Yargıtay Kararı Bu Problemi Çözmedi Aksine Kördüğüm Yaptı
Yargıtay Kararı Bu Problemi Çözmedi Aksine Kördüğüm Yaptı
Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.
Değerli Müslümanlar ve Davetçi gençler
Önce gelin birlikte şu haberi okuyalım:
“Yargıtay, cam balkon ve demir parmaklıklar bulunan daireler için ‘emsal niteliğinde’ bir karar verdi. Karara göre cam balkonlar ve demir parmaklıklar apartmanlardan tek tek sökülecek.
Yargıtay, apartmanlarda kat maliklerinin yazılı onayı alınmadan yaptırılan cam balkon ve demir parmaklıklar için ‘emsal niteliğinde’ bir karara imza attı. Ortak alan sayılan dış cephe bütünlüğünü bozan ve projeye aykırı inşa edilen uygulamalar, tek bir komşunun şikâyeti üzerine mahkeme kararıyla sökülecek.
Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca kat malikleri, gayrimenkulün mimari yapısını ve dış görünüşünü korumakla yükümlüdür. Zemin ve birinci katlarda güvenlik amacıyla yaptırılan demir parmaklıklar ile konfor sağlayan cam balkon sistemleri, bina projesine aykırı olduğu ve kat maliklerinin rızası alınmadığı takdirde hukuka aykırı statüye
düşmektedir.
Yargıtay kararında, alt katlara monte edilen yatay veya bombeli demir parmaklıkların tırmanmayı kolaylaştırdığı vurgulanmaktadır. Yüksek mahkeme, bir malikin kendi güvenliğini sağlarken diğer kat maliklerinin can ve mal emniyetini riske atamayacağına hükmederek bu tür yapıların sökülmesine karar vermektedir.
Balkonlar, tapu kaydında bağımsız bölümün iç alanı değil, binanın ‘dış cephesiyle bütünleşik ortak alanı’ olarak kabul edilmektedir. Yönetim planında aksine bir hüküm bulunmadığı sürece, balkonu kapatmadan önce kat maliklerinin en az beşte dördünün yazılı onayının alınması gerekmektedir..” (Kaynak: Yeniçağ Gazetesi – 01 Eylül 2026)
Yargıtay’ın verdiği bu yeni karar; yazımın başlığında da ifade ettiğim gibi, “Devletin kendi ürettiği bu problemi çözmedi aksine tamamen kördüğüm yaptı..”
Güya insanlar “doğru ve köklü bir çözüm” bulma ümidiyle Yargıtay kapısını aşındırıyor, defalarca gidip geliyorlar.
Bu ülkede, bu ülkenin hemen hemen her şehrinde “onlarca yıldır ki” giriş katta oturanlar “hırsızlara karşı mecburen” demir yaptırırken ya da üst katlardakiler “kışın yağmuru ve soğuğu kessin” diye balkonlarını ısıcamlı PVC doğramalarla kapattırırken “hiç ses çıkarmayan devlet”; durup dururken niçin “milyonlarca kişiyi direk ilgilendiren” böylesi bir karar alır?
Bu karar bir de uygulanmaya başlasın seyredin kaosu, seyredin kargaşa ve kavgaları..
O zaman şu soruyu soralım:
Yürürlükteki “Devlet Yargı Sistemi”, niçin aldığı nice kararlarda “Çözümün değil, problemin/problemlerin bir parçası” olup durmakta?
Doğru cevabı bulabilmemiz için bu konuda da yine “meselenin temeline” eğilmemiz ve ona el atmamız gerekiyor kardeşlerim.
Temele yani 29 Ekim 1923 yılına gittiğimizde “herkesin de bildiği” şu hakikat ile tekrar karşılaşıyoruz:
Demokratik Laik tam Kapitalist bu devlet düzenini kuran siyasi irade; Devleti ilgilendiren her şeyi, hayranı oldukları Avrupa’ dan alırlarken, yeni Cumhuriyetin tüm “Hukuk sistemini ve Ceza Kanunları” nı da Avrupa’ dan aldılar değil mi?
Örneğin İsviçre’ den “Medeni Hukuku”, Alman ve Fransızlardan “Ceza Muhakemesini”, İtalyanlardan “Ceza Hukukunu” vs. aldılar malumunuz.
Bunlarla da yetinmeyip hemen hemen her sene “Yeni Yargı Paketi” ya da “Yeni Yargı Düzenlemeleri” adıyla günü birlik tüm kanunları değiştirdiler ve hala da değiştiriyorlar biliyorsunuz.
Daha doğrusu kendilerini bu kanunları tekrar tekrar “Değiştirmek zorunda” hissediyorlar. Çünkü hiçbir değişim; “Doğru, köklü ve kalıcı bir çözüm” otaya koyamıyor ve koyamayacak da.
Niçin biliyor musunuz?
İster Avrupa’ dan, ister Amerika’ dan, isterse Çin’ den almış olsunlar, “Kul aklının ürünü olan tüm devletlerin Anayasa ve kanunları, tamamen iflas etmiş ve iflas etmeye de mahkum ve mecbur Anayasa ve kanunlardır.”
Hâlbuki en başta insan, sonra onun cismi ve sonra onun aklı, çok çok sınırlı, aciz, zavallı ve çok çok muhtaç bir mahlûktur.
Çok çok sınırlı, aciz, zavallı bir mahlûk olan bu insanoğlu; “Hayata, olaylara, sosyal alakalara bakarken, onlarla ilişki kurarken, ihtiyaçlarını giderir ve problemlerini çözerken” başını biraz İslam’a doğru çevirse, onun membaı olan Kur’an ve Sünneti dikkate alsa, daha işin başında hiçbir şey kaybetmeyeceği gibi, çok çok şeyler kazanacak.
Ama gel gör ki 29 Ekim 1923 de temeli atılan yeni düzen ve onun uygulayıcıları, kendi halkına bu “dönüp bakma” hakkını bile vermediler 100 yıldır. Yani kaş yapalım derken milletin gözünü de çıkardılar.
Düzenledikleri tüm Anayasa ve kanunlarda bırakın İslam kaynaklı bir hüküm ihdas etmeyi, İslam kelimesindeki “İ” harfinin üstündeki “.” (nokta’ ya) bile tahammülleri yoktu.
Sonuçta ne oldu? İlahi adalet tecelli etti. Yani şu ayette ifade edilen sonuç vuku buldu:
وَمَنْ يَعْشُ عَنْ ذِكْرِ الرَّحْمٰنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَر۪ينٌ
“Her kim Rahman’ın Zikrini (Kur’an-ı Kerim’i, ) görmezden gelir, (Ona sırt çevirip başka şeylere) yönelirse, Biz de, (insan suretli) bir şeytanı ona musallat kılarız, (şeytanın tüm kötü emellerine kendisini uşak yaparız.) Artık bu (şeytan), onun çok yakını (bir yoldaşı ve bir kaptanı) dır.” (Zuhruf suresi 36)
İşte rahmanın zikrine yani Kitabullah’a ve onun uygulayıcısı Rasulullah’ a sırt çeviren katil Avrupa’ nın ve onun “Kardaki ayak izlerini adım adım takip eden” her devlet ve toplumunun içine düştüğü hal ve gidişat, aynı bu ayette ifade edildiği gibi, “Şeytanın musallat olmasına bağlı olarak ortaya çıkan şeytani bir hal ve gidişattır” ve Rabbimiz, bu gidişatımızdan asla ve kat’a razı değildir.
Canım kardeşlerim
Bu sonuç; fertler için de, aileler için de, cemaatler de cemiyetler (toplumlar) için de aynen geçerlidir. Yani bu sonuç; sadece “Devletlere özel” bir şey değildir.
Bazı insanlar şunu diyebilir: “- Ya Bekir amca Yargıtay’ ın verdiği bu karar, sonuçta teknik bir düzenlemedir. Bunun Kur’an ya da Sünnet ile ne alakası var?”
Ahh güzel kardeşim ah.
Bunu bir davetçi olarak sen bari söyleme. Sana, seni ikna edecek bir örnek vermek istiyorum.
İçinde yaşamakta olduğumuz 21. Yüzyılın yeni mesleklerinden birisi de (sanırım duymuşsundur ya da biliyorsundur) “Genetik Mühendisliği” dir.
Bu mühendislik mesleğinin ilgi alanı “İnsan, hayvan ve bitkilerin yani canlıların DNA’sını incelemek, değiştirmek veya bir canlıdan diğerine gen aktarmak” işini yapan bilimsel yöntemlerin tümüdür. Buna kısaca “Gen Teknolojisi” deniliyor.
Bu teknoloji şimdilik şu alanlarda uygulanmakta:
“Bitki ve hayvanların DNA yapısını değiştirip onlara yeni özellikler kazandırma. CRISPR gibi araçlarla hastalıklı genleri onarma veya etkisiz hale getirme. Bir hücrenin veya canlının aynısını kopyalama. Tıp ve ilaç sanayisinde önemli hormonların bakteriler aracılığıyla seri üretimini vs. yi yapma.”
O zaman şu soruyu soralım: “DNA ile hücre arasında ne gibi bir alaka var?” Az ve öz cevabı şudur:
“DNA ile hücre arasındaki ilişki, bir kütüphane ile içindeki devasa bir kılavuz kitap arasındaki ilişkiye benzer. DNA, bir hücrenin nasıl büyüyeceğini, nasıl çalışacağını ve nasıl bölüneceğini belirleyen tüm genetik talimatları taşıyan yönetim merkezidir. Hücre ise bu talimatları uygulayarak canlılığı sürdüren temel yapı taşıdır.”
Şimdi ikinci bir soru daha soralım: “Hücre ile canlının anatomik yapısı arasında ne gibi bir alaka var?”
“Hücre; canlının anatomik yapısının en küçük yapı taşıdır ve tüm vücut bu minik birimlerin bir araya gelmesiyle oluşur. Canlıların vücudunda, ‘hücreden başlayarak büyük yapıya doğru giden” çok çok düzenli ve mükemmel bir sıra vardır.”
Hücre; bir canlının hayat faaliyetlerini yürüten en temel ve küçük parçadır.
Doku ise; Aynı görev yapan benzer hücreler birleşerek dokuları (örneğin kas veya kemik dokusunu) oluşturur.
Herhangi bir organ ise; Farklı dokular bir araya gelerek organı (örneğin kalbi veya mideyi) meydana getirir.
Sistem ise; Uyum içinde çalışan organlar sistemleri (örneğin sindirim veya solunum sistemini) kurar.
Anatomik yapımız; Tüm sistemlerin birleşmesiyle canlının genel anatomik yapımız yani mevcut vücudumuz böylelikle ortaya çıkar.
Ey Müslümanlar ve Davetçi gençler
Sizlere, “canlı DNA’ sından Anatomik yapımıza kadar olan süreci adım adım ele alan” bu “Genetik Mühendisliği” ve açılımı ile ilgili “tadımlık bilgileri” niçin verdim biliyor musunuz?
Gördüğünüz gibi insanı, hayatı, kâinatı ve tüm mahlûkatı yaratan şanı yüce Allah (cc), örneğin insan DNA’ sı ile insan Anatomik yapısı arasında “Çok çok çok mükemmel bir bağ” kurmuş.
Sadece bu bağı kurmakla kalmamış Rabbimiz, işin içine bir de “hem insanlarda, hem hayvanlarda hem de bitkilerde” his yani duygu/duygusallık boyutunu da katmış.
Basit bir örnek vereyim: Evimizdeki birçok çiçekle eşim konuşmadığında, bu mahlûkların görüntüsü değişiyor. Bunu bildiği için, onları sularken ya da bakımını yaparken, sanki o odada birisi ile konuşuyor sanırsınız.
Şimdi gelelim şu can alıcı soruya..
İnsanı, hayatı, kâinatı ve tüm mahlûkatı yaratan şanı yüce Allah (cc), insan DNA’ sı ile insan Anatomik yapısı arasında çok çok mükemmel “bir bağ kuran” şanı yüce Allah (cc); insanın kendi nefsi ile insanın tüm eşyalarla, insanın Rabbi ile insanın diğer insanlarla kuracağı tüm ilişkiler, bağlar için de acaba “hükümler” de indirmiş mi?
Elbette ki indirmiş ve onları başıboş bırakmamıştır. İşte Kur’an ve Sünnette tafsilatlıca vücut bulan, ortaya konan bu hükümlere “İslam Nizamları” diyoruz.
İnsan DNA’ sı ile insan Anatomik yapısı arasındaki o “çok çok çok mükemmel bir bağı, ahengi ve dengeyi” bugün bizler hem fikren hem de fiilen “İslam Nizamlarında” da görüyoruz.
Dolayısıyla birer insan olarak ister her türlü ihtiyaçlarımızın “doyurulmasında” isterse her türlü “problemlerimizin çözümünde” bizlerin de tüm amellerimizde “İslam Nizamlarının” nefsimize ailemize ve tüm toplumumuza hâkim, hakem ve hükümran kılmamız gerekiyor ki, onun mükemmel meyveleri ortaya çıkabilsin değil mi güzel insanlar?
Yani Allah (cc) inancımızla hayat arasında, Allah (cc) inancımızla, ibadet ve muamelat arasında, Allah (cc) inancımızla toplum ve devlet arasında mutlaka ama mutlaka “hem fikren hem de fiilen” bir bağ kurmamız ve bu bağın amir hükmü gereğince amel etmemiz bir zarurettir.
Bağlardan herhangi birini koparmak, bütünlüğün denge ve ahengini de bozar.
Mesela dün namaz için girdiğim bir mescidin “kadınlar bölümü” kapısından çıkan çok genç bir bayanın, namaz sonrası “başörtüsü ve eteğini çıkartıp” pantolonlu, saçı başı açıp oradan uzaklaştığına şahit oldum.
Be kızım bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Rabbin sana böyle mi yap dedi de sen ona meydan okurcasına bu kılığa girdin? İslam bu değildir ve sen adeta şu ayetin muhatabı oluyorsun:
“Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? İçinizden bu şekilde davranan birinin dünya hayatındaki cezası ancak rezil rüsvâ olmaktır; kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine itilirler. Allah sizin yapmakta olduğunuzdan habersiz değildir.” (Bakara suresi 85)
Şimdi bir kardeşimiz haklı olarak şu soruyu sorabilir:
“- Bekir amca Yargıtay kararı dedin, zincirin baklaları misali konuyu konuya bağlayarak ta buralara getirdin. Peki, yegâne doğru ve köklü çözüm sence nedir güzel amcam?
Rabbim senden kat be kat razı olsun yiğidim ne güzel bir soru sordun. Al sana cevabı:
Ne zaman ki,
Müslümanların istek, azim ve gayreti, şanı yüce Allah’ın da buna mukabil yardımı sonrasında, DNA ile vücudun anatomik yapısı arasındaki mükemmel bağ gibi, bizlerde bugün tekrar İslam Akidesinin amir bir hükmü ve gereği olarak, Allah’ın kitabı ve Rasulünün Sünneti arasında fikren ve fiilen bir bağ kurar, İslamiyeti topraklarımızda yeniden “Hâkim, hakem ve hükümran kılacak” bir İslam Devleti tekrar kurulur,
Tüm İslam dışı uygulamalara, emperyalist kâfirlerin bir pislik ve bir bataklık olan Demokratik Laik düzenlerine Allah’ın izni ve yardımıyla son verilir, ise işte o gün, Allah ve Rasulünün razı olacağı yegâne “Doğru ve Köklü çözüme” ulaşılmış, İslam dışı tüm icraatlardan ve siyasetlerden kurtulmuş oluruz kardeşlerim.
Ben bu davette bulurken, Rabbimin şu hitabını da tüm Müslümanlara bir kere daha hatırlatmak istiyorum:
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَج۪يبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْي۪يكُمْۚ
“Ey iman edenler, Sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği, çağırdığı zaman, Allah’a ve Resulüne icabet edin.” (Enfal suresi 24)
Şanı yüce Allah (cc), bizlere tekrar hem dünyamızı hem de ahiretimi kazandıracak İslami bir Devlet kurma konusunda yardım etsin ve işlerimizi kolaylaştırsın.
“Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İslami Devlet’ te şehit olmayı nasip eyle..”
Ey güzel insanlar ve ey Davetçi gençler
Bir gün ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..
Bekir Yetginbal – 03 Eylül 2026
Tags: