Mekke Anlaşması en çok kimin işine yaradı. ABD’nin mi, İngiltere’nin mi?
Mekke Anlaşması en çok Kimin işine yaradı. ABD’nin mi, İngiltere’nin mi?
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..
Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.
BİR HABER.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ ın birlikte gerçekleştirdiği üçlü zirvede, 3 ülke arasında “Ortak Savunma Anlaşması” imzalandığı duyuruldu. Anlaşmaya göre 3 ülkeden herhangi birine yönelik bir saldırı, hepsine yapılan saldırı kabul edilecek.
“Mekke Antlaşması” adı verilen bu anlaşma, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026’da imzalanmış bir “Güvenlik ve Savunma Paktı” dır.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif; üç devletin ortak güvenliklerini daha da güçlendirme, bölgede ve ötesinde barış, güvenlik ve istikrarı teşvik etme konusundaki ortak kararlılıklarını yansıtan “Mekke Ortak Savunma Anlaşmasını” imzalamıştır.
Liderler; bu anlaşma, güvenli ve müreffeh bir gelecek hedefi doğrultusunda atılmış çok önemli bir adımdır..” ifadeleri kullanıldı.(Kaynak: Tüm haber kanalları – 07.08.2026)
Muhterem Müslümanlar ve ey Davetçi gençler
Mekke anlaşması hakkında bir şeyler “yazayım mı, yazmayayım mı, yazmaya değer mi..” diye kararsız dururken, Televizyonlarda, haber sitelerindeki yorumlarda ve bir çok sosyal medya paylaşımlarında, nice insanların “Pireyi deve gibi göstermeleri, yalakalık yapacağım diye çok çok mübalağalı ifadeler kullanmaları..” beni hem çok çok üzdü hem de çok kızdırdı.
Bir an için o; “Kral çıplakkkk..” diye bağıran saf ve masum çocuğun samimi sözleri gözümün önüne geldi. Çünkü çocuk, hakikati ortaya koymuş, adeta “Kral yalakalarının” münafıklıklarını deşifre etmişti.
Hâlbuki Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki bu üçlü mutabakat ve anlaşma, diğer devletlerin de zaman zaman kendi aralarında yaptıkları “anlaşmalardan herhangi bir anlaşma” gibidir.
İşte bundan dolayı kısa da olsa bir şeyler yazmaya karar verdim. Bu, birinci husus..
İkinci hususa gelince;
İster dahili siyasette, ister harici siyasette yada Devletlerarası ilişkilerde olup biten yada yeni planlanan her bir şeye “Ben elhamdulilah Müslümanım..” diyenler; “Kur’ an ve Sünneti” bu değerlendirmelerinin “Esasi Ölçüsü” alarak bir değerlendirme yapar ve son tahlilde “İslami” bir fikir ve hüküm ortaya koyar.
Bu ortaya koyuş; İslami bir feraset, basiret, nefsiyet, zihniyet ve siyaset gereğidir ki bunun diğer adı “Takva Üzere Siyaset” tir. Dünya ve ahiret kazancı işte bunlarla mümkündür.
Üçüncü hususa gelince;
İçinde yaşamakta olduğumuz 21. Yüzyıl dünya siyasetinde (ister dâhili ister harici) hakim olan ideoloji Kapitalizmdir ve onun amellerdeki yegane ölçüsü ise “Menfaatçilik” tir. Her şey menfaatler ekseninde şekillenir. Tüm siyasetlerde “Menfaatçilik”, her devlet ve siyasetçi için bir “Reel Politik” dir.
Peki, nedir bu ifade?
REEL POLİTİK (İngilizce’ de: Realpolitik): Siyasetin; “Ahlaki, insani, dini veya soyut ideolojik kurallara göre değil”, somut güç dengelerine ve gerçek durumlara göre yapılmasıdır.
Bu tanım tam dört dörtlük “kapitalist vakıalara” mutabık bir tanımdır. Aynı zamanda bu tanım, o keferelerin akideleri ile “Cuk” diye örtüşen bir tanımdır.. Yani “dini hayattan, siyasetten ve devletten kovma” dediğimiz “Laiklik akidesi” tanımıdır.
Ne kadar da “İslam Akidesi” ne ve bu akidenin; bireyler, toplumlar ve devletlerarası tüm ilişkilerle ilgili ölçü ve kriterlerine “Yüzde yüz zıt” bir tanım değil mi güzel insanlar?
Dördüncü hususa gelince;
Yine 21. Yüzyıl dünya siyasetinde Devletlerarası “güç dengelerinde” artık taşlar çok çok yerinden oynamıştır.
20. Yüzyılın adeta “tek horozu” katil ABD idi. Sanki onun hasmı/rakibi SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) imiş gibi gösterildi onlarca yıl.. Keza katil İngiltere; 3. ya da 5. sırada diye bir devlet diye hep lanse edildi.
Ama para babası Küresel Sermaye sahipleri, özellikle de İngiliz Rothschild ailesi, Murdoch ailesi gibi devasa aile şirketleri ve Dyson, Pentland Group, Vestey Group vs. küresel İngiliz şirketleri, ABD’ deki yatırım ve sermayelerini 21. Yüzyıla girmeden önce Çin topraklarına yerleştirmeye ve dünyanın “yeni devi” olarak “Çin Devleti” ni yapmaya karar verdiler.
Tabi bunu yaparken öncelikle “Çin Devlet adamlarını” avuçları içine almaya ve onların efendileri/patronları olmaya karar verip bunu gerçekleştirdiler.
Sonuçta “Çin + İngiltere” ekonomik, ticari, siyasi, askeri ittifakı, “kaptanı İngiltere olan” devasa “Transatlantik Gemisi” ne dönüştü. Gelin bu gemiye bir isim verelim ve ona “Çingiltere” diyelim.
İşte 21. Yüzyılın devletlerarası “güç dengesinde ve çatışmasında” artık “ABD ve Çingiltere siyasi, ticari, askeri vs. çatışma ve mücadeleleri” vardır.
Diğer bir ifade ile dünyanın herhangi bir noktasında olup bitenlere “mutlaka ama mutlaka” ABD ile Çingiltere arasındaki bu “Ölümüne rekabet” vardır.
İster savaşlar, ister askeri darbeler, ister faili meçhul siyasi cinayetler hatta şu son “Mekke Anlaşmasını” bundan ayrı gayrı okumak, değerlendirmek bizleri “yüzde yüz” yanılgıya götürür.
Beşinci hususa gelince;
Sanırım şu şarkıyı duymayanınız yoktur:
Onda, bunda, şundadır
Şunda, bunda, ondadır
Mavi boncuk kimdeyse
Benim gönlüm ondadır..
Niçin bu şarkı sözlerini dile getirdim kardeşlerim biliyor musunuz?
Demokrasiye, Laikliğe ve tam kapitalizme canı gönülden bağlanan ve içtenlikle bunlara iman eden dünyadaki tüm devlet adamları ve devletler, o günün “en güçlü devleti” nin yanında durmayı, onunla birlikte dans etmeyi çok çok arzu eder ve infaz ederler. Bu, onlar için adeta bir “Övünme” vesilesidir.
Hele bir de o “çok güçlü” gördükleri devletin kendilerini “çok çok övmesi, iltifatlarda bulunması” tabir caiz ise onları “köfte” eder.
Tabii ki onlar da bu iltifatları asla karşılıksız bırakmazlar, iltifat merciine “bir mavi boncuk” verirler. Bu boncuğu alan “iltifat mercii” bilir ki; bu sadık adam kendisine; “Mavi boncuk kimdeyse, Benim gönlüm ondadır..” demektedir.
Altıncı hususa gelince;
21. Yüzyılda artık birçok devlet, katil ABD’ nin “Artık hızla bir iç savaş ve parçalanma sürecine doğru ilerlediğine” şahit olmaktadır.
Ama aynı devletler bir şeye daha şahit oluyorlar ki o da Çingiltere, çok çok büyük bir hızla “Yenidünya düzeninin yeni devi” olma yolunda çok çok emin adımlarla ilerliyor.
Bu bağlamda artık katil ABD’nin belki 15-20 yıl içinde 50 parçaya bölünebileceğini açıkça görebiliyorlar. Çünkü Çingiltere, yamaçtan aşağı yuvarlanan bir dev kaya misali gümbür gümbür geliyor.
Dolayısıyla dünyada birçok irili ufaklı devlet; bir elinde “İri mavi boncuk”, diğer elinde ise “Ufak mavi boncuk” taşıyor.
Katil ABD Devlet başkanı ile yaptığı görüşmede ona “ufak mavi boncuğu”, katil Çin Devlet başkanı ile yaptığı görüşmede ise “iri mavi boncuğu” takdim ediyor.
Kapitalist siyasetçileri vasfederken ne demiştik: “… siyasetlerde ‘Menfaatçilik’ her devlet ve siyasetçi için bir ‘Reel Politik’ dir…” Her siyasi üslup, bu ana kritere göre oluşturulur ve kullanılır.
Katar emirinin katil Donald Trump’a hediye ettiği uçak da ufak bir mavi boncuktur.
Keza Suudi Arabistan veliaht prensi Salman’ ın ABD’ ye 3-4 Trilyon dolar yatırım yapma sözü vermesi de ufak bir mavi boncuktur.
Hatırlarsanız Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 13 Ekim 2026 günü Mısır’ ın Şarm eş Şeyh şehrinde düzenlenen Gazze Zirvesi‘nde katil Donald Trump’ un yüzüne karşı şunları söylemişti:
“Bugün, Başkan Trump’ın öncülük ettiği yoğun çabalar sonucunda barışın sağlandığı, modern tarihin en büyük günüdür. Bu büyük Başkanı bir kez daha Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermek istiyorum. Sayın Trump aylar boyunca barışı kovaladı, dünyayı daha güvenilir ve daha yaşanabilir kılmak için çaba gösterdi. Sayın başkan sizi selamlıyorum..”
Bu da Pakistan Başbakanına özgü ufak bir mavi boncuk ikram etme operasyonudur ve bu jeste Trump köfte olmuştur.
Yine Türkiye’ nin 23 Eylül 2025 de ABD’ nin Boeing uçak firmasından 150′ si kesin, 75’i opsiyonlu olarak yolcu uçağı satın alacağını, (50’si kesin sipariş, 25’i opsiyonlu olmak üzere toplam 75 adet B787-9 and B-787-10 uçağı ve 100’ü kesin 50’si opsiyonlu olmak üzere 100 adet de 737-8/10 MAX model uçaktır / Not: Bu bilgiler THY’ nin Kamuyu Aydınlatma Platformuna yaptığı bilgilendirmedir) açıklaması da ufak bir mavi boncuk ikramıdır.
Bu örneklerin sayısı daha da arttırılabilir. Ben şimdilik bu kadarla yetiniyor ve şu “can alıcı” noktaya da değinmek istiyorum.
Bir ticari, sanayi ya da zirai ürün üreten her tüccar, asla va kat’a ürünlerini depoda uzun süre bekletmez ve onların bir an evvel satılması yollarını arar değil mi?
Dünyanın en büyük üretici tüccarlarından birisi olan Çingiltere’ de, ürünlerini öncelikle Avrupa pazarına, sonra da ABD ve Afrika pazarlarına ulaştırmak amacıyla kara ve deniz yollarında devasa yatırımlar yapmıştır.
Bu cümleden olmak üzere özellikle “Bir kuşak bir yol projesi” adını verdiği karayolu projesi için bir kaç güzergâh belirlemiş, proje yolu üzerindeki Pakistan, İran, Irak, Suudi Arabistan, Türkiye, Balkan ülkeleri vs. ile çeşitli anlaşmalar imzalamış ve kredi desteğiyle “yüzmilyarlarca dolar” lık devasa yatırımlar yapmıştır.
80-90 ve 100 yıllığına limanlar, otoyollar, köprüler vs. kiralamış, lojistik merkezler inşa etmiştir. Yakın zamanda İstanbul “Yavuz Sultan Selim Köprüsü” nü Türkiye’ den karayolu ve demiryolu taşımacılığı için 40-50 yıllığına kiralarsa şaşırmayacağım.
Şu sorunun gelin birlikte cevabını arayalım:
“Çingiltere, böylesi devasa yatırımlar yaptığı güzergâhlardaki ülkelerde ve devletlerde ‘istikrarsızlık ya da birbirleri arasında çatışma, savaş, kargaşa ve siyasi krizler’ ister mi?
Cevap; elbette ki asla ve kat’a istemez.. Peki, kim ister? Elbette ki katil ABD ister.
Peki, Çingiltere’ ye sürekli elindeki “iri mavi boncuğu” ikram eden, sürekli ona göz kırpan Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Ermenistan, Pakistan, İran, Irak, Suudi Arabistan, Türkiye vs. ister mi? Elbette ki asla ve kat’a istemez.
İşte “Mekke Anlaşması” arzulanan bu “Bölge huzur ve istikrarı için” atılmış hayati bir adımdır ve bu anlaşma hakkında ABD’ den niye “çıt bile” çıkmamıştır.
Çingiltere’ nin müttefiği İran, dün bu anlaşmadan memnuniyet duyan açıklamalar yaparken, ABD şu ana kadar anlaşma hakkında neden sessiz hiç düşündük mü?
Acaba küçük mavi boncukların birer yem olduğunu mu anladı katil ABD?
Anlaşmaya imza atanlardan Suud; “beni koruyamadın, artık sana güveniyorum” mu dedi bu anlaşma ile ABD’ ye?
İşte bu hal ve gidişat sonrasında, İslami bir feraset ve basiret perspektifinden bakarak soruyorum; “Mekke anlaşması en çok kimin işine yaradı? ABD’nin mi, İngiltere’nin mi?”
Ben diyorum ki iki kefereden en çok katil İngiltere’ nin işine yaradı.
“- Ya Bekir amca bi dakka bi dakka lütfen.. Müslümanların lehine ya da işine yarayan hiç mi bir şey yok?”
Ahh güzel kardeşim.. Bir şeyin Müslümanlar lehine mi aleyhine mi olduğuna ya da olacağına biz değil, Kur’an ve Kur’an’ın Rabbi karar versin..
Hudeybiye Anlaşmasının “Müslümanlar aleyhine” bir anlaşma olduğunu düşünen Hz. Ömer (ra) o kadar sinirlenmiş ve o kadar öfkelenmişti ki; koşa koşa Rasulullah’ ın (sas) yanına gitmiş ve efendimize demiştir ki:
“Sen Allah’ın hak ile gönderdiği Rasulü değil misin?”
Rasulullah dedi ki: “Elbette ki ben Allah’ın Rasulü’yüm.”
Ömer: “Bizler hak onlar da batıl üzere değiller mi?”
Rasulullah dedi ki: “Bunda hiç şüphe yok.”
Ömer: “Bizim ölülerimiz cennette onların da ölüleri cehennemde değil mi?”
Rasulullah dedi ki: “Evet.”
Ömer: “Bu hâlde dinimizi küçük düşürmeye neden meydan veriyoruz?”
Rasulullah onun bu sözüne karşılık dedi ki: [أَنَا عَبْدُ اللَّهِ وَرَسُولُهُ لَنْ أُخَالِفَ أَمْرَهُ] “Ben Allah’ın kulu ve Rasulü’yüm; asla O’na asi gelmem..” dedi (Siret-i İbn Hişam)
Rasulullah (sas) açıkça belirtmektedir ki; “Bu anlaşma Allah-u Teâlâ’nın müsaadesi ve onayı ile yapılmıştır..”
“- Tamam da Bekir amca şu anda, yapılan bu ‘Mekke Anlaşması’ nın ‘Doğru mu yanlış mı’ olduğunu bize bildirecek örnek ve ölçü Rasul Hz. Muhammed (sas) aramızda, hayatta değil…”
Ahh güzel kardeşim ahhhh.. Ah ki ahh.. Allah’ tan kork.. Kur’an ve Sünnet aramızda/elimizde değil mi? Kıyamet gününe kadar Rabbimiz, bizleri “Yılkı Atları gibi” başıboş mu bıraktı?
“- Vallahi çok çok doğru söylüyorsun, bir an için boş bulundum, lütfen hakkını helal et Bekir amcam..”
Helali hoş olsun, zafiyetimizi kollayan kör şeytana lanet olsun. Sadece kör şeytan değil, tüm Belamlara da lanet olsun.
“- Bekir amca iznin olursa sana son bir soru daha sorabilir miyim?”
Sor ey davetçi genç sor.. Bir değil istersen bin soru sor ki ben de bu vesile ile bir sevap kazanayım inşaAllah.
Sorum şu: “- Maden ki bu tür anlaşmalar sendeki kanaate göre fasit ve dünya Müslümanlarının aleyhinedir, o zaman gerçek doğru, köklü ve nihai çözüm nedir güzel amcam?”
Ne güzel bir soru. Rabbim ecrine nail eylesin yiğidim. Az ve öz cevabım şudur:
Ne zaman ki,
Müslümanların istek, azim ve gayreti, şanı yüce Allah’ın da buna mukabil yardımı sonrasında, İslam Akidesinin amir bir hükmü ve gereği olarak, Allah’ın kitabı ve Rasulünün Sünnetini topraklarımızda bir gün yeniden “Hâkim, hakem ve hükümran kılacak” bir İslam Devleti tekrar kurulur,
Tüm İslam dışı uygulamalara, emperyalist kâfirlerin bir pislik ve bir bataklık olan Demokratik Laik düzenlerine Allah’ın izni ve yardımıyla son verilir ise işte o gün, Allah ve Rasulünün razı olacağı yegâne “Doğru ve Köklü çözüme” ulaşılmış, İslam dışı tüm anlaşmalardan kurtulmuş oluruz yiğidim.
Şanı yüce Allah (cc), bizlere tekrar İslami bir Devlet kurma konusunda yardım etsin ve işlerimizi kolaylaştırsın.
“Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İslami Devlet’ te şehit olmayı nasip eyle..”
Ey güzel insanlar ve ey Davetçi gençler
Bir gün ecel/süre bitecek, ölüm gelecek ve ayrılacağız dostlar. Şu boş kubbede hoş bir sadâ bırakanlara selam olsun..
Bekir Yetginbal – 10 Ağustos 2026
Tags: