TV Dizileri ile Uyutulanlar, Tabi ki Allah’ı da Unuturlar

TV Dizileri ile Uyutulanlar, Tabi ki Allah’ı da Unuturlar

Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, Şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.

Yazıma sözlerin en güzeli ile başlıyorum. Mülkün sahibi ve Âlemlerin Rabbi şanı yüce Allah (cc) “asırlar öncesinden” dedi ki:

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتّٰى يُحَكِّمُوكَ ف۪يمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْۙ ثُمَّ لَا يَجِدُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْل۪يمًا

“Hayır, (ey Rasulüm) Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında baş gösteren anlaşmazlıklarda seni hakem yapmadıkça, sonra da verdiğin hükme/karara, içlerinde/NEFİSLERİNDE hiçbir sıkıntı ve itiraz duymadan tam bir teslimiyetle teslim OLMADIKÇA İMAN ETMİŞ OLAMAZLAR..”(Nisa suresi 65)

Değerli Kardeşlerim ve ey Davetçi gençler

Nisa suresindeki bu ayeti, şimdilik bir not olarak aklınızda tutun. Çünkü yazımın içinde bu ayete inşaAllah tekrar geri döneceğim.

Yazımın başlığı olan “TV DİZİLERİ İLE UYUTULANLAR” konusuna girmeden önce yakın bir zamanda “Sosyal medyada” okuduğum şu yazıya dikkatinizi çekmek istiyorum. Yazıda deniliyor ki:

– – – – –

TV DİZİLERİNİN VERDİĞİ MESAJLAR ŞUNLARDIR:

• İstemediğin biriyle evlendiysen ona ihanet edebilir, başkasıyla aşk yaşayabilirsin..

•Kötü bir olaydan sonra içki içip etrafı dağıtmalısın..

•Sevdiğin kişi bir başkasıyla evlendiyse, mutlaka onların yuvasını bozmalısın..

•Kötüler daima güçlüdür, iyiler ise hep ezilmeye mahkûmdur..

•Her dizide yeni elbiseler, ayakkabılar olmalı, alışveriş için hep lüks yerler tercih edilmelidir..

•Evde hanımından ilgi görmeyen bir adam dışarıda karısını aldatmalı ve bütün suç da kadına yüklenmeli, adamın yaptığı da sürekli masum bir şey olarak gösterilmelidir..

•Gençlerin mutlaka ama mutlak bir sevgilisi olmalı, lise ve ortaokul seviyesinde olsa bile illa ki çıktığı biri olmalıdır..

•Birbirlerinin kuyusunu kazan insanlar, hep maskeler ile dolaşmalı ve suç daima bir iki kişinin üzerine yıkılmalı..

•Kavga eden, şiddet uygulayan, hırsızlık ve gasp yapan başrol oyuncuları güler yüzlü, yakışıklı olmalı ve hep haklı nedenlerle bunu yapmalı..

•Anneler hep despot olmalı, babalar ise daima sert ve anlayışsız olmalı. Çocuklar ise her zaman haklı gösterilmeli..

•Kaynanalar hep kötü rol oynamalı, sürekli olarak damadının ya da gelininin kuyusunu kazmalı..

•Paranın nerden ve nasıl geldiği hiç mi hiç belli olmamalı, harcama yaparken hep cömert olunmalı..

•İş yerleri hep en az bir rezidans olmalı, asla işçi ve esnaf rolleri olmamalı..

•Dizi oyuncularının çoğu kadın olmalı, güzel ve seksi olanlar tercih edilmeli, dekolte ve transparan yani içini gösteren kıyafetler giydirilmelidir..

•Sıradan ortalama bir hayat asla yoktur. Ya diptesindir ya tepede. Bunun ortası diye bir şey yoktur..

•Gençler hep haklı olmalı, haklı çıkmalı başına buyruk hareket etmeli ve kız erkek meseleleri dışında asla başka da bir dertleri olmamalı..

•Hep lüks hayat özendirilmeli, herkesin hayali “maneviyat” değil “maddiyat” olmalı.. İnsanlar olağanüstü bir lüks yaşama yönlendirilmeli, yalılar, villalar asıl amaç olmalı, hep kapitalizm ile gözler boyanmalı..

•Ülkede ise her şey yolunda gidiyor, ortalık güllük gülistanlık gösterilmeli..

Lütfen hiçbir TV dizisini izlemeyin, izletmeyin.!

– – – – –

Güzel insanlar

Yazıyı okudunuz. Gerçekten burada yazılanların ve verilen mesajların “eksiği yok daha da fazlası var”.

En başta yakın çevresini, anne ve babasını, ailesini, çocuklarını, komşu ve akrabalarını “iyi bir şekilde gözlemleyen” herkes, Türkü, Lazı, Kürdü, Çerkezi, Arabı ve Acemi ile sadece “Türkiye halkının değil tüm dünya halklarının” bu diziler vesilesiyle ne kadar “DİZİ KOLİK” hale getirilmiş olduğuna şahittir.

Şayet uluslararası istatistikler doğru ise “en çok dizi seyreden, en çok dizi üreten ve en çok TV başında saatlerce (günde 5-6 saat) oturan” halk Türkiye halkı imiş.

En çok dizi ihraç eden (90 ülkeye) ve bu dizilerden “Milyar dolarlar” kazanan da yine Türkiye imiş.

Peki, bu dizilerin içeriklerinde ne var?

“Bir ferdi, bir aileyi ve bir toplumu ifsat etmek için” ne ararsan o var. Hatta diyebiliriz ki, “Şeytanın bile aklına gelmeyen” şeyler var.

Peki, bu dizilerin “bol kepçe” Finansörü kim?

Her oyuncu başına sadece “bir bölüm için” yüzbinlerce lira para veren en başta BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ olmak üzere, her ülkedeki KÜRESELCİ SERMAYE sahipleridir.

Hani şu Firavun düzenini ayakta tutan;

KARUN (Sermaye, ekonomik güç), HAMAN (Bürokratik güç), BEL’AM (Din saptırıcıları) ve SİHİRBAZLAR (Yalaka medya ve Sosyal medya) dan oluşan DÖRTLÜ ÇETE’ nin “Sermayedarları” günümüz KARUN’ ları olan KÜRESELCİ SERMAYE’ nin YERLİ VE MİLLİ uşaklarıdır.

O halde, bu küreselci sermaye sahiplerinin “Fainanse etme” diğer bir ifade ile “Sponsor olma” amacı nedir?

Bunun cevabını yine Rabbimiz “asırlar öncesinden” vermişti. Hatırlayalım şu ayetleri ve şeytanın dediklerini;

“Yemin ederim ki, eğer beni Kıyamete kadar yaşatırsan, pek azı dışında, Onun neslini kendime bağlayacağım..” (İsra suresi 62)

“Allah onu (şeytanı) lânetlemiştir, O da “Kullarından belli bir pay edineceğim (kendi tarafıma çekeceğim, senin yolundan saptıracağım) onları boş kuruntulara kaptıracağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler ..” (Nisa suresi 118- 119)

“İblis, ‘Senin şerefine and olsun ki, içlerinden ihlaslı kulların hariç, elbette onların hepsini azdıracağım’ dedi.” ( Sad suresi 82-83)

“Git (sana mühlet/süre verdim), Onlardan kim sana uyarsa, iyi bilin ki hepinizin cezası cehennemdir. Tam bir ceza.. Onlardan gücünün yettiği kimseleri davetinle şaşırt, süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ, mallarına, evlatlarına ortak ol, kendilerine vaatlerde bulun..”(İsra suresi 63-64)

“Gerçekten de İBLİS’İN İNSANLAR HAKKINDAKİ zan ve temennisi DOĞRU ÇIKTI. Çünkü BİR KISIM MÜMİNLER DIŞINDA herkes ona uyup gitti (Hak’tan saptı).” (Sebe suresi 20)

Canım kardeşlerim

Rabbimizin ayetinde ifade ettiği “BİR KISIM MÜMİNLER DIŞINDA..” dediği zümre, işte bu TV dizilerinin esiri OLMAYAN yani “DİZİ KOLİK” olmayan salih ve saliha kullardır.

Aynı; her seçim döneminde koşa koşa, Demokratik Laik ve Kemalist tüm partilere (Saadet, Refah, Hüda Par vs dâhil) OY VERMEK İÇİN sandık başına giden bu % 85’ in DIŞINDA KALAN yani hiçbir partiye OY VERMEYEN salih ve saliha kullar gibi..

Çünkü yukarıdaki ayette ne demişti lanetli kör şeytan: “..beni Kıyamete kadar yaşatırsan..” Yani nasıl ki kıyamet anına kadar “insan” var olacak, ŞEYTAN ve dostları da var olacaktır.

