İlim Ayağına Geldi Senin Hâlâ Haberin Yok Uyan Artık Bire Gafil

İlim Ayağına Geldi Senin Hâlâ Haberin Yok Uyan Artık Bire Gafil

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..

Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.

Sırf Allah rızası sevdiğim akide kardeşlerim ve Davetçi gençler.

İsterim ki bu makalem, bunu okuduktan sonraki hayatınızda “bir kırılmaya ve yeni bir başlangıca” vesile olsun. Bu niyet ve istekle okumanızı özellikle istirham ediyorum. Dualarım daima sizinle.

Yazıma sözlerin en güzelini söyleyen, nefsimizin ve âlemlerin Rabbi şanı yüce Allah’ın (cc) şu sözü ile başlıyorum:

“Allah, ‘öleceklerin’ ölümleri anında, ‘ölmeyeceklerin ise’ uykuları esnasında ruhlarını alır. ‘Ölmelerine hükmettiği kimselerinkini’ tutar (o kişi ölür), diğerlerini bir süreye kadar daha salıverir. (o kişi de yaşamaya devam eder) Doğrusu bunda düşünen kimseler için nice dersler vardır.” (Zümer suresi 42)

İslam tarihinin Büyük Selçuklu dönemi âlimlerimizden İmam Zemahşerî, bu ayetle ilgili açıklamasının bir yerinde diyor ki:

ÖLÜM olayında Allah “Ruh”u bedenden tamamen ayırdığından beden, hem “Candan” hem de “Şuurdan” yoksun hale gelmekte.

UYKU denilen “Psiko-fizyolojik olay” da ise can bedende kalmakla birlikte geçici bir “duyum” ve “bilinç” kaybı yaşanmaktadır.

Bu kayıp, bir bakıma “Ruh”un bedeni “kısmen terk etmesi” anlamına geldiği için bu ayette “uyku” bir ölüme benzetilmiştir. (Zemahşeri, IV, 349).

İçinde bulunduğumuz şu 21. Yüzyılda özellikle de Türkiye’ de yaşamakta olan “kadınıyla erkeğiyle” birçok Müslümanda, en azından günlük işlerini, amellerini ilgilendiren konularda bile maalesef “İslami ilme göre amil olmak, amel etmek kaygısının olmadığını” görüyoruz.

Ben onların bu halini, bir insanın “Uykulu haline” benzetiyor, hatta onların çoğuna “Uyur gezer” insanlar diyorum.

Elbetteki uyku da bir “Fıtri ihtiyaç” tır. Her insan hatta hayvanlar için dahi uyku; “Olmazsa olmaz” bir şeydir.

Ama bugün nice insanlarda, hemen her konuda “İhtiyaç fazlası” bir takım “gereksiz tüketimlere” şahit oluyoruz. Aynı “uyku ile tüketilen zaman” kavramında olduğu gibi..

Allah’a, Kur’an’a, Rasulullah’a, İslam’a ve dünya Müslümanlarına bunca büyük saldırı, tecavüz ve katliamların olduğu bir zaman diliminde bu denli “Aşırı uyku, zul’ dür ve zillettir..”

Yazımın başlığında ifade ettiğim bu “İlim, uyku ve zaman” ekseninde ve dahi “İslami ilimlere göre amel etme” noktasında nice Müslümanların “şöyle bir mazeret” ortaya koyduklarına şahit oluyoruz:

“- Ben de İslami İlimler öğrenmek ve gereğince amel etmek istiyorum ama kitap alacak imkânım, param ve onu alıp okuyacak bir zamanım yok. Aldığım maaş hiç yetmiyor bile. Sabah saat 06:00 da işe gidiyor, gece saat 20:00 de evde oluyorum, sonra yatsıyı kılıp hemen yatıyorum..”

Özellikle içinde yaşamakta olduğumuz şu zaman diliminde “Kitap alacak imkânım, param ve onu alıp okuyacak bir zamanım yok..” mazereti, “Şer’an geçerli bir mazeret değildir” diye düşünüyorum.

Niçin biliyor musunuz kardeşlerim?

Bugün itibariyle; bundan 20 ya da 30 yıl öncesine göre “çok çok farklı bir dünyada” yaşıyoruz. En başta sağlımız olmak üzere, Rabbimiz bize o kadar çok ve bol nimetler verdi ki; malum “kış uykumuz” bunları görmemize adeta engel oluyor.

Yazılarını severek okuduğum genç bir hocamızın aşağıda alıntısını yaptığım şu “kısa makalesini” önce bir okuyalım, ardından da size konumuzla ilgili birkaç husus daha arz edeceğim inşaAllah.

Hocamızın konu başlığı ve yazısı şu:

TEK ENGEL, İNSANIN NEFSİ VE HEVÂSIDIR

Yetim de olsan, öksüz de olsan, fakir de olsan, miskîn de olsan, gerçekten ihlâs ve samimiyetle ilim öğrenmek istiyorsan, ilim öğrenmenin önünde hiçbir şey engel değildir. Bunu önünde veya sonunda anlayacaksın.

Zira Allah ilmi samimiyetle isteyene verir. Faydalı ilim, ihlâslı mü’minlere mutlaka nasip olur; tabii ki liyâkat, kâbiliyet ve gayretleri ölçüsünde…

Evet, ilim öğrenmenin çok engelleri vardır; ancak ihlâs, azim, sa’y-u gayret, sebât ve istikâmet, Allah’ın izniyle engelleri bir bir aşmaya sebeptir.

Meselâ; fakirsindir, bugün “dolar” ile alınan temel/klasik eserleri almaya imkânın yoktur. Ama sen elinden geldiği kadarıyla vazgeçmeden ilim yolunda devam edersin.

Allah sana, bazı külliyatları alamasan bile amelinin ve çabanın karşılığını bin bereketiyle verir. Bir gün gelir, “internet” diye bir şey çıkar ve dünyadaki bütün kitaplara ulaşma imkânı olur.

Evet, ilim yolculuğuna devam ederken ilme rağbet etmeyen veya bir zaman etse bile sonradan sebât etmeyen kimseler sebebiyle, ilmî hususları hasbîlikle ve kardeşâne şekilde mütâlaa edeceğin insanların olmadığını görürsün.

Bu noktada çok üzülürsün. İlim yolunda bir yoldaşla ilmî hususları istişâre, mütâlaa ve müzâkere edememenin adeta burukluğunu yaşarsın.

Bir gün gelir; Allah hayallerin ötesinde; “Asırlar önce duâ edecek olsak” böylesini tahmin edip isteyemeyeceğimiz, “Yapay Zekâ” denen bir teknolojiyi bize nasip eder. İlmî ve bilimsel her konuyu oturup kendisiyle konuşabilirsin, tartışabilirsin, bir sonuca ulaşabilirsin.

Yeter ki, “Arapça ve Usûl (Metodoloji)” bil. İlmî bir altyapın ve vasatın olsun. Hevâna göre bir yol izleme; keyfine göre alma ve atma.. Vesâire…

Şimdi soruyorum: İlmin önünde insanın nefsinden, hevâsından başka bir engel var mıdır? Biraz düşün istersen. Vesselâm. (Yusuf Semmak)

Alnı secde izli kardeşlerim ve ey Davetçi gençler

Yusuf kardeşimin az ve öz olarak ifade ettiği ve “tüm mazeretlerimizi elimizden çekip alan” bu güzel yazısında da belirttiği gibi; “Nice ilim imkân ve kabiliyetleri” artık evimizde değil; elimizin, avucumuzun içinde de elhamdülillah.

Binlerce değil, milyonlarca “bilgi ve belgeye” artık anında ufak bir “Cep telefonu” ya da bir defter büyüklüğündeki “Tablet” lerden çok çok rahatlıkla ulaşabiliyoruz değil mi?

Benim çok hoşuma giden ve kendisiyle “en başta kendimi” ve sonra da çevremi sık sık uyardığım bir söz vardır: “Mazeret gösterme, Maharet göster ey nefsim..”

Bu bağlamda önce; “şu ayetin akışı içinde Müminlerin Allah’a (cc) yalvarırken dile getirdikleri” niyazlarını bir okuyalım kardeşlerim:

“Rabbimiz, Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ‘ağır bir yük’ yükleme. Rabbimiz, Kaldıramayacağımız şeyleri de bize ‘yükleme’. Günahlarımızı affet, bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bizim sahibimiz ve yardımcımızsın. Kâfirler gürûhuna karşı bize yardım eyle..” (Bakara suresi 286)

Bir de bu ifadelerin geçtiği ayetin “hemen öncesi” ve ayetin akışı içinde, şanı yüce Allah’ ın (cc) şu hatırlatmasına bir kulak verelim. Dedi ki (cc):

لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَاۜ  (Lâ yukellifu(A)llâhu nefsen illâ vus’ahâ)

“Allah, (hiç) kimseyi (hiçbir nefsi) gücünün yetmeyeceği bir şeyle (asla) mükellef/ sorumlu tutmaz.”

“Âdil-i mutlak” olan Rabbim, senin şanın ne yücedir. Senin adaletin, bizim için “en büyük en güzel teselli” dir ya Rab.

Kardeşlerim ve bacılarım

İman ediyor ve yakinen de şahit oluyoruz ki Allah (cc) asla ve kat’a bizlere “Çok çok ağır, hatta kapasitemiz çok üzerinde bir yük” yüklemedi. Omuzlayıp rahatlıkla taşıyabileceğiz şeylerdir bu yükler, bu yükümlülükler.

Her Müslüman nefse; “Yapmaktan kesin kes sorumlusun” dediği şeylere “Farzlar” dedi. Namaz gibi, tesettür gibi..

Bir de “Yaparsan kesin kes suçlusun ve sana cehennem azabı müstahak olacak” dediği şeyler var ki bunlara da “Haramlar” dedi. Zina, içki, faiz gibi..

İşte bu farzlardan bir tanesi de hata “Farzların Tacı” diyebileceğimiz bir “Farz” da; Allah’ ın kitabı ve Rasulünün sünnetini tekrar yeryüzünde hâkim, hakem ve hükümran kılacak, cihad yoluyla onu 7 kıtaya yayacak “İslami bir Devletin” yeniden kurulması farzıdır.

Bu farz öylesine “kuşatıcı, koruyucu ve kapsama alanı çok çok geniş” bir farz ki, ancak “Fiilen yaşandığında” rahmet ve bereketi bariz bir şekilde ortaya çıkan bir farzdır.

Hem de “hayati” önemi olan bir farzdır.

Şöyle düşünün; “180 santim boyunda 110 kilo ağırlığında, güçlü kasları, atletik bir vücudu, tuttuğunu koparan elleri, vurduğunu deviren yumrukları olan çok çok güçlü, dünya şampiyonu olmuş bir pehlivan var..”

“Ecel” yani yaşama süresi doldu ve bu heybetli pehlivan hayatının baharında “35 yaşında öldü” diyelim.

Yukarıdaki ifadesinde İmam Zemahşeri; “ÖLÜM olayında Allah, “Ruh”u bedenden tamamen ayırdığından beden, hem “Candan” hem de “Şuurdan” yoksun hale gelmekte..” demişti değil mi?

Bu pehlivanın da, “Ruh’u bedenden tamamen ayırdığında” beden, hiçbir etkinliği olmayan adeta bir “et ve kemik yığını” gibi olmuş oluyor ve insanlar onun cesedini “bir an evvel toprağa koymak için” acele etmeleri gerekiyor.

Dolayısıyla insan ve hayvan için “Ruh”; yukarıda da belirttiğim gibi “Hayati” bir önemi olan şeydir.

İşte tüm dünya Müslümanları ve insanlık âlemi için de “İslam Devleti” böylesi “Hayati” öneme sahip “Siyasi bir  varlık” tır.

Uğrunda “bir değil bin canımız feda olsun dediğimiz İslam” ve onun yeryüzü hâkimiyeti de ancak ve ancak “İslami bir Devlet” eliyle mümkündür.

Sürekli dile getirdiğimiz şu cümleyi bir kere daha hatırlayalım: “İslam hayatını, İslam Devletini kurmak suretiyle yeniden başlatmak…”

Yani Devlet; vücuttaki “Ruh” gibi..

Kalbi duran bir adama; kah kalp masajı ile kah “Elektro şok” ile ya da suni solunum ile müdahale ediliyor, birkaç dakika sonra kalp tekrar çalışmaya başlıyor. Sevinç çığlıkları atan Doktorlar ne diyor? “Hayata geri döndü elhamdulillah..”

Muhteşem ve en mükemmel nizamlar olan “İslam Nizamları” nın da “Toplumsal Hayatımıza geri dönmesi” ancak ve ancak, tekrar “İslami bir Devlet” kurmakla mümkündür ey Müslümanlar.

İşte bu nedenle Rasulullah (sas) efendimiz ve Onun güzide ashabının “Fikri ve siyasi mücadelesi finalinde” başardıkları büyük ve muhteşem zafer; Medine’ de “İslam Devleti’ nin kurulmuş olmasıdır.”

Mekke’ li müşriklerin; bu asırda yerli ve milli müşrikler gibi “çok çok korktuğu ve ödlerinin patladığı şey”; Hz. Muhammed (sas) ve arkadaşlarının bil fiil, “İslami bir Devlet kurmak için siyasi mücadele ettiklerini” ve kendilerinin artık yakında “iktidarı kaybedecek olduklarını” çok çok iyi anlamış olmalarıdır.

Özellikle de Hz. Ömer’ in (ra) İslam Devleti kurma yolunda, İslam hamalı 40’ ıncı kişi olarak Muhammed’ in (sas) siyasi kitlesine, güncel ifadesiyle “siyasi partisine” dâhil olması, Mekke müşriklerini dehşete düşürmüştür.

Çünkü koyun sürüsündeki binlerce koyun gibi olmak yerine, “40 kişilikte olsa örgütlü mücadele eden davetçiler” olmak “Kıyamete kadar tüm müşrikler için” korkulu bir rüya olmaya devam edecektir.

“1 Milyar 800 Milyon” nüfusuolan Müslümanların, “8 Milyon” kişilik Siyonist Yahudiler karşısındaki “Hali pürü melali” herkese ayan ve beyandır kardeşlerim. Çünkü onların bir devleti var.

Çünkü bizim “Devlet babamız” katledildi, “lime lime edildi” emperyalist pislik kafirler tarafından..

Evet, elhamdülillah “İlim ayağınıza gelmesine geldi” de ey Müslümanlar, sizler bu deniz derya ilmin “Neresinden tutup” yola revan olacaksınız önce buna karar verin.

Kardeşlerim derim ki kararınız;

İslam akidesinin amir bir hükmü olması ve bu hükmü hakkıyla ve harfiyen Rasulullah (sas) ve Ashabının uygulaması nedeniyle “İslam Devletini tekrar kurmak ve böylelikle İslam hayatını yeniden başlatmak..” ekseninde olsun.

Rabbimizin “Farz kere Farz kıldığı” hatta adeta “Farzların Tacı” eylediği bu salih amele Allah rızası için, “yürüyerek” değil “koşarak” icabet edin.

İşte buraya kadar dile getirdiklerime binaen, her zaman üstüne basa basa seslendirdiğimiz şu şeyi, “Gür bir seda ile bir kere daha” haykırıyor ve diyoruz ki:

Ey müslümanlar, “İslam, asla bir Devletsiz olmaz.. Bir devlet te asla İslam’sız olmaz..”

Davet ve hedefimizle ilgili ilimler elde etme yolcuğunu; “Yeni inşa edeceğiniz devasa bir binanın projesi” gibi düşünün. Mükemmel bir proje, mükemmel bir bina inşa etmek demektir de.

Evvela projenizi iyice anlayın.. Hedefinizi, metodunuzu, üsluplarınızı önce “fikren” bir netleştirin. Bunları anlamadan inşaata başlamak, belki de Allah korusun “nice yanlışlar yapmanıza” sebep olabilir.

Aynen önce “iman etmek, aklen kalben mutmain hale gelmek” ve sonra “ya Allah bismillah diyerek abdest alıp namaz kılmaya başlamak..” gibi düşünün. Yani; “Önce idrak, sonra teslimiyet ve mucibince amellere icabet.. “

Anlaştık mı güzel insanlar?

Ey Müslümanlar ve ey Davetçi gençler

Artık saçları ve sakalı bembeyaz olmuş, gözlerinde eski feri, dizlerinde eski dermanı kalmamış, Rabbinin “gel artık” diyeceği günü bekleyen bu ihtiyar Bekir amcanız bir tavsiye olarak sizlere der ki:

Ey ilim ve amel yolculuğunun genç salih ve saliha kulları. Yukarıda ifade ettiğim “minval üzere” muhtaç olduğunuz muhtasar ilimlere, şu iki âlimimizin internette de bulunan tüm eserlerinden “anında” ulaşabilirsiniz.

“- Kim bunlar Bekir amca?”

“Şeyh Takiyyuddin en Nebhani ve Şeyh Esad Mansur hocalar..” Rabbimden dilerim ki; en son mekânları cennet olsun.

Ben naçizane Kur’an, Sünnet ve Hayat-us Sahabe okumalarım ile birlikte, onlarca senedir ki “bu âlimlerimizin” o deniz derya eserlerinden çok istifade ettim hamd olsun.

Sizlerin de “çok çok istifade edeceğinize” canı gönülden inanıyor ve “sizler için bol bol dua ediyorum” canım kardeşlerim.

Ben sizlere ve tüm Müslümanlara bu davette bulurken, “Rabbimin şu hitabını” da bir kere daha hatırlatmak istiyorum:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَج۪يبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْي۪يكُمْۚ

“Ey iman edenler, Sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği, çağırdığı zaman, Allah’a ve Resulüne icabet edin.” (Enfal suresi 24)

Şanı yüce Allah (cc), bizlere tekrar “hem dünyamızı hem de ahiretimi kazandıracak İslami bir Devlet” kurma konusunda yardım etsin ve işlerimizi kolaylaştırsın.

“Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İslami Devlet’ te şehit olmayı nasip eyle..”

Ey güzel insanlar ve ey Davetçi gençler

Bir gün ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..

Bekir Yetginbal – 13 Ekim 2026


Tags:

 
 
 

Bir yanıt yazın