Yaşasın Demokrasi Öyle mi? Ben de; Canın Cehenneme ey Demokrasi

Yaşasın Demokrasi Öyle mi? Ben de Diyorum ki; Canın Cehenneme ey Demokrasi

Bu gün günlerden 15 Temmuz

Durakta gideceğim yerin belediye otobüsünü bekliyorum. Gelip giden birkaç belediye otobüsünde şu şey dikkatimi çekti.

Malumunuz; Büyükşehirlerdeki belediye otobüsü, Metro, Tramvay ya da Dolmuşların ön ve yan taraflarında “Varış Yeri Tabelası” diye adlandırılan bir tabela vardır.

Bu tabelalar 1970’ li yıllardan 1990’lı yıllara kadar “sac ya da bez tabelalar” olurdu. Bilahare bunların yerini “ışıklı tabelalar” aldı. “Led’ li lamba” teknolojisin gelişmesiyle birlikte “Yazılımla otomatik değişen Led’li tabelalar” şimdilerde moda oldu.

İşte beklemekte olduğum duraktan gelip geçen belediye otobüslerinin hepsinde, varış yeri tabelası “dönüşümlü olarak” bir “Yaşasın Demokrasi” yazıyor, bilahare de “varacağı yerin adı ve hat numarası” yazıyordu.

Hani derler ya; “Gıcık oldum ya da Uyuz oldum..” Ben de aynen bu “Yaşasın Demokrasi” yazısına “tam uyuz” oldum.

“- Ya Bekir amca ne diye durup dururken uyuz oldun, ne var tabelada ‘Yaşasın Demokrasi’ yazmasında.. Seni rahatsız eden nedir?”

Canım kardeşim

Bir insan çok çok sevdiği bir arkadaşı ile yolda karşılaştığında “kalbi pır pır eder, sadece gözleri değil yüzü de güler.” Onu öyle bir kucaklar ki, görenler der ki; “Bunlar sanki yıllar sonra karşılaşan iki kardeş..”

Bir de tersini düşünelim..

“Kişinin sevmediği ot burnunun dibinde bitermiş..” misali hiç sevmediğin ama tanıdığın bir adamla karşılaştın. Ne yaparsın?

Ya yolunu değiştirirsin, ya görmezden gelirsin ya da mecburiyetten ayaküstü “merhaba” der geçersin.

Şimdi bu “iki farklı davranış biçimini” biraz irdeleyelim:

Her iki kişiye de “farklı farklı” davranmaya bizi sevk eden “Ana Saik”, o iki kişi hakkında bizde var olan “mefhumlar” dır.

Birinci kişi ile ilgili “sevgi” mefhumu ve ikinci kişi ile ilgili “nefret” mefhumu..

Yani bir insan, bir hayvan ya da bir eşya hakkındaki “bizde var olan mefhumlar” bizim onlara karşı davranışımızın “ana etkeni” oluyor. Bu etkene bağlı olarak da onlarla ilişki, alaka veya bağlantı “kuruyoruz ya da kurmuyoruz.”

Mesela bir Hristiyan “Domuzu” çok çok seviyor, domuz yavrusunu evinin içinde besliyor, onun etiyle yemekler yapıp zevkle yiyor değil mi?

Bizler ise Müslümanlar olarak “Domuz / Hınzır” denilen bu hayvandan tiksiniyoruz değil mi?

Demek ki herhangi bir insan, “eşya ya da vakıa hakkında” bir insanda var olan “tüm mefhumlar”, onun davranışlarında “bir numaralı” ana saik, ana etkenmiş / etkendir.

İşte bu günlerde, her gün yaşadığımız bir olay olarak Gazze’ de, Filistin’de, Lübnan’ da vs yerlerde “kadınıyla, erkeğiyle hatta çoluk çocuğuyla” Siyonist Yahudilerin, Müslümanlardan “ne kadar çok nefret ettiklerini ve kin kustuklarını” görüyorsunuz..

Ne demişti yüce kitabında Rabbimiz:

“Kuşku yok ki iman edenlerin, insanlar içinde ‘en amansız/acımasız düşmanlarının’ yahudiler ve şirk koşanlar olduğunu göreceksin.” (Maide suresi 82)

Bir Yahudi çocuğu bu kin ve nefretle büyütülüyor, terbiye ediliyor, şuurlandırılıyor. Sonuç? Kadınıyla erkeğiyle her biri “Seri Katil” olup çıkıyor.

Yani canım kardeşlerim bir eşya, bir insan ya da bir vakıa hakkındaki “bir fikir / bir hüküm”, şayet herhangi bir kişinin nefsinde “tam yerleşirse, kalbinin ve aklın ta derinliklerine kök salarsa” ve “ucunda ölüm de olsa” asla ondan ayrılmaz bir parça haline gelirse, biz buna deriz ki; “Artık o fikir / hüküm onda mefhumlaştı..”

Bunun ispatı da nedir bilir misiniz?

O kişi artık “kendinde mefhumlaşmış” o fikre göre hareket eder, konuşur, yazar, çizer.. Velev ki ucunda “ölüm” de olsa..

Mesela Müslüman bir kadın, kendisine zorla tecavüz etmeye kalkan bir adama karşı “ölümüne” direnir. Ölür yine de namusunu ırzını ona asla teslim etmez. Çünkü İslami mefhuma göre ırz, namus “ölümüne” korunması gerek bir değerdir.

Keza bu Müslüman kadının “kocası, oğlu ya da babası”, bu mütecaviz adamın saldırısına yakinen şahit olsalar, ırzları, namusları için “O adamı parça parça” ederler..

Ama kâfirler böylesi bir durum karşısında “Müslümanlar gibi bir tavır” sergilemek şöyle dursun, geceleri birbirleriyle “eş değiş tokuşu” yaparlar ve o gece “neler neler yaptıklarını” da birbirlerine “övünerek” anlatıyorlar.

Çünkü onlarda “Irz, namus, şeref” gibi “İslami mefhumların” zerresi yoktur ve onlar Kur’an’ın ifadesi ile “Birer Pisliktirler.”

Gelelim şu otobüs “varış yeri” tabelasındaki “Yaşasın Demokrasi” deyimine..

Canım kardeşlerim ben bunu gördükçe “tüğlerim diken diken oluyor..” Etmediğim beddua kalmıyor.. Öyle tiksiniyorum ki anlatamam.. Benim gözümde;

Ha “Yaşasın LBGT” yazmış, ha “Yaşasın Demokrasi” yazmış bir fark yoktur.

Ha “Yaşasın Matild Manukyan” yazmış, ha “Yaşasın Demokrasi” yazmış bir fark yoktur.

Ha “Yaşasın Pornografi” yazmış, ha “Yaşasın Demokrasi” yazmış bir fark yoktur.

Ha “Yaşasın Komünizm” yazmış, ha “Yaşasın Demokrasi” yazmış bir fark yoktur.

Yani ne kadar “İslam’a zıt ve düşman şey” varsa onların, benim gözümde ve indimdeki yeri; her biri “pisliktir, zulümdür, vahşettir ve insanlık düşmanıdır..”

Dolayısıyla “Yaşasın LBGT, Matild Manukyan, Pornografi, Komünizm ya da Yaşasın Demokrasi” yazmak, söylemek, onu övmek, iftihar etmek, bunlara davet etmek, inanın bir Müslüman davranışı olmak şöyle dursun “Normal bir insan davranışı” bile değildir.

Yani bu amelleri yapanlar “çok çok tehlikeli” insanlardır. Bunu yapan insanlar; nesilleri ifsad eden aşağılık müfsidlerdir.

Ne demişti Rabbimiz:

“O gibiler (münafıklar), senin huzurundan ayrılıp gittiği zaman, yeryüzünde fesad çıkarmaya, ekini ve nesli helâk etmeye koşarlar.” (Bakara suresi 205)

“- Ya Bekir amca niçin Demokrasi senin ‘tüğlerini diken diken ediyor’ ve niçin ondan ‘bu kadar çok tiksiniyorsun’ ve yukarıdaki ilk sorumda da dediğim gibi ne diye uyuz oldun, ne var tabeladaki bu ‘Yaşasın Demokrasi’ yazısında, seni aşırı rahatsız eden nedir lütfen izah eder misin?”

Güzel insan, canım kardeşim

Elhamdulillah bende de cisimleştirmeye çalıştığım “İslami Mefhumlara” göre, “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” inancını benimseyen Demokrasi, “bu temel düsturu” ile adeta âlemlerin Rabbi şanı yüce Allah’a meydan okumaktadır.

Çünkü hâkimiyet milletindir yaklaşımında; bir fert, bir topluluk ya da bir Devlet, her türlü dünyevi işlerini yaparken, kesinlikle “Allah’ın ve Rasulünün” işlerine hiç mi hiç işlerine karışmamasını, “bir fikir ya da bir hüküm bile” ortaya koymamasını istiyorlar.

Koymasını istememekle de kalmıyorlar, pratik uygulamalarında da bunu bil fiil yapıyorlar.

Demokrasinin var olduğu bir ülkede, bir beldede ve bir toplumda, insanların işlerini fiili olarak üzerine alan ve tatbik eden devletler, bu “Laik” yaklaşımın ve Demokrasinin gereği olarak “Allah ve Rasulünün” ortaya koyduğu hiçbir fikre bile itibar etmiyorlar.

Varsa da yoksa da “Çoğulcu Demokrasi” dedikleri “Parmak sayısı çokluğuna” göre “Anayasa ve kanunlar benimseyip” bunları halka tatbik ediyorlar. Bu ise “Allah ve Rasulüne meydan okuma” değil de nedir?

Hâlbuki, “Elhamdulillah ben de Müslümanım” diyen her fert, her toplum ve her devlet; bırakın “meydan okumayı”, herhangi bir konuda “bir fikir ve bir hüküm ortaya koyan Allah ve Rasulüne” tam iman etmek, tam teslim olmak ve “Mutlak bir itaat” ile itaat etmek zorundadırlar.

Bu husus İslam inancının en temel taşıdır.

Peki, bu “teslimiyet ve itaat söz konusu olmaz ise ne olur?” Rabbimiz bu soruya şu ayet ile asırlar öncesinden cevap vermiş ve demişti ki:

“Hayır, Rabbine andolsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlık/ihtilaflar hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın onu kabullenmedikçe ve boyun eğip teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa suresi 65)

Ne olmazlarmış?

“İman etmiş olmazlar” mış.. Yani bir gavur olarak kalırlarmış, “Cehennemin hasretle beklediği” birer ahmak olurlarmış bu “Allah ve Rasulünü dışlayarak ona meydan okuyanlar..”

Zaten bu ayette, bir “münafığın”, Rasulullah’ın (sas) ortaya koyduğu “bir karara itirazı” üzerine inmiş bir ayettir.

Yani az ve öz ifadesiyle kim ki “Allah ve Rasulüne, onların ortaya koyduğu hükme” itiraz ve isyan ediyor, karşı duruyor, üstüne üstlük bir de “Kahrolsun Şeriat” diyerek meydan okuyor, o kişi bir münafıktır ki; “Münafıklık küfrün şubelerinden” bir şubedir.

Kur’an’ın sahibi şu ayetleriyle dedi ki:

“Göklerin ve yerin mutlak mülkiyeti ve hâkimiyeti yalnızca Onun’dur. O, diriltir ve öldürür. Onun her şeye gücü yeter.” (Hadid suresi 2)

“Göklerin ve yerin mutlak mülkiyeti ve hâkimiyeti Ona aittir. Bütün işler Allah’a döndürülür; her konuda nihâî kararı O verir.” (Hadid suresi 5)

“Göklerin ve yerin mutlak mülkiyeti ve hâkimiyeti Allah’ındır.” (Şura suresi 49)

“Yine bilmez misin ki göklerin ve yerin mülkiyet ve hâkimiyeti yalnız Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne yakın bir dost ne de içten bir yardımcı vardır.” (Bakara suresi 107)

İşte güzel kardeşim bu ayetler, hangi insanda bir “mefhum haline gelir” ise yani “mefhumlaşır” ise o insan da otomatikman “Demokrasi karşıtı hatta Demokrasi düşmanı” olur.

“Mefhumun muhalifi” olarak bakacak olursak, bu ayet ve hükümler o insanda “Mefhumlaşmaz” ise o kişi ya da kişiler, “Demokrasi sevdalısı” olur hatta kalkar “Demokrasi Şehidi” diye bir tekerleme ortaya atarak “Birbiri ile savaşan ve birbirine düşman” iki kelimeyi bir araya getirir.

Diğer bir ifade ile muhteşem bir İslami mefhum olan “Şehit” lafzını, foseptik çukurundan aldığı “Demokrasi” lafzı ile kirletir.. Böylelikle “İslam’a ve onun muhteşem şehitlik mefhumuna” zulmeden bir zalim, bir zorba olmuş olur.

Şimdi anladın mı yiğidim “Demokrasi kelimesi beni niçin ‘uyuz ediyor’, niçin ‘tüğlerini diken diken ediyor’, niçin ondan ‘bu kadar çok tiksiniyor’ ve aşırı rahatsız oluyorum?”

“- Ama Bekir amca Türkiye toplumunun kahır ekseriyeti ve bu toplumu yöneten devlet adamları, özellikle de sözde İslami STK’lar, dernekler veya İslami vakıflar, senin gibi Demokrasiden tiksinmek söyle dursun, koşa koşa gidip Demokrasi için oy kullanıyorlar. Buna ne dersin?

Az ve öz cevap vereyim yiğidim.

“Ya İslamiyet’i hiç anlamıyorlar ya da benimsemiyorlar..” Devletçe bir “Bayram” olarak ilan edilen “Demokrasi kutlamalarına” binlerce insanın “koşarak ve büyük bir coşkuyla katılmasının” bir başka izahatı yok diye düşünüyorum. Rabbim onları ıslah eylesin.

Bu kutlamalara aşkla şevkle dâhil olan bu halk;

Yaşadıkları bunca zulmün, vahşetin, cinayetlerin, fuhuşun, zinanın, fahiş faizlerin, mafiyanın, esrar ve eroin ticaretlerinin, kumarların, mini mini etekli, açık göbekli nesillerin bu “Demokrasi Bataklığı” nın birer mahsulü olduğunu göremeyecek kadar “körleştirilmiş” insanlardır.

Öyle garip bir halk ki; bakıyorsunuz, “İslam’ dan vaz geçmiyorlar, Demokrasiden ise asla ve kat’a vaz geçmiyorlar..” Aslında bu sonuç; Demokratik ve Laik “Eğitim ve öğütüm siyaseti” nin muhteşem bir zaferidir.

Canım Bekir amcam son bir sorum var:

“ Yukarıda dediğin bu; Foseptik çukurundan alınan ‘Demokrasi’ lafzı ve vakıasından bu halkı nasıl kurtarabiliriz ki, hem dünyamız hem de ahiretimiz de kurtulmuş olsun?”

Bu son soruna da “az ve öz bir cevap” vereyim yiğidim:

Ne zaman ki,

Topraklarımızda bir gün; Müslümanların istek, azim ve gayreti, şanı yüce Allah’ın da buna mukabil yardımı sonrasında, İslam Akidesinin amir bir hükmü ve gereği olarak, Allah’ın kitabı ve Rasulünün Sünnetini yeniden “Hâkim, hakem ve hükümran kılacak” bir İslam Devleti tekrar kurulur,

Tüm İslam dışı uygulamalara, melun şeytan ve yoldaşı emperyalist kâfirlerin bir pislik olan Demokratik Laik düzenlerine Allah’ın izni ve yardımıyla son verilir ise;

İşte o gün, Allah ve Rasulünün razı olacağı yegâne “doğru ve köklü çözüme” ulaşılmış, bu Demokrasi belasından ve onun tüm Demokratik, Laik ve tam kapitalist nizamlarından kurtulmuş oluruz inşaAllah güzel kardeşim.

Şanı yüce Allah (cc), bizleri “Demokrasi ile nefislerimize zulmetmekten..” korusun. Bizlere İslami bir Devlet kurma konusunda yar ve yardımcımız olsun ve işlerimizi kolaylaştırsın.

“Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İslami Devlet’ te şehit olmayı nasip eyle..”

Ey güzel insanlar ve Davetçi gençler

Bir gün ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..

Bekir Yetginbal – 15 Temmuz 2026


Tags:

 
 
 

Bir yanıt yazın