Papa 14. Leo ile Erdoğan Görüşmesi Kemalist Devlet Vatikan İşbirliği

Papa 14. Leo ile Erdoğan Görüşmesi Kemalist Devlet & Vatikan İşbirliği

Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, Şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti misafiri, Vatikan Devlet Başkanı ve Katolik Kilisesi’nin lideri Papa 14’üncü LEO, 27 Kasım / 30 Kasım 2025 tarihleri arasındaki resmi ziyaretini bu gün tamamladı ve Türkiye’ den sonraki 2. ziyaret yeri Lübnan’ a gitti..

Bu ziyaretiyle Türkiye’ ye neler getirdi, buradan neler götürdü konularında lehte ve aleyhte çok şeyler yazıldı, çizildi, Televizyon programlarında konuşuldu.

Muhterem kardeşlerim ve Davetçi gençler

Ben bu paylaşımımda bu konuların hiç birisine girmeyeceğim. Bu vesileyle yapacağım tek şey, arşivimde bulunan ve bizleri düşünmeye, doğru bir şekilde akletmeye adeta teşvik eden farklı bir üslupla kaleme alınmış iki yazıyı sizlere iletmektir.

İman ediyoruz ki; Allah’ın (cc) Kitabı Kur’an-ı ve Rasulullah (sas)’in Sünneti’ni “Fikirde ve Fiilde” kendisi için “bir ölçü, bir kriter” olarak ele alan her Müslüman, kıyamete kadar sağlam bir ipe, kopmaz bir kulpa sarılmış olur.

Bu ölçü ve kriterleri anlama ve ihlasla bağlanma sayesinde, Rabbinin razı olacağı bir minval üzere hayatını devam ettirir.

Ve yine bunlar sayesinde, etrafında olup biten olayları isabetli bir şekilde “Okur, yorumlar, doğrusunu yanlışını ayıklar”. İşte bu, ferasettir ve basirettir.

2014 yılı Eylül ayında, ŞANLIURFA Valiliği ve Şanlıurfa Belediyesi’nin himayesinde gerçekleştirilen “ULUSLARARASI BİR SOSYAL ETKİNLİK” var. Adı, “HALİL IBRAHİM MEETTİNGS.” Türkçe karşılığı “Halil İbrahim Buluşmaları..”

Kur’an ve Sünnet ekseninde bu “HALİL İBRAHİM BULUŞMALARI” na baktığımızda maalesef “DİNLER ARASI DİYALOG” vb. korkunç bir oyunla karşı karşıya olduğumuz ortaya çıkıyor.

Biz bu tür oyunların yıllarca adeta “AMİRAL GEMİSİ” konumunda olan “GÜLEN CEMAATİ” ne kızıp dururken, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu tür etkinliklere, Valiler aracılığıyla “bilerek ya da bilmeyerek (!)” bunlara ön ayak olması gerçekten çok düşündürücü..

İşte bu oyunları bize adeta “DEŞİFRE EDEN” bu iki makale, inanıyorum ki okurlarımız da, onların düşünce dünyalarında bazı “büyük kırılmalara” vesile olacaktır bi iznillah.

İsterim ki; okurlarım da, BU OYUNA tam vakıf olsunlar ve gerektiği şekilde “hak bir sözle ya da hak fiille” bu oyunları, gidip ilgililere gösterip onları uyarsınlar.

Umulur ki, ”bu hak söz ya da fiil, bir uyanışı başlatır veya bir haini yerin dibine batırır, ya da bir gafilin aklını başına getirir.” Aşağıda alıntı yaptığım bu makaleleri kaleme alan kardeşlerimizden Rabbim razı olsun.

– – – – – – –

Birinci Makale:

”HALİL İBRAHİM BULUŞMALARI’’

BU ÜMMETİ İFSAT PROJESİDİR

Yazan Cahit Toprak

Ulusal düzeyde 2007 yılında kısa adı SODES olan Sosyal Destek Projesi kapsamında başlatılan bir projedir bu “Halil İbrahim Buluşmaları”

Finansörlüğünü Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) yaptığı ve Valilikler bünyesinde kurulan teftiş heyetinin onayından geçtikten sonra hayata geçirilmiş olan bu projeye hem ulusal düzeyde hem de uluslararası düzeyde destek azımsanmayacak kadar büyüktür.

Bu proje, özelikle İslami kimlikle ön plana çıkmış bulunan Sivil Toplum Kuruluşları’ nın (STK), hangi ideolojik çıkarlara hizmet ettiği malum olan kanaat önderlerinin ve Gayr-i Müslim akademisyen ve din adamlarının maddi, duygusal ve fikri katkılarıyla yürütülmektedir. 

2008 yılında kapsam ve vizyonu daha da genişletilen bu proje, uluslararası düzlemde konuşulur hale getirilmiştir.

Bu yılda Şanlıurfa da 8.si gerçekleşen ‘Halil İbrahim Buluşmaları’ etkinlikleri daha çok Hz İbrahim (as)’ın yumuşak başlılığı, merhametli ve misafirperverliği ile mümtaz ahlaki ve erdemli vasıflarına vurgu yapıldı.

‘Elçimiz İbrahim’e geldiklerinde selam olsun dediler. O da ‘selam olsun dedi. Ve hemen önlerine pişirilmiş buzağıyı getirdi. (Hud-69)

Bu yılki etkinlikler 26-27 Eylül 2014 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Program, yürüyüş (barış yürüyüşü), tiritli yemek daveti (Urfa’ya has), Sıra geceleri.

Farklı dinlere mensup misafirlere karşı misafirperverliğin gösterilmesi şeklinde sürdü. Tabi tüm bunlar bizlere Hz Ali (ra)’nin ‘hakkı söyleyip batılı kastediyorlar’ dediği o meşhur sözü hatırlatıyor.

Zira geçmiş yıllarda ilk üç etkinlikte Yahudi, Nasrani ve Müslüman din adamlarını aynı sofrada buluşturmuş, Hz İbrahim (AS)’in ahlaki kişiliğinin her üç dinin ortak anlayışını yansıttığı yönünde sunumlar yapılmıştı. Ki Şanlıurfalılar ‘Şair Nabi Kültür Merkezi’nin bu etkinlikteki katkısını unutmuş değiller.

Öyle ki Hindistan’dan ısmarlama bir Ortodoks Hristiyan papazın sunumunu yaptığı metnin başlığı ‘Ortodoks ve İslam tasavvufundaki etik anlayışlar’ şeklindeydi.

Bu etkinliklerde her üç dine mensup olan insanlar bir araya getirilerek zımnen de olsa İslam dışındaki semavi dinlerinde vahiy kaynaklı olduğu ve her üç dine de eşit mesafede yaklaşılması gerektiği fikri salık veriliyordu.

Bu yılda yine benzer şekilde 27 Eylül 2014 tarihinde ‘Toplumsal Barış Ve Sosyal Dayanışmada Sivil Toplum Ve Devletlerin Rolü’ konulu bir sempozyumla taçlandırıldı.

Konuşmacılardan biri olan Prof. Ahmet Ulvi Türkbağ, geçmişte Ronald Dworkin isimli liberal, bireyselci ve eşitlikçiliği ile ün salmış, batı özgürlükçülüğünün de mimarı olan bu şahsa ait ‘Hakları Ciddiye Almak’ isimli kitabını da Türkçeye çevirmiştir.

Prof. Türkbağ sempozyumda şu ifadeleri kullandı:

‘Cant, ben tek başıma doğruyu bulabilirim diyor, Neden. Çünkü; bir insanın kendi adına düşünüp seçim yapması insanın en önemli kazanımıdır. Ayrıca; siz benim, bende sizin herhangi bir kültürel farklılığınızı dikkate almadan sırf insan olma vasfını dikkate alabilmeliyiz’.

Ayrıca ‘İnsan düşünerek doğruya ulaşabilir. O bulduğu doğruyu ben, sen, o, kabul etmek zorunda olmasak ta o kişiye göre doğru olabilir. Buna tahammül gösterebilmeliyiz’ dedi.

Bu minvalde 15 dakikalık bir konuşma gerçekleştirdi.

Konuşmalarının genelinden bir çıkarsama yapılacak olursa özetle, Hümanist kişiliklere olan ihtiyaç, dinin her alanda öncüllenmesinin yanlışlığı, her kesimden bireye tahammül edilmesinin zarureti ve Muhammed Abduh ve günümüz seleflerine atıf yaparcasına “aklın ön plana alınmasının gerekliliği” şeklinde değerlendirilebilir.

Yerel düzlemde bu fikirler ve düşünceler bu ümmete pazarlanırken, uluslararası düzlemde ise Dinlerarası Diyalog fikirleriyle eş güdümlü olarak hareket edildiğini görmekteyiz.

Kapitalist küresel güç olan ABD’nin GOP (Genişletilmiş Ortadoğu Projesi) kapsamında AKP ye yüklemiş olduğu -ki GOP eş başkanlığını yürütmektedir- fikri misyondan, Muhafazakâr Demokrasi, Laiklik, Barış, Fundamentalizm ve diğer batılı ve batıl fikirler, toplumun zihnine enjekte edip meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar.

Söz konusu bu batıl fikirler kapsamında geçmiş yıllarda “Halil İbrahim Buluşmaları”nda dansöz oynatıp, Sezen Aksu’ya şarkı söyletmeleri de işin tuz-biberi olsa gerek.

Hatta dönemin Emniyet Müdürü “Halil İbrahim Buluşmalarında dansöz mü oynatılır yahu” diyerek tepkisini dile getirmiş ve şaşkınlığını gizleyememişti.

Toplumdan alınan tepkiler üzerine, bu işin asli amacını biraz olsun geri plana atıp son 3 dönemde sosyal etkinliklerle yetinme yoluna gidilmişse de özellikle bu yıl biraz daha işin kültürel ve akademik alt yapısına dönük bilgi şöleni ve ödül törenleriyle meşru bir zemin oluşturulmaya çalışıldı.

Hz İbrahim (as) ortak paydasında yapılan bu etkinliklerin mantıksal kuramı şu şekildedir. Hz Muhammed (sav), Hz İsa (as) ve Hz Musa (as)’ın da babası / atası Hz İbrahim (as) dır.

Hal böyle olunca bu üç peygamber kardeştir. O halde onların müntesipleri de kardeştir. Bu kuramla onlar, soy ve din bakımından bir kökenin devamı olarak kendilerini saymaktadırlar.

‘Hz İbrahim ne Yahudi ne Nasranî idi. Fakat o Hanif bir Müslüman idi’ (Al- i İmran suresi 67.ayet) ayeti sanki yeni inmiş gibi cevap veriyor günümüz insanına…

Her defasında bu ve benzeri sübut ve delaleti kati ayetler sanki “yokmuş gibi” davranıp küfrün ekmeğine yağ sürmeyi adet edinenler, bu gibi buluşmaları tertip edenler, bunda önayak olanlar İslami ümmetin dostları değildir.

Şanlıurfa ve Mardin gibi üç dinin de kendince önem verdiği bu şehirlerde bu misyonla ve bu necis / pis fikirlerle, çeşitli şekil ve organizasyonlar adı altında yapılan bu tür çalışmaların sayısı maalesef bir hayli çoktur.

Mesela geçen yıllarda bir cami imamı ile il müftüsü Harran ilçesinde bir Hristiyan erkek ile Müslüman bir hanımın nikâhlarını kıymışlardır. 

İslam’ın kati naslarıyla çelişen bu durum, asla kabul edilebilir bir durum değildir.

Mardin’de bir havuz etrafında bir araya gelen farklı üç dine mensup bir kısım kimseler, havuza kurulan bir köprü üzerinden karşıya geçerek gösteri yapmışlardı. Kendilerince bu köprü “Sırat-ı müstakim köprüsü” imiş. Köprü o olunca yolun sonu da cennete varırdı öyle ya..!

Bir Truva atı gibi içimize sokulan bu tehlikeli fikirleri her ne adla adlandırılırsa adlandırılsın bunun çıkış noktası dinlerin diyaloğu fikridir.

Dinlerarası diyalog fikri, ortaya atıldığı günden bu güne çeşitli zamanlarda bir kısım kapitalist güç odaklarının siyasi hesapları çerçevesinde şekillenmiştir.

Çerçeveyi çizen en önemli unsurlar ise, yerel odaklı tanınmış simalardır. Bunun tarihi geçmişine baktığımızda şu kronolojide seyrettiğini müşahede ederiz.

*1932 de Fransa’nın üç dinin ortak mesajının birleştirilmesi gayesiyle El Ezher Üniversitesinin âlimleriyle görüşmeleri için temsilciler göndermesiyle başladı.

*1933 de Fransa, İngiltere, İsviçre, Amerika, İtalya, Polonya, ispanya, Türkiye  ve diğer ülkelerin bir kısım üniversitelerindeki misyoner akademisyenler ve oryantalistlerin katılımıyla Paris konferansı izledi.

*1936 da yapılan dünya dinleri konferansı Avrupalıları bu tür konferanslarda 2. Dünya savaşı öncesi son konferansı oldu.

*1964 de Papa 6. Paul dinler arasında diyaloğa davet ettiği bir mesaj yayınladı.

*1969 da Vatikan konuyla alakalı bir kitap yayınladı.

*1970 – 1980 arasında 13 kez Dinlerarası Diyalog konferansı düzenlendi. Bunların en göze çarpanı ise 400 den fazla delegenin katılımıyla Belçika da düzenlenen “2. Dünya din ve barış konferansı” idi.

*Ardından o zamanki kapitalist küresel güçlerden olan ABD, İngiltere ve Fransa, “soğuk savaş” adı altında Sovyet Rusya’dan yayılan ateistlik (tanrı tanımazlık) komünist ideolojinin tehlikesine karşı hem kendi ülke halklarını hem de sömürge edindikleri ülkelerin halklarına bu komünist tehlikenin yayılmasını önlemek için siyasi amaçlarına yönelik olarak, Dinlerarası Diyalog fikrine ehemmiyet vermişlerdir.

Ancak Sovyetler Birliği 1991 de yıkılıp doğu bloğu çökünce ABD, 1. Süper güç olarak tahtına oturdu.

Hâlihazırdaki bu görünür vakıa yani Kapitalist blok (ABD, İngiltere, Fransa, İtalya) ve komünist bloklu (Rusya, Çin) iki kutuplu dünya, tek kutba inkılap etti.

ABD ve onun arkasındaki sömürgecilerin taifesi olan kapitalist bloğun karşısında artık İslam’dan başka bir tehlike kalmamıştı.

Nihai hedefi sömürgecilik olan ABD bile sömürge ve talan siyasetini derinleştirip süreklilik kazanması için farklı argümanlara ihtiyaç duydu ki işte bunlardan en önemlisi Dinlerarası Diyalog projesiydi.

Zira şu husus bilinen bir gerçektir ki; İslami öğretilerin canlı kalması ve yeniden İslam’ın hâkimiyet safhasına gelmesi her an potansiyel bir tehlike olarak önlerinde durmaktadır.

Bunun için İslami fikrin bulandırılması ve karmaşıklaştırılması, salt bir vicdani din derekesine indirgenmesi gerekiyordu. Ki böylelikle İslami Hilafet tehlikesi ve Müslümanların talepleri törpülensin.

ABD bu bölgede kurulacak bir Hilafet Devleti’nin yabancı unsurları söküp atacağını çok iyi bilmektedir.

Bundan ötürüdür ki IŞİD’e başlangıçta bir hareket alanı tanıdı, ardından Suriye de yükselen “İslami Hilafet taleplerini törpülemek” ve onları yok etmek için bir bahane olarak kullandı. Bilinmelidir ki bu yükseliş onların uykularını kaçırmaktadır.

Tüm kâfirler, İslam’ı tamamen bertaraf etmek ve zayıf bir İslam coğrafyası inşa etmek ve Müslümanları pasif bireyler haline getirmek için canhıraş bir şekilde çalışmaktadırlar. 

Sömürgeci kâfirler İslam’ın neyi talep ettiğini ve karşılaşacakları akıbetlerinin ne olacağını gayet iyi bilmektedirler.

Bunun içinde, bu hayırlı ümmetin birliğini ve kardeşliğinin sağlanmasını engellemek istemektedir.

Kendilerini bize şirin göstermeye, Dinlerarası Diyalog ve hoşgörü masallarıyla bunu başarmaya çalışmaktadırlar.

İslami Hilafeti geciktirmek için STK’ları da arkalarına alarak maalesef çok çalışmaktalar. İşte “Halil İbrahim buluşmaları” bu çerçevede değerlendirilmesi gereken batıl bir projenin yerel ayağıdır.

Oysa bu din, İslam düşmanlarının hoş görülmelerini değil hor görülmelerini emreder. Zaten bu etkinliklerin icra edildiği Şanlıurfa ve Mardin illerine son dönemde yapılan devasa oteller hayra alamet olarak görülmemelidir.

Shreton, Hilton ve benzeri otellerin gecelik konaklama ücretlerinin şehir ahalisinin asgari geçim ücretlerinin yarısı olması bu gerçeği bize tekrar tekrar göstermektedir.

Hâsılı bu türden çalışmalar ABD güdümlüdür ve bunları olumlu görüp, doğru görüp katılım göstermek Şer’an haramdır. Bu fikirlere çağırmak da asla caiz değildir.

Bu hususla alakalı Şer’i hükmün izahına gelince; Gayr-i Müslimlerle olan diyaloğumuz sadece onları İslam’a davet etmekle sınırlıdır. Bu İslam’ın bizlere farz kıldığı bir ameldir.

“Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğüt ile çağır, onlarla e güzel şekilde tartış” (Nahl suresi 125.ayet)

Nebi (sav) Rum kralı Herakliyus’a gönderdiği mektupta;

‘Seni İslam’a davet ediyorum, İslam’a gir selamet bul, Allah ecrini 2 kat versin, eğer yüz çevirirsen bil ki hükmün altındaki insanların günahı senin üzerinedir. (Buhari- iman 37)

Böylece bizim Gayr-i Müslimlere yapacağımız davet, İslam olmaya küfrü reddetmeye yönelik bir davet olur. Kuran-ı kerimde Rabbimiz;

‘İşte bugün dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Size din olarak İslam’ı seçtim’ (Maide suresi 3.ayet) buyurmaktadır.

Hakeza ‘Her kim İslam’dan başka bir din ararsa bu ondan kabul edilmez’  (Ali İmran suresi 85.ayet) buyurmuştur.

Allah Resulü (sav) dedi ki;

”İslam 5 şey üzerine bina edildi. Bunlar Allahtan başka ilah olmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmek, Namaz kılmak, Oruç tutmak, Kâbe’yi tavaf etmek, Ramazan orucunu tutmak.” ( Abdullah İbni Ömer rivayeti)

“Sen onların dinine tabi olmadıkça ne Yahudiler ne de Hristiyanlar senden asla razı olmazlar” (Bakara suresi 120.ayet)

buyuran Rabbimiz, onlarla diyalogu değil tebliği emrettiğine açık bir delildir.

Zira Allah Resulü (sav) Hz Ömer’in elinde Tevrat’tan bir kısım sahifeler görünce ona dedi ki;

“Kardeşim Musa şu anda aranızda olsaydı bana tabi olmaktan başka kendisine hiçbir şey helal olmazdı” buyurarak onlara meyletmeyi bile kesin bir dille yasaklamaktadır.

Oysa onlar Hz İbrahim üzerinde “soyca din birliği sağlamaya” çalışıyorlar ki başka ayetlerde bu hususta açık bir şekilde yerilmektedir.

“İbrahim ne Yahudi ne Hristiyan’dı o dosdoğru bir Müslimdi” (Ali İmran suresi 167.ayet) buyurmaktadır.

İşte “Halil İbrahim Buluşmaları”, Medeniyetler ittifakı, Dinlerarası Diyalog gibi tüm batıl projelerin Şer’i hükmü ve siyasi boyutu bu şekildedir.

Hakeza bu fikri taşımak, davet etmek kesinlikle Müslümanlar arasında yaymaya ön ayak olmak kesinlikle haramdır.

Allah (cc) İslam Ümmeti’ ni bu menhus (yanlış, pis) fikirlerden muhafaza etsin. Âmin

Kaynak: Köklü Değişim Dergisi – 01.Ekim.2014

– – – – –

İkinci Makale:

“BU İBRAHİM BİZİM DEĞİL..”

Yazan İbrahim Halil ŞEKER

Abraham Path  (İbrahim Yolu) Projesi, Hz. İbrahim’in dinlerin babası olduğu ve Urfa’dan başlayan kutsal yolculuğunda nihai hedefin Kudüs ve Mekke’ye uzanan bir serüvenle günümüze uzadığını anlatarak, farklı bir takım amaçlarla 2006 yılında başlayan bir proje idi.

Proje sahipleri Urfa’ya geldiklerinde tamamen turistik, kültürel, sportif yönleriyle ön plana çıkardıkları çalışmalarını anlatıp destek istediler.

Yahudilerin kutsal ağacı Gargat’ı logoları yapmış, devlet kurup batıran bir servete sahip Yahudi kökenli Rockefeller ailesinin ve benzer vakıfların desteğini alarak yola koyulmuşlardı.

Rockefeller Vakfı ki, dünyanın her tarafında bursla öğrenci okutur, bu öğrencileri ülkelerin yönetiminde söz sahibi yapar.

Türkiye’de bu vakfın bursuyla Amerika’da okuyan siyasetçiler arasında Bülent Ecevit ve Deniz Baykal akla ilk gelen isimlerdir.

Abraham Path Projesi, İbrahim Peygamber’in “Üç semavi dinin, hatta Brahmanlık ve Dürziliğin” bile atası olduğu iddiasından hareketle; sosyo-ekonomik kalkınma ve turizme dinamik katma amacıyla güya dünya insanlarıyla Ortadoğu arasında bir bağlantı kurmayı amaçlıyor, bölgenin kültürel mirası ve misafir perverliğini vurgulayan hikâyelerle yola çıkıyordu.

Oysa Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Allah (cc) şöyle buyuruyordu;

“İbrahim ne Yahudi ne de Hristiyan idi. Fakat o, Allah’ı tanıyan dosdoğru (Hanif) bir Müslüman idi, müşriklerden değildi.” (Al-i İmran 67)

Hz. İbrahim Urfa’ lıydı ama O’nun namını dünyaya yaymak Urfa’ lı olmayanlara vazife miydi diye işkillenerek projeyi Urfa’ya getirenlere bakıldığında benimsenmedi.

O dönemler yazılıp çizilenler sayesinde Abraham’ı  Halil İbrahim yaptık. Rockefeller, Kellogg Fellows Liderlik İttifakı, Sir Halley Stewart gibi uluslararası faaliyetler yürüten vakıfların desteği yerine T.C. Başbakanlık Tanıtma Fonu, Valilik, Belediye, Kültür ve Turizm Bakanlığı, yerel vakıf ve derneklerin desteği alındı.

Yabancıların projesi yerine kendi projemiz yürütülsün denildi ve Şanlıurfa Belediye Başkanlığı – Şanlıurfa Valiliği ortak projesi Halil İbrahim Buluşmaları (Halil Ibrahim Meettings) adını aldı.

2007 yılında başlayan, 2008 yılında genişleyen Halil İbrahim Buluşmaları da bir türlü içimize sinen bir yapıya kavuşmadı.

Belediye ve Valilik koordinesinde projeyi organize eden ekibin yetersizliğinden mi, böyle bir proje formalite icabı yürütülen angarya bir vazife olarak görüldüğünden midir anlayamadık.

Şüpheli gördüğümüz bir proje reddedilmişti.  Ancak onun yerine ikame edilen proje de eskisini hiç aratmayacak söylemlerle dolu.

-Hz. İbrahim’in Hanif bir Müslüman olduğu gerçeği Halil İbrahim Buluşmaları proje tanımında hiç yer almıyor, üç büyük dinin atası olduğuna ısrarla vurgu yapılıyor. Bu vurgu, Abraham Path’ın da temel vurgusuydu.

-Abraham Path’ta öne sürülen turistik amaçlar, Halil İbrahim Buluşmaları’ nda da aynen korunuyor.

-Farklı kültür, ulus ve din mensuplarının dostluk, kardeşlik, hoşgörü yardımlaşma gibi söylemlerle bir araya gelmesi fikri Abraham Path’ta olduğu gibi Halil İbrahim Buluşmaları’ nın da ana temasını oluşturuyor.

-Abraham Path’ın logosu Gargat ağacıydı, (Yahudilerin kıyamet günü ölmemek için arkasına saklanacakları ağaç), Halil İbrahim Buluşmaları’ nın logosu da insan figürlerinden oluşan Gargat ağacı soyutlamasından oluşuyor.

Proje amaçlarının aksine, Hz. İbrahim tek İlah olan Allah’a inanıyor ve İslam’ı haykırıyordu.

Hz. İbrahim o dönem İslam’ı getirirken İslam dışındaki tüm inanç sistemlerini temsilen putları paramparça ederken zerre kadar hoşgörü ve müsamaha göstermiyordu.

Öyle ki o putları yapanların en ünlüsü babası olmasına rağmen ateşe atılma pahasına davasından vazgeçmiyordu.

Hz. İbrahim bir asi idi. Toplumun bozuk gelenek göreneklerine, sapkın inançlarına karşı çok şedid idi. Oysa bu projede “Teslimiyetçi Halil İbrahim” vurgusu yapılmakta ve yağlı yemekler ile miskinlik ön plana çıkarılmakta.

Hz. İbrahim’in ateşe atılma pahasına, yurdundan kovulmayı göze alarak kahramanca mücadelesini bir tarafa bırakıp, misafirperverlik, paylaşmak, yardımlaşmak, insan sevgisi, hoşgörü gibi nitelikleri bayraklaştırmak O’nun kutsal mirasına ve mücadele ruhuna tamamen aykırıdır.

Hz. İbrahim o dönem tüm putları kırmıştır.

Bu dönem ise putlaştırılan sistemler kırılmayı beklemektedir. Bugünün putları belki taştan oyulup, önüne helva konulan cinsten değil.

Bugünkü put, çok para, sayısız gayrimenkul, lüks arabalar, güzel kadınlar edinmeyi tek amaç edinen ve bunun için Allah’ın çizdiği sınırları hiçe sayan düşünce yapısı değil midir?

Hayır hayır.

Bizim Peygamberimiz İbrahim bu memurların anlattıkları Halil İbrahim değil.

Bu memurların anlattıkları İbrahim, Allah’ın Halil’i İbrahim olmaktan çok çok uzak.

Bu İbrahim bizim değil..           

Kaynak: Urfa astar com web sitesi – 19.Eylül.2014

– – – – – – – –

Muhterem kardeşlerim ve Davetçi gençler

Makaleleri okudunuz. Aradan geçen 11 yıl içinde bu etkinliklerden daha niceleri bizzat DEVLET ELİYLE tertip edildi ve en son PAPAZ 14. LEO’ nun bu ziyareti ile “Tavan” yaptı.

Yani Papaz 14. Leo’ nun bu ziyareti, bizzat devlet eliyle tertip edilen DİNLERARASI BİR DİYALOG TOPLANTISI olarak gerçekleşmiş, Haçlılar büyük bir SİYASİ KAZANIM elde etmişlerdir olarak okuyorum.

Şu sözümü bir kere daha hatırlatmakta fayda görüyorum kardeşlerim ve Davetçi gençler:

Feraset ve basiretle Kur’an ve Sünneti, “Hayata ve olaylara bakış açısının MERKEZİNE OTURTAN”, buna göre değerlendiren her Müslüman ve her davetçi; LAİKLİK AKİDESİ ESASLI DEMOKRATİK KAPİTALİST SİYASETİN tam bir tiyatro, “Bu siyasete iman eden her bir siyasetçinin” de İYİ BİR FÜGÜRAN olduğunu görür.

Rabbime sonsuz defa hamd-u senalar olsun ki, Kur’an ve Sünnetin işaret ettiği noktadan “Türkiye’deki Dâhili ve Harici Siyasete” şöyle bir göz gezdirdiğimde “şu HAKİKATİN ortaya” çıktığını gördüm:

“Türkiye’deki DEVLET VAKIASINA kuşbakışı bir bakışla baktığımızda TÜM ÇIPLAKLIĞI İLE görülen şey, Türkiye’de 2 iktidar vardır:

A: Hakiki iktidar: “DEVLET AKLI ve DEVLET İRADESİ” diye tanımladığımız ama herkesin görüp hissedemediği bir iradedir.

B: Geçici iktidar: Başbakandır, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu üyeleri, Meclis ve Anayasa Mahkemesidir.

Cumhuriyet kurulduğundan bu güne kimin Başbakan, Bakan ya da Cumhurbaşkanı olacağına hep Hakiki İktidar karar vermiştir. Az ve öz ifadesiyle; “Devlet bir Hancı, Cumhurbaşkanları ya da Hükümetler ise birer yolcudur..”

“Bir amir” olarak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin talimatı ile düzelenen bu DİNLERARASI DİYALOG TOPLANTISI’ nın “İnfaz memuru” ve organizatörü ise Erdoğan ve ekibidir. Yani bu iş bir DEVLET POLİTİKASI’ dır kardeşlerim.

Özellikle de Cumhuriyet tarihinde Türkiye’ye gelen “5 ayrı Papazın” hemen hemen 27-28 Kasım günlerini seçmelerinin illaki bir siyasi yanı da var. Yani bu tarihler “Tesadüf eseri” belirlenmiş tarihler değildir.

Toplumsal yapımız ve hassaten de gençliğimiz incelendiğinde, son 25-30 yılda “Neredennnn Nereye” geldiğimiz, Ataistleşen, Deistleşen, Din iman nedir bilmeyen ve adına da “Z KUŞAĞI..” dedikleri bir UCUBE ile karşı karşıyayız değil mi?

En basit örneği ile bu gün kendince “İSLAMİ BİR AİLE..” sahip olduğunu düşünen, oğluna Muhammed, kızına Hatice vs. koyan milyonlarca anne babanın yavrularının, İslam’dan “fersah fersah” uzak olduklarına şahit oluyoruz.

İşte bu nesil; Demokratik, Laik, Kemalist ve tam kapitalist bir devletin “EĞİTİM VE ÖĞÜTÜM SİYASETİ” nin eseridir.

Her Müslümanın olması gerektiği gibi ben de elhamdülillah “Siyasi bir şahsiyetim.” Yani ümmetin ve tüm insanlığın her türlü derdi ve problemi, benim de bizzat şahsi derdim ve problemimdir.

Şanı yüce Allah (cc) İSLAM RİSALETİNİ Rasulü Muhammed (sas) efendimiz vasıtasıyla gönderirken, elbette ki her türlü derdin DERMANINI, İLACINI da gönderdi elhamdülillah.

“- Peki, o ilaç nedir Bekir amca?” diyenlere cevabım:

Ne zaman ki topraklarımızda bir gün;

Müslümanların istek, azim ve gayreti, şanı yüce Allah’ın da buna mukabil yardımı sonrasında, İSLAM AKİDESİNİN amir bir hükmü ve gereği olarak, Allah’ın kitabı ve Rasulünün Sünnetini yeniden “Hâkim, hakem ve hükümran kılacak” bir İSLAM DEVLETİ tekrar kurulur,

Tüm İSLAM DIŞI UYGULAMALARA, melun şeytanın dost, müttefik ve yoldaşı emperyalist kâfirlerin Demokratik Laik düzenlerine Allah’ın izni ve yardımıyla son verilir ise işte o gün, ALLAH VE RASULÜNÜN RAZI OLACAĞI yegâne “doğru ve köklü çözüme” ulaşılmış olur kardeşlerim.

İşte bu yegane “doğru ve köklü çözüm” hem dünya hayatımızın hem de ahiret hayatımızın kurtuluşuna vesile olacak tek çözümdür ey güzel insanlar.. Gerisi faso fisodur.

“Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İSLAMİ DEVLET’ te şehit olmayı nasip eyle..”

Sevgi saygı ve muhabbetlerimle

Bekir Yetginbal – 30 Kasım 2025


Tags:

 
 
 

Bir cevap yazın