Şehitler Diyarı Gazze ve Şeytani Planlar

Şehitler Diyarı Gazze ve Şeytani Planlar

Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, Şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.

Değerli Müslümanlar ve ey Davetçi gençler

Hepimiz “çocukluk dönemi” denilen özel ve güzel bir dönemi yaşadık. O günlerde annemizin ninnileri, baba ve dedelerimizin anlattığı nice hikâye ve masallar, hafızamızın derinliğinde varlığını devam ettirmektedir değil mi?

Özellikle de “İslami kimliğimizin” bir gereği olarak çocuklara anlatılan “İslam kokulu” masal ve hikâyeler, onlarda “İslami Nefsiyetin” oluşmasına zemin hazırlamakta.

“Akletmeye” ve buna bağlı bir teslimiyete götürecek “İslami Zihniyet” ise yavrularımız “Ergenlik / buluğ yaşına, çağına” girdiğinde başlar.

Bu da 13-15 yaşlarında başlar. Bu aynı zamanda Rabbimizin, “Fikren ve Fiilen” artık bizleri “Mükellef” tuttuğu yaşlardır da.

“Un ve Su” birlikte harmanlanırsa, ortaya “Hamur” çıkar misali; “İslami Nefsiyet” ile “İslami Zihniyet” birlikte harmanlanırsa, “İSLAMİ ŞAHSİYET” ortaya çıkar.

Örneğin; 10 defa Hacca gitmiş, 5 vakit farz namazına 5 de nafile namaz daha katmış, edepli, terbiyeli, ahlaklı, tam tesettürlü ve iffetli nice hanım kardeşimiz ve aynı vasıflara sahip kocası, kol kola girip “Demokrasi için, Laiklik için, A ya da B partisi için OY VERMEYE ve koşa koşa sandık başına gidiyorsa..” bu aileye “İSLAMİ ŞAHSİYET SAHİBİ” bir aile denilemez..

Çünkü “Akidelerine ve İslam’ a tamamen zıt” bir amel işliyorlar ve “Demokrasi” denilen pisliğe “kendi rızaları ile” bulaşıyorlar, “HAKİMİYET MİLLETİNDİR..” safsatasının gönüllü bir aparatı oluyorlar.

Eşime ve bana, hayatımız boyunca “bir kere bile” Demokrasi için “oy kullanmanın, Allah’a ve Rasulüne meydan okuma” olduğunun bilinci ve şuurunu nasip eden Rabbime sonsuz defa hamd olsun.

Çocuklarımız için “İslam kokulu” masal ve hikâyeler, “İslami Nefsiyetin” oluşmasına zemin hazırlamakta derken, bazen bu tür masal ve hikâyelerin, yetişkin insanlar üzerinde de tesirli olabildiğine şahit oluyoruz.

Öyle ki; bazı hikayeler nice akıl sahiplerinde “salih amellere geçişin” adeta bir “anahtarı” olabiliyor da..

Dolayısıyla “İslam akidesine ve Şer’i hükümlere zıt olmayan”, dinleyene “ibret ve şifa verecek” bazı hikâyeleri hepimiz zaman zaman anlatmışızdır değil mi?

Şimdi ben de, hoş görünüze sığınarak sizlere “GAZZE VE ŞEYTANİ PLANLAR” başlıklı makaleme, bu minvalde bir hikâye ile başlamak istiyorum.

HİKÂYE ŞUDUR:

– – – – – – –

Zamanın birinde bir beldede âlim, fazıl, zahit bir zat yaşarmış. Günlerini ibadetler geçirir, sayıları 3-5 i geçmeyen talebelerine ders verir ve artan zamanlarını da tefekkürle geçirirmiş.

Fakirmiş fakir olmasına ama inancı çok kuvvetli imiş. Sosyal olaylara da tamamen duyarsız değilmiş.

Günlerden bir gün “bir ağacın” cahil halk tarafından “kutsanmaya başlandığını” duymuş ve zamanla insanların “Bu ağaca taptıklarını..” öğrenmiş. Aynı Hz. Ömer’ in (ra) bir kuyuya insanların “kutsiyet atfetmelerini” gördüğü ve kuyuyu kapattırdığı gibi..

Bu “batıl amelin” önüne geçip “Emr-i bil maruf nehy-i ani’l-münker” (İyiliği emredip, kötülüğü engellemek) dini vazifesini yerine getirmek için, eline “baltayı aldığı gibi” bu kutsiyet atfedilen ağacı kesmeye koşmuş.

Böylece; “Allah’a şirk koşmaya sebep olacak” bu ağaç kesilecek, “Tevhid inancını bozacak bir tehdit” olmaktan çıkacaktı.

Onun bu “İçten ve çok çok samimi müdahalesine” engel olmak isteyen “Kör Şeytan” da tabii ki kendi vazifesini yapacaktı.

Hemen yolda zahidin önünü kesti. Amacı, onun bu ağacı kesmesine engel olmaktı. Ta Hz. Adem’den (as) beri devam eden “Hak ile Batılın Mücadelesi” yine tekrar ortaya çıkacaktı.

Zahit hemen şeytanı tanır. “Çekil yolumdan” der. Şeytan da, “Dur bakalım, ben varken bu iş öyle kolay değil” der.

Bunun üzerine dövüşmeye başlarlar. Zahit adam, niyetinde o kadar samimidir ki sonunda şeytanı yere yatırır. “Bana engel olamayacaksın” der.

Şeytan aman diler. Adam bunun üzerine onu bırakır. Fakat çok da yorulmuştur ve “ağaç kesme işini” ertesi güne bırakır.

Ertesi gün yine aynı sahne yaşanır. Zahit, Şeytanı tekrar yener.

Adam yine yorulduğu için “kesme işini” tekrar bir sonraki güne bırakır ve üçüncü günün sonunda şeytan artık bakar ki zahit “Çok çok samimi” ve “böylesine çok samimi bir müminin” asla önüne geçilemez.

Bunun üzerine şeytan “taktik” değiştirir. Adama bir anlaşma teklif eder. Zahidin “zayıf bir noktasını” yakalar ve ona;

“Bak sen öğrenci yetiştiriyorsun. Fakat medreseniz çok eski ve yıkık, çocuklar da çok fakir, ben sana bunlara kullanman için ihtiyacın olan parayı fazlasıyla vereyim. Ama sen de buna karşılık bu ağaca asla dokunma. Anlaşmayı kabul edersen her gün yastığının altında bir altın bulacaksın..” der.

Adam bu teklifi önce reddeder. Ama şeytan durmaz, ilave “yeni ve ilginç argümanlar” sunarak;

“Gel biraz düşün: sen bu ağacı kessen bile insanlar başka bir ağaç bulur ona taparlar. O yüzden bari bu paradan olma” der.

Akabinde de “Eğer bu parayı almazsan insanlara yapacağın yardım sevabından da mahrum olursun” der.

Bunun üzerine zahit “şeytanla” anlaşmaya varır.

Bu durum “iki-üç ay boyunca” devam eder. Adam her gün yastığının altında “1 altın” bulur. Bir gün sabah bakar ki “yastık altında söz verilen altın” yok.

Bu işe çok çok sinirlenir. Hışımla baltasını alır ve doğruca “Ağacı kesmeye” koşar. Anlaşma bozulmuştur ve “o ağaç bugün mutlaka kesilecektir.”

Tabi ki şeytan yine yol üstünde onu beklemektedir. Büyük “bir özgüvenle” hemen zahidin karşısına çıkar ve “Dur bakalım arkadaş.. Nereye gidiyorsun?” Adam çok çok kızgındır.

“Anlaşmayı bozdun” der.

Şeytan: “Ben sana ebediyen vereceğimi garanti etmedim ki.!” der. Bunun üzerine şeytanla “tekrar kavgaya tutuşurlar” ama bu sefer “şeytan galip gelir”. Adam bu duruma çok çok içerler. “Acaba neden oldu?” diye düşünmeye başlar.

Şeytan ona: “boşuna uğraşma”. Sen bu ağacı “ilk kesmeye geldiğinde” yapacağın işte “SIRF ALLAH RIZASINI GÖZETEREK” buraya geldin. Ben o gün senin “İşte bu samimiyetine ve ihlasına” yenildim.

Ama şimdiki gelişin ise “Sana yaptığım bağışın kesilmesinin hesabını sormak” içindi ve “ihlastan” zerre kadar bir eser yoktu. Hadi var git işine. “Sen artık bu ağacı kesemezsin..” der. (Bu hikâyenin kaynağı: Psikolog Ziya ÜNLÜTÜRK beyden alıntıdır.)

– – – – – –

Güzel insanlar ve ey Davetçi gençler

Hikâyeyi okudunuz. Şimdi gelin bu hikâyemiz ile emperyalizmin GAZZE PLANLARI arasında bir ORTAK PAYDA var mı yok mu bir de ona bakalım.

07 Ekim 2023 den bu güne kadar “Durmaksızın” devam etmekte olan saldırı, vahşet ve katliamlar, asla ve kat’a şerefli Gazze halkını yıldıramadı, korkutamadı ve geri adım attıramadı elhamdülillah.

Bilakis zafer üstüne zaferler kazandılar ve kazanmaya da devam ediyorlar bi iznillah. Dolayısıyla ben, gönül dünyamda o güzel beldenin adını, “ZAFERİSTAN” olarak değiştirdim.

Müslüman Gazze yani Zaferistan halkına lanetli kör şeytan ve dostları; sağdan, soldan, önden, arkadan, üstten ve alttan çok yaklaşmaya, onları “kafaya almaya” ve aldatmaya çalıştı ama başaramadı.

İman ediyoruz ki;

Allah’ın yüce kitabı Kur’an’ ın ve onun şerefli elçisi Muhammed Mustafa (sas)’ in Sünnetinin ana ve tali tüm ölçülerine uymayan her türlü “Akide, fikir, mefhum, usul, yol, metot, ibadet, muamelat, ukubat, siyasi plan, proje, siyaset, devlet vs.” İSLAM DIŞIDIR ve “Şeytani” birer “Akide, fikir, mefhum, usul, yol, metot, ibadet, muamelat, ukubat, siyasi plan, proje, siyaset, devlet vs.” dirler..

Keza; bu şeytani şeyleri benimseyen, iman eden, bil fiil uygulayan fertler, cemaat, cemiyetler, siyasetçiler ve devlet adamları da “ŞEYTANIN DOSTU, YOLDAŞI ve MÜTTEFİKLERİ” dirler.

Bunu şu ayete binaen söylüyoruz:

“İnsanlardan, bilgisi olmaksızın Allah hakkında tartışmaya giren ve İNATÇI ŞEYTANA UYAN birtakım kimseler vardır. Onun (şeytan) hakkında şöyle yazılmıştır: Kim ONU YOLDAŞ EDİNİRSE bilsin ki (şeytan) kendisini saptıracak ve alevli ateşin azabına sürükleyecektir.” (Hac suresi 3-4)

Demek ki “Kur’an ve Sünneti terk edip”, bunlar dışındaki herhangi bir şeyi ya da herhangi bir kişiyi “YOL ve YOLDAŞ” edinmek, “şeytana uymak” ve “ŞEYTANİLEŞMEK” tir.

Bakın kardeşlerim ve Davetçi gençler, melun şeytan Rabbimizden ne istedi ve ona Rabbimiz ne dedi:

“Meleklere: Adem’ e secde edin demiştik, İblis’in dışında hepsi secde ettiler. İblis: Ben, çamurdan yarattığın bir kimseye secde mi ederim dedi. ‘Şu benden üstün kıldığına da bir bak. Yemin ederim ki, eğer beni KIYAMETE KADAR yaşatırsan, pek azı dışında, onun neslini kendime bağlayacağım..’

Allah buyurdu: “Git, Onlardan KİM SANA UYARSA, iyi bilin ki hepinizin cezası cehennemdir. Tam bir ceza.

Onlardan gücünün yettiği kimseleri davetinle şaşırt; süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ, mallarına, evlatlarına ortak ol, kendilerine vaatlerde bulun. Şeytan, insanlara, aldatmadan başka bir şey vaad etmez.

(Ey İblis); Şüphesiz ki BENİM (gerçek mümin) KULLARIM ÜZERİNDE senin hiçbir sultan /otoriten /meşru yetkili HİÇBİR GÜCÜN OLAMAZ, OLMAYACAK TA. Vekil olarak Rabbin yeter..”  (İsra suresi 61-65)

Şimdi gelin; bu ayetler ışığında, yukarıdaki hikâyenin bir figürü olan “âlim ve zahit bir zat” ın gaflete düşmesi, ŞEYTANA UYMASI, uğradığı hüsran ve ŞEYTANIN GALİBİYETİ ile “Zaferistan Müslümanları için plan üstüne planlar yapanların ortaya koydukları ve köklü çözüm dedikleri” bir mukayese edelim:

Tarih: 29 Kasım 1947

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, iki aylık yoğun müzakerelerin ardından 29 Kasım 1947‘deki ikinci oturumunda Filistin Özel Komitesi’ nin çoğunluğu tarafından sunulan bölme planını 181 (II) sayılı kararıyla kabul etti.

Söz konusu karar, bölgede İngiliz mandasının kaldırılması ve ordusunun tedricen geri çekilmesi ile Filistin topraklarının 3’e ayrılmasını öngörüyordu.

Bir Arap (FİLİSTİN) devletinin kurulacağı bölüm, Batı Celile, Akka, Batı Şeria ile Usdud’un (Aşdod) kuzeyinden güneyde Refah kentine kadar uzanan güney sahili ve Mısır sınır şeridi boyunca çölün bir kısmını içine alan 11 bin kilometrekarelik bir alana tekabül ediyordu.

Yahudi (İSRAİL) devletinin kurulacağı bölüm ise Hayfa‘dan Tel Aviv’e kadar uzanan sahil şeridi, verimli topraklara sahip Doğu Celile, Taberiye Gölü, işgal altındaki Filistin topraklarının kuzeydoğu sınırı ve Necef (Negev) Çölü’nün çoğunluğunu kapsayan 15 bin kilometrekareye yakın bir alandan oluşuyordu.

Yahudiler, BM’nin bu taksim kararını dikkate alarak 14 Mayıs 1948′ de sınırlarını açık bir şekilde ilan etmediği katil İSRAİL DEVLETİ’ni resmen kurduklarını ilan ettiler.

Bu kararın Filistinlilere de DEVLET KURMA hakkı verdiği ikinci kısmı ise görmezden gelmekle kalmayıp, o gün bu gün buna asla izin vermediler.

BM’ in bu kararı, katil İsrail’ in yayılmacı politikaları nedeniyle tam anlamıyla hayata geçirilmediği gibi, Yahudi örgütleri, 1948 yılında Filistin topraklarının çoğunu kontrolü altına aldı.

Böylece Filistin topraklarının “dörtte üçü” katil İsrail’ in hâkimiyetine geçti. Buna karşılık ÜRDÜN Devleti Batı Şeria’ da, MISIR Devleti de GAZZE‘ de yönetimi ele geçirdi.

Tarih: 5 Haziran 1967

Katil İsrail, komşuları Mısır, Ürdün ve Suriye’ ye yönelik başlattığı ve adına “6 GÜN SÜREN SAVAŞI” dediği bir saldırı ile Batı Şeria, Doğu Kudüs, GAZZE, Mısır‘daki Sina Yarımadası ve Suriye‘ deki Golan Tepeleri‘ ni 6 GÜN İÇİNDE işgal etti.

Tarih: 22 Kasım 1967

Başta katil ABD olmak üzere emperyalist kâfirler, “Filistin Meselesi” adını verdikleri bu sorunun (!) çözümü için, BM Güvenlik Konseyi 22 Kasım 1967 tarihinde 242 sayılı bir karar aldı. Bu kararla katil İsrail’ in işgal ettiği topraklardan çekilmesini istedi.

Bu kararla; katil İsrail’ in, 1967 deki “ALTI GÜN SAVAŞI” ile işgal ettiği toprakları terk etmesi, Filistinli mültecilerin geri dönüşünün sağlanması ve “iki devletli çözüm” kararına göre, bir de “Başkenti Doğu Kudüs olan egemen ve bağımsız bir FİLİSTİN DEVLETİ’nin kurulması” söz konusu olacaktı.

Bu kararın hükümleri gereğince güya başka türlü bir karar alınmadıkça, 2-3 yıl içerisinde bu karar uygulanacak idi.

Tarih: 26 Kasım 2025 yani bu gün.

Son Birleşmiş Milletlerin 242 sayılı kararından bu güne tam 57 yıl geçti. Bugün itibariyle gördüğümüz ve şahit olduğumuz tek şey şudur:

Katil ABD; Birleşmiş Milletlerin  “iki devletli çözüm” planını artık “hiç mi hiç ağzına almazken”, katil İngiltere ve onun “kuyruğuna dört elle ve ağızlarındaki dişleri ile sıkı sıkıya tutunan” İslam maskeli “münafık liderler ve devletler”, ”koro halinde” ille de “iki devletli çözüm” diye ısrar ediyorlar.

Şimdi birileri diyebilir ki: “- Bekir amca yukarıdaki hikâyenin baş aktörü ŞEYTAN ile bu planların ne alakası var, bu olanların neresi ŞEYTANİ PLANLAR Allah aşkına?”

Ahh Müslümanlar ahhh

İslami feraset, basiret ve siyaset zaviyesinden bakmaz iseniz tabii ki “ŞEYTAN ile bu planların ne alakası var..” dersiniz.

Şanı yüce Allah’ın (cc) değil, “ŞEYTAN ve dostlarının çok çok razı olduğu” bu ŞEYTANİ PLANLARDAN birkaç şey ortaya koyayım ve sizler bunları nefislerinizde bir sorgulayın:

BİR: Bu kararı alan BİRLEŞMİŞ MİLLER, İslam dışı nizamlara sahip Devletlerin oluşturduğu bir yapımıdır? EVET..

İKİ: Bu yapının aldığı kararlar, katil İsrail’ in kurulması ve Devletlerarası arenada, bir Devlet olarak sayılmasını sağladı mı? EVET..

ÜÇ: Birleşmiş Milletler, aldığı kararlarla katil İsrail’i devlet olarak tanımakla kalmayıp, 1948’ den 1967’ e kadar kendisini “işgal ve ilhak ettiği” topraklarla 3 kat büyüten bu katilerin bu toprak kazanımlarına bu kararlarla “MEŞRUDUR..” demiş oldu mu? EVET..

DÖRT: Bu karar ve planlarda geçen: “Başkenti Doğu Kudüs olan egemen ve bağımsız bir FİLİSTİN DEVLETİ’ nin kurulması..” sözü ile BATI KUDÜS ve tüm işgal ve ilhak altındaki topraklar, katil Yahudilere terk edilecek denmiş oluyor mu? EVET..

BEŞ: Bu kararlar ve planlarda söz konusu edilen FİLİSTİN DEVLETİ, İslam’a tamamen zıt hatta düşman “Demokratik Laik Filistin Arap Cumhuriyeti” isimli ve cisimli bir devlet olacak değil mi? EVET..

Değerli Müslümanlar ve ey Davetçi gençler

Ben burada sadece 5 madde saydım ki bunların 5’ i de, İslami bir çözümü reddeden, İslam’ la savaşan ve emperyalist kafirlere hizmet eden, şeytanı sevindiren ŞEYTANİ PLANLAR’dır.

Bir davetçi gencin, bir Müslümanın, İslam topraklarını idare eden her hangi yöneticinin, bu ŞEYTANİ PLANLARA evet demesi, benimsemesi, bunlara davet etmesi, Allah’a, Rasulüne, tüm Müslümanlara ve hatta insanlığa ihanettir.

Bunu YAPAN KİMSELER Rabbimizin ayette dediği:

“Git, Onlardan KİM SANA UYARSA, iyi bilin ki hepinizin cezası cehennemdir. İşte bu tam bir cezadır.”

“Onlardan gücünün yettiği kimseleri davetinle şaşırt; süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ, mallarına, evlatlarına ortak ol, kendilerine vaatlerde bulun. Şeytan, insanlara, aldatmadan başka bir şey vaad etmez…” dediği kimselerdir.

Bunu YAPMAYAN KİMSELER ise Rabbimizin diğer ayette:

“(Ey İblis); Şüphesiz ki BENİM (gerçek mümin) KULLARIM ÜZERİNDE senin hiçbir sultan /otoriten /meşru yetkili HİÇBİR GÜCÜN OLAMAZ, OLMAYACAK TA. Vekil olarak Rabbin yeter..” 

Dediği GERÇEK MÜMİN kullarıdır. Rabbim bizleri de bu salih ve saliha kullarından eylesin. Amin amin.

“Bütün bunlara rağmen, Müslümanlar için yegâne doğru ve köklü çözümün nedir Bekir amca?” diyenlere cevabım şudur:

NE ZAMAN Kİ TOPRAKLARIMIZDA BİR GÜN;

Müslümanların istek, azim ve gayreti, şanı yüce Allah’ın da buna mukabil yardımı sonrasında, İSLAM AKİDESİNİN amir bir hükmü ve gereği olarak, Allah’ın kitabı ve Rasulünün Sünnetini yeniden “Hâkim, hakem ve hükümran kılacak” bir İSLAM DEVLETİ tekrar kurulur, tüm İSLAM DIŞI UYGULAMALARA, melun şeytanın dost, müttefik ve yoldaşı emperyalist kafirlerin Demokratik Laik düzenlerine Allah’ın izni ve yardımıyla son verilir ise işte o gün, LLAH VE RASULÜNÜN RAZI OLACAĞI yegâne “doğru ve köklü çözüme” ulaşılmış olur.

Ey emperyalist kâfirler!

Bayrağında ve sancağında “LA İLAHE İLLALLAH, MUHAMMEDUN RASULULLAH” yazan bu muhteşem İSLAM DEVLETİ’ nin kurulduğu gün; sizin yenildiğiniz ve hüsrana uğradığınız günün de başlangıcı olacaktır inşaAllah.

Çünkü o gün;

Dünya Müslümanlarının bu KELME-İ TEVHİD bayrağı altında TEK ÜMMET, TEK BAYRAK ve TEK DEVLET oldukları muhteşem bir gün olacaktır bi iznillah.

Ey emperyalist kâfirler ve kendisini Müslüman gibi gösteren liderler.. Bakın Rabbim sizlere asırlar öncesinden sizlere ne diyor:

“İnkâr edenlere de ki: (Eyyy gâvurlar) Sizler yakında mağlup edilecek ve topluca cehenneme sürüleceksiniz. Orası ne kötü bir yataktır.” (Al-i İmran suresi 12)

Ey Müslümanlar.. Bakın Rabbimiz bizlere asırlar öncesinden o gür sedası ile ne vvad ediyor:

“Ey iman edenler,  Eğer siz (cihad ederek ve İslami Hareketi destekleyerek) Allah’a (onun dinine) yardım ederseniz, Allah da size YARDIM EDİP (zafere ulaştıracaktır. Dünyada izzet ve şerefe, ahirette ise Cennete ulaşıncaya kadar sizi hidayet üzerinde devamlı kılıp) ayaklarınızı sabit ve sağlam tutacaktır.” (Muhammed suresi 7)

“Allah, içinizden iman edip de Salih amel işleyenlere vaad etti ki, kendilerinden evvel gelenleri nasıl yeryüzüne sahip ve hakim & hükümran kıldıysa, onları da yeryüzüne sahip ve hakim kılacaktır..” (Nur suresi 55. Ayet)

Kardeşlerim, gelin, her zaman söylediğimiz şeyi, burada bir kere daha “Gür bir seda ile” tekrar haykıralım:

İSLAM, ASLA BİR DEVLETSİZ OLMAZ..

BİR DEVLET TE ASLA İSLAM’SIZ OLMAZ..

Ey Rabbim bizleri de bu salih amele memur eyle, bizlere Nusret ile İSLAMİ BİR DEVLET sahibi olmayı, bu Devletimizin ilan edeceği CİHAD yoluyla İSLAM RİSALETİNİ tüm dünyaya hakim, hakem ve hükümran kılmayı nasip et Allah’ ım..

“Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İSLAMİ DEVLET’ te şehit olmayı nasip eyle..”

Sevgi saygı ve muhabbetlerimle

Bekir Yetginbal – 26 Kasım 2025


Tags:

 
 
 

Bir cevap yazın