İşte “İslam ve insanlık düşmanı” bu TV dizilerinin “Finansörleri, reklamcıları, şunları, bunları hatta araba ile onları getirip götüren şoförlere kadar..” nice kişiler, şeytanın dostlarıdırlar. İster “bilerek” yapsın, isterse “bilmeden” yapsın fark etmez.

Demiştim ki; “Nisa suresindeki bu ayeti, şimdilik bir not olarak aklınızda tutun..” Şimdi gelelim bu ayet ile konumuza “farklı bir perspektiften..” bakmaya.

Ama önce bu ayet mealini bir kere daha okuyalım:

“Hayır, (ey Rasulüm) Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında baş gösteren anlaşmazlıklarda seni hakem yapmadıkça, sonra da verdiğin hükme/karara, içlerinde/NEFİSLERİNDE hiçbir sıkıntı ve itiraz duymadan tam bir teslimiyetle teslim OLMADIKÇA İMAN ETMİŞ OLAMAZLAR..”(Nisa suresi 65)

Dikkat ettiyseniz bu ayette 4 şey var:

BİR: Seni hakem yapmadıkça..

İKİ: Verdiğin hükme/karara, içlerinde/NEFİSLERİNDE hiçbir sıkıntı ve itiraz duymadan..

ÜÇ: Tam bir teslimiyetle teslim OLMADIKÇA..

DÖRT: İMAN ETMİŞ OLAMAZLAR..

Burada ikinci maddede söz konusu olan ve “İçlerinde/Nefislerinde hiçbir sıkıntı duymadan..” diye geçen ve Arapçası (ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ ) yani “fi enfusihim..” olan husus, direk “İnsan Nefsiyetinin de tam teslimiyeti” ile alakalı bir husustur.

Şu ayette de geçtiği gibi:

[اِنَّ اللّٰهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوۡمٍ حَتّٰى يُغَيِّرُوۡا مَا بِاَنۡفُسِهِمۡ‌ؕ]

“Bir kavim (insanlar) ‘Nefislerindekini’ değiştirmedikçe Allah onların hallerini değiştirmez.” (Rad suresi 11)

(بِاَنْفُسِهِمْۜ ) “bi enfusihim” yani “Nefislerindekini..” diyor Rabbimiz.

Biliyoruz ki bir insanın ŞAHSİYETİ; “Zihniyet artı Nefsiyetin bir araya gelmesi ile oluşur..”

O halde öncelikle “tadımlık bir bilgi” de olsa burada söz konusu olan “Zihniyet ve Nefsiyet” kavramlarına bir açıklık getirelim:

ZİHNİYET:

Bir insan “Vakıalar ile kendisinde var olan ön bilgileri birbirine bağlarken” tüm meseleleri “İslam akidesine ve Şer’i hükümlere dayanarak” anlamaya çalışırsa İSLÂMİ ZİHNİYETE yani İSLAMİ AKLİYETE sahip olmuş olur.

Mesela; “Mükemmel, doğru ve entellektül bir İslami bilgiye, birikime ve donanıma” yani İSLAMİ FİKİRLERE sahip bir Müslüman, şayet bunca birikimine rağmen, meseleleri “İslam akidesine ve Şer’i hükümlere dayanarak anlamaya çalışmıyor ve bir fikir, bir çözüm ortaya KOYMUYORSA” o kişi asla ve kat’a İSLÂMİ ZİHNİYETE sahip değildir.

Bir insanın düşünce yapısının, belirli bir “düşünce sistemine” göre şekillenerek “iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin vs.” değerlendirmelerini yapabilmesi, bu değerlendirmelerde kendisinde bir “tutarlılığın olması” İLE İSLAMİ BİR ZİHNİYETİN teşekkülü söz konusu olur.

NEFSİYET:

Şanı yüce Allah (cc) insanda “Aklı ve Nefsi” yarattı. Akla; “Temyiz yani ayırt edebilme” kabiliyeti verdi.

Keza Rabbimiz; Nefislerimizi iki şeyle donattı: İçgüdüler ve Uzvi/bedensel ihtiyaçlar.

İnsanoğlu, “içinden gelen bir saikle yani bir dürtü ile” ve aklını kullanarak, İçgüdüler ve Uzvi/bedensel ihtiyaçlarını” doyurmak için harekete geçer.

Mesela Uzvi/bedensel ihtiyaçlarını doyurmak için, her insanın “içinden gelen bir dürtü”, ona adeta “KALK VE BENİ DOYUR..” der, O da bu “uzvi ihtiyacı için”, yiyecek içecek arar, bulur ve karnını doyurur. Bunu uzun süre yapmaz ise açlıktan ölür.

Yine örneğin bir adam, kendisinde var olan “Cinsel içgüdüler” ona adeta “KALK VE BENİ DOYUR..” der.. O da bu içgüdüsünü tatmin etmek, ihtiyacını gidermek için bir zevce/hanım arar, bulur, evlenir ve içgüdüsünü doyurur. Bunu uzun süre yapmaz ise “ölmez” ama bir “bunalım ve depresyon” söz konusu olabilir..

İşte NEFSİYET; İnsanın yaratılırken kendisine verilen bu yapısal özelliklerin yani “İçgüdüler ve Uzvi/bedensel ihtiyaçların” birer dışa yansıması olan insanın da bil fiil ortaya koyduğu “Duygu ve arzularına bağlı olan eylemleri” dir. Yani  “DOYURMA” amelinin keyfiyetidir.

Eğer “nefsinde” var olan bir meyille, bu “İçgüdüleri ve uzvi ihtiyaçları doyururken” İslâm akidesinden fışkıran “İslami mefhumlara bağlı olarak” bunları doyurursa, o kişi İSLÂMİ NEFSİYETE sahip olmuş olur.

Umarım bu iki kavram “düşünce dünyanızda” netleşti inşaAllah. Şimdi gelelim İSLAMİ ŞAHSİYETE..

Yukarıda az ve öz bir ifade olarak demiştim ki; “Bir insanın ŞAHSİYETİ; “Zihniyet artı Nefsiyetin bir araya gelmesi ile oluşur..”

Yine demiştik ki; şanı yüce Allah (cc) insanda “Aklı ve Nefsi” yarattı..

Fakat gerçek olan şey; ZİHNİYET, Akliyet ve NEFSİYETİ, insanın “kendi gücü ve azmiyle” oluşturur. Yani “İNSAN ŞAHSİYETİ” böyle oluşur. Her insan kendi iradesiyle İSLÂMİ ŞAHSİYETE veya KAPİTALİST ŞAHSİYETE veyahut KOMÜNİST ŞAHSİYETE sahip olur.

Mesela; “Mükemmel, doğru ve entellektül bir İslami bilgiye, birikime ve donanıma” yani İSLAMİ ZİHNİYETE sahip bir Müslüman, şayet İSLAMİ NEFSİYET sahibi değilse, yani “İçgüdüler ve Uzvi/bedensel ihtiyaçlarını” İslami mefhumlara göre tatmin etmiyor ise, o kişi asla ve kat’a İSLAMİ ŞAHSİYET sahibi olamaz.

Veya adam gerçekten İSLAMİ NEFSİYET sahibi ama “ZİHNİYETİ, DÜŞÜNCELERİ, FİKRİ ZİKRİ” tam kapitalist, Demokrasi, Laiklik, Kemalizm vs. savunucusu.. İşte bu zavallı adam da asla ve kat’a İSLAMİ ŞAHSİYET sahibi değildir.

Bir insanı davranışlarını değiştirmek, düzeltmek ve tüm sorunlarını kökten çözmek için ona “Yegâne doğru fikir olan” İslâm akidesi ve İslam mefhumlarını benimsetmek ve “yanlış olan tüm inanç ve mefhumlarını” değiştirmek ve onları tamamen düzeltmek gerekir.

Yukarıda dile getirdiğimiz ayeti tekrar hatırlayalım:

[اِنَّ اللّٰهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوۡمٍ حَتّٰى يُغَيِّرُوۡا مَا بِاَنۡفُسِهِمۡ‌ؕ]

“Bir kavim (insanlar) NEFİSLERİNDEKİNİ değiştirmedikçe Allah onların hallerini değiştirmez.” (Rad suresi 11)

Bir insandaki “düşünceler ve davranışlar” işte bu esaslara göre olur. “Zihniyet ve Nefsiyetler” değişmeden, köklü değişim olmaz.

Muhterem kardeşlerim ve ey Davetçi gençler

Hatırlatma ve konumuzla da doğru alaka kurma sadedinde şunu bir kere daha ifade etmek istiyorum:

“En başta yakın çevresini, anne ve babasını, ailesini, çocuklarını, komşu ve akrabalarını iyi bir şekilde gözlemleyen herkes; Türkü, Lazı, Kürdü, Çerkezi, Arabı ve Acemi ile sadece Türkiye halkının değil tüm dünya halklarının bu diziler vesilesiyle ne kadar “DİZİ KOLİK” hale getirilmiş olduğuna şahittir…”

İşte bu TV dizileri, tam Kapitalist, Laik ve Kemalist yayın siyasetleri ile toplumumuzun, tüm insanların, özellikle de gençlerimizin NEFSİYETLERİNİ tam tahrip etmekte ve onları zıvanadan çıkarmaktadır.

Sadece NEFSİYETLERİNİ değil, ZİHNİYETLERİNİ de alt üst etmektedir. Adı Muhammed, Abdullah, Seyfullah, Fatma, Ayşe ve Sümeyye olan milyonlarca yavrumuz, “bizlerden ayrı dünyaların” bireyleri olmuş çıkmışlardır.

Dolayısıyla da artık İSLAMİ ŞAHSİYET sahibi bir genç bulmak adeta “Samanlıkta iğne aramaya” dönmüştür.

“- Peki Bekir amca, bu rezil hayat ve gidişattan nasıl kurtulacağız..” sorusuna doğru bir cevap bulalım.

Yukarıda alıntı yaptığım yazının sonunda, yazar kardeşimiz kendince bir çözüm ortaya koymuş ve okuduğunuz gibi: “Lütfen hiçbir TV dizisini izlemeyin, izletmeyin.!” önerisinde bulunmuş.

Bu öneri, kesinlikle “Doğru ve Köklü çözüm” önerisi değildir. “Sathi düşünme” ye dayalı dile getirilen basit bir öneridir.

Kocası işe giden kadın, babası annesi evde bulunmayan çocuk anında kumandayı eline alıyor, “o dizi senin bu dizi benim..” misali “daldan dala” pardon “diziden diziye” geçiş yapıyor.

Sadece kadınlar, kızlar ve çocuklar mı “DİZİ KOLİK?” Nice erkekler hatta “nice imamlar” gördüm, adam “dizi ile yatıyor, dizi ile kalkıyor..”

Dolayısıyla bu husus “bireysel bir hastalık” değil, “toplumsal bir hastalık” haline gelmiştir.

O halde bu soruna, bu hastalığa “Sebep – Sonuç” ekseninde yaklaşmalı ve “Doğru ve Köklü çözümü” mutlaka bulmalı ve pratiğe geçirmeliyiz.

Bu bağlamda size çok basit bir örnek sunmak istiyorum.

Biliyorsunuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ nin bir resmi kuruluşu var..

Adı; RTÜK yani “Radyo ve Televizyon Üst Kurulu”. Radyo ve Televizyon yayınlarının, ilgili kanun ve yönetmeliklere göre yapılmasını düzenleyip denetleyen ve gerektiğinde de cezalandıran hatta isterse “YAYIN DURDURMA” yapan bir kurul..

Tabi ki bu kurul, her türlü denetleme, düzenleme ya da cezalandırmaları “ilgili kanun ve yönetmeliklere göre yapıyor ve yapmak zorunda..”

İlgili Anayasa, kanun ve yönetmelikler ise Devletin üzerinde kurulu olduğu LAİKLİK AKİDESİ temelli konulardır.

Fikir hürriyeti, çoğulculuk, demokrasi, azınlıkların hakları vs. diyerek Devlet, İSLAMİYETİ asla dikkate almadan, bazı “örf adet ve geleneklere” göre TV’ lerin bir YAYIN SİYASETİ izlemelerini emretmektedir.

Haliyle KÜRESELCİ SERMAYENİN Türkiye propaganda şubeleri konumundaki TV’ ler, “canlarının istediği telden” çalıp oynamakta ve bir yayın siyaseti izlemektedirler.

Yani İslami bir perspektiften baktığımızda bu, “İslam’a tamamen zıt hatta İslam düşmanı dizileri” yapanlar ve yayınlayalar, “bu cüreti ve bu teşviki” hamileri olan, “müesses nizamdan ve onun yöneticilerinden” almaktadırlar.

Diğer bir ifade ile “Sivrisinek & Bataklık ekseninde” bu olaya baktığımızda, “Gayrı insani, gayrı İslami tüm çıplaklık, fuhuş, pornografi, ihanet, aldatma, cinayet teşvikleri vs” diye isimlendirdiğimiz tüm SİVRİSİNEKLER, bu bataklıkta üremekte ve özel olarak üretilmektedir.

Dolayısıyla bütün bunlar da ONDANDIR yani bu “zulüm düzeni” bataklığındandır.. Burada yeri gelmişken malumunuz olan hikâyemizi bir kere daha hatırlatalım.

Niçin mi? Rabbimiz;

“Sen (yine de) öğüt verip hatırlat; çünkü gerçekten öğütle hatırlatma, müminlere yarar sağlayacaktır.” (Zariyat suresi 55) de dediği için..

Yeni tanıştığı arkadaşıyla sohbet etmekte olan adam, arkadaşına demiş ki:

“- Bu günlerde çok belim ağrıyor..” Arkadaşı ona cevaben: “- ONDAN dır” demiş.

“- Gözlerim de artık iyi görmüyor.” Arkadaşı cevaben: “- O da ONDAN dır” demiş.

“- Kulaklarım bitmek üzere çok zor duyuyorum.” Cevap yine: “O da ONDAN dır”

“- Uyku denen bir şeyim kalmadı.” “- O da ONDAN dır” cevabını alınca dayanamamış sormuş;

“- Arkadaş, belim dedim, ondan dedin. Gözüm dedim ONDAN dedin. Kulaklarım dedim o da ONDAN dedin. Uyku dedim hepsi ONDAN dedin. Allah için söyle, ONDAN, ondan dediği O şey nedir?”

Arkadaşı cevaben; “- 80 yaşındasın değil mi? Hepsi de İhtiyarlıktandır..” demiş.

Bu hikâyede olduğu gibi, ister içinde yaşadığımız bu topraklarda olsun, ister tüm İslam coğrafyası hatta tüm dünyada var olan tüm DEVASA PROBLEMLER, ZULÜMLER, FACİALAR, KATLİAMLAR olsun hep “ONDANDIR..”

“Peki, ondandır dediğin şey nedir Bekir amca?” diyenlere cevabım, Allah’ın gönderdiği bir hayat ve Devlet nizamı olan İSLAMİYETİN, İslami bir Devlet eliyle arz üzerinde HAKİM, HAKEM ve HÜKÜMRAN OLMAMASINDANDIR..

Bu topraklarda ve tüm İslam âleminde malumunuz Osmanlı İslam Devleti’nin yıkılmasından sonra, Müslüman halklar üzerine Demokrasi, Laiklik, Kraliyet ve Cumhuriyet fikir ve mefhumlarının “Akidesi” olan Kapitalizmin LAİKLİK AKİDESİ ve kapitalizmin tüm nizamları DEVLET ELİYLE hakim ve hükümran kılındı..

Tüm batıl, sapık, insanlık dışı, adeta ZULÜM ÜRETME MAKİNASI olan bu Anayasa ve Kanunlar kâfirlerden ithal edildi, Müslüman halklara “Dipçik zoru ile ve idam üstüne idamlar ile” Cahiliye kanunları tatbik edildi.

Ne zaman ki;

Müslümanların istek, azim ve gayreti, şanı yüce Allah’ın da buna mukabil yardımı sonrasında, “İSLAM AKİDESİNİN amir bir hükmü ve gereği olarak İSLAM DEVLETİ tekrar kurulur”, işte o zaman sadece “TV dizileri ile enjekte edilen” tüm VAHŞET ve KATLİAMLARA ve dahi İSLAM DIŞI TÜM UYGULAMALARA, Allah’ın izni ve yardımıyla son verilir, verilecektir de inşaAllah..

Şimdi anladık mı niçin “Bu da Ondandır..” dediğimizi ey güzel insanlar? Her zaman söylediğimiz şeyi, burada bir kere daha “Gür bir seda ile” tekrar haykıralım:

İSLAM, ASLA BİR DEVLETSİZ OLMAZ..

BİR DEVLET TE ASLA İSLAM’SIZ OLMAZ..

“Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İSLAMİ DEVLET’ te şehit olmayı nasip eyle..”

Ey güzel insanlar ve Davetçi gençler

Bir gün ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..

Bekir Yetginbal – 21 Aralık 2025


Tags:

 
 
 

Bir cevap yazın