Anne & Babaya İtaat Etme dedi İki Ayette Rabbimiz.. Peki, Neden?

Anne & Babaya İtaat Etme dedi İki Ayette Rabbimiz.. Peki, Neden?

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..

Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.

Muhterem kardeşlerim ve Davetçi gençler

Ertuğrul Erkişi beyin bestelediği şu şarkıdaki:

Annem hakkın ödenmez, sevmeye ömür yetmez
Bütün dünya benim olsa, bir tane annem etmez..

veciz sözler; her insanın iç dünyasının ve kalbinin ta derinliklerinden gelen ve samimiyetle söylenecek hatta söylenmesi gereken güzel ve anlamlı sözlerdir.

Bizler bu sözleri, sadece anneciğimizin değil, babacığımızın da bizzat yüzüne bakarak ve tebessüm ederek;

Canım babam, gözümün nuru, kalbimin süruru babam;

Baba hakkın ödenmez, sevmeye ömür yetmez

Bütün dünya benim olsa, bir tane babam etmez..

de demeliyiz.. Bu sadece onlara yapılacak bir iltifat değil, aynı zamanda “Altından da kıymetli” dualarını almamıza bir vesile olacaktır inşaAllah.

Şimdi haklı olarak birileriniz bana diyebilir ki:

“- Ya Bekir amca yazına; ‘Anne & Babaya itaat etme dedi iki ayette Rabbimiz’ diye başladın, şimdi de diyorsun ki; ‘Onların ‘Altından da kıymetli’ dualarını almamız.. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?”

Canım kardeşim, gülüm kardeşim o zaman aç “Ankebut suresi 8 ve Lokman suresi 15.” Ayetleri bir oku, ayetlerde “.. sakın onlara itaat etme..” ifadesi geçiyor mu geçmiyor mu bizzat sen de gör..

Hatta her iki ayetin “Orijinal Arapçasında” da şu ortak ifade var: (فَلَا تُطِعْهُمَا) “Fe la tutı’huma..”

İster bu iki ayet, isterse yüce kitabımızın tüm ayetleri, hatta bu ayetlerdeki “bir cümlesi ya da bir kelimesi” Kur’an ve onun pratik uygulayıcısı, örnek ve ölçü Rasul Hz. Muhammed (sas)’ in Sünneti bütünlüğü içinde ele alınmaz ise bizler, Allah korusun “Kur’an ve Sünnete zulmeden” zalimler ve zorbalar oluruz o zaman..

Halk arasında kullanılan bir benzetmede “Lafı cımbızlama..” deyimi vardır bilirsiniz. Anlamı şudur:

“Bir kişinin söylediği uzun bir sözün, yazdığı bir makalenin veya yaptığı bir açıklamanın içinden, sadece işine gelen, tartışmaya açık veya çarpıtılmaya müsait küçük bir kısmını alıp, sözün bütününü, bağlamını ve asıl amacını görmezden gelerek sunma yöntemidir.”

Dürüst ve adilce olmayan bu davranış şeklini Rabbimiz “haram” kılmıştır ve bunu yapanlara da haklı olarak “zalimler, zorbalar..” deme hakkımız olur.

Aynı şu fıkrada olduğu gibi:

Namaz kılmayan bir Bektaşi’ye “Neden namaz kılmıyorsun?” diye sorulduğunda, Kur’an-ı Kerim’de, hem de Nisa Suresinin 43. Ayetinde Rabbim; “Namaza yaklaşmayın” buyurduğu için namaz kılmıyorum cevabını vermiş.

İşte bu tavır, sözün bütününü, bağlamını ve asıl amacını görmezden gelerek sunmadır. Gerçi şimdi namazı, “Bektaşi olanlar da kılmıyor, olmayanlarda kılmıyor” bu da ayrı bir sorun.

“- Peki, Nisa suresi 43. Ayette tam olarak ne demiş Rabbimiz bir de ona bakalım:

“Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye (kendinize gelinceye kadar) ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın.”

Alnı secde izli güzel insanlar

Şimdi gelelim, içinde “.. sakın onlara itaat etme..” ifadesi geçen ayetlerimize. Her iki ayette bakın Rabbimiz mealen ne demiş:

“Biz, insana, ana babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, sakın onlara itaat etme.” (Ankebut suresi 8)

“Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, sakın onlara itaat etme.” (Lokman suresi 15)

Bu ayetlere biraz sonra geri döneceğiz inşaAllah. “Konuyu, konu üzerine bina etme” üslubumuzun bir gereği olarak bu hususu, aşağıda vereceğim üç örnek ile bir “fikir binası” çerçevesinde düşünelim istiyorum.

BİRİNCİ ÖRNEK:

Türkiye’ye üniversite okumak için gelen Ramazan isimli Filistin’ li bir arkadaşım, TÖMER’e (Türkçe ve Yabancı Dil Uygulama ve Araştırma Merkezi) kayıt yaptırmış Türkçe dil eğitimi görüyordu..

Çünkü gireceği üniversitenin eğitim dili Türkçe idi ve bu dil eğitimi 8 ay kadar sürüyordu. Yeni yeni çat pat Türkçe öğrenmiş olan ve zaman zaman da bir araya gelip İslami konularda sohbetler ettiğimiz Ramazan bir gün bana dedi ki:

“- Abi ben keşke öküz olsa idim de anne ve babamın benden istediklerini duymasaydım..”

Dedim ki: “Hayırdır, niye böyle dedin Ramazan?”

“Abi annem ve babam bana çok çok baskı yapıyorlar ve diyorlar ki: Oğlum Türkiye’ de sakın ha siyasi faaliyetlerde bulunma, İslam Devleti, Hilafet vs. diyenlerle oturup kalkma. Biz seni oraya sadece okuman için gönderiyoruz..”

“Abi keşke ben öküz olsa idim de, Rabbimiz farz kıldığı bu salih amelden uzaklaşmamı isteyen anne ve babamın bu sözlerini duymasaydım.”

İki gün sonra Ramazan ile yine bir araya geldiğimizde dedi ki: “Abi sen beni geçen gün niye ikaz etmedin?”

“Hangi konuda ikaz etmeliydim kardeşim?” dedim. Dedi ki: “Abi ben Türkçe olarak sana ‘keşke öküz olsa idim de..” dedim. Aslında ‘Öksüz olsa idim de..’ diyecektim.” dedi ve çok gülüştük.

Şimdi soru şu: Bu anne ve babaya itaat edilir mi?

İKİNCİ ÖRNEK:

Yakinen tanıdığım, ailece de tanıştığımız üniversite öğrencisi genç bir kızımıza İslamiyet’ i anlatıyor, Tevhidi bilinci yerleştirmeye çalışıyor ve onu tesettüre, namaza teşvik ediyordum.

Hatta bir gün ona dedim ki: “Şayet bu dediklerine evet der ve amel etmeye başlarsan, ilk tesettür kıyafetlerini, uzun pardösü ve büyük başörtünü alıp sana hediye edeceğim inşaAllah..”

Oda bana; “Tamam söz yarından itibaren tesettüre başlayacağım, gidip alalım Bekir abi..” dedi.Birinin hidayetine vesile olmak beni çok çok sevindirmişti.

Ertesi gün genç kızımız yanıma geldi ve bana dedi ki: “Annem asla tesettüre girmeme, kapanmama razı olmadı, hele okulunu bitir, evleneceğin zaman koca adayın isterse kapanırsın..”

Bunu diyen anne; abdestli, namazlı, bol bol hatim indiren, baş örtüsüz sokağa çıkmayan bir anne..

Sonuçta benim hatırlattığım Rabbimizin emirlerine tabi olmadı, nişanlandığı zaman ve evlendikten sonra da eşi kapanmasını istemedi. Zafer, şeytan ve dostlarının oldu.

Şimdi ikinci soru şu: Bu anneye itaat edilir mi?

Kaldı ki bu iki örnek de “bireysel” bazı tasarrufları içeren hususlardır. Aile içi ilişkilerde “itaatsizlikten dolayı” Allah ve Rasulünü çok çok kızdıran konulardır.

ÜÇÜNCÜ ÖRNEK:

Hatırlarsanız kardeşlerim Gazze için Mısır’ın Şarm El-Şeyh şehrinde 13 Ekim 2025 günü düzenlenen Barış Zirvesi’nde 20’den fazla Devlet Başkanı ve Başbakanın katıldığı bir zirve yapılmış ve sözde barış için bir iyi niyet belgesi imzalanmıştı.

Tören sonrası liderlerle kamera karşısına çıkan, dünyanın “En yalaka” liderlerinden Pakistan Küfür Cumhuriyeti Başbakanı Şahbaz Şerif, Demokrasi, Laiklik ve Cumhuriyet havarisi, bayraktarı katil Donald Trump’ a hitaben dedi ki:

“Bence siz (ey Trump), bu dünyanın şu anda en çok ihtiyaç duyduğu muhteşem bir insansınız. Dünya sizi her zaman, yedi hatta bugün de dâhil olmak üzere sekiz savaşı durdurmak için elinden gelen her bir şeyi yapan bir insan olarak hatırlayacaktır. Bugün de, yine bu büyük başkanı Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermek istiyorum, çünkü onun Barış Ödülü için en içten, en samimi ve en harika aday olduğunu düşünüyorum..”

Allah’ın, Rasulünün ve tüm lanet edicilerin laneti senin üzerine olsun ey alçak şerefsiz adam Şahbaz Şerif..

Sen Allah’ tan korkmadan, kulundan utanmadan bu “iki eli ve iki dudağı Müslümanların kanlarıyla dolu”, katil İsrail hamisi ve başyardımcısı, ciğeri beş para etmez adama nasıl bu iltifatlarda bulunabildin?

Sen de hiç edep, hayâ, utanma, sıkılma yok mu?

Hiçbir insani sıfat ve değere sahip olmayan, dünyanın en vahşi hayvanı sırtlanları bile geride bırakan, okuldaki yüzlerce yavrunun üzerine acımasızca bombalar yağdıran bu kibir abidesi pislik adama nasıl övgüler dizersin?

Sen ondan da daha aşağılık bir mahlûk olmasa idin, bunları asla yapamazdın.. Sen de onun iman ettiği “Demokrasi, Laiklik ve Cumhuriyet” gibi Yahudi ve Hıristiyan Batılı kâfirlerin birer “küfür olan akide, fikir ve nizamlarına” iman etmese idin seni başlarına tac etmezlerdi.

Pakistan’ lı nice hocalar da kalkmış utanmadan Şahbaz Şerif denen bu şerefsize “Ulu’l Emir” diyor ve halkı ona destek olmaya çağırıyor ve camilerde şu ayeti okuyorlar: (mealen)

“Ey iman edenler, Allah’a itaat edin; Resul’e itaat edin ve ulu’l emre itaat edin..” (Nisa suresi 59)

Ayeti / mealen bu şekilde “eksilterek, kırparak, cımbızlayarak ve asıl bağlamından koparak” halka anlatmak, “Kur’an’ a ve onu gönderen şanı yüce Allah’a” meydan okumaktır. Çünkü ayetin orijinal Arapçası sonunda;

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْۚ

Yani “مِنْكُمْ “ (minkum) ifadesi vardır ve manası şudur:

“Ey iman edenler, Allah’a itaat edin; Resul’e itaat edin ve SİZDEN OLAN ulu’l emre itaat edin..”

Allah’ın emir ve nehiylerinin “Subutu kat’i” olan temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’ i , “düşüncede ve amelde” hayatımızın merkezine aldığımızda; bu ayetle bizden istenen “Mutlak itaat Allah ve Rasulü’ne”, kayıtlı itaat ise (emrettikleri ya da yasakladıkları şey günah ve haram bir şey olmadıkça) “Toplumu yönetenlere” dir.

Şimdi üçüncü soru şu:

Bu ABD uşağı ve Demokrasi, Laiklik ve Cumhuriyet misyoneri ve katil Donald Trump hayranı bu ahmak ve hain adama/adamlara itaat edilir mi?

Elbette edilmez.. Çünkü ne diyordu yukarıdaki ayetinde Rabbimiz: “مِنْكُمْ “ (minkum) yani “..SİZDEN OLAN ulu’l emre itaat edin..” dedi.

Müslümanlardan olan ve onların iman ettiği “Kur’an ve Sünnete uyan ulu’l emre” itaat edin dedi şanı yüce Allah.. Canlı yayında da bizzat izlediğim Pakistan Küfür Cumhuriyeti Başbakanı Şahbaz Şerif, asla ve kat’a “bizden” değil, “Ehli küfürden” dir ve ABD’ den transfer bir yönetici ve devlet adamıdır.

Şimdi tekrar en başta ifade ettiğim şu ilk iki ayete dönelim:

“Biz, insana, ana babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, sakın onlara itaat etme.” (Ankebut suresi 8)

“Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, sakın onlara itaat etme.” (Lokman suresi 15)

Rabbimiz niçin “Sakın ha onlara (anne ve babana) itaat etme..” demişti? Hemen ayetin bütünlüğü ve Kur’ an bütünlüğü içinde konuya bakıyor, cımbızlama yapmadan, ayetlerin başındaki şu çarpıcı ifadeye odaklanıyoruz:

“..bana ortak koşman için seni zorlarlarsa,..” diyor Rabbimiz..

Bu sadece “Uluhiyette” bir şirk koşma değil, “Ubudiyette” ve diğer tüm hususlarda “Şirk koşma” konusunda da geçerli olan “Mutlak bir sınırlandırma” dır da bu güzel kardeşlerim.

O zaman şunu soralım:

“Ey iman edenler, Allah’a itaat edin; Resul’e itaat edin ve SİZDEN OLAN ulu’l emre itaat edin..” ayeti ile anne ve babaya itaat kriterlerinin ortaya konduğu bu ayet arasındaki fark nedir?

“Anne ve baba ile ilgili olanlar” bireyin nefsiyeti ve şahsiyeti ile direk alakalı olan hususlardır. Ama “Ulu’l emir” ile ilgili olanlar toplum ve onları yöneten “Devlet ile” ve yöneticiler ile direk alakalı olan hususlardır.

Rasulullah (sas) efendimiz dedi ki:

“Allah’a itaatsizlik sayılan hiçbir emre asla itaat edilmez” (Buhari, “Ahkâm”, 4, “Megazî”, 59; Müslim, “İmare”, 39)

Yine yüce kitabımız Kur’an’ da geçen şu hitap; sadece Muhammed Mustafa (sas) efendimize değil, kıyamete kadar gelecek olan tüm Müslüman “Devlet adamları” na yani “Ulu’l emre” de bir hitaptır:

“Onların arasında Allah’ın indirdiği ile hükmet, (sakın ha) onların arzularına uyma, Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından (bile de olsa) seni saptırmamaları için onlardan sakın.” (Maide suresi 49)

Bu ayet, Hicret’in 6. veya 7. senesinde, Hudeybiye Antlaşması sonrası Medine döneminde yani “İslam Devleti” varken, Hz. Muhammed (sas), ilk Devlet Başkanımız iken nazil olmuştur.

İşte bu nedenle haklı olarak diyoruz ki;

İSLAM ASLA DEVLETSİZ OLMAZ..

BİR DEVLET DE ASLA VE KAT’A

İSLAM’SIZ OLMAZ, OLMAZ, OLMAZ..

İşte arayış içinde olan akıl, ihlas, ihsan ve idrak sahipleri için sadece bu konuda değil, her konuda yegâne doğru ve köklü çözüm budur. Yani artık İslamiyet’ in yeniden yeryüzünde İslami bir Devlet eliyle “Hâkim, hakem ve hükümran” kılınmasıdır vesselam.

Ey Rabbim, bizleri senin emrettiğin ve Kur’an’ da öğrettiğin şekilde terbiye eden anne ve babalarımıza karşı saygılı, sevgili, müşfik, merhametli ve cömert olan kullarından eyle.

Ey Rabbim, bizleri de bu salih amele memur eyle, bizlere Nusret ile İslami bir Devlet sahibi olmayı, bu Devletimizin ilan edeceği Cihad yoluyla İslam Risaletini tüm dünyaya hakim, hakem ve hükümran kılmayı nasip et Allah’ ım..

Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İslami Devlet’ te şehit olmayı nasip eyle.

Ey güzel insanlar ve Davetçi gençler

Bir gün bizler için de ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..

Bekir Yetginbal – 25 Nisan 2026


Tags:

 
 
 

Bir yanıt yazın