Suriye Bilad uş Şam Tiyatrosunda Son Perde..

Suriye Bilad uş Şam Tiyatrosunda Son Perde..

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..

Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.

Değerli kardeşlerim ve Davetçi gençler

Sizlere, seneler önce bizzat şahit olduğum bir vakıadan bahsederek yazıma başlıyorum.

Tarih 1991 ya da 1992..

Esnaf bir arkadaşımın dükkânını ziyarete gitmiştim. Orada çalışmakta olan 24-25 yaşlarında “İslam’a samimi, tertemiz, pırıl pırıl bir delikanlı” ile tanıştım.

“Hiper aktif” bu genç o yıllarda da dünyanın dört bir yanında hiç eksik olmayan “Müslüman katliamlarına” çok çok üzülüyor, “Onların intikamını almak için mutlaka bir şeyler yapmalıyız..” diye acılar içinde kıvranıyordu.

Ben ona, “Şer’i deliller” ve Rasulullah (sas) efendimizin “Nebevi Davet Metodu” çerçevesinde aylarca ne anlattı isem hiç birine ikna olmuyor, “kendi ön kabulü” çerçevesinde “Mutlaka bir aksiyon almamız gerektiğini..” savunuyordu.

“- Peki, ne idi o ön kabulü?”

Diyordu ki; “Kana kan, intikam.. Silahla mı kardeşlerimizi katlediyorlar, biz de silahla onlardan intikam alacağız..”

Böyle bir amelin; “Rasulullah’ın (sas) hareket tarzı, metodu hatta üslubu bile olmadığını..”, hatta bu keyfiyetin “İslami bir Devlet kurma yolunda Haram olduğunu..” çok anlattım.

Mekke’ de Rasulullah (sas) ve Ashabının (ra) bundan dolayı “Bu yola, yönteme asla tevessül bile etmediğini..” ne kadar da konuyu izah ettim ise de “heyecanlı ve sadece duygularıyla hareket eden..” bu samimi gençte hiç mi hiçbir şey değişmedi

Sonuç ne oldu biliyor musunuz?

“Onu keşfeden, onu istismar eden birileri”, onun eline silah verdi, “Allah yolunda cihad..” dedi, “Aslansın, kaplansın, mücahitsin..” dedi ve silahlı bir eylemde bu samimi genci kullandı.

Şimdi yıl 2026.. Tam 35 yıldır bu genç hala içeride, cezaevinde. Ne kadar acı ve ne kadar üzücü değil mi?

Bu eylemi yapan gencimizin; “Bir Türk, bir Kürt, bir Çerkez, bir Arap, bir Boşnak, bir Çeçen vs. vs.” olmasının hiçbir önemi yok.

Çünkü, bizleri yaratan Rabbimiz Hucurat suresi 10. Ayetinde: “Müslümanlar Kardeştir..” demiş ve bizim için “Irçılık, kafatasçılık, milliyetçilik..” konusu kapanmıştır.

Keza, Rasulullah (sas) efendimiz:

“Müslümanlar kanları bakımından birbirlerine denktirler.” (Ebu Davud, Nesai, Ahmed bin Hanbel)

“Ne oluyor (size, yine) Cahiliye davası mı? Bunu terk edin, zira o dava kokuşmuştur.” (İbni Hanbel)

“Kim cahiliye (milliyetçilikle, kavmi) ile izzetlenmeye çalışırsa o kimseye kinaye kullanmadan direk olarak babasının zekerini ısırtın.. (babanın zekerini ısır deyin..) (İbni Hibban)

“Hepiniz Adem oğullarısınız. Adem ise topraktandır. Babalarıyla övünen kimseler ya bunu (bu haram işi) bırakacaklar ya da onlar Allah indinde böceklerden daha aşağı (mahluklar) olacaklar..” (Bezzar)

demiş ve bizim için “Irçılık, kafatasçılık, milliyetçilik..” konusu tamamen kapanmıştır. Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların laneti, “bir Yahudi ve Münafık oyunu..” olan bu “Cahiliye Davasını” güdenlerin üzerine olsun.

Güzel insanlar ve Davetçi gençler

İşte son bir yıldır “Suriye’de olup bitenlere” İslami bir bakış açısıyla baktığımızda, hep birlikte şahit olduğumuz şey; “Milliyetçilik” konusuna “adeta bir teşvik..” sadedinde hem “Suriye özelinde” ve hem de “Dünya genelinde” körükle değil, “Tanker dolusu benzinle..” gidildiğidir.

Bunun son örneği “Fırat’ın doğusu & Fırat’ın batısı ekseninde” tahrik edilen “Sivil Kürtler; Arap ve Türklerce topluca katlediliyor..” iddiasıyla gaza getirilen “Milliyetçilik” çığırtkanlığıdır.

Dünya genelinde ise 21. Yüzyılda dünyaya yeni bir format atmak ve “Yeni bir Dünya Düzeni” kurmak için yola revan olan “Şeytana tapan Küreselci Sermaye sahipleri” bu işten çok çok nemalandıkları için, bu teşvikler  “Ulusalcı / Milliyetçi – Küreselci Çatışmasını” körüklemektedirler.

“Körüğü elinde tutanlar” ise “Çin maskeli ve ‘Çin artı İngiltere= ÇİNGİLTERE’ güdümlü Küreselci Sermaye” dir. Yani katil İngiliz aklıdır.

Evet, 21. Yüzyılın “Devletlerarası Siyaseti”, 20. Yüzyılın Devletlerarası siyasetinden çok çok farklıdır.

20. yüzyıl, “Ulus Devletlerarası Mücadele” ile geçmişti. 21. Yüzyıl ise “Ulusalcı / Milliyetçi – Küreselci Çatışması” ile başlatıldı, ta ki “Şeytana tapan Küreselci Sermaye sahipleri” yani “ÇİNGİLTERE” dediğimiz çete “galip gelene kadar..” da bu mücadele sürecek gibi görünüyor.

İşte vücudumuzun ayrılmaz bir parçası olan Suriye topraklarında yani “Bilad uş Şam” daki tüm olup bitenleri de “bu eksende..” okumamız gerekiyor kardeşlerim.

Nedir “Bilad uş Şam” hiç düşündünüz mü?

Medine’de “İslam Devleti” kuruldu, ilk Devlet Başkanımız Hz. Muhammed (sas) efendimiz oldu. O döneme İslam tarihinde “Asrı Saadet dönemi” denildi.

“İlk devlet başkanımız” ın (sas) vefatı sonrası başlayan “4 Büyük Halife” dönemine ise İslam tarihinde “Hulefa-i Raşidin dönemi” denildi. Niçin biliyor musunuz?

Ebu Hureyre (ra) ’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sas) dedi ki:

“İsrailoğullarını peygamberler yönetirdi. Bir peygamber ölünce, yerine bir başka peygamber geçerdi. Fakat benden sonra peygamber gelmeyecek, birçok Halifeler gelecektir..” (Muttefekun aleyh – Sahih-i Buhari 3455)

İslam tarihinin “Hulefa-i Raşidin döneminde” feth edilen ve bugün adına Suriye, Filistin, Lübnan, Ürdün denilen bölgeye “başkentlik” eden vilayetin adının “Şam” olması hasebiyle oraya “Bilad uş Şam” yani “Şam Beldeleri” ismi verilmiştir.

Bu tadımlık bilgiden sonra tekrar konumuza dönelim ve şu sorunun cevabını birlikte arayalım.

Son birkaç haftadır, önce Fırat nehrinin Batısında kalan “Halep Operasyonu ve oradan PKK/YPG/SDG unsurlarının Halep’ ten sökülüp atılması..” ve ardından da yine Fırat nehrinin Batısında kalan, “Deyr Hafir- Meskene hattındaki operasyonlar..” ile YPG/SDG elebaşı Mazlum Abdi’ nin; “Deyr Hafir’ deki güçlerini Fırat nehrinin doğusuna yani nehrin karşı tarafına çekeceklerini açıklaması..” acaba niçin yapıldı?

Gelin önce bunu bir çözelim..

Bilinen bir gerçektir ki; dünyadaki “Ulusalcıların” lideri, Amiral gemisi ABD ve onun kaptanı katil Donald TRUMP’ dur.

Yine ayan beyan görülen ve bilinen bir gerçektir k; İsrail, katil TRUMP’ un korumak zorunda olduğu bir dostudur.

Keza; hain Ahmet eş ŞARA’ da Donald TRUMP için; vaz geçilmez, yiğit (!), cesur (!), karizmatik (!) ve çok güçlü (!) bir liderdir.

Keza; SDG ve onun lideri katil Mazlum ABDİ’ de katil TRUMP’ ın bir Amerikan helikopteri ile Şam’ a getirip, ŞARA ile masaya oturtup anlaşma imzalattığı kadim bir dostudur. Aynı “ŞARA ile Mossad arasında anlaşma” imzalattığı gibi.

Keza; Türkiye, NATO içinde ABD ile müttefik, Erdoğan ise TRUMP ile özel bir dostluğu olan ve onun öve öve bitiremediği bir liderdir.

Keza; sözde mücahitler, ABD askerleri ile birlikte İŞİD bahanesiyle “Müslümanlara operasyon üstüne operasyonlar” çeken “katil ABD müttefiki” olmuş silahlı unsurlardır. Bol maaşlar ve makamlar, onlara ahiret hesabını unutturmuştur.

Daha yeni bir haber olarak “Şarku’l Avsat” haber sitesi; Suriye’deki “Hurras ed-Din” grubu lideri “Muhammed Salah” ın bu ortak operasyonda “bu gün öldürüldüğünü” yazdı.

Mademki yukarıda saydığım bütün; kişi, lider, devlet, kurum ve unsurlar katil TRUMP ve ABD ile uyum halindedirler, o halde “Halep, Deyr Hafir ve Meskene” de olup bitenler, “göstermelik çatışmalar” ve geri çekilmeler, “ABD’ ye rağmen değil, ABD talimatları ile olup biten..” basit hususlardır.

Kardeşlerim şu haberi hatırladınız mı?

ABD kuvvetlerinin Suriye’nin “Deyr ez Zor bölgesinde” Rus paralı askerlerini hava saldırısında vurduğu iddia edildi.

ABD ise terör örgütü YPG‘ nin omurgasını oluşturduğu SDG’ nin ortak kullandığı üsse, ‘Wagner’e bağlı Rus özel tim askerlerinin bir saldırı düzenledi ve bu saldırıya yanıt verildi..” dedi.

Sosyal medyada “200 ila 600 arasında özel güvenlik şirketi ‘Wagner’e bağlı Rus özel tim askerinin..” hayatını kaybettiği belirtiliyor. (Kaynak Cumhuriyet – 14 Şubat 2018)  

Yani bu haber bize şunu gösteriyor:

“Suriye sahasında hiçbir Devlet, ABD’ yi hesaba katmadan ve ondan izin almadan bir hareket düzenleyemez, bir kuş bile uçuramaz..” ABD onun acısını vahşi bir şekilde çıkarır.

Nitekim Rusya, resmi askeri de olmasa, özel birlikte görevli “yüzlerce” vatandaşının öldürülmesi karşısında “Gık” bile diyememiştir. Çünkü o bölgenin horozu ABD’ dir.

Dolayısıyla “Bilad uş Şam” topraklı bir “Tiyatro Sahnesi” dir, Oyun senaristi katil TRUMP’ tır, oyuncuları ise yukarıda saydığım “kişi, lider, devlet, kurum ve unsurlar..” dır. İşte Suriye hakikati budur kardeşlerim.

Türkiye’ deki, Suriye’ deki ya da Irak’ taki “Arap, Kürt ve Türk kardeşlerimin” bu oyunları “Okuyamayıp” kendi aralarında birbirlerine hamaset duygularıyla küfürler etmeleri, saldırmaları “katil TRUMP’ ın oyununa gelmek” değil de nedir güzel insanlar?

Lütfen, Allah’tan korkun, olup bitenlerin “Perde arkasını” doğru okuyun, Allah’ın ve Rasulünün “Lanetlediği” şu asabiyetten, kavmiyetçilkten, ırkçılıktan yani Milliyetçilikten vazgeçin ey Allah’ın kulları..

Şimdi de şu sorunun cevabını arayalım:

“- Peki, Bilad uş Şam Tiyatrosunda sergilenen bu oyunun nihai hedefi nedir?”

Bu soruya cevap vermeden önce, daha birkaç gün evvel paylaşılan şu habere bir göz gezdirelim:

HABER ŞU:

İsrail medyası, İsrail’in; Suriye’deki etnik ve dini azınlıkların haklarını “güvence altına alma” gerekçesiyle ülkeyi “Özerk Kantonlara” bölmeyi planladığını yazdı.

İsrail “Hayom Gazetesi” nin haberinde İsrail kabinesinin, Suriye’yi “etnik ve mezhepsel hatlar” üzerinden “Özerk Kantonlara” bölme planını görüştüğü ve bu planın, Beşar ESAD hükümetinin devrilmesinden bu yana İsrail yetkilileri tarafından dile getirildiği ifade edildi..” (Kaynak Euro News Türkçe – 11.01.2026)

İsrail kabinesi demek, bir yönüyle (her ne kadar ufak tefek farklar olsa da) katil “Donald TRUMP kabinesi” demektir.

Yani söz konusu edilen; “Özerk Kantonlara” bölme planı, aslında bir “ABD Planı” dense yeridir. Ki bu plana hain Ahmet eş ŞARA’ da göz kırpmaktadır. 4 parçalı özerk bölge; “Dürzi bölgesi, Nuseyri bölgesi, Kürt bölgesi ve Orta Suriye’de Arap, Türkmen vs. karışık bir bölge..”

Yani (şimdilik) iç işlerinde özerk, dış işlerinde ise Suriye merkezi hükümetine bağlı bir siyasi yapılanma..

Bu bize neyi hatırlatıyor kardeşlerim?

ABD işgali sonrası Irak’ ta oluşturulan, örneğin “Özerk Kürt Yönetimi..” diye isimlendirilen ve BARZANİ ailesine hibe edilen “Özerk Kantonlar” meselesini hatırlatıyor.

Senaryo ve plan aynı, kuklalar farklı..

Sanırım içinizden diyorsunuz ki; “- Peki Bekir amca bu mesele için de sende bir ilaç, bir çare ve köklü bir çözüm var mı?”

Bu soru yanlış bir soru oldu..

Çünkü en mükemmel ve tek doğru akide olan “İslam Akidesi” hala bu dünyada var ise (elhamdülillah var ve Kur’an da bu detaylıca anlatılıyor), o halde “İllaki bir ilaç, bir çare ve köklü bir çözüm” de vardır.

“- Ya Bekir amca İslam Akidesi sadece Kelime-i Tevhid’ dir. Köklü çözüm ile İslam Akidesinin ne alakası var? Adı üzerinde birisi Akide, diğeri ise siyaset..”

Ahhh Müslüman ahhh

Sen bu kadar cahil misin?

Bir ağacın lezzetli meyveleri ile o meyvenin asılı olduğu dal, o meyvenin dal üzerinden irtibatlı olduğu ağacın kolları ve gövdesi ile ağacın kökü arasında bir alaka olmasa, o meyve olur mu?

Hele ki; “kökler olmasa”, o ağaç “topraktaki minerallere” nasıl ulaşacak değil mi güzel kardeşim?

İşte bu ağacın kökü ne ise “İslam Akidesi” de odur.

Allah’a (cc) iman eden bir Müslümanı, “Cennete ve Cemalullah’a ulaştıracak” yegâne şey; “La ilahe illallah..” diyerek İman ettiği şanı yüce Allah’ın – ki akidenin temeli buradan başlıyor- tüm emir ve yasaklarına, “Muhammedun Rasulullah..” diye Kelime-i Tevhid ettiği ve iman ettiği Hz. Muhammed gibi harfiyen ve mutlak bir itaat ile itaat etmesidir.

Dünyevi meyve; İslam’ı sosyal hayatımıza ve tüm dünyaya Rasulullah (sas) efendimiz gibi “Hâkim, hakem ve hükümran..” kılacak bir Devlete ulaşmaktır, Uhrevi meyvesi ise Cennet nimetlerine layık ve mazhar olmaktır.

Demek ki güzel kardeşim, İslam akidesinin amir bir hükmü olan “İslami vasfa haiz muhteşem bir Devleti” aynı Rasulullah (sas) efendimizin “Medine’ de kurduğu gibi..” bu arz üzerinde yeniden kurmaktır.

“- Tamam, Bekir amca diyelim ki inşaAllah kurduk. Peki, Suriye nasıl kurtulacak?” 

Evet, güzel kardeşim “eli ayağı budanmış, ayakta duracak mecali bile kalmamış, bırakın savaş uçaklarını, yurt dışına Devlet Başkanını götürecek bir uçağı bile bulunmayan..” zavallı Suriye’ nin, bu saatten sonra “İslami bir Devlet olabileceğine” asla kani değilim.

Onun durumu; aynı Irak, Lübnan, Ürdün, Libya, Sudan vs. gibi “Acuze bir ihtiyar” durumundadır.. Yardımcıya çok çok ihtiyacı vardır.

Ama mesela; Pakistan, Endonezya, Türkiye gibi, Suriye’ den çok çok “daha zinde” olan bir coğrafyada inşaAllah, “İslam tekrar hâkim, hakem ve hükümran olursa” işte o siyasi varlık ve onun “emiri..”, sadece Suriye’ yi değil, “tüm Cihanı kurtarır ve kurtaracaktır..” da inşaAllah..

Yeter ki o ağacın kökleri, çok çok güçlü ve sağlam kucaklasın toprağı.. Kökün “topraktan ayrı garı olması ya da kalması”, bir zaman sonra “Endülüs ve Osmanlıda olduğu gibi..” ağacın meyvesini çürütür ve onu dalından düşürür.

Yukarıdaki cümlemde “onun emiri..” dedim. İslami bir Devlette; Devlet Başkanına Müslümanlar zaman zaman, “Ey emir, ey Emir-el Müminin ya da ey Halife-i Müslimin..” diye seslenirlerdi.

“Emir ya da Halife” İslam’a göre “Devlet” demektir. Güçlü irade sahibi, sözü hak gözü pek bir Halife demek, “Güçlü bir Devlet” demektir. Aynı o günün süper devleti “Bizans’a kafa tutan ve boyun eğdiren..” cennet mekan “Fatih Sultan Mehmet han” gibi..

Rasulullah (sas) efendimizin övgüsüne mazhar olan bu güçlü Devlet adamı; “- Ya İstanbul beni alacak ya da ben İstanbul’u..” diyordu değil mi?

Rabbim en kısa zamanda o İslam Devletine ve Onun gibi güçlü, heybetli, azimli liderlere bizi ulaştırsın.

Ey Davetçi genç, Gel onlardan biri de sen ol.. Var mısın?

“Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İSLAMİ DEVLET’ te şehit olmayı nasip eyle..”

Ey güzel insanlar ve Davetçi gençler

Bir gün ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..

Bekir Yetginbal – 17 Ocak 2026


Tags:

 
 
 

Bir cevap yazın