. Bu Rabbimizin bir kanunudur. Aynı mülk edinme yani “Beka içgüdüsü” nde olduğu gibi..
İkincisi ise, İdrak ve şuura dayalı ebeveyn sevgisi.. Özellikle de kız ya da erkek çocukların “buluğ çağına” girmesiyle birlikte artık birçok şeyi “aklederek, düşünerek” belli bir idrak ve şuura ermesidir.
İşte benim “canım annemi ve canım babamı kaybetme” tarihlerim tamda bu “kırılma dönemi” ne denk geldi.
Belki bundan olsa gerek, “aradan geçen bunca zamana rağmen”, elhamdulillah onlara olan özlemim bir “kartopu yumağı gibi” büyüyerek artı da artı.
Özellikle de “ilk önce annemi kaybetmem” benim iç dünyamda çok çok şeyler değiştirdi. Ondan “3 yıl sonra” da babamı kaybetmem, ben de anneciğimi kaybetmem kadar derin bir tesir bırakmadı.
Belki bunda “3 yaş daha” büyümüş ve olgunlaşmış olmamın da illaki bunda bir etkisi vardır.
Anacığım ani bir kalp krizi ile Rabbine kavuştu. Onun için geceleri çok gözyaşı döktüklerim oldu. Çektiği birçok hastalıklar hiç aklımdan çıkmadı.
Hikmeti nedir bilmiyorum ama vefatından tam 40 gün önce 19 Aralık 1971 Pazar günü onun için şu şiirimi yazmışım:
GÜL, GÜL DURMA ANA GÜL
Gül, gül durma ana gül
Nedir bu keder,
Nedir bu çektiğin çile,
Vallahi üzmem bir daha bile bile.
Gül, gül durma ana gül
Gidecek, gelmeyecek artık bu hastalıklar
Sende gitmeyeceksin gayrı hastanelere
Doktor öyle demiş teyzemlere.
Gül, gül durma ana gül
Seni böyle görünce yandı kanım,
Yoksa söyle Zekiye hanım,
Biftek, köfte, pirzola mı istedi canın.
Güldü, güldü anam güldü
Gül, gül durma ana gül,
Konuş, aç derdini bizim sarı bülbül,
Ne olur hiç durma gül, gül..
Bir canım annem ve canım babamın hayatları boyunca çektikleri bir başka “İmtihanlar ve acılar zinciri” daha var.
Özellikle de “benden önce” dünyaya gelen ve “kimini 1 yaşında, kimini 3-4 yaşında, kimini de 14 yaşında” olmak üzere “5 yavrusunu Cennete göndermiş olması”, sanırım her annenin kolay kolay tahammül edebileceği acılar değildir.
Yukarıda ifade ettiğim gibi, bir insanı “buluğ çağına” girmesi ve hayatta artık birçok şeyi “aklederek, düşünerek” belli bir idrak ve şuura ermesi çok çok önemli bir noktadır.
Çünkü artık temyiz yani “Ayırt edebilme” kabiliyetine ulaşmıştır buluğa ermekle..
Hassaten de “İslami bir şuur, idrak ve teslimiyet başlamış ise”, anne ve babaların, onun “gönül dünyasındaki yeri” daha bir başka olur.
Çünkü “İslami şuur”; onu benimseyen nefislerde, “yapacağı her amelde, Allah’ın rızasını, emirlerini ya da yasaklarını gözetmeye, onlara hakkıyla riayet etmeye..” sorumluluğuna insanı sevk eder.
Konumuzla bağ kuracak olursak, ayetler ve hadisler artık; “Anne baba hakları, çocukların onlarla ilgili sorumluluk ve görevleri..” konusunda da o insanı yönlendiren büyük bir etken olur. Örneğin:
“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara ‘Uf..’ bile deme, Onları azarlama, İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle.” (İsra suresi 23)
Burada yazdığım mealdeki “Uf.. bile deme” ifadesi nice mealde, “Öf.. bile deme” diye geçiyor. Hâlbuki Kur’an da Arapçası; “Uffin velâ” dır. Zaten Arapçanın kendisinde “Ö” harfi yoktur. Türkçeye tercümede ise çok kullanılıyor.
