Donanım Yazılım Tamam, Anladık ama Ben de bir İnsanım
Donanım Yazılım Tamam, Anladık ama Ben de bir İnsanım
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..
Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.
Sözlerin en güzeli hangisidir?
Elbette ki; mülkün sahibi, her bir şeyin Rabbi ve bizim de Rabbimiz olan Allah’ ın (cc) sözüdür. O halde yazımıza Onun (cc) 2 ayet meali ile başlayalım:
“Andolsun ki, Biz (yere) en yakın olan semayı (dünya göğünü) kandil (misali yıldızlar ve gezegenlerle) süsleyip DONATTIK.” (Mülk suresi 5)
“Biz, insanı (en mükemmel olmaya müsait kabiliyetlerle DONATTIK ve) en güzel biçimde yarattık.” (Tin suresi 4)
Değerli okuyucularım ve Davetçi gençler
Türkçede de çok çok kullandığımız için, ben de bu ayet meallerinde “DONATTIK” lafzını ön plana çıkararak, sizlere kısa bir ufuk turu yaptırmak, “bu pencereden hayata farklı bir göz, düşünce ve yaklaşımla bakmanızı sağlamak..” amacıyla bu yazımı kaleme aldım.
Rabbimden niyaz ederim ki bu çalışmam; “Belki bir uyanışı başlatır veya bir haini yerin dibine batırır, ya da bir gafilin aklını başına getirir inşaAllah..”
DONATMAK ne demek?
Sözlük anlamı itibariyle baktığımızda TDK (Türk Dil Kurumu) demiş ki: “Birinin giyimini sağlamak (yoksulu donatmak gibi), süslemek, bir şeyin iş görebilmesi için gereken nesneleri, gereçleri katmak, teçhiz etmek, göz alıcı şeylerle bezeyerek, süsleyerek onu/orayı gösterişli bir duruma sokmak..” (Sınıfımızı donattık gibi)
Mademki “DONATMAK” lafzının anlamı bu, aynı köke bağlı olarak bir de DONANMAK kelimesinin anlamına bakalım.
DONANMAK; “Fiil” olarak kullanıldığında “Giyinip kuşanmak, süslenip bezenmek..” demektir. Şu cümlede olduğu gibi: “Bademler çiçekle donanmıştı..” Ama bir “İsim” olarak kullanıldığında “DONANMA”, bir “Devletin Deniz Kuvvetleri, Deniz filosu..” anlamına gelir.
Yukarıdaki iki ayet mealinde geçen “DONATTIK..” lafzı bizi buralara getirdi. Burada kalmayalım, ufak bir açılım daha yapalım.
Bizim kuşağın, adı BİLGİSAYAR olan bir nesne ile tanışması 1970’ li yıllara dayanır.
İnsan boyu yüksekliğinde ve dikdörtgen bir küp şeklinde “İlk gördüğüm” devasa bir bilgisayar, TİCARET BAKANLIĞI Bilgi işlem bölümünde kullanılan bir bilgisayardı. “Nadir elementler” misali, Devletin eli altında bulunan “Nadir cihazlardan” birisi idi o yıllarda bilgisayar.
Bizler de daha sonraki yıllar da bu cihazlardan evimize alıp kullanmaya başladıkça, bu nesnede “Ana Unsur” olarak iki şeyin var olduğunu öğrendik. Birisi “DONANIM..” diğeri ise “YAZILIM..”
Şimdi bir güzel insan diyordur ki:
“- Ya Bekir amca; Donattık, Donatmak, Donanmak ve Donanma derken şimdi başımıza bir de DONANIM çıkardın..”
Tabii ki çıkaracağım güzel insan..
Benim burada YAZI YAZMA AMACIM; “Doğruluğuna TAM KANAAT getirdiğim İSLAMİ fikirlerin, mefhumların, taa hücrelerinize kadar yerleşip sizlerde de TAM BİR KANAAT haline gelmesini sağlamaktır..” Yani boşa kürek çekmemektir.
Buna bir örnek vermek gerekirse; Müslüman bir kadında şayet TESETTÜR KONUSU; “Bir ırz, namus, edep, hayâ ve iffet konusu..” olduğuna dair bir yüzde yüz TAM BİR KANAAT olmasaydı, onun uğrunda canını verir miydi?
Hele ki; o muhterem ve saygın kadının Peygamberi (sas); “Hayâ İmandandır..” (Buhari, İman, 16) demiş ve “Haya ile İman” arasında tam bir ORGANİK BAĞ olduğunu ifade etmiş ise “O kadın; TESETTÜRÜ için ölür. Ona uzanan eli, bileğinden değil, ta omuzundan koparır..”
NİÇİN? Bu konu; onda yüzde yüz TAM BİR KANAAT olduğu için. Çünkü o Müslüman kadın indinde “Tesettürsüzlük”; bir HAYASIZLIK’ tır ve o bundan Allah’a sığınır.. Onun gözünde; “Tesettür yoksa, ölüm daha hayırlıdır..”
Ama ne hazindir ki; bugünün Türkiye toplumunda İSLAMİYET, tam bir kanaat haline gelmediği için “Adı DEMOKRASİ olan FIŞKI”; çok çok itibar görüyor, baş tacı ediliyor, “Halkın % 85’i, İslam’ı kulak ardı edip”, ona iştahla katılım sağlıyor..
Doğru mu yanlış mı?
Tekrar konumuza dönelim ve yazımızın da başlığı olan “DONANIM, YAZILIM TAMAM, ANLADIK AMA BEN DE BİR İNSANIM..” cümlesi içinde de yer alan şu “DONANIM” üzerinde biraz kafa yoralım. TDK sözlüğünde deniliyor ki:
DONANIM; “Bir bilgisayarda elle tutabildiğimiz, gözle görebildiğimiz tüm fiziksel parçalara donanım denir.”
BİLGİSAYAR DONANIMI ise; “Kasa, merkezi işlem birimi (CPU), monitör, fare, klavye, bilgisayar veri depolama, grafik kartı, ses kartı, hoparlörler ve anakart..” gibi bir bilgisayarı oluşturan “Fiziksel parçaların” genel adıdır.
Şimdi de gelelim YAZILIM denilen şeye.. Nedir YAZILIM?
YAZILIM kelimesinin tam teknik tanımı şu: “Bir bilgisayarı belirli işlevleri yerine getirmek üzere YÖNETEN, bilgisayara NE YAPACAĞINI SÖYLEYEN, kodlanmış komutlar dizisi..”
Muhterem kardeşlerim ve Davetçi gençler
Şimdilik bu teknik tanımları bir kenara not edelim. Bunlarla da “Organik bir bağ kurmak” için bu gün dünyada bulunan her hangi “İNSAN” ve herhangi bir “DEVLETİ” ele alalım.
Fakat bunun öncesinde “ŞU ÜÇGENİ” oluşturan her bir unsur üzerinde kısaca duralım: “A, B ve C” köşelerinden oluşan üçgen gibi, “İNSAN, HAYAT ve KÂİNAT” dan oluşmuş bir üçgen hakkında biraz kafa yoralım ne dersiniz?
Takdir edersiniz ki “bu üçü” de hali hazırda “var olan” şeylerdir. Birinci soru şu: “Bu üçünün öncesinde ne vardı?”
Cevap basit: Bu üçünün öncesinde bunları yoktan var eden bir güç, kudret ve kuvvet yani bir yaratan vardır ki onun adı; “OL” deyice olduran, sonsuz ve sınırsız güç ve kuvvet sahibi ALLAH (cc)’ dır..
“Hâlık (yaratan) & Mahlûk (yaratılan) ilişkisinde” şanı yüce ALLAH (cc) yaratan, yoktan var eden ilah, İNSAN ise Onun (cc) yarattığı milyarlarca mahluktan sadece birisi..
İşte bunu idrak etmek ve yüzde yüzlük TAM BİR KANAAT getirmek ve bunu KESİN BİR TASDİK etmek, ona İMAN ETMEKTİR.
İkinci soru şudur: “İNSAN, HAYAT ve KÂİNAT” ın sonrasında ne vardır? Bu soruya bizim kıt aklımız cevap veremez. Çünkü bunların “sonrası” artık bizim için “gayb” yani “bilinmeyendir.” Gayb hakkındaki bilgiler ise, onları da yaratanın bilgisi dâhilindedir.
Dolayısıyla da “Gayb” hakkında kalbimizi tatmin edecek, bizde tam bir kanaat oluşturacak DOĞRU BİLGİLERE ulaşabilmek için; ya Ona (cc) ya da Onun (cc) bilgi verdiği Rasullerine (sas) bunu sormak gerekir.
Sorduğumuzda “şu berrak cevapla” karşılaşıyoruz:
“Ahiret hayatı ve öldükten sonra tekrar dirilme..” diye iki şey vardır. Tekrar diriltilecek de ne olacak? Dünyada iken “yapıp ettiklerinden dolayı” hesaba çekilecek..
Üçüncü soru ise şudur: “İNSAN, HAYAT ve KÂİNAT” ın öncesinde “ALLAH” (cc) var dedin. Sonrasında ise AHİRET ve TEKRAR DİRİLME..” de var dedin.. Peki, Bekir amca; “Öncesi ile sonrası arasında bir ALAKA var mı?”
Maşallah ne güzel, fıstık gibi bir soru..
Kur’an ve şanlı Rasul Hz. Muhammed (sas); “İNSAN, HAYAT ve KÂİNAT’ ın ‘Öncesi ile sonrası arasında’ bir ALAKA olduğunu..” bize çok çok detaylıca anlatmışlardır elhamdülillah..
ÖNCESİNDE; şu iki şey yani Âlemlerin Rabbi şanı yüce “Allah (cc)” ve onun “emirleri ile nehiyleri..” vardır.
Nitekim şanı yüce Allah (cc) ilk insan Hz. Adem (as) efendimizi, kendisinden sonra dünyaya gelen insanlara “bir elçi, bir Rasul” olarak görevlendirmiş, onlara “Şunlar yasak, bunlar serbest.. Emirlerim şu şu, yasakladıklarım ise şunlar şunlar..” demiştir.
SONRASINDA ise; şu iki şey vardır: Ölümü tadan her bir nefis “tekrar diriltilecek..” ve akabinde de “Hesaba çekilecektir..”
“- Peki, Bekir amca; öncesi ile sonrası arasında bir ALAKA var mı?” sorusunun cevabı ise;
“Öncesinde var olan Allah’ın emir ve yasakları ile insanoğlu dünya hayatında güzel bir alaka kurdu mu yani bu emir ve yasaklara hakkıyla uyarak bir dünya hayatı yaşadı mı?” diye Ahirette tekrar diriltilen insanoğlunun amel defteri açılacak ve Mahkeme-i Kübra’ da hesaba çekilecektir.
İşte güzel kardeşlerim; “Öncesi ile sonrası arasında bir ALAKA” nın hakikati budur.
Nitekim ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed (sas) dedi ki: “Dünya, ahiretin tarlasıdır..” (Buhari, Rikak, 3)
Yani şu “3-5 günlük fani dünyada” ne ekersek ne amel ortaya koyarsak, Ahiret yurdunda ve hesap gününde onların karşılığını bizzat göreceğiz. Bu konuda “amel defterimizden başka”, vücudumuzun her bir organı, hakkımızda “hakkıyla şahitlik..” edecektir.
Rabbimizden gelen bir “fikir ve hüküm” olarak konunun esası bu iken, “Fiilen” de bu hüküm nefsimize tatbik edilecektir ahirette.
Dolayısıyla, kadın ya da erkek olarak her birimiz; “Hayatın öncesi ve hayatın sonrası arasındaki tüm alakaları, HÜKMEN benimsemek, iman etmek, AMELEN DE onların hakkını vererek amel etmeliyiz ki, hesabımız kolay olsun ve inşaAllah Rabbimizin rahmetiyle bir mükafat olarak cennetin ‘kurtuluşa ermiş salih ve saliha kullarından..’ olalım..”
Ey Davetçi gençler ve ey alnı secde izliler..
Şu ana kadar bir insan ile ilgili anlattıklarım ile gelin “Donanım ve Yazılım” kavramları arasında da bir “siyasi ilişki” kuralım ki “konu daha net anlaşılsın” ve “cuk” diye yerine otursun bi iznillah.
“BENİM GÖZÜMDE” bir insanın fıtratı ile birlikte “Ona bahşedilen” aklı, eli, ayağı, ağzı, gözü kulağı vs. ile sonradan “kişisel gayret ve becerileriyle” elde ettiği nice imkânları onun için adeta “bir bilgisayarın DONANIMI..” gibidir.
Keza; benimsemiş olduğu “Akidesi, akliyeti, fikriyatı, zihniyeti, nefsiyeti ve şahsiyeti” ise adeta “bir bilgisayarın YAZILIMI..” gibidir.
“- Peki, aralarında ne fark vardır Bekir amca?”
İnsandaki bu DONANIM’ ların bir kısmı “Allah vergisidir..” diğer kısmı ise yukarıda da ifade ettiğim gibi, kendi “kişisel gayret ve becerileriyle” elde ettiği imkanlardır.
Yine “BENİM GÖZÜMDE” bir devletin; resmi kurumları, binaları, memurları, alt ve üst yapıları, ordusu, güvenlik güçleri vs.. “bir bilgisayarın DONANIMI..” gibidir.
Keza bu Devletin; Anayasası, kanunları, genelgeleri, yönetmelikleri vs.. de yine “bir bilgisayarın YAZILIMI..” gibidir.
Bu bağlamda şimdi şu sorunun birlikte cevabına arayalım:
“Bir bilgisayarda kim kime tabidir? Yazılım mı donanıma tabidir, Donanım mı yazılıma tabidir?”
Elbette ki Donanım, yazılıma tabidir..
Çünkü yukarıdaki YAZILIM tanımlamasında ne deniliyordu? “Bir bilgisayarı, belirli işlevleri yerine getirmek üzere YÖNETEN, bir bilgisayara NE YAPACAĞINI SÖYLEYEN, kodlanmış komutlar dizisi..”
Yani AMİR yazılımdır, MEMUR ise donanımdır.
Şimdi şu ikinci soruyu soralım ve yine birlikte cevabına arayalım:
“İnsan mı bilgisayara tabidir, bilgisayar mı insana tabidir?” Hepinizin cevabı; “BİLGİSAYAR İNSANA TABİDİR..” değil mi?
Yani AMİR insandır, elektronik MEMUR ise bilgisayardır.
İşte adına “DEVLET” denilen KURUMSAL DEVASA YAPI içinde; YAZILIMINA (yani Anayasasına, kanunlarına ve genelgelerine) uygun bir şekilde “Devlet çarkının işlemesini sağlayan” kişiler, SİYASETÇİLER ve DEVLET ADAMLARIDIR.
Az ve öz ifadesiyle ÇOBAN; tarih boyunca “Hancı & Yolcu” ikileminde yüzlercesinin gelip gittiği nice siyasetçilerdir..
Bu nedenle ister İSLAMİ BİR DEVLETTE yada Demokratik Laik KAPİTALİST BİR DEVLETTE, Devletin gücü, itibarı; DEVLET ADAMLARININ siyasi, şahsi gücü ve itibarı Doğru orantılı bir bağ içindedir..
DEVLET DENİLEN ARAÇ; Uyanık olmayan, ferasetsiz, basiretsiz hatta hain Devlet adamları elinde, halkını, toplumunu rezil rüsva eder, toplumda asayiş ve huzur bırakmaz, hatta kan gövdeyi bile götürebilir.
Bu gün içinde bir tebaası (onların tanımına göre vatandaşı) olarak yaşamakta olduğumuz Devlet, herkes biliyor ki; DEMOKRATİK, KEMALİST, TAM KAPİTALİST, İslam’ı asla Dahili ve Harici siyasetine karıştırmayan, KARIŞMA diyen LAİK bir Devlettir..
Bunun HÜKMETME NİZAMI, Cumhuriyettir. Bundan dolayı ona TÜRKİYE CUMHURİYETİ adı verildi.
“- Adı verildi derken ne kastettin Bekir amca?”
“Onu kuranlar, kurulmasına vesile olanlar, Onlara Fransa, İsviçre, İtalya Anayasası ve kanunlarını hediye edenler, Sırılsıklam Avrupa hadaratı aşığı olanlar yani Jön Türkler, İttihat ve Terakkiciler, Sabetayist Beyaz Türkler” ittifakıyla bu ad verildi 29 Ekim 1923 de.
Ama bunun öncesinde Avrupa üniversitelerinde LAİKLİK AKİDESİ, tüm “kurucu siyasilerin” kafasına, beyinlere, nefislere, canlarına, kanlarına, kılık ve kıyafetlerine kadar yerleştirildi.
Yani “Kurucular Kurulu” nun beyinlerindeki YAZILIM SÜRECİ, İslam dışı “Avrupai kriterlerle” donatılarak tamamlandı. Yani ÇOBAN ADAYLARI “Hazır Kıta” beklemeye başladı.
Asırlarca OSMANLI İSLAM DEVLETİ’ ni sadece yıkmak için değil, ZERRELERE ayırmak için çalışan Emperyalist Katil ve Pislik Avrupalılar, İslam Devletimizi yıkıp, Payitaht İstanbul’ umuzu işgal edip, Osmanoğullarının tamamını SINIR DIŞI ettikten yani Devlete TAM SAHİP OLDUKTAN sonra sıra İKİNCİ AŞAMAYA geldi.
“Nedir ikinci aşama?”
Devlet ve onun tüm DONANIMLARINA yepyeni bir YAZILIM FORMATI ATMAK..
Dikkat ettiyseniz “Yepyeni..” dedim. “Dosdoğru bir FORMAT ATMAK” demedim..
Bir Müslüman olarak diyelim ki ayakkabınız eskidi, yırtıldı.. Yeni bir ayakkabı alacaksınız. Dükkan sahibi diyor ki: “Beyim bu ayakkabı DOMUZ derisinden, şu ayakkabı da MANDA derisinden..”
“Domuz derisinden” olanı almakla YEPYENİ bir ayakkabı almış olursunuz ama bir Müslüman olarak DOĞRU bir ayakkabı almış olmazsınız değil mi güzel kardeşlerim.
İşte bundan 100 küsur yıl önce Devleti ele geçiren bedbaht, cahil, gafil kadrolar, Devlete; DEMOKRATİK, LAİK, KEMALİST, TAM KAPİTALİST yepyeni bir FORMAT ATTILAR..
Yani İslam; paldır küldür İKTİDARDAN indirildi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’ nin “6 ZEHİRLİ OKUNDA” ifadesini bulan, LAİK AKİDESİNİ TEMEL TAŞI edinen yeni formatlı YENİ YAZILIM Devlet kurumlarına yüklendi..
Bu yeni formatlı bu YENİ YAZILIMI; yaklaşık ilk 50 yıl, CEBREN ve DİPCİK ZORUYLA bu zavallı Müslüman halka dayattılar.
Toplum bir nebze İSTEDİKLERİ KIVAMA gelince; “Menderes ve benzeri İslam Maskeli” siyasetçileri ÇOBAN tayin ettiler..
İlk 50 yılda DEMOKRASİ LAİKLİK HENDİKAPINDA bocalayan hatta boğulan zavallı halk, sizlerde görüyorsunuz ki, ikinci 50 yılda İSLAM MASKELİ Demokrasi havarisi siyasiler eliyle, DEMOKRASİ KOLİK, hatta DEMOKRASİ MEFTUNU bir halk haline getirildiler.
Bu durum, onlar için bir zaferdir..
“- Nasıl yani Bekir amca?”
Sevgili kardeşim görmüyor musun, bugün “Hormonlanmış..” gibi FORMATLANAN Türkiye halkının % 85-90’ı, hem de gönüllü “koşa koşa” sandık başına gidiyor, şu ya da bu DEMOKRATİK BİR PARTİYE oy veriyorlar mı?”
Demokrasiyi, Laikliği, Kemalizmi, Kapitalizmi öve öve, “Demokrasi naraları ata ata..” sandık başına koşmuyorlar mı?
Türkiye halkına, yüklenen YENİ YAZILIM, atılan YENİ FORMATLAR maalesef işte böyle bir ACI MEYVE ortaya çıkardı.
Yani Fransa, İsviçre, İtalya Anayasası ve kanunlarını hediye edenlerin, sırılsıklam “kâfir Avrupa hadaratı” aşığı olanların, Jön Türklerin, İttihat ve Terakkicilerin, Sabetayist Beyaz Türklerin kurdukları bu yeni MÜESSES NİZAM, 100 küsur yıldır tüm okullarda tatbik ettiği MİLLİ ÖĞÜTÜM SİYASETİ ile bu meyveye ulaştı ve bununla da GURUR duyuyorlar.
Öyle müthiş ve etkili bir ÖĞÜTÜM SİYASETİ ki, ta Anaokullarından, İlk ve Ortaokullardan başlayarak, yavrularımızı Allah’ tan, Rasulünden, Dininden, İmanından uzaklaştırmakla kalmadı, İslami şuura sahip nice ailelerin terbiye ettiği kuzularımızı şeytana yem etti.
Şu an hiçbir aile yoktur ki; oğlunun ya da kızının İslam’dan çok çok uzak, bireysel, bencil, laik, deist bir hayat yaşamak istediğini itiraf etmesin..
Hiçbir ebeveyn yoktur ki; el bebek gül bebek büyüttüğü 17-18 yaşına getirdiği “göz bebeği oğlu ya da kızı” isyan kere isyan ve depresyon içinde olmasın.
Hatta nice anne ve babalar artık; oğlu ya da kızının, alkol, esrar, eroin vs. kullandığını, gece yarılarına kadar eve gelmeyip, kızlı erkekli arkadaş grupları ile “Gece Âlemi” yaptıklarını, gözyaşları içinde dile getirmesin.
Aman ya Rabbi, bunlar ne acı meyvelerdir.
“Donanım, yazılım, bilgisayar, yeni formatlar..” derken zaman su gibi akıp geçti. Daha söylenecek çok söz ve yazılacak çok çok şeyler var ama şimdilik burada bir nokta koyalım.
Ey Müslümanlar ve Davetçi gençler artık hep birlikte ayan beyan görüyoruz ki;
Demokrasi koca bir yalan, İslam gerçektir.
Laik koca bir yalan, Risalet-i İslam gerçektir.
Cumhuriyet de bir yalan, Devlet-i İslam gerçektir.
Allah’ın nusretiyle İslam Devleti bir gün gelecektir..
Rabbim bizlere, İSLAM OTORİTESİNİ dört dörtlük tesis edecek bir “DEVLET KURMA” salih ameline memur eylesin.
Bizlere NUSRET ile İSLAMİ BİR DEVLET sahibi olmayı, bu şanlı Devletimizin ilan edeceği CİHAD yoluyla İSLAM RİSALETİNİ tüm dünyaya “hâkim, hakem ve hükümran kılmayı” nasip etsin.
Unutmayalım ki kardeşlerim İslam’a göre;
İSLAM ASLA DEVLETSİZ OLMAZ
BİR DEVLET DE ASLA İSLAMSIZ OLAMAZ..
Ve yine unutmayalım ki; Bir toplumu, bir Devleti yönetmede DEMOKRASİ, LAİKLİK, KAPİTALİZM, KEMALİZM, SOSYALİZM vs. den şanı yüce Allah (cc) ASLA VE KAT’A razı değildir.
Peki, neyden razıdır Rabbimiz?
Rabbimiz; şu İMAN ETTİK dediğiniz ama NİCE AMELLERİNİZDE ona yüzlerce defa MUHALEFET ETTİĞİNİZ yüce kitabı Kur’an da diyor ki;
“Bugün size DİNİNİZİ kemâle erdirdim, üzerinizdeki NİMETİMİ tamamladım ve sizin için DİN OLARAK (Anayasa, kanun, Devlet düzeni ve Hayat nizamınız olarak) İSLAM’I SEÇİP BEĞENDİM.” (Maide suresi 3)
İşte bu nokta, imanımız bir gereğidir ve temel bir husustur. Sadece DÜNYA HAYATINI değil AHİRET HAYATIMIZI DA ilgilendiren can alıcı bir noktadır bu kardeşlerim..
“Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İSLAMİ DEVLET’ te şehit olmayı nasip eyle..”
Ey güzel insanlar ve Davetçi gençler
Bir gün ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..
Bekir Yetginbal – 11 Ocak 2026
Tags: