RİYA ve KİBİR, Devasa bir Kibir Abidesi Âli Suud’un Cidde Kulesi

RİYA ve KİBİR, Devasa bir Kibir Abidesi Âli Suud’ un Cidde Kulesi

Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, Şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.

Değerli Müslümanlar ve Davetçi gençler

Bu gün sizlere internet vesilesiyle ilk defa gördüğüm, duyduğum bir bilgi, bir mimari yapı hakkındaki düşüncelerimi SİYASİ BİR PERSPEKTİFTEN bakarak ortaya koymaya çalışacağım inşaAllah.

Rabbim hayırlara vesile eylesin.

Söz konusu bilgi şudur:

DÜNYANIN EN UZUN YAPISI: JEDDAH TOWER / Cidde Kulesi

1.000 metreye yaklaşacak yüksekliğiyle yapımı devam eden CİDDE KULESİ, yalnızca Suudi Arabistan’ın değil, insanlığın eriştiği yeni bir zirvenin simgesi olacak. Yıllardır üzerinde çalışılan bu devasa bir projeyi, Suudi Arabistan Krallığı’ nın VİSİON 2030’un şehircilik, teknoloji ve küresel prestij / saygınlık ekseninde “Taşıdığı İddianın” yapılaşmış hali olarak düşünebiliriz.

YAPI HAKKINDA GENEL BİLGİLER:

Projenin Adı: JEDDAH TOWER

Yükseklik: 1.000 metreye yakın

Kat Sayısı: Tahmini 167 ila 200 kat arası

Maliyet: Yaklaşık 20 milyar doların üzerinde

Yüzey Alanı: 530,000 m² üzeri toplam inşaat alanı

İnşaat Süreci ve Durum: İlk başlama tarihi: 2013 yılı

Tamamlanma tahmini: 2027-2030 arasında olması bekleniyor.

Amaç: Cidde’nin küresel finans ve turizm merkezi olmasını sağlamak

Lokasyon: Suudi Arabistan (Kızıldeniz kıyısındaki CİDDE şehri, Obhur Creek bölgesi)

(Bilgi kaynağı: Şantiye İnşaat, Yapı ve Mimarlık Dergisi – 2 Nisan 2025)

Dünya Müslümanlarının ona DEVLET BABA olarak itibar ettiği OSMANLI İSLAM DEVLETİ, 1781 yılında Mekke’ de KABE’nin asi kabileler ve asi bedevilerden korunmasına yardımcı olmak üzere bir kale inşa etti. Adı; ECYAD KALESİ..

Rabbim nasip etti, 2004 yılında Hac farizamızı eda etmek için Mekke’ ye gittim. MESCİD-İ HARAM’ ın yaklaşık 400-500 metre yakınında 4 ya da 5. Katı çıkılmakta olan devasa bir inşaat gördüm.

“Bu ne inşaatı?” dediğimde, buraya çok çok büyük ve yüksek bir otel inşa ediliyor dediler. Hem de nereye biliyor musunuz?

1781 yılında Osmanlının inşa ettiği ECYAD KALESİ’ ni, 2002 yılında yerle bir etmişler, yerine bu gün adı “ZEMZEM TOWER” olan devasa SAAT KULESİ’ ne benzer oteli inşa etmişler.

2017 yılında Umre için tekrar Mekke’ ye gittiğimde, ilk defa bu OTEL denilen KİBİR ABİDESİ’ ni görmüş oldum.

Evet, yanlış okumadınız.. O, Âli Suud’ un yani Suud Ailesinin  bir “KİBİR ABİDESİ” dir..

Bu abide ve BEYTULLAH çevresine inşa edilen diğer büyük büyük lüks oteller, MESCİD-İ HARAM’ ın dışarıdan görünmesini tamamen engellemekte..

Rivayet edilir ki; Rasulullah (sas) efendimiz, İSLAM RİSALETİ gelmeden önce sık sık Mekke yakınlarındaki “Cebel-i Nur” yani NUR DAĞI’ na gider, onun zirvesinde bulunan HİRA MAĞARASI kapısından KÂBE’ yi seyreder, derin düşüncelere dalarmış.

O dönemin şehir yapılaşması içinde Mekke’de, KABE’ den daha yüksek bina yokmuş ki, Rasulullah (sas) onu görebiliyormuş.

Ben de çıktım HİRA MAĞARASI yanına.. Şu an oradan görünen sadece dizi dizi OTELLER ve MESCİD-İ HARAM’ın yüksek minareleri idi.

“KİBİR” ve “ABİDE..”

“ABİDE” kelimesinin kökeni Arapçadır. Köken olarak “ebâde” kökünden gelir ve “ibadet etmek, kulluk etmek” anlamına gelir. Türkçede ise “abide” kelimesi, genellikle “kalıcı, dayanıklı ve etkileyici bir anıtsal yapı” ya da “bir anıtı” ifade etmek için kullanılır. Bunun için ANITKABİR denilmiştir malum mekana..

“KİBİR” ise “büyüklük” anlamına gelen, “Tevazu” un tam karşıtı olarak “Kişinin kendini üstün görmesi ve bu duyguyla sürekli başkalarını aşağılayıcı davranışlarda bulunması..” demektir.

Aynı kökten gelen ve birbirine yakın anlamlara gelmekle birlikte KİBİR’ i “büyüklük duygusu”, TEKEBBÜR’ ü ise “bu duygunun eyleme dönüşmesi..” şeklinde yorumlayanlar da vardır

Bu bağlamda “KİBİR ABİDESİ” terkibinin “VAKIASINI” artık siz tasavvur edin güzel kardeşlerim.

İster “ZEMZEM TOWER” ın yapımı için milyarlarca doları HOYRATÇA harcayan ve “JEDDAH TOWER” ın yapımı için de onlarca milyar doları da yine HOYRATÇA harcamaktan çekinmeyen ÂLİ SUUD’ un elindeki bu müthiş SERMAYE GÜCÜ elbette ki topraklarından çıkan PETROL paralarıdır.

Bu kaynak olmasa, bu saltanat da olmazdı.

Kapitalizmin temel akidesi olan LAİKLİK, kendisini benimseyen, kendisine içtenlikle iman eden her nefiste “Mutlaka ama mutlaka” adı KİBİR olan bir yavru peydah eder.

Diğer bir ifade ile “İSLAM DIŞI olan tüm ideolojilerin yani Kapitalizm ve Komünizmin” bir acı meyvesidir KİBİR..

ÂLİ SUUD gibi Kraliyeti ya da ABD ve Arupa’ lılar gibi Demokrasiyi, Cumhuriyeti bunların temelini teşkil eden küfür akidesi LAİKLİĞİ benimseyenler, görürsünüz ki “Burnundan kıl aldırmayan” birer KİBİR EHLİ’ dirler.

Bu nedenle bu iki ideoloji, SERMAYE GÜÇLERİ ile belli aileleri palazlandırıp, toplumları avuçları içinde tutar ve yönetirler.

Adına PLAZA dedikleri devasa yapılar, dikkat edin genellikle BANKALARIN Genel Müdürlük binaları ya da bu şirketlerin, holdinglerin FİNANS MERKEZLERİ’ dir.

Son zamanlarda Türkiye Cumhuriyeti devleti aldığı bir kararla bu SERMAYE SAHİPLERİNİ ve Devlet Bankalarının Genel Müdürlüklerini İSTANBUL FİNANS MERKEZİ adını verdiği bir bölgede toplamıştır.

Adeta “SERMAYENİN İHTİŞAMI” nı gözümüzün içine sokarcasına DEVASA BİNALARI onlar için inşa ettirmiştir.

1923’ den bu güne varlığını sürdüren, süratle büyüyen, daha doğrusu kasten büyütülen SERMAYE PATRONLARI’ nın bir de KÜRESEL SERMAYE ile olan, “Akidevi, Fikri, Siyasi, İktisadi, Askeri vs.” birliktelikleri de söz konusudur ve hemen hemen hepsinin de “Ortak bir İSLAM KARŞITLIĞI (Düşmanlığı)” söz konusudur.

Hatta Türkiye özelinde, “Aleni İslam düşmanlığı” yapmayan ama asla “Dostlukta göstermeyen”, adına YEŞİL SERMAYE dedikleri MASKELİ BİR SERMAYE grubunun da varlığına şahidiz.

“- Ne demek Maskeli sermaye grubu Bekir amca?”

Ana sermaye olarak “Para + İslam” diyen yani İslam’ı istismar eden, İslam’ın sırtından geçinen İSLAM MASKELİ sermaye sahipleridir güzel kardeşim.

Küresel Sermaye ile “Yerli ve Milli Sermaye” 1923 den günümüze kadar kendi LAİKLİK akideleri cinsinden bir TÜRKİYE TOPLUMU oluşturmak için “Milyarlarca Dolar” para harcamışlar ve bunu da başarmışlardır.

Bugün sokaklarda caddelerde KAHROLSUN ŞERİAT diye “anıran” yüzbinlerce hatta milyonlarca insan, bu toprakların yetiştirdiği çocuklardır.

Bu çocuklar; ÂLİ SUUD da ve bu topraklarda bulunan KİBİR EHLİ tüm sermaye sahiplerinin zürriyetidir ve bu kuzular da KİBİRİNDEN GEÇİLMEYEN bir nesildir.

Aslan’ ın yavrusu elbette ki “aslan” olacak, Domuz da elbette ki “yavru domuz” doğuracaktır. Demokratik Laik bir “Eğitim ve Öğütüm Siyasetinde” İSLAM, “Seçmeli Ders” dir ve O da “Orijinal İslam” değildir.

Kardeşlerim ve Davetçi gençler

Gelin, KİBİR kavramının tarihine bir bakalım:

En güvenilir kaynakta diyor ki:

“(Allah): Sana emrettiğim zaman, seni Âdem’ e secde ederek saygı göstermekten alıkoyan nedir? buyurdu. İblis:

Ben ondan daha hayırlıyım, beni ateşten yarattın. Onu ise çamurdan yarattın dedi.” (Araf suresi 12)

“Yalnız İblis secde etmedi. O KİBİRLENDİ ve kâfirlerden oldu.” (Sâd suresi 74)

“Meleklere: Âdem’ e secde edin dediğimizde İblis dışındakiler derhal secdeye kapandı. İblis ise direnerek bundan kaçındı, KİBİRLENDİ ve kâfirlerden oldu..” (Bakara suresi 34)

Demek ki neymiş ey güzel insanlar; KİBİR mefhumu ve KİBİR EHLİ ile Lanetlenmiş İBLİS arasında tam bir ORGANİK BAĞ varmış, kökeni taa buraya dayanıyormuş..

Şu ayette bakın Rabbimiz ne dedi:

“Her kim Rahman’ın Zikrini (Kur’an-ı Kerim’i, ) görmezden gelir, (Ona sırt çevirip başka şeylere) yönelirse, Biz de, (insan suretli) BİR ŞEYTANI ONA MUSALLAT KILARIZ, (şeytanın tüm kötü emellerine kendisini uşak yaparız.) Artık bu (şeytan), onun çok yakını (bir YOLDAŞI ve bir kaptanı) dır.” (Zuhruf suresi 36)

Sadece KİBİR ile mi Organik bağ söz konusu?

İblis ile kol kola giren, onun YOLDAŞI ve yol arkadaşı olan her kişide bir de RİYÂ söz konusudur. Çünkü lanetlenmiş İblis; yol arkadaşına, bu sadık dostuna RİYÂ’ yı da öğretir ve sevdirir.

Peki, nedir RİYÂ?

Sözlük anlamı itibariyle “görmek” anlamındaki “re’y” kökünden türeyen RİYÂ; “Şöhret peşinde olma, saygınlık kazanma, çıkar sağlama gibi dünyevî amaçlarla kendisinde üstün özellikler bulunduğuna başkalarını inandıracak tarzda davranma” şeklinde açıklanır.

İstilahi anlamı itibariyle RİYÂ;

“Allah’tan başkasının hoşnutluğunu kazanma düşüncesiyle amelde ihlâsı terk etme” ya da; “Allah’a itaat eder görünerek kulların takdirini kazanmayı isteme” yine; “ibadeti Allah’tan başkası için yapma, ibadetleri kullanarak dünyevi çıkar peşinde olma; Allah’ın emrini yerine getirmek maksadıyla değil insanlara gösteriş olsun diye iyilik yapma” (Kurtubi, V, 422; XX, 212) vb. şekillerde tanımlanmıştır.

Hakkıyla iman eden TAKVA ehli hiçbir Müslümanda asla ve kat’a KİBİR ve RİYÂ bulunmaz.

İster kapitalist devletler, ister onun Devlet adamları, ister kapitalist toplumlar ve onun nice fertleri RİYÂ ve KİBİRİNDEN yanına yaklaşılamayan “PİSLİK ŞAHSİYETLER” dir ve şeytanın / iblisin DÜNYA MÜTTEFİKLERİ’ dir.

Çok çok üzülerek ifade etmek zorundayım ki; “Kendisinin bir dava adamı olduğunu, İslam için İslam hâkimiyeti için mücadele ettiğini söyleyen hatta buna bizzat şahit olduğumuz” nice kardeşlerimizde de maalesef birçok RİYÂ ve KİBİR EMARELERİ görmekteyiz.

Acı ama bu da bir gerçek..

Peki, “bu hastalık neden onlarda da var?” Cevabını bir örnekle vereyim.

Beslediği kurbanlarını satmak için bayram öncesi şehrimize gelen bir akrabamı ziyaret için, akşam namazı sonrası onun KURBAN ÇADIRI’ na gittim, bir saat kadar oturduk sohbet ettik, çay içtik.

Eve geldiğimde hanım beni içeri almak istemedi.

Çünkü ben farkında olmadan, hayvanların DIŞKI KOKUSU, o kadar ÜZERİME SİNMİŞ Kİ, banyo yapmama, elbiselerim iki kere yıkanmasına rağmen, birkaç gün bu pis kokulardan kurtulamadık.

Bu örnekte olduğu gibi, maalesef Davetçi kardeşlerimize “Demokrasinin, Laikliğin, Kapitalizmin ve Cumhuriyetin dışkı kokusu” nefsiyetlerine öyle SİNMİŞ Kİ, kendileri bile bunun farkında değiller.

Ancak dışarıdan onu dikkatle izleyen ve aydın düşünen biri bu hastalığı onda görür.

Benim yetişmemde büyük emeği bulunan bir hocam demişti ki;

“- Ders verdiğim ve ailesinin maddi durumu çok iyi olan gençlerden birisi, kendisine saatte 300 km hız yapan bir sürat motosikleti almış. Aradan bir ay geçti geçmedi, gencin yolda yürüyüşü, konuşmaları, hal ve hareketleri değişti, KİBİR ve RİYÂ EHLİ oldu çıktı. Yani bu yeni aldığı motosiklet onun için FİTNE oldu..”

Hocam konuşmasının devamında dedi ki:

“- Ona hemen bunu satmasını emrettim. İtiraz etmedi, hemen sattı ve kendine geldi elhamdülillah..”

İşte kardeşlerim içinde yaşamakta olduğumuz KİBİR ve RİYÂKARLIK ÜRETME FABRİKASI gibi çalışan tüm küfür düzenleri, böylesi bir FOSEPTİK ÇUKURU’ dur Allah muhafaza etsin.

Alnı secde izli güzel insanlar

Özellikle de ey Davetçi gençler

Kendisinde zerre kadar KİBİR ve RİYÂ bulunmayan en muhteşem insan, örnek ve ölçü davetçi Hz. Muhammed Mustafa (sas) efendimizin şu hadisi, sizler için DAMARINIZDAKİ KAN’ dan daha kıymetli olsun.

“Aşırı kan kaybının” ölüme yelken açan bir gemi gibi olduğunu tasavvur ederek, efendimizin (sas) bu mübarek sözlerini Allah rızası için hıfzedin ne olur.. Dedi ki (sas):

“Kıyamet gününde ilk hesaba çekilecek insan (Birinci kişi), şehit düşen kimsedir. O getirilir ve Allah ona verdiği nimetleri tanıtır, o’da onları tanır. Ona “ bunlarla ne yaptın? Diye sorulur. O: Şehit oluncaya kadar senin uğrunda savaştım der. Ona denir ki yalan söyledin, o cesurdur denilsin diye savaştın, böyle de denildi, sonra emir verir; yüzü üzerine çekilir ve cehenneme atılır..

(İkinci kişi) ilmi öğrenip öğreten ve Kur’an okuyan kimse Getirilir ve Allah ona nimetleri tanıtır, o’da onları tanır. Ona bunlarda ne yaptın diye sorulur? Senin için ilmi öğrenip öğrettim ve Kur’an okudum der. Ona denir ki yalan söyledin, âlim denilsin diye ilmi öğrendin ve Kur’an-ı güzel okuyor denilsin diye Kur’an-ı okudun, böyle de denildi, sonra emir verilir; yüzü üzerine çekilir ve cehenneme atılır..

(Üçüncü kişi) Allah’ın kendisine genişlik vererek her türlü malı verdiği kişi getirilir: Allah ona verdiği nimetleri tanıtır, o’da onları tanır. Ona bunlarda ne yaptın diye sorulur. O sevdiğin hangi yol varsa orada malı harcadım der. Ona denir ki yalan söyledin,  o cömert denilsin diye harcadın, böyle de denildi, sonra emir verir; O’da yüzü üzerine çekilir ve cehenneme atılır..” (Sahihi Müslim)

“- Bekir amca, mademki KİBİR ve RİYÂ hastalıklarının MÜSEBİBİ, hatta ve hatta bunları ÜRETME FABRİKASI gibi çalışan ve dahi bir FOSEPTİK ÇUKURU küfür düzenleridir diyorsun, o halde bu hastalıklardan nasıl kurtulacağız?

Canım kardeşim bu güzel soru için çok teşekkür ederim. Bu soruya iki yönden cevap vermek zarurettir diye düşünüyorum.

BİRİNCİSİ: Hali hazırda yaşadığımız Cahiliye toplumunun “bir ferdine ilaç” olacak çözüm nedir?

İKİNCİSİ: Toplumsal bir hastalık haline de gelmiş bu hastalığın, toplumsal çözümü nedir?

Kendisinin bir davetçi olduğunu söyleyen “kişilerdeki KİBİR ve RİYÂ’ ya karşı ne yapılmalı” gelin öncelikle buna bir bakalım.

Bu hususta hem o hastanın “bir gayret içine girmesi”, hem de “bizim onu sık sık uyarma, hatırlatma ve nasihat içinde olmamız” gerekir. Yukarıdaki motosiklet örneğinde olduğu gibi.

Kardeşlerim malumunuz; İslam’da şahsi liderlik değil, fikri liderlik asıldır. Ve bu kıyamete kadar geçerli olan bir husustur.

Bir abi, bir hoca ya da müşrif, cemaat sorumlusu veya emir, son tahlilde İDARİ İŞLERİ YÖNETEN fedakâr, saygıdeğer bir büyüğümüzdür AMA asıl liderimiz, emredenimiz, nehyedenimiz Kur’an ve Sünnette ifadesini bulan AKİDELER, İSLAMİ MEFHUMLAR ve FİKİRLERDİR güzel kardeşlerim.

Bu nedenle “Asıl olan Fikri Liderliktir..” diyoruz. Unutmayalım ki; “BEŞER ŞAŞAR..” Hatadan münezzeh değil.. Fikren ve fiilen denetlenmesi ve nasihat edilmesi, asla ve kat’a ona olan bir GÜVENSİZLİKTEN değildir, olamaz da..

KİBİR ve RİYÂ hastalığına müptela olmuş her kişinin en başta yapması gereken şey ise; ister ibadet ve itaatlerinde, ister sosyal ilişkilerinde her şeyi İSLAM AKİDESİ temeline dayandırması, her şeyi “Sırf Allah rızası için” yapması, Allah için sevmesi, Allah için buğz etmesi gerekir.

Hani asker ocağında HER ŞEY VATAN İÇİN diye yürüyüş yaptırırlar ya.. Bu tamamen yanlış bir sözdür. HER ŞEY ALLAH İÇİN olacak güzel kardeşlerim. “Zerre kadar da” olsa her şey ALLAH İÇİN olmak zorunda..

Neredeyse toplumun tamamına bulaşmış, bazı istisnaları kalmış bu KİBİR ve RİYÂ hastalığının “Toplumsal Çözümü” ne gelince:

Her İslam dışı bu Demokratik, Laik tam kapitalist Kraliyet ve Cumhuriyet yönetimlerinde görülen problem, sadece KİBİR ve RİYÂ konusu mu? Bu konu teşbih yerinde ise DEVEDE BİR TÜĞ gibidir.

Her hangi bir toplum, sadece problemler ve bunların çözüm yolları üzerinden ele alınmaz.

Her toplumun ve onun bireylerinin bir de İHTİYAÇLAR LİSTESİ vardır ve bunların DOĞRU BİR ŞEKİLDE doyurulması, ihtiyaçların giderilmesi de, o toplumu yöneten DEVLET ADAMLARININ asli görevidir.

Fazla geriye gitmeden, son 100 ya da 150 yıllık insanlık tarihini incelediğimizde, insanlar ve toplumlar, İslam Akidesinin AMİR BİR HÜKMÜ olan, İslam nizamlarını ADİL BİR ŞEKİLDE tatbik edecek bir İSLAM DEVLETİ’ ne çok çok muhtaç kalmışlardır.

En basiti şu son 20 – 30 yılda yaşanan katliamlar, vahşet ve zulümler, insanoğlunun ALLAH’A, RASULULLAH’A, KİTABULLAH’A, RİSALET-İ İSLAM’A ve bunları hakkıyla tatbik edecek bir İSLAMİ DEVLETE ne kadar muhtaç olduğunu ayan beyan göstermektedir.

Dolayısıyla diyorum ki güzel insanlar ve ey Davetçi gençler;

“Sadece KİBİR ve RİYÂ hastalığının değil, tüm toplumsal hastalıkların ve ihtiyaçların tek bir doğru ilacı vardır o da, arz üzerinde tekrar İSLAMİYETİ hakim, hakem ve hükümran kılacak, Cihad yoluyla İSLAM RİSALETİNİ tüm dünyaya yayacak yepyeni, sıfırdan bir DEVLET yani İSLAM DEVLETİNİ kurmaktır..

80 yıldır kefere İsrail’ in işgali altındaki mübarek belde KÜDÜS ve FİLİSTİN’ i kurtarmak üzere hiçbir Devlet, “ne bir ordu ne de bir asker” gönderdi, bundan sonrada ASLA GÖNDERMEYECEK.

“ORDULAR GAZZE’YE, ORDULAR AKSA’ YA” feryatları artık toplumun da “bir kulağından girip diğer kulağından çıkan” adeta SPOT TEKERLEMELER oldu.

Evet; dünya Müslümanları olarak bizim, GAZZE MESELESİ diye BİR MESELEMİZ YOKTUR..

Esasında, tek bir meselemiz vardır; O da yeryüzünde İslam Anayasa ve kanunlarının İSLAMİ BİR DEVLET eliyle TATBİK EDİLMEYİŞİ MESELESİ’ dir.

İşte bu ESASİ MESELEMİZİ halleder, dâhili ve harici siyasetinde İslam’a göre davranacak olan İSLAM DEVLETİ’ ni, kurarsak, diğer tali ve küçük TÜM meseleler anında halledilecektir inşaAllah.

Evet, sivrisinekler bir meseledir.

Bataklık da bir meseledir. Ama ASIL MESELE, sivrisinekler değil bataklıktır. O kurutulursa, TALİ BİR MESELE olan sivrisinekler de kendiliğinden yok olur.

O halde tüm Müslümanlar BİR AN EVVEL İSLAM DEVLETİ’ ni kurmak için birleşip doğru bir SİYASİ ÇALIŞMA yapmak zorundadır ve bu onlara “FARZ” dır.

“Demokraside çare tükenmez, Demokrasi fazilettir..” diyenler; yalancı, alçak, şerefsiz ve insanlara ihanet eden Batının, emperyalizmin yerli, milli, fikri ve fiili ajanlarıdırlar.

“Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İSLAMİ DEVLET’ te şehit olmayı nasip eyle..”

JEDDAH TOWER / Cidde Kulesi, ZEMZEM TOWER, KİBİR, RİYÂ ve TAKVA derken sanırım biraz detaylara dalarak vaktinizi aldım. Lütfen hakkınızı helal ediniz akide kardeşlerim.

Sevgi, saygı ve muhabbetlerimle.

Bekir Yetginbal – 29 Ağustos 2025


Tags:

 
 
 

Bir cevap yazın