Bir de Rabbimizin şu hitabına bakalım:
“Biz insana, anne babasına mümkün olan en iyi şekilde davranmasını emrettik. Annesi onu nice zahmetlere katlanarak karnında taşımış; sütten kesilmesi de iki yılı bulmuştur. Onun için, ey insan, bana şükret, ana babana da teşekkür et. Unutma ki, sonunda bana dönecek ve yaptıklarının hesabını vereceksin.” (Lokman suresi 14)
Abdullah İbni Amr İbni As (ra) dan. Dedi ki:
“Bir adam Rasulullah (sas)’e gelerek cihad için izin istedi. Rasulullah o adama: Senin annen ve baban var mı? dedi. Adam: “evet “ deyince, Rasulullah: “O halde onların uğruna cihad et / (Sen cihadını annene ve babana hizmet ederek yap) dedi.” (Buhari, Cihad 138; Müslim, Birr 5; Tirmizi, Cihad 2; Nesai, Cihad 5)
Yine ölçü ve örnek Rasul (sas) dedi ki:
“Anne cennet kapılarının ortasındadır.” (İbn Hanbel, V, 198)
“Cennet annelerin ayakları altındadır.” (Nesai, Cihad, 6)
Canım kardeşlerim ve özellikle de ey gençler
İslami bir “idrak ve şuura ermiş” bir erkek ya da bayanı İslam (ayet ve hadislerle) nasıl terbiye ediyor ve yönlendiriyor değil mi?
“- Peki, İslami bir şahsiyet sahibi olmuş erkek ya da bayan ebeveynine karşı bu hassasiyetleri niye gösterir?”
Elbette ki sırf “Rabbinin rızasını, hoşnutluğun kazanmak için..” gösterir.
Bakın Muhammed Mustafa (sas) ne dedi:
“Allah Teâla’nın rızası, anne ve babayı hoşnut ederek kazanılır. Allah Teala’nın gazabı da anne ve babayı öfkelendirmek suretiyle celbedilir.” (Tirmizi, Birr, 3)
“İnsan öldüğünde amel defteri kapanır. Ancak üç sınıf insanın hariç buyurur. Bunlardan biri de anne babanın arkasından hayır dua ile anacak evlattır.” (Müslim, Vasiyyet 14)
Canım annem ve canım babam öldüler ve Rasulullah (sas) efendimizin yukarıda ifade ettiği gibi tabii ki “Amel defterleri” kapandı.
Kapandı kapanmasına da, hadisin devamında adeta mükemmel bir “Yönlendirme Tabelası” var. Ne diyor?
“… anne babanın arkasından hayır dua ile anacak evlat yani çocukları varsa, bu anne babanın amel defteri kapanmaz…” diyor efendimiz (sas).
İşte bu evlat, “hayırlı evlat..” tır. Yani İslami bir “şuur, idrak ve teslimiyet sahibi” oğulları ve kızlarıdır.
Birçok ayetler, hadisler ve sahabe uygulamaları ışığı altında “hayırlı evlat..” açılımlarına baktığımızda “çok çok bariz ve mükemmel” bir şey görüyoruz. Bunu bir ayetle açıklamaya çalışalım.
“İman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapanlara gelince, halkın en hayırlısı da onlardır. Onların Rableri katındaki ödülleri, altından ırmaklar akan, içinde devamlı kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu, Rabbini sayıp O’ndan korkanlar içindir.” (Beyyine suresi 7-8)
Bu iki ayette geçen “şu 2 şeye” bakın:
“Halkın en hayırlısı da onlardır..” ve “Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır.”
İşte bu hayırlı insanlardan birisi Hz. Sümeyye (ra) annemiz, diğeri ise İstanbul’ un misafiri Hz. Eyyub el Ensari (ra) dir.
Hz. Sümeyye (ra) annemiz, imanında sebat etmiş, Allah’a ve Rasulüne mükemmel bir vefa göstermiş, Allah yolunda “İslam’ın ilk şehidi – o bir annedir -“ olmuştur. Bu nedenle de ayette geçen “Allah onlardan razı olmuştur..” övgüsüne mazhar olanlardan olmuştur.
Hz. Eyyub el Ensari (ra) de, Rasulullah (sas) efendimizin; İslam akidesinin “amir bir hükmü” olan, “Medine’ de İslam Devleti’ ni kurma, İslam risaletini başta Mekke olmak üzere tüm dünyaya yayma sürecinde..” çok çok büyük destek ve mücadele vermiştir.
Bilahare ise “At ve Deve” sırtında Medine’ den İstanbul’ a tam “2.800 kilometre” gelerek küffara meydan okumuş, “Ey Konstantiniye, bir gün seni feth edeceğim ve bu şehre İslam’ı hakim, hakem ve hükümran kılacağım bi iznillah..” demiştir.
Onun da “avradı, çoluk çocuğu, torun ve tosunları..” vardı. Ama o ve nice mücahit sahabeler yola çıkarken birer “Serdengeçti, anadan, babadan, yardan geçti..” olarak yola çıkar ve vardıkları yerlerde şehit olurlardı.
Bu iki örnek sahabe dışında “genel bir hitap” ile Rabbimiz yüce kitabında dedi ki:
“İslâm’ı ilk önce kabul eden muhacirler ve ensar ile iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.” (Tevbe suresi 100)
“And olsun ki o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, o müminlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir.” (Fetih suresi 18)
“Muhammed, Allah’ın Rasulüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çok çetin, birbirlerine karşı da çok merhametlidirler. Onların, rükû ve secde hâlinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün.” (Fetih suresi 29)
İşte muhaciri ve ensarıyla bu “Sahabe nesli” bizim Rasulullah (sas) efendimizden sonra kendimize “örnek edinmemiz gereken” canlı numunelerdir ki benim “şahsi hayatımda” da elhamdülillah derin izleri vardır.
Bu cümleden olmak üzere nasıl ki onlar;
“Anne ve baba sevgisi” ile İslam akidesinin “amir bir hükmü” olan, “Medine’ de İslam Devleti’ ni kurma, İslam risaletini başta Mekke olmak üzere tüm dünyaya yayma süreci..” arasında nasıl bir “Akidevi, fikri ve siyasi bir bağ..” kurdular ise bizlerinde bunu kurması “Farz kere farz..” dır güzel insanlar.
Bırakın bu bağı kurmayı; “İslam’ dan zerre kadar bile haberi olmayan, Allah’a ve Rasulüne meydan okuyan, bencil, bireyselci, LBGT’ci, aşağılık, Batı kültür ve hadaratı hayranı..” bir nesille, “Z kuşağı nesli” ile şu an birlikteyiz.
Bu nesle, başında “Z” harfinden mülhem, “Zillet kuşağı..” desek sanırım yanlış olmaz.
İşte bu yeni ve gafil nesil, yakinen şahit oluyor ki; Anne ve babasına “Sizlerden nefret ediyorum..” diye çemkirmekle kalmıyor, “bekar evi tutup ayrılıyor” ya da dünyevi maslahatlara ve miraslara “bir an evvel ve tek başına sahip olabilmek için..” ebeveynini öldürüyor değil mi?
Rabbim cümlemizi ve neslimizi bu “zelil ve hakir durumlara” düşmekten korusun. Rabbim bizleri ve evlad-u iyalimizi razı olduğu “salih ve saliha kullarından” eylesin.
Canım anneciğimin vefatının bir “seneyi devriyesinde” yeni nesil gençlerimize “kısa bir hatırlatma” yapayım diye yola çıktım ama “Dert söyletir..” misali insan daha çok çok şeyler yazmak ve söylemek istiyor.
Bir gün Esad Mansur hocamın evine gitmiştim. Pencereden dışarı baktığımda bir de ne göreyim; “Oturduğu bina ile mezarlık arsında sadece bir duvar var..”
Dedim ki; “- Be güzel kardeşim tutacak başka bir ev bulamadın mı da geldin ehli kabir’e komşu oldun?” Güzel kardeşim dedi ki:
“- Ben bu evi çok çok seviyorum. Çünkü bana her gün ahireti hatırlatıyor..”
Benim canım annem ve canım babam, mezarda da ayrılmadılar, yan yanalar.. Ama kabirleri şu an, Esad hocamın evi kadar yakınımda değil, “bana 500 kilometre bir mesafedeler..” Bu uzaklık benim indimde “görece bir uzaklıktır..”
Benim “gönül dünyamda” canım gülüm annem, kalbimin “sağ kapakçığı”, evimizin direği babam ise “sol kapakçığı” dırlar ve ben onların “Tık tık.. Tık tık..” sesleriyle yaşar, her gün onlarla konuşurum..
Mümkün değildir ki; “bir gece” yastığa başımı koyduktan sonra “onlarla konuşmadan, onlara dua etmeden..” uyuyayım.
İnanıyorum ki; sadece “Kavli dua..” ile değil, “Fiili dua.” İle de anne ve babama dua etmeliyim ki, “Onların amel defterleri” kapanmasın.
Oradan salih ve saliha iki genç bana soruyor; “- Bekir amca, nedir ‘Fiili dua..’ bize öğret de bizler de yapalım?”
Sizleri “yaratana kurban olurum” gençler, ne güzel bir soru sordunuz..
Ey gençler;
Ne zaman ki topraklarımızda bir gün; Müslümanların istek, azim ve gayreti, şanı yüce Allah’ın da buna mukabil yardımı sonrasında, İslam Akidesinin amir bir hükmü ve gereği olarak, Allah’ın kitabı ve Rasulünün Sünnetini yeniden “Hâkim, hakem ve hükümran kılacak” bir İslam Devletini tekrar kurmak için gece gündüz demez çalışırsınız,
Tüm İslam dışı uygulamalara, melun şeytan ABD’ nin dostu, müttefiki ve yoldaşı emperyalist kâfirlerin Demokratik Laik düzenlerine Allah’ın izni ve yardımıyla son vermeye gayret edersiniz,
Allah ve Rasulünün razı olacağı yegâne “Doğru ve köklü bu çözüme” ulaşmak için büyük bir siyasi mücadeleye girersiniz, işte o zaman “Fiili dua..” yı yapmış olursunuz.
Umulur ki işte o zaman anneciğinin ve babacığının da” Amel Defteri” inşaAllah kapanmamış olur.. Ey gençler, haydi, var mısın böyle içten bir duaya?
Ahh Canım Annem.. Gözümün nuru, gönlümün süruru canım babam.. Bu gün yaşasaydınız, “110 yaşında” da olsaydınız, Vallahi sizleri, “Sırtımda Hac’ca götürür, orada sadık bir köleniz de olurdum..”
Ama Rabbimin sizler için takdir ettiği ömür bu kadarmış. Biz “ondan geldik ve ona döneceğiz..”, tüm mülk onun.
Muhtacım annem babam, güzel yüzünüze. Gülen gözlerinize, Hikmet dolu sözlerinize çok çok muhtacım..
Her şeyden de çok çok daha önemlisi; Dualarınıza öyle çok muhtacım ki canım gülüm anacığım, canım biricik babacığım.
Ne olur, bir kere de olsa rüyama girin..
Koklayın, öpün beni, canım yavrum diye.
Şımartın yine beni 3-5 yaşımda olduğu gibi..
Önce dövün, Sonra sevin, Bi daha, Bi daha dövün..
Ne yaparsanız yapın, Ne olur yeter ki bir kerecik de olsa “Rüyamın misafiri olun..” gönlümün sultanları..
Ey âlemlerin Rabbi, nefislerin sahibi şanı yüce Allah’ım.
Bekir Yetginbal kulunun annesi Zekiye hanımın ve babası Atıf efendinin tüm günahlarını affet.. Onları “Kabir azabından ve Cehennem azabından” koru..
Mekanlarını Cennet eyle.. Rasulullah’a (sas) komşu et. O çok çetin hesap gününde hesaplarını kolaylaştır.. Onları ve tüm müminleri merhametinle kuşat ya Rab.. Amin, amin
Sevgili kardeşlerim, yazıyı okuma vesileyle “yaptığınız bu dua için..” size teşekkürü bir borç biliyorum. Rabbim sizlerden razı olsun.
Sizden özellikle bir şey istirham ediyorum:
Annenizin, babanızın şayet hayatta yani elinizde iseler, bu Hazinelerinizin “kadri kıymetini” ne olur çok çok iyi bilin.
Haydi, hemen kalkın bu gün bir ziyaretlerine gidin. Olmadı, bir telefon edin, en azından çok çok muhtaç olduğunuz o “içten, kalplerinin derininden gelen..” dualarını alın.
Yakınınızda oturuyorlar ise hemen yanlarına gidin, belki bu “son defa göreceğiniz..” o secde izli alınlarından, tombul tombul yanaklarından, pamuk ellerinden bi daha bi daha öpün..
İmkânınız varsa, onlara “ayda bir defa” da olsa dışarıda bir yemek ikram edin. İmkanınız yoksa deyin ki; “Anacığım babacığım gelin, kahvaltımızı birlikte yapalım..” ya da “Gelin, akşam çorbamızı birlikte içelim..” deyin.
Bu dediklerimin ne anlama geldiğini, “O kuşlar yuvadan uçtuktan ve telefon rehberinizden numaralarını sildikten sonra..” çok daha iyi anlarsınız ama heyhat..
Canım kardeşlerim, ey salih ve saliha kullar.. Lütfen “Vefa; sadece İstanbul’da bir semtin adı..” değil, Sizin cisminiz, sıfatınız ve öz isminiz olsun.. “Sözde..” değil, “Özde ve öz evlatlar..” olun.
Niçin? Sırf Allah (cc) rızası için..
Anlaştık mı kankalarım, dostlarım?
Bu paylaşımımı; ölçümüz, örneğimiz, başımızın tacı Rasulullah (sas) efendimizin şu nasihati ile tamamlamak istiyorum:
Ebu Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Peygamber efendimiz (sas) şöyle buyurdu:
“Anne ve babasına veya onlardan sadece birine yaşlılık günlerinde yetişip de cennete giremeyen kimse perişan olsun, perişan olsun, perişan olsun” (Müslim, Birr 9, 10)
“Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar anne ve babaları için vefalı ve razı olduğun kullarından olmalarını nasip eyle..
Ey güzel insanlar ve Davetçi gençler
Bir gün ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..
Bekir Yetginbal – 28 Ocak 2026
Tags: