Münafıklar, Bizden Olmayan Ama Bizden Görünen Pisliklerdir

Münafıklar, Bizden Olmayan Ama Bizden Görünen Pisliklerdir

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..

Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.

Alnı secde izli güzel insanlar ve İslam davasının sadık bekçileri Davetçi gençler

Öncelikle şu MÜNAFIK (المنافق ) lafzına bir açıklık getirelim. Ama bunun öncesinde şunu mutlaka bilmenizi isterim:

Kur’an’da geçen MÜNAFIKUN suresi, hicretle birlikte İSLAM DEVLETİ’ nin ilk kurulduğu yer olan Medine’ de inmiştir.

“Niçin Mekke’ de değil de Medine’ de inmiştir, acaba bunun ilahi hikmeti nedir?” diye düşündüğümüz ve siyasi bir ferasetle “Sebep & Sonuç ekseninde” baktığımızda şu neticeye ulaşıyoruz:

“Mekke döneminde BİR TANE bile münafık çıkmadı elhamdülillah..” Şimdi dönelim MÜNAFIK mefhumunun “Mana hamallığı” yaptığı içeriğe..

“Olduğundan başka türlü görünmek” anlamındaki “NİFAK” masdarından türemiş bir sıfat olan MÜNAFIK kelimesi için, Ragıb el-İsfahani, el-Müfredat’ın, “nfḳ” maddesinde ve İbnü’l-Esir, en-Nihaye’nin, “nfḳ” maddesinde diyorlar ki:

“Tarla faresinin bir tehlike anında kaçmasını sağlamak üzere yuvası için hazırladığı birden fazla çıkış noktasının birinden girip diğerinden çıkması..” biçimindeki kök manasından hareketle MÜNAFIK; “Dinin bir kapısından girip diğerinden kaçan çifte şahsiyetli kimsedir..”

Maşallah insanın aklında yer edecek mükemmel bir TARLA FARESİ benzetmesi ile alimlerimiz “bu mefhumun” manasını izah etmişler.. Rabbim onlardan razı olsun.

Berrak bir şekilde bunun ıstılahi manasını ortaya koymamız gerekirse MÜNAFIK; “İnanmadığı halde kendisini mümin gösteren” kimse demektir. Yani “bizden biri olmadığı halde, kendisini bizden biri gibi gösteren, görünen bir pisliktir.”

Rabbimiz yüce kitabı Kur’an’ da ve Rasulullah (sas) efendimiz de Sünnetinde, bize “Rabbimizin davetine İcabet edenlere” MÜMİN, icabet etmeyip de “İcabet ediyormuş gibi” yapan ve insanları kandıranlara MÜNAFIK da dedi..

“Hiç kabul etmeyen, inkar eden hatta bil fiil savaşanlara..” ise “Kul ya eyyuhel kâfirun, EYY KAFİRLER..” denildi.

Her ne kadar bizler, MÜNAFIK lafzının manasını veya onların sıfatlarını ortaya koymaya çalışsak ta, takdir edersiniz ki; Rabbimizin yüce kitabındaki kadar ya da Rasulullah (sas) efendimizin hadislerinde ortaya koyduğu kadar onları ve sıfatlarını izah edemeyiz.

O halde gelin, onların adıyla inen surenin şu ayetlerini tekrar bir hatırlayalım:

MÜNAFIKUN SURESİ:

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..

1. Münafıklar sana geldiklerinde: “Biz, senin Allah’ın Resulü olduğuna şahitlik ederiz.” derler. Allah da senin Kendisinin elçisi olduğunu elbette bilir. Bununla beraber, Allah, onların bunu söylerken yalan söylediklerine, samimî olmadıklarına şahitlik eder.

2. Onlar yeminlerini kalkan olarak kullanıp insanları Allah’ın yolundan uzaklaştırırlar. Yaptıkları bu iş ne kötü bir iştir!

3. Çünkü onlar önce inandıklarını iddia ettiler, sonra inkâra gittiler. Bu sebeple kalpleri mühürlendi. Artık onlar hakkı anlamazlar.

4. Onları gördüğünde kalıpları kıyafetleri senin hoşuna gider, onları beğenirsin. Konuştuklarında sözlerine kulak verirsin. Gerçekte ise onlar, âdeta duvara dayatılan, ruhsuz kütüklere benzerler. İçleri boş, ödlek olduklarından çıkan her sesten pirelenir, her yeni haberi kendi aleyhlerinde sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah belalarını versin onların! Nasıl da hakikatten vazgeçiriliyorlar.

5. Onlara: “Gelin, Resulullahın huzuruna varın, sizin için dua etsin, Allah’tan size af dilesin!” denildiğinde, (açıktan bir şey söyleyemediklerinden), kibirlerinden ötürü başlarını sağa sola büker, içten içe homurdanırlar ve onların kibirli bir şekilde yan çizdiklerini görürsün.

6. Ha mağfiret diledin, ha dilemedin, onlara göre birdir. Allah onları asla affetmeyecektir. Çünkü Allah, fâsıklığı tabiat haline getirenleri hidâyet etmez, emellerine ulaştırmaz.

7.Onlar: “Resulullahın etrafındaki fakirlere infak etmeyin, destek olmayın ki dağılsınlar!” diyen bedbahtlardır. Halbuki göklerin ve yerin bütün hazineleri Allah’ındır, lâkin münafıklar bunu bilmezler, anlamazlar.

8. Hem derler ki: “Medineye bir dönelim; göreceksiniz aziz olan, zelil olanı oradan dışarı atacaktır.” Heyhat! İzzet, Allah’ın, Resulünün ve müminlerindir. Ne var ki münafıklar bunu bilmezler.

Bir de şu ayetlere bakalım:

“Onlara: Şu müminlerin iman ettiği gibi siz de iman edin dendiği zaman: Şu aptal ve akılsızlar gibi mi iman edeceğiz? derler. Şunu bilin ki, asıl aptal ve akılsız olan kendileridir; fakat bunu da bilmezler.” (Bakara suresi 13)

(Bu münafıklar) müminlerle karşılaştıkları vakit ise «(Biz de) iman ettik» derler. (Kendilerini saptıran) şeytanları ile baş başa kaldıklarında ise: Biz asıl sizinle beraberiz, biz onlarla (müminlerle) sadece alay ediyoruz, derler.” (Bakara suresi 14)

“Münafıkların hâli ise tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan önce insana: ‘İnkâr et..’ diye telkinde bulunur. İnsan inkâr edince de: ‘Ben senden uzağım, seninle bir alakam olamaz. Çünkü ben Âlemlerin Rabbi Allah’tan korkarım..’ der ve sıvışır.” (Haşr suresi 16)

“Şüphesiz ki Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde bir araya toplayacaktır.” (Nisa suresi 140)

Şimdi anladınız mı kardeşlerim NİÇİN yukarıda onlar için; “MÜNAFIK; Bizden biri olmadığı halde, kendisini bizden biri gibi gösteren, görünen bir pisliktir..” dediğimi?

Rasulullah (sas) efendimiz ne demiş bir de bunlara bakalım kardeşlerim:

Abdullah İbni Amr İbni’l As (ra)’ dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sas) şöyle buyurdu:

“Şu dört özellik kimde bulunursa o, tam bir MÜNAFIK olur. Kimde bu niteliklerden biri bulunursa onu terk edinceye kadar kendisinde MÜNAFIKLIKTAN mutlaka bir özellik vardır:

Kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder. Konuştuğunda yalan söyler. Söz verdiğinde cayar. Husumet sırasında haktan sapar.” (Buhari, İman, 24 ve Müslim, İman 106.)

Bir başka rivayette ise:

Abdullah b. Kab’ ın, babasından rivayet ettiğine göre, Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur:

“Mümin, rüzgârın yatırıp kaldırdığı (ama zarar vermediği) yeşil ekin gibidir. MÜNAFIK ise dimdik iken, rüzgârın bir defada kökünden söküverdiği selvi ağacı gibidir.” (Buhari, Merda,1)

Rasulullah (sas)’ in katiplerinden Ebu Rib’i Hanzala İbni Rebi‘ el Üseydi şöyle demiştir:

Ebu Bekir yolda benimle karşılaştı ve bana: “Nasılsın, ey Hanzala?” diye sordu. Ben de:

“Hanzala münafık oldu..” dedim. Ebu Bekir: “Subhanellah, sen ne diyorsun?” dedi. Ben ona cevaben dedim ki:

“Bizler, Rasulullah (sas)’ in yanında bulunuyoruz. Bize cennet ve cehennemden bahsediyor, sanki gözlerimizle görüyormuşuz gibi oluyoruz. Ama onun huzurundan ayrılıp çoluk çocuğumuzun yanına ve işlerimizin başına dönünce, çok şeyi unutuyoruz..”

Ebu Bekir (ra) dedi ki: “Allah’a yemin ederim ki, biz de benzeri şeylerle karşı karşıyayız..” Ben ve Ebu Bekir birlikte yola düştük ve Rasulullah (sas)’ in huzuruna girdik. Ben:

“Ya RasulAllah, Hanzala bir münafık oldu..” dedim. Rasulullah (sas): “Bu ne demek?” dedi. Ben:

“Ya RasulAllah, Senin yanında bulunuyoruz, bize cennet ve cehennemden bahsediyorsun; sanki onları gözümüzle görüyor gibi oluyoruz. Senin huzurundan çıkıp da çoluk çocuğumuzun yanına ve işimizin başına dönünce, çoğunu unutuyoruz..” dedim.

Bunun üzerine Rasulullah (sas):

“Nefsimi gücü ve kudretiyle elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, şayet siz, benim yanımda bulunduğunuz hâl üzere devam edip, zikir üzere olabilseydiniz, yataklarınızda ve yollarınızda melekler gelip sizinle musafaha ederlerdi. Fakat ey Hanzala, bir saatinizi ibadete, bir saatinizi de dünya işlerinize ayırınız..” buyurdu ve bu sözünü Rasulullah (sas) üç defa tekrarladı. (Müslim, Tevbe 12, 13; Tirmizi, Kıyame, 59 ve Riyazus-Salihin)

Zeyd b. Vehb el-Cüheni anlatıyor:

“Münafıklardan biri öldü, Hz. Huzeyfe cenaze namazına katılmadı. Bunun üzerine Hz. Ömer, ‘Bu da onlardan mıdır?’ diye sorunca Hz. Huzeyfe ‘Evet’ diye cevap verdi. Bu defa Ömer: ‘Allah aşkına ben de onlardan mıyım?’ diye sormaya başladı. O ‘hayır’ dedi ve ekledi, ‘Yemin olsun senden sonra artık bunları hiç kimseye anlatmam.” (bk. İbn Ebi Şeybe, el-Musannef, 8/637; Taberi Tevbe,9/101. ayetin tefsiri; İbn Hazm, el-Muhalla; İbn Hacer; Kenzu’l-ummal).

İbn Ebu Muleyke, “Ben kendisinin münafık olduğundan ürperen otuz sahabeyi idrak ettim.” der. (Buhari, cenaiz 34)

Muhterem kardeşlerim ve Davetçi gençler

Son olarak Rasulullah (sas) efendimizin bize anlattığı şu uzun rivayet “mutlaka ama mutlaka” kulağımıza küpe olmalı. Dedi ki (sas) efendimiz:

“Kıyamet gününde (BİRİNCİ KİŞİ) yani ilk hesaba çekilecek insan, şehit düşen kimsedir. O getirilir ve Allah ona verdiği nimetleri tanıtır, o’da onları tanır. Ona “ bunlarla ne yaptın? diye sorulur. O: “Şehit oluncaya kadar senin uğrunda savaştım” der. Ona denir ki yalan söyledin, o cesurdur denilsin diye savaştın, böyle de denildi, sonra emir verir; yüzü üzerine çekilir ve cehenneme atılır.

(İKİNCİ KİŞİ) ilmi öğrenip öğreten ve Kuran okuyan kimse getirilir ve Allah ona nimetleri tanıtır, o’da onları tanır. Ona “ bunlarda ne yaptın diye sorulur? Senin için ilmi öğrenip öğrettim ve Kuran okudum der. Ona denir ki yalan söyledin, âlim denilsin diye ilmi öğrendin ve Kuranı güzel okuyor denilsin diye Kuranı okudun, böyle de denildi, sonra emir verilir; yüzü üzerine çekilir ve cehenneme atılır.

(ÜÇÜNCÜ KİŞİ) Allah’ın kendisine genişlik vererek her türlü malı verdiği kişi getirilir: Allah ona verdiği nimetleri tanıtır, o’da onları tanır. Ona “ bunlarda ne yaptın diye sorulur. O sevdiğin hangi yol varsa orada malı harcadım der. Ona denir ki yalan söyledin,  o cömert denilsin diye harcadın, böyle de denildi, sonra emir verir; O’da yüzü üzerine çekilir ve cehenneme atılır” (Sahihi Müslim)

İşte kardeşlerim “Nifak üzere / Münafıkça” yaşamanın çok çok acı meyveleri bunlardır. Dünyada hüsran ahirette hüsran..

Kardeşlerim ve Davetçi gençler

Yakın tarihimize şöyle kısa bir göz atalım. Osmanlı İslam Devleti’nin başkenti İSTANBUL’ da olduğu gibi İZMİR’ de de yaşayan birçok Yahudi aileler vardı.

Bu ailelerden birinin çocuğu olarak 1626 yılında İZMİR de doğan ve 40 yaşında vefat eden Sabetay SEVİ isimli genç bir Yahudi, 22 yaşına geldiğinde, kendisinin diğer Yahudilerden çok farklı bir kişi olduğu iddiasında bulundu ve kendisini yeni MESİH ilan etti.

Onun bu iddiası, bu hareketi ve taraftar toplamaya da başlaması şehirdeki “Yahudi cemaati ve Hahamlarını” çok çok rahatsız etti ve durumu Payitahta bildirdiler.

İstanbul’a getirilen, ifadesi alınan ve “Kendi dininde bir Mürted” olduğu görülen Sabetay SEVİ hakkında İDAM kararı verildi..

Bu sahte Mesih / Peygamber baktı ki kelle gidecek, paçayı kurtarmak için hemen “Kelime-i Şahadet” getirdi ve MEHMET ZİHNİ adını aldığını söyledi.. Bunun üzerine “Zahire göre” hüküm verildi ve serbest bırakıldı.

Bu aşamadan sonra Sabetay SEVİ kendine iman edenlere dedi ki:

“Siz de benim gibi yapın.. Müslüman olduğunuzu gösterin, ikinci isminiz de Müslüman adı olsun AMA ‘bana iman ve teslimiyete de’ devam edin..”

Böylece bugün adına “SABETAYİZM” denilen düşünce yapısı ve “SABETAYİSTLER” denilen “Siyasi bir kitle ve Müntesipleri” oluştu. Yani MÜNAFIKLAR KİTLESİ.. Diğer adıyla bunlara “BEYAZ TÜRKLER” deniliyor.

İşte bu gün Türkiye’ de bu “İkiyüzlü” adama iman eden “İSLAM MASKELİ” milyonlarca SEBATAYİST vardır.

Bilahare İzmir’den SELANİK’ e göç eden ve bu şehri kendisi için “Merkez Üs” edinen Sabetay SEVİ ve adamları “Osmanlı’yı içten içe kemiren..” bir haşere, bir kurtçuk oldu.

Avrupa da çeşitli Üniversitelerde yüksek tahsil gören müritlerini, Osmanlı’nın birçok Devlet kademelerine yerleştirdiler ve Osmanlı İslam Devleti’ nin yıkılmasında başrol oynayanlardan oldular.

Sonrasında da malumunuz yeni müesses nizamın tüm Devlet kademeleri onların oldu. Fransa, İsviçre, İtalya vs. den ithal ettikleri “Anayasa ve kanunları” bu topraklarda “Hakim, hakem ve hükümran” kıldılar..

Devlette “en son sözü söyleyen, son noktayı koyanlar..” oldular.

“Bu siyasi kitle ve müntesipleri” her ne kadar “Cahiliye akidesi ve fikirleri üzere” oluşmuş bir kitle ve cemaat ise de bize bir şey göstermiştir:

İnsanlar; “bir avuç” diye tabir edilecek kadar bir azınlık da olsalar, “siyasi kitle oluşturup, siyasi bir çalışma yaptıklarında..” bir sonuca ulaşabiliyorlar. “Birkaç bin kişi” iken, zamanla “yüzbinlere” hatta “milyonlara” baliğ olabiliyorlar.

Yeter ki; “Siyasi tefekkür, siyasi fikir, siyasi zikir üzere bir siyasi kitle..” olsunlar..

Bunun en müşahhas örneği; Rasulullah (sas) efendimizin yaptığı “siyasi çalışma ve kurduğu siyasi kitle” sayı itibariyle kaç kişi idiler hiç düşündük mü?

Onun (sas) ashabından olan Enes bin Malik (ra), Hicretten 10 yıl önce doğdu ve 103 yaşında vefat etti. Sahabeler içinde en son vefat edenin, Enes bin Malik (ra) olduğu ve o zamana kadar “Sahabe sayısının 100 bin kişiye..” ulaştığı rivayet edilir.

Birde Medine’ de “İSLAM DEVLETİ” kurulduğundaki “Müslüman sayısını..” bir düşünün kardeşlerim. Demek ki “Allah’ın Nusreti” asla ve kat’a; “Kemiyete / sayıya göre değil, Keyfiyete yani Akide ve Nebevi metoda sadakate göre..” geldi ve gelecekte inşaAllah.

Türkiye siyasi yelpazesinin “İkiyüzlü” alçak, şerefsiz, “bizden görünen ama bizden olmayan” bu “İSLAM MASKELİ” cemaati, siyasi kitlesi; ne ilktir ve ne de son olacaktır.

Çünkü şeytan “kıyamete kadar” yaşayacaktır.

Nasıl ki Rasulullah (sas) efendimiz hayatta iken münafıklar vardı, son kıyamet saatine kadar da yine münafıklar var olmaya devam edecektir.

Burada önemli olan ayetlerle Rabbimizin, hadislerle Rasulullah (sas) efendimizin ortaya koyduğu “Münafıklık kriterleri ve Münafıklık alametlerini” hiç mi hiç aklımızdan çıkarmadan “yaşamamız ve sosyal ilişkilerimizde bunları mutlaka ama mutlaka göz önüne” getirip riayet etmemizdir.

Aksi takdirde hüsrana uğrayanlardan oluruz.

Örneğin içinde yaşadığımız şu zaman diliminde adı “DEMOKRASİ” olan “bir pislik bir fışkı” vardır. Demokrasinin “en büyük özelliği” teşbih yerinde ise bir “Münafık üretme fabrikası” gibi bir misyonu icra etmesidir.

“- Bu dediklerinden bir şey anlamadım Bekir amca, biraz açar mısın ve birkaç örnek verebilir misin?”

Hay hay güzel kardeşim.. Sana birkaç değil yüzlerce örnek verebilirim. Ama önce şu fışkının “az ve öz” bir tanımını yapalım:

DEMOKRASİ; genel kabul gören tanımıyla; “Halkın, halk tarafından, halk için yönetimi” dir.

Batılı kaynaklardan mesela Oxford sözlüğünde ise,

DEMOKRASİ; “Siyasal denetimin; doğrudan doğruya halkın ya da ‘düzenli aralıklarla (yapılan seçimlerde) halkın özgürce seçtiği’ temsilcilerin/vekillerin elinde bulunduğu, toplumsal ve ekonomik durumu ne olursa olsun tüm yurttaşların ‘eşit sayıldığı’ bir yönetim biçimi..”

Diğer bir ifadesiyle DEMOKRASİ; “Halk/millet iradesi” nin hâkim, hakem ve hükümran olduğu yönetim sisteminin temelidir. Bunun için “HÂKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR..” der Demokratik sistemler.

“Halk/millet iradesi” her şeyin temeli demek, İslam’ın ortaya koyduğu “Allah’ın hükmü/iradesi” fikrine 180 derece yani “tamamen zıt” bir kabul ve fikirdir ki, bu “Allah’a meydan okuma”, İslam’a göre “küfür” dür.

Türkiye Diyanet Vakfı İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, “Küfür nedir? Sorusuna şu cevabı veriyor:

KÜFÜR; Sözlükte “örtmek, gizlemek; nankörlük etmek” gibi manalara gelen KÜFR; (kefr, küfûr, küfrân), terim olarak genellikle “Peygamberin, Allah’tan alıp din adına tebliğ ettiği hususlarda peygamberi tasdik etmemek, ona inanmamak..” diye tanımlanır. (Teftâzânî, Şerḥu’l-ʿAḳāʾid, s. 189).

KÜFRÜ benimseyene; “fıtrî yeteneğini köreltip örten” anlamında “KÂFİR” denilir.

“Bilmemek, yadırgamak” manasındaki “NÜKR” kökünden türetilen ve “Asla kabul etmemek, reddetmek, hoş görmemek” anlamına gelen “İNKÂR” da küfür karşılığında kullanılmakta olup bu tavrı sergileyene “MÜNKİR” adı verilir. (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât)

Dolayısıyla kardeşlerim, DEMOKRASİ; “kendisine boyun eğen, tabi olan, onunla amel eden” Müslümanlara hiç mi hiç BENZEMEDİĞİ gibi, Müslümanları kendisine benzeten bir dünya görüşüdür.

Arapça bir terim olarak İSLAMİYET, “Teslimiyet..” demektir. İslam oldum demek ise; “Müslüman oldum, Allah’a, Kitabullah’a ve Rasulullah’a teslim oldum..” demektir.

Yani Demokrasilerde teslimiyet “Şeytana”, İslamiyet’te ise sadece ve sadece “Allah’a” dır.

Mademki işin özü budur, o halde Demokrasiyi kendisi için “bir yol, bir yöntem ya da bir araç” olarak BENİMSEDİĞİNİ söyleyen bir Müslüman, neye göre davranacak? İslam’a göre mi, Demokrasiye göre mi?

Cevabını ben vermeyeyim.. Ama gelin hayattaki “Pratik uygulamalarına..” bir bakalım.

Sözde “dindar” ya da onların tanımlaması ile “Muhafazakâr” hacı, hoca, sakallı, hacı yağı kokulu, takkeli, Kur’an hafızı ya da tesettürlü (!) bazı kişiler vekil seçildiklerinde, Meclis kapısından girer girmez bir “YEMİN” ediyor ve TAAHHÜT de bulunuyorlar ve diyorlar ki:

“…  Milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, Demokratik ve Laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma…. Ant içerim”

Akabinde de başlıyorlar yeni yeni kanunlar yapmaya, eski kanunları çöpe atmaya.. “Halk iradesi” ni temsil ediyorlar ya, halk adına “kanun koyucular” oluyorlar.

Alışveriş yapmak için girdiğim esnaf telefonla konuşuyordu. Karşısındaki kişiye; “- Kur’an çarpsın ki yok para abi, olsa ödemem mi?” diye “YEMİN” ediyordu.

Konuşması bitti, masada oturan arkadaşına dedi ki: “- Param yok değil var ama şuna bir ödeme yapacağım o nedenle yemin billah para yok dedim..” Yani “YALAN” gırıla gidiyor insanlarda.

TV haberlerinde biraz önce izledim.

Baba oğul beraber işlettikleri kuyumcu dükkânı adına, mahalle halkından onlarca kişiden “EMANET” kilolarca altın alıyor. Ne zaman insanlar istese, “Bugün git yarın gel..” diyor. “SÖZ” veriyorlar hiç tutmuyorlar.

Sonunda baba oğul, kilolarca altını alıp, kayıplara karışıyor. Yani “EMANETE” ihanet ediyorlar.

Nice “alacak verecek” meselesinden dolayı, borcunu ödemeyen ile parasını alamayanın kavgası “cinayetle” bitiyor. Niçin? “SÖZ” verdiği tarihte ödemesini yapmadığı için değil mi?

Çok meşhur “TV Genel yayın yönetmeni”, uyuşturucu meselesinde göz altına alınırken, “YEMİN” billah ediyor ve “Hayatımda ağzıma bir kere bile almadım..” diyor, arkasından da “satıcı olmadığını sadece içici olduğunu..” söylüyor hatta “etkin pişmanlıktan” yararlanmak için “İTİRAFÇI” olma başvurusu yapıyor.

“Kocasını öldürme..” iddiasıyla TV’ de çeşitli sorulara muhatap olan kadın, “dostu” olduğu söylenen adam hakkında; “Onu hiç görmedim, tanımıyorum..” diyor, “MOBESE” kameralarda adamla sarmaş dolaş videoları çıkıyor.

“Yalancının mumu yatsıya kadar yanar..” misali bu videolarla kadının sadece resimleri değil “BOY BOY YALANLARI” da ortaya çıkıyor.

Burada daha nice örnekler vermek mümkün. Ama Rasulullah (sas) efendimiz ne güzel ifade etmiş:

“Şu dört özellik kimde bulunursa o, tam bir MÜNAFIK olur: Kendisine bir şey EMANET edildiğinde hıyanet eder. Konuştuğunda YALAN söyler. SÖZ verdiğinde cayar. Husumet sırasında haktan sapar.” (Buhari, İman, 24 ve Müslim, İman 106.)

Yani yukarıda verdiğimiz bütün örneklerde; burada sayılan “4 özellikten sıfatlar..” var mı yok mu kardeşlerim?

Keza “bu sıfatlar” bol bol miktarda ve binlerce farklı örneği ile “İçinde yaşamakta olduğumuz toplum ve onun kadınlı erkekli bireylerinde” var mı yok mu güzel insanlar?

Yani münafıklarla dopdolu bir toplum olduk çıktık.

Acı ama gerçektir ki; tüm bunlar “Demokrasi, Laiklik, Kapitalizm vs. ağacının” çok çok acı meyveleri ve “Dünya hüsranları” dır. “Ahiret hüsranı” ise başlı başına ayrı bir konu.

“- Peki, Bekir amca köklü çözüm ne?”

Çözümü ortaya koymadan önce sana bir soru: “- Kış geldi, 40 yama attığın halde artık yama da tutmayan ve seni soğuktan hiç mi hiç korumayan 15 yıllık eski palton için nasıl bir çözüm düşünürsün?”

“- Onu atar yenisini alırım Bekir amca..”

Evet, doğrusu bu.. Çünkü sağlığın için, vücudunun maslahatı için “AKLEN” de yapman gereken budur..

Bu örnekte olduğu gibi; bireyin, ailenin, toplumun ve Devletin gerçek maslahatı işte bu “Demokrasi, Laiklik, Kapitalizm’ in tatbikçisi ZULÜM düzeninden kurtulmaktır..”

Ama bu ifadem; mesele ve onun çözümünün “TALİ” bir boyutudur, “ASLİ” boyutu değildir..

“- Ne demek istediğini anlamadım Bekir amca..” İzah edeyim güzel kardeşim.

“ASLİ BOYUT” hem dünyamızı hem de ahiretimizi ilgilendiren, her ikisi arasında “FİKRİ ve FİİLİ” bir bağ kuran nihai ve köklü çözümü ortaya koyabilmektir.

Ki, o da şudur:

“İster dünyevi ihtiyaçlarımızın giderilmesi hususunda olsun, isterse dünyevi problemlerimizin çözümünde olsun tek bir şeye başvuracağız: Allah’ın (cc) kitabı Kur’an ve Rasulünün (sas) Sünnetinde ifadesini bulan İSLAMİYETE başvuracağız..” Bu husus işin “FİKRİ SİYASET” yönüdür.

“İslamiyet’i en az Raşidi Halifelerimiz; Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Osman (Allah onlardan razı oldu) gibi dört dörtlük dahili siyasette tatbik edecek, Cihad yoluyla İslam’ ı tüm cihana yayacak İSLAMİ BİR DEVLET kuracağız inşaAllah..” İşte bu da işin “FİİLİ SİYASET” yani tatbik etme yönüdür güzel kardeşim.

Umarım inşaAllah soru cevabını buldu.

Bir toplumda “İSLAM, Rabbimizin razı olduğu bir keyfiyette” yani ADALETLE tatbik edilirse, o toplumda “münafıkların sayısı çok çok az” olur. Medine’ de İSLAM DEVLETİ’ nin ilk kurulduğu yıllarda olduğu gibi..

Ama bunun tam tersi adı “DEMOKRASİ & LAİKLİK olan fikir” ve “tam KAPİTALİST bir nizam” tatbik edilirse, o toplum ve o nizamın tatbikçileri tam bir “Münafık üretme fabrikası” gibi “tam kapasite” bol bol MÜNAFIK ÜRETİR Allah (cc) korusun.

Unutmayalım ki kardeşlerim İslam’a göre;

İSLAM ASLA DEVLETSİZ OLMAZ

BİR DEVLET DE ASLA İSLAMSIZ OLAMAZ..

Ve yine unutmayalım ki; “Bir toplumu, necis DEMOKRASİ, LAİKLİK, KAPİTALİZM, SOSYALİZM vs. ile yönetmekten..” şanı yüce Allah (cc) ASLA ve KAT’A razı değildir.

Peki, neyden razıdır Rabbimiz? Yüce kitabıKur’an da diyor ki;

“Bugün size DİNİNİZİ kemâle erdirdim, üzerinizdeki NİMETİMİ tamamladım ve sizin için DİN OLARAK (Anayasa, kanun, Devlet düzeni ve Hayat nizamınız olarak) İSLAM’I SEÇİP BEĞENDİM.” (Maide suresi 3)

İşte bu nokta, “İmanımız bir gereğidir” ve temel bir husustur. Sadece DÜNYA HAYATINI değil AHİRET HAYATIMIZI DA yakından ilgilendir “EN CAN ALICI” noktadır kardeşlerim..

“Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İSLAMİ DEVLET’ te şehit olmayı nasip eyle..”

Ey güzel insanlar ve Davetçi gençler

Bir gün ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..

Bekir Yetginbal – 14 Ocak 2026


Tags:

 
 
 

Bir cevap yazın