NATO Zırvası Türkiye’ de.. Yeni Dayatmalar Kapıda mı?

NATO Zırvası Türkiye’ de.. Yeni Dayatmalar Kapıda mı?

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..

Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.

BİR HABER:

NATO Genel Sekreterliği tarafından yapılan resmi duyuruya göre, 2026 “NATO ZİRVESİ”, 7-8 Temmuz 2026 tarihleri arasında Türkiye’ de gerçekleştirilecek.

İki gün sürecek olan bu kritik toplantıda, üye ülkelerin devlet ve hükümet başkanları küresel güvenlik ve savunma konularını masaya yatıracak.

Türkiye, 2004 yılındaki tarihi İstanbul zirvesinin ardından ikinci kez bir NATO zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Ana Kongre Merkezi ise Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesidir. (Kaynak: Hürriyet Gazetesi- 02.07.2026)

Muhterem Müslümanlar ve Davetçi gençler

Haberde de okuduğunuz gibi, Türkiye’de yapılacak bu toplantıya “NATO Zirvesi” diyorlar. Ama benim gözümde ve ifade literatürümde bu bir “NATO Zırvası” dır.

Evet, “zirve” ve “zırva” iki farklı manaya hamallık eden lafızlardır.

Zırva; sözlükte “Saçma sapan, abes, manasız boş söz” olarak geçmektedir. “Zırvaladı ya da Zırvalamak” gibi fiil olarak da kullanılmakta malumunuz.

İslam akidesi ve bu akideden çıkan tüm fikir, hüküm ve tasavvurlar dışındaki her bir şey, Müslümanlar indinde birer “zırva” dırlar ve bunlara muhalefet eden her bir kişiye de haklı olarak deriz ki; “- Yine zırvaladı..”

Şimdi gelin kısaca “NATO” diye ifade edilen bu kuruluşun “açılımına, kuruluş amacına, misyonuna ve vizyonuna” bir bakalım. Sonrasında “zirve” mi yoksa “zırva” mı siz karar verin ey güzel insanlar.

NATO; İngilizce “North Atlantic Treaty Organization” veya Türkçe açılımıyla “Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü” dür.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Doğu Avrupa’da yaşanan olaylar ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSBC)’ nin o dönemdeki askeri & siyasi tutumları nedeniyle Belçika, Fransa, Lüksemburg, Hollanda ve İngiltere gibi Batı Avrupa ülkeleri, güvenliklerine yönelik siyasi ve askeri tehditlere karşı ortak bir “Savunma Sistemi” kurmak için bir araya geldi.

Bu amaçla 1948’de imzalanan “Brüksel Antlaşması” ile birlikte “Batı Avrupa Savunma Örgütü” adıyla ilk çekirdek alt yapı kurulmuş oldu.

“Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü” (NATO) ise, 4 Nisan 1949’da ABD ve Kanada’nın yanı sıra 10 Batı Avrupa ülkesinin de imzasının bulunduğu Kuzey Atlantik (Washington) Anlaşması esas alınarak kuruldu.

Yani az ve öz ifadesiyle NATO; Avrupa ve Kuzey Amerika’dan 32 ülkenin oluşturduğu uluslararası bir “askeri ve siyasi ittifak” tır.

Peki, Türkiye bu ittifaka niçin ve ne zaman dâhil oldu?

NATO üyeliğine resmen ilk başvuru, 1950 genel seçimlerinden üç gün önce, 11 Mayıs 1950’de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından yapıldı ancak bu başvurudan herhangi bir sonuç alınamadı.

Seçimlerin ardından ise NATO’ya girme çabaları, eski CHP milletvekili olan ve bu partiden ayrılıp Demokrat Parti (DP)’ yi kuran, seçimleri ve iktidarı kazanan Adnan Menderes tarafından yürütüldü.

Bu doğrultuda 1950 yılında Kore Savaşı’na asker gönderen Menderes’ li Türkiye, 18 Şubat 1952’de Yunanistan ile birlikte NATO üyeliğine resmen kabul edildi.

Kore Savaşı (1950-1953) ise, komünist rejimi benimseyen “Kuzey Kore” ile batı bloğu yanlısı kapitalist “Güney Kore” arasında gerçekleşen ve daha sonra diğer “Küresel Büyük Güçlerin” de dâhil olduğu uluslararası bir savaştı.

Kuzey Kore‘ye Sovyetler Birliği (SSCB) ve Çin destek verirken; Güney Kore‘ nin yanında Amerika Birleşik Devletleri liderliğindeki Birleşmiş Milletler (BM) kuvvetleri yer aldı.

Türkiye de bu savaşta BM güçleri bünyesinde Güney Kore‘ ye destek vermek üzere asker göndermiş, resmi verilere göre; savaşa katılan 14.938 Türk askerinden 721‘ i hayatını kaybetmiş, 2.147‘ si yaralanmıştır. Ayrıca savaş boyunca 175 Türk askeri de “kayıp” olarak bildirilmiş ve 234 asker “esir” düşmüştür.

İşte bu savaş ve zayiatları, “Halkı Müslüman ama kendisi Laik olan tek ülke” olarak Türkiye devletine NATO kapısını aralamıştır.

Ey Müslümanlar, özellikle sizlere sesleniyorum.. Şu cümlelerim, Allah rızası için kulağınıza küpe olsun:

Onlarca yıldır bizlere; “Komünist rejimi benimseyen Kuzey Kore ile batı bloğu yanlısı kapitalist Güney Kore arasında gerçekleşen savaş..” diye yutturulan ve birçok evladımızı da kaybettiğimiz bu savaş ve akabinde de 12 Eylül 1980 Askeri darbesine kadar Türkiye’ de sergilenen, sonuçta binlerce insanımızın katledilmesine vesile olan “Sağ Sol / Milliyetçi Komünist” çatışmalarının özü, esası nedir biliyor musunuz?

“Dünya siyasetine sen hakim olmayacaksın ben hakim olacağım..” diyen Küreselci Sermaye sahiplerinin kendi aralarındaki menfaat savaşıdır..

Bir taraf, kapitalizmin akide ve dünya görüşünü “amacının bir aracı” olarak kullanırken, diğer tarafta komünizmin akide ve dünya görüşünü “amacının bir aracı” olarak kullanmıştır.

Yani her iki taraftaki kuklaların ipi, aşı, parası, silahı vs. si, Batılı sermaye patronları yani “Kuklacılar” tarafından bil fiil temin edilmiştir.

Bu konuda ciddi ve kısa bir araştırma yapan herkes, şu gerçeğe pek ala ulaşabilir:

20. Yüzyılın başlarında, bu Küresel dev sermaye şirketleri, Almanya’dan vagonlara yükledikleri “Milyonlarca Dolar” parayı, Çarlık Rusya’nın başkentinde “darbe yapacak ve yeni bir devrim gerçekleştirecek” gruplara gönderdiler.

Tarihte, “Ekim Devrimi, Bolşevik Devrimi, Rus Devrimi” ya da “Büyük Ekim Sosyalist Devrimi” diye bilinen “Ekim Ayaklanması, 7 Kasım 1917 devrimi”, hükûmetin devrilerek, iktidarın LENİN önderliğindeki Bolşeviklere geçmesini sağlayan ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) kurulmasına yol açan olaylardır.

Keza aynı şeyin, Çin’ de de gerçekleştiğini gördük. Çin halkının alçak ve hain yöneticileri, şeytana tapan Küreselci sermaye sahibi beyaz adamlara demişlerdir ki:

“Bize koltuk/iktidar ve birazda para ver, dile bizden ne dilersen..”

Bunun üzerine, Çin içsavaşı sırasında, Çin Milliyetçi Partisi (Kuomintang) yönetimindeki “Milliyetçi Çin Hükümetini” yenmeyi başaran “Çin Komünist Partisi” (ÇKP) ve Komünist Ordu ve “Küreselci sermaye sahiplerinden milyarlarca dolar para alan ve onlarla işbirliği yapan katil Mao Zedong” 01 Ekim 1949‘da Komünist Halk Devrimi gerçekleştirdiklerini ilan edip, Çin’de devlet yönetimini ele geçirmişti.

Sözde bu devrimi “Halk” mı yaptı, Şeytana tapan Küreselci sermaye sahipleri mi yaptı? Elbette ki işin planlayıcısı Batılı sermaye sahipleri yani “Kuklacılar” yaptı.

Ey güzel insanlar sözün özü;

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSBC)’ ne ve sözde Komünist akımlara karşı 1949 yılında kurulan NATO, aslında o dönem küresel sermayenin “Amiral Gemisi” olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’ nin bir “Siyasi ve Askeri Menfaat Aparatı” olarak görev yapmış ve halende Batılı emperyalist sermayenin bir aparatı olarak görevine devam etmektedir.

Yine aynı şekilde bu Batılı sermaye sahipleri, 4 Nisan 1949’da kurulan NATO’ dan çok kısa bir süre sonra, “Kapitalizme ve Batı bloğuna karşı bir set” olsun diye, Sovyetler Birliği öncülüğünde, NATO’ya karşı, Doğu Bloku ülkelerini içine alan bir “askeri ve siyasi ittifakı” yani 14 Mayıs 1955‘te “Varşova Paktı” nı kurdu.

Bilahare Doğu Avrupa’daki “Sosyalist rejimlerin çökmesiyle” birlikte, üye ülkeler 31 Mart 1991′ de paktın askeri yapısını sona erdirmiş, 1 Temmuz 1991 tarihinde Prag‘da imzalanan resmi protokolle de bu “Varşova Paktı” feshedilerek dağılmıştır.

Bir gün gelip NATO’ nun da dağılması söz konusu olabilecektir. Ama buna karar verecek olanlar da yine onları kuran Batılı sermaye sahipleri olacaktır.

1949 yılından bu güne kadar yaşanan süreçte, hep birlikte şahit olduk ki, NATO; en başta “İslam âlemine” ve sonra da kendilerine karşı diklenen “tüm insanlığa” karşı Batılı azgın, alçak ve katil Sermaye sahiplerinin elindeki “kalın bir sopa” olarak işlev görmüştür.

NATO şemsiyesi altında onlarca yıl özellikle Müslümanlara karşı çok vahşi operasyonlar yapılmış, ABD eşi Başkanı Bush, bu operasyonlara hatırlarsanız “Yeni Haçlı savaşları” demiştir.

Katil adam bunu demekte haklı..

Çünkü NATO’ yu ilk kuranlar, kendi bayraklarında da yer alan Hristiyanların “Haç işaretini” yani (+) yı, NATO’ nun “resmi amblemi” olarak ilan etmişlerdir.

Yukarıda demiştim ki; “Halkı Müslüman ama kendisi Laik olan tek ülke olarak Türkiye..”

O zaman şu soruyu sormak lazım:

“Halkı Müslüman olduğu halde, bu Hristiyan kulübüne Küreselci sermaye sahipleri Türkiye’ yi de niçin dâhil ettiler?”

Bunu size bir hikâye ile izah edeyim:

Kilisede Papaz cemaatine vaazında diyor ki; “Ey inananlar, çocuklarınızın boynuna mutlaka birer Haç kolye takın, taktırın..”

“Niye Papaz efendi?” diye sorduklarında;

“Müslümanların kız ya da erkek çocukları, kılık kıyafet, hal ve hareketleri itibariyle bizimkilere öyle benziyorlar ki Onları bizimkilerden ayırt edemiyoruz. Haç kolye sayesinde çocuklarımızı rahat tanırız..”

Ey Müslümanlar ve ey Davetçi gençler

Bu hikâye perspektifinden, Batılı sermaye sahiplerince Osmanlı İslam Devletimiz yıkıldıktan sonra yaşanan sürece şöyle kuşbakışı bir bakışla baktığımızda Türkiye; iki açıdan NATO üyesi yapıldı diye düşünüyorum:

Birincisi:

Gerçekten de Türkiye halkı; anneler, babalar, onların kız ya da erkek çocukları, kılık kıyafet, hal ve hareketleri itibariyle gavurların hal ve gidişatından bir farkı kaldı mı Allah için söyleyin.. Kâfir Batılı sermaye, bizleri artık “kendilerinden bir parça” görüyorlar. Bizi NATO’ ya almasınlar da kimi alsınlar?

İkincisi ise:

Adeta birer toplum mühendisi olan Batılı sermaye sahipleri ve onların devletleri şunu çok çok iyi biliyorlar ki;

Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Boşnağıyla, Arabıyla ve Acemiyle Türkiye halkını; kah fikri güç yani “yalancı emzik Demokrasi” ile kah siyasi güç ile, kah NATO benzeri bir askeri güç ile bir şekilde “Avuçlarının içinde” tutmaları lazım.

İşte bu nedenle; 4 Nisan 1949’da kurulan NATO’ ya, tam 34 ay sonra “alel acele” 18 Şubat 1952’de Türkiye’ yi tam üye yaptılar.

İşte bu iki husus, onların Türkiye’ nin tam üye yapılması sürecine büyük ivme kattı.

Bir Müslüman olarak düşünüyorum da; “Ya Rab bu ne büyük zillettir..” diyorum.

Çünkü mülkün sahibi ve âlemlerin Rabbi şanı yüce Allah (cc) yüce kitabında:

“Ey iman edenler, (işte bu) şirk ehli bir pislik (bir necis) tirler.” (Tevbe suresi 28)

“Hayır, onlar tıpkı hayvanlar gibidirler, hatta onlar (hayvandan da daha) sapık/aşağılıktırlar.” (Furkan suresi 44) demiyor mu?

Bizi yönetenler ne yaptı 18 Şubat 1952’de?

Rabbimizin “Onlar birer pisliktir, hayvanlar gibidir, hatta hayvanlardan daha da sapık ve aşağılıktırlar..” dediği sömürgeci ve Osmanlı katili bu Batılı devletlerin askeri ve siyasi ittifakına bu zavallı halkı da dahil ettiler.

Bu da yetmezmiş gibi, Temmuz 2026 da eşi ve benzeri görülmemiş “Şaşalı hazırlıklarla”, Ankara halkını 9 gün “Resmi tatille” evine göndererek, şehrin ana caddelerini NATO efendilerine “Görkemli bir karşılama için” açık ve hazır hale getirdiler.

Ben de şimdi haklı olarak soruyorum:

NATO denilen bu şer ittifakının ana kurucuları olan;  İngiltere, Belçika, Fransa, Lüksemburg, Hollanda, ABD, Almanya, İspanya, İtalya, Portekiz vs. “hâlâ ellerinden Müslüman kanı damlayan” katiller güruhu değil mi?

Bunlar Gazze katili İsrail’in, maddi, manevi, siyasi ve askeri destekçileri değil mi?

O halde bu güruhun içinde bizim ne işimiz var?

Hatırlarsanız, 21 Kasım 2024 günü Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından İsrail başbakanı katil Binyamin Netanyahu ve eski İsrail savunma bakanı katil Yoav Galant’ a “savaş suçu” işledikleri gerekçesiyle tutuklama emri çıkarılmıştı..

Peki, katil devlete ve onun siyasetçileri bu “savaş suçunu” işlediler de, Ankara zırvasına katılan katil Donald Trump ve devlet başkanları, bol bol silah ve mühimmat göndererek katil İsrail’ e destek olmadılar mı?

Ne acıdır ki; tutuklanmaları gereken bu “Batılı sermaye sahiplerinin vekili” siyasi liderler, ne acıdır ki Ankara’ da baş tacı ediliyor. Ey Türkiye “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” demezler mi adama?

Canım kardeşlerim ve ey Davetçi gençler.

Allah indinde “zerre kadar bile” bir değeri olmayan hatta birçok vebali bulunan bu zırva, haftalardır “yalancı medya” nın abarta abarta büyüttüğü, sözde “çok çok büyük kazanımları olacak olan bir zirve” asla değildir.

Bilakis; “sonuç bildirgesi” yayınlandığında göreceğiz ki, en başta Türkiye sonra da tüm dünya Müslümanları hatta tüm insanlık “aleyhine kararlar” alınmış olacaktır.

Çocuk, traş olduğu dükkan sahibine; “Saçım uzun mu berber amca?” demiş.. O da cevaben; “Önüne düşünce göreceksin..” demiş. Bizler de önümüzdeki hafta sonunda neyin ne olduğunu hep birlikte göreceğiz.

Kardeşlerim son olarak bir hususa daha değinmek istiyorum.

Malumunuz 21. Yüzyılın bu günkü siyasi atmosferinde “Ulusalcı Sermaye sahipleri” ile “Küreselci sermaye sahipleri” arasında “dişe diş” bir siyasi, ekonomik, askeri, stratejik ve jeopolitik bir mücadele vardır.

Bu mücadelenin; Ulusalcı Sermaye sahipleri adına amiral gemisi ABD, Küreselci sermaye sahipleri adına ise amiral gemisi Çingiltere (Çin + İngiltere ittifakı)’ dır.

Bir “zannı galip” olarak diyorum ki; bu mücadeleyi Çingiltere kazanırsa, bu ittifak aynı Varşova Paktı’ nın işini bitirdikleri gibi NATO’ nun da işini bitirebilirler. İnsanlar; “bir zamanlar NATO diye bir şey vardı..” demeye başlarlar.

Rabbimden niyazım o dur ki; bu şer ittifakını parça parça edip dağıtmayı bize nasip etsin.

Ama “Sünnetullah” ın gerektirdiği bir hakikat var ki o da şudur: Ayette;

“Ey iman edenler, Siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar.” (Muhammed suresi 7)

Bizim, “Allah’ın dinine yardım etmemiz..” ancak ve ancak bu güzel yurdumuzu “İslami bir Devlet” haline dönüştürmemizle mümkün olacaktır.

Ey şanı yüce Allah’ım, bu topraklarda artık İslamiyet’ in “Hâkim, hakem ve hükümran olmasını, İslami bir Devlet ve onun Devlet Başkanı bir Halifemiz eliyle” bunun gerçekleşmesini bizlere nasip eyle kurbanın olayım Allah’ım.

Ey akıl sahibi yöneticiler ve Türkiye halkı

Bir gün bu topraklarda kaybettiğimiz yitik malımızı geri bulmamız yani bu topraklarda İslam’ı yeniden hâkim kılacak İslami bir Devletin tekrar kurulması, muhakkak ki çok çok büyük bir kazanç olacaktır.

Fakat bundan çok çok daha büyük bir kazanç daha vardır.. O da nedir biliyor musunuz?

Cevabını; nusretin sahibi şanı yüce Allah (cc) kitabı Kur’an’ da veriyor ve diyor ki:

“Ey Rasulüm, İman edip salih ameller işleyenleri şöyle müjdele: Altlarından nehirler akan cennetler onlar içindir. Ne zaman kendilerine cennet meyvelerinden bir şey ikram edilse, her defasında: Bu, daha önce dünyada yediğimiz şey derler. Oysa bu rızıklar, renkte ve şekilde birbirinin benzeridir, fakat tatta ve keyfiyette çok yüksek kıymette olmak üzere kendilerine ikram edilecektir. Orada onlara tertemiz eşler verilecek ve orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara suresi 25)

Ey Rabbim bizleri de bu salih amele memur eyle, bizlere Nusret ile İslami bir Devlet sahibi olmayı, bu Devletimizin ilan edeceği Cihad yoluyla İslam Risaletini tüm dünyaya hakim, hakem ve hükümran kılmayı nasip et Allah’ ım..

Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İslami Devlet’ te şehit olmayı nasip eyle.

Ey güzel insanlar ve Davetçi gençler

Bir gün ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..

Bekir Yetginbal – 05 Temmuz 2026


Tags:

 
 
 

Bir yanıt yazın