Peçe ve Sosyal Medyada Resim Paylaşan Bayanlara bir Nasihat

Peçe ve Sosyal Medyada Resim Paylaşan Bayanlara bir Nasihat

Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, Şanı yüce Allah’a sonsuz defa hamd olsun.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi en başta ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed’in, ehli Beytinin, güzide Ashabının, İslam ümmetinin ve sizlerin üzerine olsun.

Değerli Müslümanlar ve ey Davetçi gençler

Acı ama gerçektir ki; bu gün sosyal medyada nice tesettürlü genç kızımız, olgun anneleri ve davetçi bacılarımız, sanki bir MAHARETMİŞ gibi BOL BOL fotojenik resimlerini paylaşmakta.

Ben şahsen bu durumlara çok çok üzülüyor, kızıyor ve bunu kendime bir dert ediniyorum. Buna binaen de böyle bir yazı ile onlara bir kere daha hatırlatmada bulunmak istedim.

Bu konuya girmeden önce “özel bir hususa” daha parmak basmak istiyorum ki, bu yazı hepimiz için “çok daha faydalı” bir yazı haline gelsin inşaAllah.

Buluğ (ergenlik) yaşına girmiş bir kızımızın ya da bir bayanın, “peçeli ya da peçesiz” yüzünü örtmesi hakkında şahsi tercihim şudur

İslam’a göre “Kadın, korunması gereken bir namustur”. İslam’ı bize bir hayat nizamı olarak gönderen şanı yüce Allah (cc) kadın cinsinin fıtri yapısındaki özellikleri ve erkeklere göre farklılıkları nedeniyle, onların mutlaka korunmasını, muhafaza altına alınmasını ve istediği hassasiyetin gösterilmesini emretmiştir.

Bu korunma ya da muhafaza altına alma işinde, bir “kadına düşen” görevler vardır, bir de “koca, baba ya da abi olarak erkeğe düşen” görevler vardır.

İslam’ın değil, cahiliye düzeninin hâkim olduğu günümüz toplumunda kadınlarımız çok çok savunmasızdır. Adeta yeni doğan bir yavrunun kendini savunamayacak acziyetine benzer bir yalnızlığı söz konusudur.

Bu nedenle savunmasız kadınlarımız, kızlarımız şu vahşi cahiliye düzeninde çok kolay kurda kuşa yem olmakta, tecavüz ve katliamlara maalesef maruz kalmaktadırlar.

Evet yukarıda demiştim ki; “kadına düşen görevler vardır, erkeğe düşen görevler vardır..” Sokağa adım atacak olan ya da atan kadınlarımızın kızlarımızın ilk dikkat etmeleri gereken şeylerden biri de, “kılık kıyafetleri” yani tesettürleridir.

Arapça’da sözlük anlamı itibariyle “setr” örtmek demektir. “Tesettür” ise, örtünmek, gizlenmek, bir şeyin içinde yahut arkasında gizlenmek anlamlarına gelir.

Istılahi anlamı itibariyle Tesettür, erkek veya kadının Şer’an örtülmesi gereken yerlerini örtmesi demektir. Bir kimsenin “örtmesi gereken ve başkasının ona bakması haram olan” yerlerine “avret yeri” denir.

Bir erkek veya kadının, bir başkasının yanında avret yerlerini örtmesi onlara farz kılınmıştır. Bu yerlerin nereler olduğu belirleyen ve çerçevesini çizen ise Rabbimizdir.

Madem ki tesettürü emreden ve çerçevesini çizen Allah-u Teala’dır, demek ki tesettürün bir “Uhrevi / Ahiret boyutu” bir de “Dünyevi boyutu” vardır.

Her bir Müslümanın asıl amacı Rabbinin rızasını elde edip, ahireti kazanabilmektir. “Dünya, ahiretin tarlasıdır” diyen Hz. Muhammed’in (sas) ümmeti, kadınıyla erkeğiyle bu dünya tarlasında Allah-u Teala’nın razı olacağı tohumları / amelleri ekmek suretiyle, ahirette hasadını umut ederler.

İşte “tesettüre gösterilen hassasiyetin” temeli buna dayanmaktadır. Sırf Allah rızası için tesettüre riayet edenler, inşaAllah hem bu dünyada hem de ahirette mutlaka karşılığını görecekler.

Kadınlarımızın ya da kızlarımızın uyması gereken tesettürün ana çerçevesinde, bütün İslam âlimleri hem fikir iken, ufak bir “detay hakkında” farklı düşünen ve farklı davranan âlimlerimiz ve Müslümanlar da vardır.

Evet, “ana çerçeve” kadınlarımızın ya da kızlarımızın, saçının bir tek telini ve vücudunun bir tek tenini göstermeden, ellerini bileklerinden itibaren kapatması, sadece yüzünün görünecek kadar açılıp diğer tarafların tamamen kapanması, dış kıyafetinin tepeden topuğa kadar olması, vücudunu asla sarmayıp bol olması, kesinlikle içini gösterecek şekilde şeffaf olmamasıdır.

Ufak bir detay dediğimiz husus ise, bazı âlimlerimiz, “Kadınlar ya da kızlar için, yüzünü bir peçe vb. şeyle örtmek de tesettüre dâhildir”görüşüdür.

Ben şahsen Hac vesilesiyle bulunduğum Mekke ve Medine’de çoğu kadınların, genç kızların peçeli olduğunu gördüm. Afganistan’daki bacılarımızın “Burka” denilen peçe benzeri kıyafetlerine hepimiz TV’lerden şahit olduk.

Aynı şekilde İstanbul’da komşumuz olan birçok Çeçen ve Orta Asya’ lı Müslüman ailelerin hanımları ve kızları hep peçe takmakta.

Buhari hadis kitabında geçen şu olay gibi:

Fadl ibni Abbas; “güzel saçlı, ak benizli, yakışıklı” bir gençti. Yine Rasulullah’ın devesinin terkisinde yaptığı bir yolculukta genç bir delikanlı olarak başından şöyle bir hadise geçti.

“Resül-i Ekrem ile Müzdelife’den Mina’ya dönerken Yemen’li Has’am kabilesinden “genç ve güzel bir kadın” bir mesele sormak için Efendimize yaklaştı. Fadl da pür dikkat o kadına bakmaya başladı.

Durumu fark eden Resül-i Ekrem Efendimiz elini Fadl’ın yüzüne tuttu. Fadl ise, hemen yüzünü öbür tarafa çevirerek yine bakmaya başladı.

Bu sefer Efendimiz elini öbür tarafa çevirip, Fadl’ın yüzünü tekrar kapadı. Fadl ise yüzünü öbür tarafa çevirerek baktı durdu.” (Buhari, Hac 1, Cihad 154, 162, 192, Edeb 68; Müslim, Hac 407, Fedailü’s-sahabe 135, 137)

İşte insanın bir zaafı da bu kardeşlerim. Böylesi bir tavır, erkek için geçerli olduğu kadar, kadın/genç kız vs. için de geçerlidir.

Yeri gelmişken şu ayete de dikkatinizi çekmek istiyorum:

Kadın ona sahip olmayı kesinlikle kafaya koymuştu ve zihni hep onunla meşguldü. Eğer Rabbinin (bir burhanını) kesin bir delilini görmeseydi Yusuf da onu arzulamıştı. Ancak biz, kötülüğü ve her türlü hayâsızlığı Yusuf’tan uzak tutalım diye ona delilimizi gösterip kalbine sebât verdik. Çünkü o, bütün gönlüyle Allah’a bağlanmış samimi ve tertemiz kullarımızdan biriydi.” (Yusuf suresi 24)

Düşünebiliyor musunuz bir Peygamber (as) de “Onu arzulamıştı..” Hz. Yusuf (as)’ın ona (bu kadına) meyletmesi, insanın fıtratında var olan tabii bir duygunun -iradesi dışında- harekete geçmesi anlamındadır.

Hz. Yusuf’un kadınlara karşı bu “fıtrî meyli”; gayrı meşru bir iş olduğu kadar gayrı ihtiyarî olan bir meyildir de, ama o kendi ihtiyariyle, özgür iradesiyle bunu frenlemiştir.

Yani Hz. Yusuf (as), gördüğü bir burhanla yani delil ile en doğru yolu izlemiştir.

Peki, o burhan / delil ne idi? Bu konudaki farklı görüşleri idrak etmek için Kur’an tefsirlerine bakmanızı tavsiye ederim güzel insanlar.

Son olarak şu hususa da değinmek istiyorum.

Özellikle Metropol şehirlerimizde kullanılan, Metro, Tramvay, Otobüs, Metrobüs ya da Vapurlarda, oturma grupları malumunuz insanların birbirlerinin yüzlerine bakacak şekilde tasarlamış ve imal edilmiş.

Hatta bazılarının arası birbirine o kadar yakın ki, kadın erkek, ellerinde olmadan diz dize, göz göze gelmekte.

Üstüne üstlük yanında “bir erkek yani eşi, babası, abisi vs. bulunmayan” bir bayanı, karşısında oturan edepsiz hayasız erkekler adeta gözleriyle süzüyorlar..

İslam’a hiçte uygun olmayan böylesi bir yolculuğa bizleri mahkûm edenler, Laik, Demokrat, eşitlikçi kuş beyinli idarecilerdir.

Dolayısıyla “bir küfür düzeni ve bir cahiliye toplumu” içinde yaşıyoruz.

İslam’ın hâkim hakem ve hükümran olmadığı yani İslami bir Devletin bulunmadığı yer; şeytan ve insandan dostlarının yani şeytanice düşünen davranan insanların cirit attığı yer demektir.

Böylesi bir yerde ister erkek isterse kadın kendilerini korumak için ellerinden ne geliyorsa yapmalıdırlar.

Çünkü hacısı, hocası, sakallısı da dâhil olmak üzere sözde nice Müslüman erkekler bile bayanlara onları YİYECEKMİŞ GİBİ ısrarla bakıyor ve adeta gözleriyle taciz ediyorlar.

İşte bu zulme, bu tacize engel olabilmenin en pratik yolu yöntemi peçe takmaktır diye düşünüyorum. Peçe, böylesi bir ortamda adeta kadınlarımızı kızlarımızı koruyan bir kalkan olmaktadır.

Ben burada “Peçe takmak farz yada değil vs..” tartışmalarına girmiyorum ve diyorum ki bir bayan peçe takmakla asla günahkâr olmaz da..

Nice insanlar görüyoruz ki, nefislerine ve şeytana mağlup olup, karşısındaki farklı cinse hemen meyil ediyor ve İslam’a zıt hal ve hareketler içine girebiliyorlar.

Empati yapıyor ve kendimi “bu vahşi toplumda yaşayan bir bayan” yerine koyarak nefsime diyorum ki; “Sakın ha sokağa, dışarıya çıkarken peçesiz çıkma…”

Rabbim peçe takan tüm bacılarımızdan razı olsun. Onları taciz eden gözleri de kör etsin. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi, tesettürüne hakkıyla riayet eden kardeşlerimizin üzerine olsun.

Değerli Müslümanlar ve ey Davetçi gençler

Sosyal medyada “bayanların ve genç kızlarımızın bol bol resim paylaşması” konusuna da değinmeden önce 15 gün kadar önceki bir habere dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

HABER ŞU:

İzmir’de bir ilçeyi ayağa kaldıran olay:

Yapay zekâyla üretilen sahte fotoğraflar ve videolar yeni bir dijital şiddet türü haline geldi. Özellikle çocuklar ve gençler arasında hızla yayılan bu tehlikeli eğilim, kişilerin fotoğraflarının izinsiz şekilde alınıp yapay zekâ araçlarıyla (çırılçıplak) müstehcen içeriklere dönüştürülmesiyle kendini gösteriyor.

İzmir’in Buca ilçesindeki Sultan Alparslan Anadolu Lisesi’nde bir erkek öğrenci, okulundaki tüm öğretmenlerin ve öğrencilerin fotoğraflarını yapay zekâyla müstehcen (çırılçıplak) hale getirdi.

Görsellerin ortaya çıkması okulda büyük tepkiye yol açarken öğrenci, ilk gün diğer erkek öğrenciler tarafından şiddete uğradı. (Kaynak: Tüm TV haberleri – 22 Ekim 2025)

Haberi okudunuz kardeşlerim ve bacılarım

Bu haberin benzer bir gerçeğine ben bizzat “gözlerimle” şahit oldum. “İlkokul 4. Sınıf öğrencisi” bir çocuk, 50 yıl önce vefat eden insanların “siyah-beyaz resimlerini” aldı, renkli video yaptı ve oynattı..

Canlı yayında TV’ de izlediğim İlahiyatçı Prof. Dr. Mustafa KARATAŞ hoca dedi ki:

“İnternette benimle hiç yapılmayan bir röportaj ve reklam videosu dolaşıyor. Hem görüntü hem de ses bana ait AMA O KİŞİ BEN DEĞİLİM. Sakın buna inanmayın kardeşim..”

Yani internette herkesin kolayca ulaşabileceği bazı programları, cep telefonuna indirip, bir iki tıklama ile neler yapılıyor neler? Basit bir örnek vereyim:

Artık evlerde tansiyon ölçme aletine gerek yok. Cep telefonu ekranına parmağınla dokun, sana büyük küçük tansiyonunu anında söylüyor. Nasıl mı? Cep telefonundaki o programla..

Daha bunun gibi yüzlerce program var ve çocuklarda bunları “hemen öğrenmeye” çok çok yaktın ve meraklılar..

Günümüzün yaşayan âlimlerinden ve benimde ailece görüştüğüm davetçi müfessir Esad MANSUR hocam, (Rabbim ona hayırlı ömürler versin) sosyal medyada “bir bayanın resim paylaşması” hakkında dedi ki:

“Bazı kişilerin bu resimleri kötü şekilde kullanma ŞÜPHESİ VARSA paylaşmamaları daha efdaldir. Paylaşmalarında imani, fikri ve siyasi meseleler üzerinde durup, İslam’a hizmet edecek bir şey yapmaları daha sevaptır..”  

Esad MANSUR hocam; “ŞÜPHESİ VARSA..” dediği şey, takdir edersiniz ki (İzmir’ deki son öğrenci çılgınlığı ile) şüphe olmaktan çıkmış, “yüzde yüz istismar edilen bir icraat” haline gelmiştir.

Ey anne ve babalar, ey aile reisi erkekler, ey abiler

Yukarıdaki yazımda, Bekir abiniz ve bir amcanız olarak ben ne demiştim bir kere daha hatırlayalım:

Ben burada “Peçe takmak farz yada değil vs..” tartışmalarına girmiyorum ve diyorum ki bir bayan peçe takmakla asla günahkâr olmaz da..

Nice insanlar görüyoruz ki, nefislerine ve şeytana mağlup olup, karşısındaki farklı cinse hemen meyil ediyor ve İslam’a zıt hal ve hareketler içine girebiliyorlar.

Empati yapıyor ve kendimi “bu vahşi toplumda yaşayan bir bayan” yerine koyarak nefsime diyorum ki; “Sakın ha sokağa, dışarıya çıkarken peçesiz çıkma…”

Bu kanaatin sahibi bir kardeşiniz ya da büyüğünüz olarak diyorum ki;

Lütfen Allah rızası için erkek ya da kız çocuklarınızın, bacılarınızın, hanımınızın, sosyal medyada resmin en başta SİZ PAYLAŞMAYIN ve onların da PAYLAŞMASINA izin vermeyin.

Aynı Esad MANSUR hocamın, bırakın “eşi ya da kızlarının resmini paylaşmak”, kendi resminin bile paylaşılmasına ASLA izin vermediği gibi.. Rabbim ondan razı olsun.

Ahh Müslümanlar ahhh

İslam Devleti’ nin yıkılması sonrasında, onlarca yıldır üzerinize tatbik edilen “küfür anayasa ve kanunları”; sizleri en başta İSLAM AKİDESİNDEN, İslami fikir ve mefhumlardan, İslami yaşantıdan, kılık ve kıyafetten, İslami nefsiyetten öyle uzaklaştırdı ki, neredeyse tamamınız; fikirde, zikirde ve yaşantıda birer “papağan gibi” oldunuz.

Ne güzel söylemiş adı güzel kendi güzel (sas) efendimiz:

“Muhakkak ki sizler, sizden önceki ümmetlerin yoluna tıpa tıp (adım adım, karış karış), aynen uyacaksınız. Hatta onlar bir keler/kertenkele deliğine girmiş olsalar, oraya siz de gireceksiniz. Biz de dedik ki: Ya Rasulallah, bunlar Yahudiler ve Hristiyanlar mıdır? Rasulullah (sas) de şöyle buyurmuştur: Ya kim olacak? (Tabi ki onlara uyacaksınız)” (Muttefekun Aleyh – Sahihi Müslüm 2669)

Umarım ve dua ederim ki bu hadis ve bu nasihatler; “düşünce ve amellerinizde” yeni bir KIRILMAYA ve yepyeni bir BAŞLANGIÇ yapmaya vesile olur inşaAllah kardeşlerim.

Elbette ki yegâne doğru ve köklü çözüm; yeryüzünde tekrar Allah’ın kitabı ve Rasulünün sünnetini, hâkim, hakem ve hükümran kılacak İSLAMİ BİR DEVLET’ in hemen kurulmasıdır.

Ama o gün gelinceye kadar aynı “namaz kılmak” farziyetinizin devam ettiği gibi; “tesettür, iffet ve namusların korunması” farzları da kıyamete kadar devam edecektir.

Müslüman davetçiler olarak, erkeğiyle kadınıyla her bir nefsin, bu farzların gereğini HARFİYEN yerine getirmesi “Olmazsa olmazımız” dır. Bunlara tabi olanlara ne mutlu..

“Ey Rabbim, bu makalemi okuyan, bu nasihatlerimi DİKKATE ALAN, anlayan, benimseyen ve paylaşan tüm Müslümanlara, son nefeslerine kadar şahit, son nefeslerinde de o müjdelenen İSLAMİ DEVLET’ te şehit olmayı nasip eyle..”

Sevgi, saygı ve muhabbetlerimle

Bekir Yetginbal – 08 Kasım 2025


Tags:

 
 
 

Bir cevap yazın