TV Dizilerinin Toplumumuza Getirdiği Vahşi Yıkım

TV Dizilerinin Toplumumuza Getirdiği Vahşi Yıkım

İnsanoğlunun bulduğu en güzel icatlardan biri de Televizyon dur. Bu nedenle diyorum ki aslında Televizyon çok çok güzel bir kitle iletişim aracıdır.

Bir örnek vermek istiyorum. Belki görmüşsünüzdür birçok TV kanalında bizi duygulandıran bir haber vardı. Zonguldak'ta bindikleri otobüsün “koltukları kirlenmesin” diye ayakta yolculuk eden madenciler haberi.

Benzer bir tablo daha önce Soma'daki büyük maden faciası sırasında yaşanmış, göçükten kurtulan bir madenci ambulanstaki “sedye 'kirlenmesin' diye 'çizmelerimi çıkartayım mı?” diye sormuştu.

Ben bu kardeşlerimizi alınlarından öpüyorum. Demek ki istenilirse güzel şeyler de yayınlana biliyor TV’ler yoluyla.

Ama gel gör ki bu güzel ARAÇ, bu gün sömürgeciler ve yerli iş birlikçileri tarafından İslam dışı tüm AMAÇ’ lar için kullanılmaktadır.

Diyanet TV dâhil tüm kanallar İslam’ın hakikatini ortaya koymak şöyle dursun, Müslümanları fikren ve fiilen tahrip etmek ve Allah yolundan uzaklaştırmak için ne gerekiyorsa yapmakta.

Adeta evimizdeki düşmanımız bir eşya oldu Televizyon.

Adeta adına “Necaset Kanalları” diyebileceğimiz çoğu kanallar, Haber saatlerinde, Reklamlarında, Yerli dizilerinde “zihniyet ve nefsiyetimizde telafisi mümkün olmayan ağır yaralar” açmakta.

İslam dışı kullanıcı ve yöneticilerin elinde Televizyon adeta insanlığı yok eden bir “seri katil” konumundadır.

Bu gün için TV ler kadın cinayetlerinin ana sponsoru olarak görev yapmakta maalesef.. Bu nedenle, şu cahiliye düzeninde, TV’nin “evimizde olmaması, olmasından daha hayırlıdır.” diyorum.

Özellikle de yeni evlenecek olan ya da evlenen gençlere bir abileri olarak SAKIN HA EVLİLİĞİNİZİN İLK YILLARINDA evinize Televizyon sokmayın diyorum.

Bir gün gelecek inşaAllah İSLAM DEVLETİ yani HİLAFET kurulacak, İslam siyasi, iktisadi, sosyal vs. tüm hayatımızda yeniden hâkim ve hükümran olacak.   

İşte o gün çok mükemmel bir kitle iletişim aracı olan Televizyonlar, adeta birer OKUL'a dönüştürülecek, Allah’ın Kitabı ve Rasulünün Sünnetine uygun yayınlar yapılacak ve toplumumuz bu güzel araçla, Allah’ın razı olacağı amaçlara yönlendirilecektir..

Şanı yüce Allah (cc) bize de o günleri göstersin. Amin

İşte ailevi hayatımızda ve toplumsal yaşantımızda bu denli etki bir iletişim aracı olan TV kanalları belki dikkatinizi çekmiştir son yıllarda “Yerli Dizi” adı altında yoğun bir kültürel bombardımana başladılar.

Bu bombardımanlar öyle yıkıcı bir etkiye sahip ki bunlar hakkında ciltler dolusu kitap yazılsa azdır.

Bu zararları görmeyen göz, duymayan kulak kalmadı. İşte bunu gören, görmezden gelemeyen adeta duygu ve düşüncelerimize tercüman olan bir makale okudum.

Yazarı Serdar Demirel kardeşimiz gerçekten çok çok isabetli noktalara parmak basmış. Rabbim kendisinden razı olsun.

Okuyucularımıza da faydası olsun diye aşağıda web sitemize alıntı yaptık. Umulur ki, bu makale bazı gözlerin açılmasına, bazı kulakların duymasına ve bazı insanların akledip tekrar İslam’a dönmesine vesile olur inşallah.

Kardeşiniz Bekir Yetginbal

**

Dizilerin Getirdiği Yıkım

Yazan Serdar Demirel

Televizyon dizilerinin Müslüman birey ve toplum üzerinde yaptığı yıkım vahamet derecesindedir.

Önce buna dair bazı tespitler sunalım:

1- Kaç yaşında olursan ol eğer bir sevgilin yoksa eziksin demektir. Burada bize mutlaka bir kızla ve erkekle arkadaşlık yapmamız gerektiği bilinçaltımıza yerleştirildi.

2- Önemli olan tek şey aşktır. Aşk için evlilik, namus ve anne-baba feda edilebilir. Hayatın tamamını bir kız ve erkeğin ilişkisinde odakladı.

3- Başkalarını aşağılamak ve küçük düşürmek seni popüler ve gözde yapar. Popülerliğin yollarından birinin bu olduğu algısı maalesef topluma yerleşti.

4- Yalan söylemek ve hırsızlık sana göre iyi bir amaç için yapılıyorsa çok masum hatta çok da şirin şeylerdir. İslâm’ın yanlış gördüğü kavramların zıddı geliştirildi ve aykırı olarak gördüklerimiz artık normal gelmeye başladı.

5- Fakir insanlar asla mutlu olamazlar. Mutlu olmanın tek yolu zengin veya ünlü olmaktır. Böylece mutlu olmanın yollarından birinin doğru ve helalinden az ya da çok kazanmak olduğu unutturuldu.

6- Anne ve baban birbirine ilk günkü gibi aşık değilse boşanıp başkalarıyla evlenmeliler ve sen de onları desteklemelisin. Bir ömür boyu iyi günde kötü günde birlikte olma vefakârlığı zayıflatıldı.

7- Nikâh olmadan beraber olmakta hiç bir sorun yoktur. Büyüdüğünde sen de istediğin kız veya oğlanla istediğin şekilde beraber olabilirsin. İslâm’da mahremin eline dokunmanın ateşe dokunmak olduğu algısı yok edildi, artık sevgilisi ile nikâh dışı yaşamayan eleştirilir oldu!

8- Birinin değerli ve beğenilen olması için güzel/yakışıklı ve zengin olması gerekir. Yoksa değerli değildir. Her şeyi görüntüde ve maddiyatta arar olduk. Bunlar yoksa kendimizi eksik hissetmeye başladık.

9- Güzel olmak demek 34 beden zayıflığında ve mini etek giymek demektir. Yakışıklı olmak demek ise kaslı olmak ve bunları her fırsatta göstermek demektir.

10- Ahlâkının güzel olmasının hiç bir önemi yok. Çünkü insanlar seni kullanır ve enayinin teki olarak kabul edilirsin. Hırslı ve zeki olmalı, zekânı başkalarının kuyusunu kazmak için kullanmalısın.

11- Tek ve gerçek mutluluk bu dünyadaki lüks yaşamla kazanılır.

Yukarıda zikredilen bu tespitler bir arkadaşımın hocası Mustafa Memiş’e aittir.

Elbette dizilerin yol açtığı toplumun ahlâkını, helal ve haram ölçülerini, örfünü dumura uğratan başka mülahazaları da eklemek mümkündür.

İslâmî camiaya ait kabul edilen yahut kimi muhafazakâr patronlara ait TV kanalları da bu dejenere edici misyondan müstağni değildir.

Birçok muhafazakâr kanal siyasi içerikli yayınlarında dik durmasına rağmen ayartıcı dizi ve filmleri yayımlamakta maalesef bir beis görmemekteler.

Oysa siyasi olarak savunduklarını bu dizilerin muhtevası hiçleştirmektedir. Toplumun çoğunluğunun da dizi müptelası olduğu düşünülürse yayın politikasının tutarsızlığı ortaya çıkar.

Muhafazakâr TV kanalları zaman zaman diğer TV kanallarına göre daha tahripkâr roller de üstlenebiliyor.

Çünkü dindar kesim bu televizyon kanalları bizim diye ailelerine rahatlıkla seyrettirirken diğerlerine kısmen seçici davranmaktadırlar..

“Sinema ve Sünnet” üzerine makale yazmış ve İslâmî bir sinemanın kurulması gerektiğini sebepleriyle izah etmiş birisi olarak kök değerlere bağlı ürünlere değil; ibahiyeci, bencil ve şuh hayatları özendiren, insanlarımızı ruhen değerlerinden koparan ürünlere isyan ediyorum.

Ülkeyi bir hârici düşman işgal etseydi bu dizilerin yaptığı yıkım kadar zarar veremezdi.

Müslümanlar kendi hassasiyetleri perspektifinden bu işe el atmak zorundalar.

Aksi takdirde diğerlerinin yaptığı ve yukarıda sonuçları kısmen zikredilen dizilere teslim olmak durumunda kalacaklardır.

Zira televizyonu protesto edelim demenin bir zemini kalmamıştır. / 18.10.2015

(Kaynak Yeni Akit Gazetesi)

ÖNEMLİ NOT: Bu konu ile alakası nedeniyle şu Linkteki makaleyi de MUTLAKA okumanızı tavsiye ederim (Bekir Yetginbal kardeşiniz)

http://bekiryetginbal.com/bu-dizi-rezil-etti-bizi-muhtesem-yuzyil/


Tags:

 
 
 

Bir Cevap Yazın