Suriye, Tom Barrack Nice Kürt, Arap ve Türklerin Asıl Katilidir.
Suriye, Tom Barrack Nice Kürt, Arap ve Türklerin Asıl Katilidir.
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..
Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.
Yazıma, sözlerin en güzeli şu ayetlerle başlıyorum:
“Biz onlara zulmetmedik, asıl onlar kendi (nefislerine) kendilerine zulmettiler.” (Hud suresi 101)
“(Adem ile Havva) Dediler ki: Rabbimiz! Biz kendimize (nefsimize) zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” (A’raf suresi 23)
“(Balık sahibi / Hz. Yunus) Zunnûn’u da hatırla. Hani öfkelenerek halkından ayrılıp gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde ‘Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum.’ diye dua etti.” (Enbiya suresi 87)
“… Belkıs, Ey Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmetmiştim. Şimdi ise Süleyman ile birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum, dedi.” (Neml suresi 44)
Yukarıdaki ayetlerde sizin de dikkatinizi çekmiştir; “Nefsime, Nefislerine, Nefsimize / Kendi kendine Zulmetmek” ifadeleri geçiyor değil mi?
Güzel insanlar bu ayetler ve ana mesajlarını şimdilik bir kenara not edin. İlerleyen satırlarda tekrar bunlara döneceğiz inşaAllah.
BİR HABER:
ABD’nin Suriye özel temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Suriye’de Esad sonrası dönemde artık merkezi bir yönetimin olduğunu vurgulayarak Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile değişen ilişkilere dair 20 Ocak 2026′ da X’ hesabından yeni ve çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Suriye’deki Kürtler için “en büyük fırsat” ın Esad sonrası geçiş döneminde Ahmet eş Şara liderliğindeki yeni hükümete dâhil olmakta yattığını söyledi.
“Bu, vatandaşlık hakları, kültürel koruma ve siyasi katılım ile birleşik bir Suriye devletine tam entegrasyon yolunu sunuyor; bu haklar, Beşar el-Esad rejimi altında uzun süre reddedilmişti ve birçok Kürt Devletsizlik, dil kısıtlamaları ve sistematik ayrımcılıkla karşı karşıya kalmıştı” dedi.
ABD’nin IŞİD karşıtı bir ortaklık çerçevesinde Suriye’nin kuzeydoğusunda askeri varlık gösterdiğini belirten Barrack, SDG’nin “2019 yılına kadar IŞİD’in bölgedeki Halifeliğini yenmede en etkili kara ortağı olduğunu” kanıtladığını belirtti.
“O zamanlar, iş birliği yapılacak ‘işlevsel bir merkezi Suriye devleti..’ yoktu; Esad rejimi zayıflamış, tartışmalıydı ve İran ve Rusya ile ittifakları nedeniyle IŞİD’ e karşı Suriye devleti uygulanabilir bir ortak değildi” dedi.
“Bugün durum temelden tamamen değişti” ifadesiyle sözlerini sürdüren Barrack, Suriye’nin artık, ‘IŞİD’e karşı uluslararası koalisyona katılan bir merkezi hükümete..’ sahip olduğunu belirtti.
Barrack açıklamasına şöyle devam etti:
“Bu yeni durum, ABD-SDG ortaklığının varlık nedenini değiştiriyor. SDG’nin sahada IŞİD karşıtı ‘birincil güç olma..’ amacı büyük ölçüde miadını doldurdu, çünkü Şam artık IŞİD hapishanelerinin ve kamplarının kontrolü de dahil olmak üzere ‘Güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye hem istekli hem de hazır..’ durumda.” (Kaynak BBC News Türkçe / 20.01.2026)
Haberi okudunuz kardeşlerim
Bu sözlerin sahibi Tom Barrack kimdir?
1947 doğumlu, bu gün 78 yaşında olan ABD’ li bir iş adamı ve diplomat. ABD’ nin Türkiye Büyükelçisi ve katil Donald TRUMP’ un “Suriye özel temsilcisi.”
Lübnan asıllı Katolik göçmen bir ailenin torunu olarak, Yahudi mahallesinde büyüyen, Katolik okullarına giden Barrack, Türkiye Büyükelçisi olarak atandıktan sonra ABD senatosunda bir konuşma yapıyor.
Bu konuşmasında, Lübnan asıllı Amerika’lı şair ve filozof Halil Cibran’ a atfedilen şu sözlerle adeta bir “Siyasi Üslubu” dile getirdi:
“Kılıcı; kırbaç yeterli ise asla çekmem; Kırbacı da, dilim kâfi ise hiç kullanmam. İnsanlarla aramda tek bağ bir iplik dahi varsa, asla onun kopmasına izin vermem. O çekerse ben gevşetirim, O gevşetirse ben çekerim..”
İşte bu ihtiyar kurt devlet adamı, yukarıdaki, ‘X’ platformunda paylaştığı tweet mesajı ile adeta “Suriye Tiyatrosu son perdesinde” açık açık adeta dedi ki:
“Bugün durum temelden tamamen değişti, Suriye artık, ‘IŞİD’e karşı uluslararası koalisyona katılan bir merkezi hükümete’ sahip. Bu yeni durum, ABD-SDG ortaklığının varlık nedenini değiştiriyor. SDG artık miadını doldurdu (son kullanma tarihiniz bitti), artık resmi muhatabımız Şam.. Başınızın çaresine bakın beyler bayanlar..”
Yani katil ABD, yıllarca SDG’ ye “Elma Şekeri” nin sadece dışındaki “tatlı kısmı” yalattı ama elmayı yedirmeden çekti elinden aldı.
Tüm bu yaşananlar SDG’ ye özgü bir şey de değildi.
Aynı şeyi 2011 yılında Suriye olayları başladığı günden bu güne ABD, Suriye’ deki hemen hemen her gruba, “Kendine sadık devletler ve uşak yöneticiler eliyle” bol bol silah ve mühimmat vererek, bol bol para dağıtarak yaptı.
Bununla da yetinmedi ABD, Suriye’ deki silahlı gruplar için “Eğitim Üssü” olarak kullanılan “12 farklı Askeri tesis inşa etti, binlerce TIR dolusu askeri aracın, gerecin, silah ve mühimmatın yanı sıra yaklaşık 1.500-2.000 ABD askerini” buralara yerleştirdi.
Kardeşlerim ve Davetçi gençler
Şimdi haklı olarak şu soru akla gelebilir: “- Ne oldu da ABD, en başta SDG olmak üzere, silah mühimmat ve bol bol para dağıttığı sözde mücahit gruplara artık sırtını döndü daha doğrusu çifte atmaya başladı?”
Bu sorunun cevabını vermeden önce, Prof. Dr. Mahir Kaynak’ın (1934 – 2015) kullandığı şu cümleyi bir kere daha hatırlayalım. Mahir Kaynak diyordu ki;
“Siyasi askeri olayların sonuçları kime yarıyor ben ona bakarım?” ya da “Bu olaydan kim kazançlı çıkıyor siz Ona bakın?”
Katil Beşar Esad iktidarı döneminde, “Arap Baharı” adıyla Libya, Tunus, Cezayir, Mısır, Suriye vs. ülkelerde sözde “Halk Devrimleri” özde ise emperyalist Batılı sermaye sahipleri ve Devletlerin teşvikleriyle sokaklar bir bahane ile hareketlendirildi.
Keza “Halk devrimi, Suriye kıyamı, İslam inkılabı vs..” diye diye Suriye’ de de 10 yıldan fazla sürdürülen bir operasyon planlandı.
Mahir Kaynak beyin ifade ettiği gibi, işin finalinde baktık ki; nice Araplar, Kürtler, Türkmenler yani yüzbinlerce insan adeta katil ABD’ nin nihai amacı için ölmüş, katledilmiş oldu. Peki, “kim kazançlı çıktı?” Katil ABD kazançlı çıktı.
Zaten kazançlı çıkmasa idi; bu güne kadar kendisine adeta taşeronluk yapan, ABD için bir vekil güç hatta “Lejyoner” olan tüm gruplardan vaz geçip, çifte atıp, Ahmet eş Şara’ nın dizginlerini sıkı sıkı tutar mıydı?
Katil Donald Trump, Onu öve öve göklere çıkarır mıydı? Başına koyduğu 50 Milyon dolar ödülden vaz geçer miydi? Şimdi sıra geldi işin finaline..
İşin finali; yeni Suriye Anayasasıdır.
Suriye Devletini tekrar askeri olarak güçlendiren, son yapılan askeri operasyonlarla; Petrol bölgesini, Baraj ve Elektrik enerji kaynaklarını, Verimli toprakları ve Stratejik tüm noktaları tekrar Ahmet eş Şara ve Suriye hazinesine aktartan ABD, artık “Suriye halkının eline, cebine bol bol paracıklar koyabilirsin ey Şara..” demiştir.
Maaşları 2-3 katına çıkarılacak Suriye askerleri ve Emniyet teşkilatı artık Ahmet eş Şara’ nın bir dediğini iki eder mi?
Özellikle de yeni Suriye yönetimine ve onun gelecekteki tüm “İslam dışı icraatlarına” bu askerler, (zamanında bizde olduğu gibi) “Dipçik zoruyla” seve seve boyun eğdireceklerdir. Ta ki, “Demokratik Laik Şaraist” yeni düzen “yere sağlam basana kadar..”
Değerli Müslümanlar ve ey Davetçi gençler
Şimdi gelelim, yazımızın giriş kısmında söz konusu ettiğim ayetler ile “Suriye vakıası” arasında ilişki kurmaya..
Şu soruyu sormuştum:
“Sizin de dikkatinizi çekmiştir; Nefsime, Nefislerine, Nefsimize / Kendi kendine Zulmetmek ifadeleri geçiyor değil mi?
İlk ortaya koyduğumuz ayeti tekrar hatırlayalım:
“Biz onlara zulmetmedik, asıl onlar kendi (nefislerine) kendilerine zulmettiler.” (Hud suresi 101)
Her şeyden evvel iman ettik ki; “Şanı yüce Allah (cc) adildir.. Haşa zalim değildir.” Nitekim ayette “Zulmetmedik..” diyor.
O halde; “Onlar kendi (nefislerine) kendilerine zulmettiler.” İfadesini biraz açmamız gerek.
Burada hemen bir hakikatin altını çizmemiz gerekmektedir. Bu hakikat ise şudur:
Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmemek; durum ve şartlar ne olursa olsun kat‘î surette “Zulümdür” ve böylesi bir pozisyonda bulunup, bu hükümlerle hükmetmeyen insanlar adları, makamları ve konumları ne olursa olsun kesinlikle “Zalim” olurlar.
Zira “Adalet” sadece Allah’ın adalet dediği, “Zulüm” de ancak Allah’ın zulüm dediğidir.
Kısaca diyoruz ki: Kur’an’da “Zulüm” denildiğinde bununla bazen diktatörlük ve despotluk kastedildiği gibi, bazen de Allah’ın ahkâmıyla hükmetmeme anlamı kastedilir.
Çünkü “Zulüm” bir şeyi olması gereken yerden alıp başka bir yere koymak, hak sahibine hakkını vermemek, demektir.
Bir işi yerli yerine, olması gereken yere koymanın ve hak sahibine hakkını vermenin adı da yine Kur’an’da “Adalet” tir.
Buradan hareketle şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki:
Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmek Adaletin; Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyi terk etmek de Zulmün ta kendisidir.
Ki zaten Rabbimiz, bunun böyle olduğunu Kitabının müteaddit yerlerinde vurgulamıştır. Mesela Maide Suresinin bir ayetinde şöyle buyurur:
“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, işte onlar, Zalimlerin tâ kendileridir.” (Maide surasi 45)
Demek ki; “Zalim” sadece insanlara haksızlık eden, onların haklarını çiğneyen ve onlara sıkıntılar yaşatan kimse değildir; bununla birlikte “Zalim”, bu ayetin işaretiyle, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyen herkestir.
Bu izahatlar ışığı altında; Kürdüyle, Arabıyla, Türküyle tüm Suriye halkının genel durumunu şöyle bir değerlendirdiğimizde gördük ki; bu kardeşlerimiz başta ABD ve dostlarından “Silah, mühimmat, para, eğitim ve donanım desteği..” almakla teşbih yerinde ise “Siyahi İntihar..” amelini işlemişlerdir.
Hatırlarsanız halk arasında da sıkça kullanılan bir deyim vardır: “Küfrün/kafirin ekmeğini yiyen, Onun kılıcını sallar..”
İşte bunu yapan, Allah’a (cc) değil “Silah ve paraya” bel bağlayan tüm Suriye’ deki Kürtler, Araplar, Türkmenler ve dünyanın dört bir yanından kopup gelen Müslümanlar maalesef yukarıdaki ayetlerde geçen “Nefislerine zulmettiler..” ifadelerinin muhatabı olmuşlardır.
Özellikle de Ahmet eş Şara gibi, “kendilerinden muhlis bir komutan..” sandıkları kişilerin peşine takılmaları, onların “İslami anlamda siyasi bir feraset ve basiretten fersah fersah uzak kalmaları..” sonucunu doğurmuştur.
Belki bu dediklerim bazı kardeşlerimi kızdırabilir.
Ama yukarıda ifade ettiğim; “İşin finali; yeni Suriye Anayasasıdır..” günlerine geldiğimizde, kendisine; “Yeni Demokratik ve Laik bir Anayasa yap ve yürürlüğe koy..” diyen ABD’ ye bu konuda da “Kuzu kuzu itaat eden bir Şara görmemiz..” beni asla şaşırtmayacaktır. Ki, Ahmet eş Şara da buna dünden teşni ve razıdır.
İslami bir Anayasanın temel taşı olması gereken “Allah’ın kitabı ve Rasulünün sünneti” asla ve kat’a “Yeni Suriye Anayasası” nın kıyısından köşesinden bile geçirilmeyecek ve onlara sırt dönülecektir.
Buna “gık bile” çıkarmayan Suriye’ deki tüm Kürtler, Araplar, Türkmenler ve dünyanın dört bir yanından kopup gelen Müslümanlar, böyle yapmakla “Nefislerine zulmedenler..” olarak hem bu dünyada hem de ahirette kaybedenler olacaktır.
Bunun en yakın örneği, ABD’ nin kuyruğuna tutunan, sonunda da ABD’ den korkunç bir çifte yiyen SDG bünyesindeki insanlardır. Çünkü katil Trump ve katil Barrack onları hayal kırıklığına uğratmıştır.
Buna binaen diyorum ki; bu Tom Barrack isimli “Pis Adam” ve ABD, nice Kürt, Arap ve Türklerin “Asıl Katili..” dir.
Bu durum acı ama gerçek bir durumdur.
“- Ya Bekir amca içimi karalar bağladı.. Bu şeytani gidişattan bir çıkış, bir kurtuluş yolu yok mu? Senin bu konuda ortaya koyduğun, doğru ve köklü bir çözümün var mı söyle ne olur?” diyenlere ben de derim ki;
Evet var kardeşim..
Her şeyden evvel, ALLAH VAR GAM YOK.. Bu dünyanın asıl sahibi şanı yüce Allah’tır. Rabbimiz “şimdilik..” onlara bir mühlet verdi..
Verdi vermesine ama diğer taraftan da “Bakalım benim Müslüman kulların ne yapacak ne yapıyorlar..” diye bizleri de gözlüyor..
Ne zaman ki topraklarımızda bir gün; Müslümanların istek, azim ve gayreti, şanı yüce Allah’ın da buna mukabil yardımı sonrasında, İSLAM AKİDESİNİN amir bir hükmü ve gereği olarak, Allah’ın kitabı ve Rasulünün Sünnetini yeniden “Hâkim, hakem ve hükümran kılacak” bir İSLAM DEVLETİ tekrar kurulur,
Tüm İSLAM DIŞI UYGULAMALARA, melun şeytan ABD’ nin dostu, müttefiki ve yoldaşı emperyalist kafirlerin Demokratik Laik düzenlerine Allah’ın izni ve yardımıyla son verilir ise işte o gün, ALLAH VE RASULÜNÜN RAZI OLACAĞI yegâne “doğru ve köklü çözüme” ulaşılmış olur kardeşlerim.
Şanı yüce Allah (cc), bizleri de “Nefislerimize zulmetmekten..” korusun. Bizlere İslami bir Devlet kurma konusunda yardım etsin ve işlerimizi kolaylaştırsın.
“Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İSLAMİ DEVLET’ te şehit olmayı nasip eyle..”
Ey güzel insanlar ve Davetçi gençler
Bir gün ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..
Bekir Yetginbal – 21 Ocak 2026
Tags: