Seçimler, Referandum ve Siyasi Check Up Hakkında Sosyal Bir Analiz

Seçimler, Referandum ve Siyasi Check Up Hakkında Sosyal Bir Analiz

Türkiye özelinde Müslüman halkın çoğunluğu, “Milletvekili ve Mahalli idareler seçimlerini” ya da zaman zaman başvurulan “Referandum / Halk oylamalarını” çok büyük bir heyecan ve coşku içinde izler.

Bu durum aslında şu toplumun, tam idrak etmese de kapitalizmin akidesini yani “Laikliği” ve hayat sistemi olan “Demokrasiyi” ne denli benimsediğinin de bir işareti, bir alametedir.

ABD de hata birçok Avrupa ülkesinde bile olmayan %85 seçimlere / oylamalara katılım oranı da bunun bir ispatı değil midir?

Her biri adına “Demokratik Parti” dedikleri büyük küçük tüm partiler her seçim akşamında adeta “Hasat sonucunu” bekler gibi sonuçları beklemeye başlarlar. Hatta bazıları bu sonuçları “Hayat – Memat” yani “Ölüm – Kalım” meselesi olarak ele alır..

Yüksek Seçim Kurulu kesin resmi sonuçları ilan ettikten sonra, bu sonuçlarla kimileri bayram ederken, kimileri de adeta kahrolur..

İslami zihniyete sahip her bir siyasi düşünür ya da davetçi, diğer insanların bu konuyu ele alış biçimlerinden çok farklı bir ele alışla bu vakıayı ele almak ve İslami bir perspektiften düşünüp değerlendirip, Allah’ın razı olacağı bir fikri ve siyasi bir analiz yapmak zorundadır.

Çünkü “Ya hayır konuş Ya da sus” diye gelen ilahi bir emrin muhatabıdır o.

Dolayısıyla herhangi bir seçim ya da referandum konusunu insanlarla konuşulurken muhakkak “Hakikatler” bir bir ortaya konulmalı ve doğru olanı bulabilmesi için insanımız akletmeye sevk edilmelidir.

Muhakkak ki her “Milletvekili ve Mahalli idareler seçimlerinde” ya da “Referandum / Halk oylamalarında” mevcut kurulu Kapitalist düzenin perde arkasındaki asıl yöneticileri– ki birileri buna Derin Devlet diyor- her türlü oylamada da bir takım siyasi ve sosyal hedeflerin peşindedirler.

Peki, nedir, nelerdir bu hedefler kısım kısım inceleyelim.

Milletvekili ve Mahalli idareler seçimlerinde gözetilen ve belirlenen hedeflerden bazıları şunlardır:       

Seçime katılan siyasi parti sayısı                                                         

Kadın erkek seçmen miktarı ve oranları

Seçilen kadın ve erkek vekil aday sayısı

Halkın seçime ilgisi ve seçime katılma oranı

Geçerli ve geçersiz oy ve katılmayan sayısı

Yaşlara göre kadın erkek oy dağılımı

Tahsil durumuna göre oy dağılımı

Gelir durumun göre oy dağılımı

Etnik ve dini yapılara göre oy dağılımı

Coğrafi bölgelere göre oy dağılımı

İllere göre partilerin aldıkları oy dağılımı

Hangi parti hangi demografik yapıdan oy aldığı

İllere göre milletvekili, belediye başkanı sayısı ve dağılımı

Büyük kentler ile kırsal kesim arasındaki farklar ve yönelişler

Yukarıda bir kaç madde halinde ifade ettiğimiz şeylerin haricinde, daha belirlenen onlarca veri vardır. Özellikle bir önceki yerel seçimlerden bu son seçime, toplumda neler oldubitti, insanların meyli hangi yöne, hangi fikirlere, hangi oluşumlara akmaya başladığı gözlemlenir.

Özellikle hiçbir partiye oy vermeyen hatta ‘sandık başına dahi gitmeyen’ insanlar acaba hangi “Saikle” oy vermedi ya da sandık başına gitmedi vs. gibi konular detaylıca araştırılır.

Hastasını muayene eden doktorun yaptığı teşhise yönelik her bir şey gibi, kapitalist sistemin toplum mühendisleri de elde ettikleri tüm verileri bir araya getirir ve şimdiden bir sonraki seçime kadar olmasını istedikleri şeylerin değerlendirme ve planlama toplantılarına sıcağı sıcağına başlarlar.

Toplum siyasilerin istedikleri istikamette seyrediyor mu seyretmiyor mu, bir önceki seçimde çizdikleri “Ana Hatta”, rotaya riayet ediyor mu ya da ne oranda riayet edip etmedikleri incelenir.

Sonunda tafsilatlı raporlar kaleme alınır ve toplumu yönetmede son söz sahibi olanların yani özellikle de “Derin Devlet beyin takımı” nın önüne konulur.

Çünkü başta ABD olmak üzere hemen hemen tüm kapitalist devletlerin görünürdeki iktidarında her ne kadar Başkan, Cumhurbaşkanı, Başbakan varsa da onlar nihayetinde işin infaz memurlarıdır. Son sözü ve kararı veren “Derin Devlet beyin takımı” dır.

İşte kapitalist sistem, hükmettiği toplumda sosyal olarak olup bitenleri gözlemleme, tedbir alma ve yönlendirme, kendi siyasi amacı ve bekası ekseninde şekillendirme adına, 4 ya da 5 yılda bir “Genel ve Yerel seçimler” yapmakta ve yaptırmaktadır.

Milletvekili seçimleri ve Mahalli İdareler seçimi sonrasında yukarıda ifade ettiğimiz sonuçlara ilaveten “toplumun ta hücrelerine” adeta nüfuz edilmeye çalışılarak şehirlerinden köylerine kadar lokal inceleme, irdeleme ve keşifler yapılmaya da çalışılır, bir sonraki 4 -5 yılın projeksiyonunu oluştura bilmenin bir çok “Sosyal Veri” leri elde edilmiş olur.

Her iki seçimi, “Sosyal analiz yönünden önem derecesi” ne göre değerlendirmek gerekirse, diyebiliriz ki, Mahalli İdareler seçimi, Milletvekili seçimlerinden çok daha fazla öneme sahiptir.

Çünkü Yerel seçim, toplumu çok daha derinine sosyal irdele hadisesidir. Adeta “Sosyal Gen’lere” bir nüfuz ediştir.

Referandumlarda gözetilen ve gerçekleştirilmeye çalışılan bazı hedefler ise şunlardır:

1923 yılından bu güne çeşitli defalar yapılan Referandum isimli Halk oylamalarına da Türkiye halkı yine kendisini yönetenlerce alıştırılmış, halk adeta gözü kapalı ve koşarcasına Referandumlara katılır olmuştur.

Ne Avrupa halkları, ne Amerikalılar ne de diğer Müslüman halklar, bu halk kadar “Seçimkolik” olmamıştır. Bu durum aslında bizim için çok çok üzücü ve düşündürücü bir durumdur.

Bir insan yaptığı ya da yapacağı herhangi bir işin özünü anlamadan ya da anlatılanları hiç dinlemeden, adeta içinde su bulunmayan derin havuza “Balıklama” atlarcasına seçim sandığına koşar mı?

Referandumlarda sadece iki cevap şıkkı bulunan bir soru soruluyor hakla.. Ve deniliyor ki “EVET mi diyorsun HAYIR mı?”

Maalesef özellikle Müslümanlar (Türkiye’li Yahudi ve Hristiyanları vs. bir kenara bırakıyorum) daha işin özüne tam vakıf olmadan, siyasilerin ya da Derin Devlet temsilcilerinin yönlendirdiği istikamette EVET ya da HAYIR peşinde koşturuyorlar, zamanlarını ve paralarını harcıyorlar hatta son referandumda da gördük akrabalar bile bu iş için birbirlerini öldürüyorlar..

İşte bu bilinçsizliğin en son ve en güzel örneği 16 Nisan 2017 Pazar günü yapılan en son referandumdur.

İşin özü hepinizce de malumdur.

Devletin Anayasa ve Kanunlarına fazlaca dokunulmadan ya da Rejim değişikliği yapılmadan “Devleti yönetmede Parlamenter sistem kalsın mı? Ya da Cumhurbaşkanı aynı zamanda hükümetin de başı olsun mu olmasın mı?” sorusu soruldu, bir kısım Müslümanlar EVET dedi bir kısmı ise HAYIR dedi..

Bir Müslüman HAYIR demekle eski anayasa yani İslam’ı hiç hayata karıştırmayan LAİK ANAYASAYA DEVAM dedi.. Diğer Müslüman da EVET demekle eski anayasa yani İslam’ı hiç hayata karıştırmayan LAİK ANAYASAYA DEVAM dedi.. Allah için söyleyin arada en ufak bir fark var mı?

Yani Derin Devlet bir ortak payda da her ikisini buluşturmuştur. O da şudur; Allah-u Teala’nın asla razı olmadığı “Din ayrı Devlet ayrı” sistemine yani “Laik Demokratik sömürü ve zulüm düzenine devam..” ortak paydasında..

Hâlbuki Laiklik; devletin ve siyasetin faaliyetlerini Allah’ın dinine yani indirdiği hükümlere ve ölçülere dayandırmayı ‘kesinlikle yasaklayan’ bir rejimdir.

Başka bir deyim ile Allah’ın mülkünde Allah’ın hükmünü geçersiz saymak küstahlığıdır. İşte bu durum “azgınlığın” yani Kur’an’daki Arapça ifadesi ile “Tağutluğun” ta kendisidir.
Bu konuda bakın Rabbimiz yüce kitabı Kur’an da ne diyor:

“Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tâğut'u inkâr etmeleri / reddetmeleri kendilerine emrolunduğu halde, Tâğut ile yönetilmek istiyorlar. Hâlbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor.” (Nisa suresi 60 ayet meali)
İşte bu benzeri referandumlarla bilinçsiz Müslüman halkımız Allah’ın mülkünde Allah’ın dininin yani hayat nizamımızın hâkim olmasını adeta bilmeden REDDEDİYOR.

İslam’ın iki temel ana kaynağı olan, Allah’ın Kitabı ve Resulünün Sünneti esas alınarak bir değerlendirme yapıldığında, bu halden Rabbimizin bizden asla razı olmayacağı ayan beyandır. Rabbimiz diyor ki:

“Bu­gün sizin için dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve din olarak (bireysel ve toplumsal yaşantı nizamı olarak) sizlere İslâm'ı seçip (sadece) ondan hoşnut / razı oldum.” (Maide suresi 3 ayet meali)

Peki her hangi bir şeyden Allah(cc) razı olmaz ise ne olur? Dünyada ve Ahirette hüsran olur.. Bunalım ve zulümlerin bol olduğu bir dünya, elim azabın bol olduğu o korkunç cehennem..

Sonuç itibariyle Referandumlar, kendi çalıp kendi oynayan adam misali, Derin Devletin kendi çerçevesini çizip kendi istediği noktaya halkı yönlendirdiği bir komedi tiyatrosudur. Figüran olarak da yine halkın kullanıldığı bir oyundur. Ne hikmetse %85 lik katılım oranı ile halkta bu oyunu sevdi..

Çünkü İslam’ı anlamayan birileri tarafından sürekli istismar edilebilen fert ya da halklar aslında kendi nefsine zulmeden halklardır. Rabbim onlara da feraset ve basiret nasip etsin.

Evet, seçimlerle bir yerde ya iktidar değişmekte ya da mevcut iktidarlar adeta güven tazelemektedirler.

Ama küresel ve kuşatıcı bir bakışla, adeta çok yüksek bir yerden ovayı seyredercesine seçimlere siyasi bir bakışla baktığımızda, işin özünün sadece seçmek ve seçilmek olmadığını ya da işin mücerret bir iktidar mücadelesi olmadığını görüyoruz.

Peki, o halde nedir işin özü?

29.Ekim.1923 de yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin siyasi yapısını, Osmanlı İslam Devleti’nden ayıran ana kriter, bildiğiniz gibi “Laiklik” hususudur.

İslam şeriatını Dâhili ve Harici siyasetinde esas ittihaz eden Osmanlı’nın aksine yeni Laik rejim, İslam şeriatını toplumsal ilişkilerden uzaklaştırmakla kalmamış yeni yetişecek neslin bu laiklik anlayışına göre yetişmesi ve toplumunda bunu ta hücrelerine kadar özümsemesi için, Eğitim politikalarında ne yapması gerekiyorsa fazlasıyla yapmıştır.

İşte 1923 ten bu güne kadar geçen süreç; “Derin Devlet” için mevcut statükonun korunmasını, kendi bekası için adeta bir “Ölüm-Kalım meselesi” saymıştır.

Siyasi iradeler ise, Derin Devletin direktifleri doğrultusunda toplumu referandum ve seçimler yoluyla “Siyasi Check Up” a tabi tutmuş, kendi toplum mühendislerine birçok siyasi analizler yaptırmıştır.

Peki, nedir Siyasi Check Up?

Tıpta kişinin vücudu üzerinde yapılan “Genel Sağlık Taraması” na Check Up yapma/yaptırma denir.

Bu tarama ile Tomografi, EMAR, kan ve idrar tahlili, EKG denilen kalp grafiği çekimi, çeşitli Ultrasonlar vs.lerle birçok veriler toplanır ve ilgili doktorlarına arz edilir.

İşte bu işlemlerin toplamına Check Up denir.

Sonuç olarak ortaya çıkarılan “Check Up Raporu”, bu kişinin vücut sağlığının en son durumunu gözler önüne serer. Varsa bir problem, ilgili doktorların tavsiye edeceği ilaç tedavisi ya da cerrahi müdahale ile bu hastalık ya da problemler giderilir ya da giderilme süreci başlatılır.

İşte mevcut sistemin sahibi “Derin Devlet” ve onun “uygulama koruma memurları” olan siyasileri, ilkelerine inkılaplara bağlı ve sadık nesilleri, kendilerince “Sağlıklı Nesiller” saymış, onlarla geleceğe ümitle bakmış ve “Sağlam baş, sağlam vücutta olur” diyerek, kriterlerine uygun “sosyal ve siyasi vücut sağlığını” çok çok önemsemişlerdir.

Bu önemsemenin gereği olarak da, 4-5 yılda bir Genel Milletvekili ve Mahalli İdareler seçimleriyle ya da çeşitli Referandumlarla yukarıdaki maddeler halinde ifade etmeye çalışabileceğimiz siyasi tahlil, siyasi Tomografi, siyasi EMAR ve Ultrasonlarla, istenmeyen sosyal hastalıkları (!) tespite çalıştılar.

Adına “Toplum Mühendisi” dedikleri bu ekipler, sistemin beyin takımına, tespit ettikleri bu hastalık ve hastaları arz edip onlar için şifa yol ve yöntemleri bulmaya çalışmışlardır.

Nitekim bu cümleden olmak üzere 2020 – 2030 lu yıllara gidilirken, vücutta bir takım Sosyal ve Fikri hastalıkların çıkmaya başladığını dillendirir olmuşlardır.

Duygusal bir yönelim de olsa, bu toplumun kafasını İslam’a doğru çevirmesi ve ona tebessüm etmesi, birilerince “Hastalık” olarak tanımlanmıştır.

Hatta bazı hastalarda (!) gördükleri, “İslam akidesinin hayati önemini, bu akide ile ameller arasındaki organik alakayı Müslümanların görmeye başlamasını, amellerini adına Şer’i hüküm denilen Allah’ın emir ve yasakları ile sınırlandırma yani yapma istekleri vs. gibi” hastalık (!) tezahürler birilerini iyiden iyiye rahatsız etmeye başlamıştır.

Bunlar yetmiyormuş gibi “Demokratik ve Laik düzeni reddetme, hatta cahiliye düzeni sayma, bunun yerine İslami bir Devlet düzeni, Allah’ın indirdikleri ile hükmetme, Raşidi Hilafet Devleti’ ini yeniden inşa etme..” gibi bazı kronik ve çok çok tehlikeli siyasi hastalıklar(!) ve hastalarda(!) ortaya çıkmıştır.

İşte bu isabetli teşhis, sadece yerel yöneticilerin ya da Derin Devletin rahatsızlık duyduğu bir sosyal & siyasi bir teşhis değildir.  

Başta Avrupa Birliğindeki devletlerden ABD’ye, Rusya’sından Çin’e kadar tüm İslam dışı ve dahi düşmanı siyasi varlıklarında rahatsızlık duyduğu bir teşhistir.      

Gayet tabiidir ki, teşhisi koyanlar, ilacı da arayacak ve tedavi yöntemlerine tevessül edecekler.

Kapitalist sosyal bilimci ya da Toplum mühendisi olduğunu iddia edenlerin seçimler ya da referandumlar yoluyla insanlara söyledikleri ve vermeye çalıştıkları şeyler, aslında bir yönden de işin esasını oluşturmaktadır. Diyorlar ki;

  1- Ey insanlar, ey toplum; kapitalizm yegâne doğru ve güzel sistemdir.

  2- Sizin menfaattarınız bu kapitalist hayat sistemindedir.

  3- Bu sistemde “tek karar verici” sizsiniz. İstediğinizi seçer, istemediğinizi gönderirsiniz.

  4- Sizin dininiz yüce bir dindir ve biz ona çok saygılıyız. Din hayata karıştırılırsa her şey karışır.

  5- Din, kul ile Tanrı arasındaki ilişkidir. Toplumla hiç bir alakası yoktur.

  6- Uluslararası ilişkilerin esası da “Menfaattir” başka bir şey asla söz konusu değildir.

  7- Demokrasi, kapitalizm için hayati öneme haizdir ama sembolik bir Halife de neden olmasın.

  8- Amaç demokrasi değildir ama kapitalizmin de demokrasi denen bir araca ihtiyacı vardır.

Bunları daha da açmak yada çoğaltmak mümkün.. Ama asıl olan özü kavramış olmaktır.

Asla unutulmasın ki hiçbir seçim ya da Demokratik oylama, İslami gelişmelerin geldiği son noktayı değil, İslam’ın zaman zaman bir sermaye olarak nasıl kullanıldığının tezahürlerini bize bol bol göstermektedir.

Çünkü işin özü aynen durmakta yani kapitalist sistem tüm kurum ve kuralları ile yürürlüğünü devam ettirmekte ama tatbik edenler yani bu kapitalist emperyalist sistemi yönetenler zaman zaman ya da dönem dönem değişmekte ya da Derin Devlet tarafından değiştirilmektedir. Halkta sanıyor ki yöneticiyi ben kendi irademle değiştirdim (!).

İşin bir diğer boyutu ise, özellikle içinde yaşadığımız coğrafyadaki insanlar yani Türkiye’deki halk, Müslüman olmasına Müslümandır ama İslam’ı ne tam anlayabilmiş ne de tam özümsemiş insanlardır.

Bu coğrafyanın güzel insanları ve İslam’a olan samimi duygusal bağlılığı, haliyle onların fikri olarak değil duygusal olarak amel etmeleri sonucunu doğurmaktadır.

Bu durum, bariz bir şekilde Referandum da veya seçimlerde kendini göstermekte, neye, kime ve niçin oy verdiklerinin enine boyuna hesabını yapamamaktadırlar. 

Hâlbuki kapitalist sistem sahipleri, ortaya koydukları bu kirli seçim ya da referandum oyunları ile “bizi halk seçti, zorla gelmedik, halkın dediği olur vs” cafcaflı sözlerle kendilerine adeta bir “Meşruiyet Kazandırma” gayretindedirler. Tabi buna meşruiyet denilirse..

Şu kriter, kıyamet gününe kadar geçerli yegane kriterimizdir; ”İslam’a göre meşru olan şey, yegane meşru olan şeydir.. İslam’ın gayrı meşru dediği her bir şey de gayrı meşru şeydir..”

Körü körüne de olsa “Demokraside çare tükenmez” diyenler, yani kapitalist demokratik laik sistemin yegane çare olduğunu iddia edenler, ya İslam’ı hiç tanımamış ya da İslam’a düşman olan kimselerdir.. Yani ya gafildir ya da hain.. Üçüncü bir şık yok. Asıl “İslam’da çare tükenmez..”

Çare, İslam’ın yeniden hayata hakim ve hükümran olması, dahili ve harici siyasetlerin İslam’a göre icra edilmesindedir..

Bunun gerçekleşmesi ise, İslam hayatını yeniden başlatacak İslami sıfatlara sahip bir devleti inşa etmekle mümkündür. Aynen Raşidi Halifeler yani 4 büyük Halife döneminde olduğu gibi bir Hilafet Devleti’ ne sahip olmaktır.

Allah’a ve Resulü Muhammed Mustafa’ya (sas) iman, İslam inancının temelidir. Namazın, Orucun, Tesettürün bu temelle nasıl fiziki ve organik bir bağı varsa, adı Raşidi Hilafet olan İslam Devleti’ ninde yine bu temelle fiziki ve organik bağı vardır.

Evet, namaz, oruç, tesettür fazdır.. Raşidi Hilafet Devleti’ ni yeniden inşa etmek ise farz kere farzdır. Hatta bütün farzları içine alan, kuşatan en dıştaki çember misali bir farzdır.

İşte bu nedenle, Rabbimizin asla kendisinden razı olmadığı Demokratik ve Laik düzenler emperyalizmin birer sömürü araçlarıdır. Sakın ha onların düzenlediği göstermelik seçimler ya da referandumlar sizi aldatmasın.

Son söz olarak Rad ve Enfal surelerin şu ayetleri çerçevesinde sizleri düşünmeye davet ediyorum.

“Bir kavim nefislerindekini (İslam’la yer) değiştirmedikçe, Allah da o kavmin halini değiştirmez.” (Rad suresi 11.ayet meali)

“Ey iman edenler; sizi, size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman; Allah'a ve Resulüne icabet edin. Bilin ki; Allah şüphesiz kişi ile kalbi arasına girer. Ve muhakkak O'na dönüp toplanacaksınız.” (Enfal suresi 24. ayet meali)

Sonsuz hamd ancak o’nadır. O ne güzel Mevla, o ne güzel vekildir. 17.Nisan.2017

Kardeşiniz Bekir Yetginbal

ÖNEMLİ NOT: Sitemizde bulunan "Seçimlerde Oy Vermenin İslam'a Göre Şer'i Hükmü" başlıklı makaleyi de okumanız bu konuda size çok şey kazandıracaktır inşallah.   

 


Tags:

 
 
 

Bir Cevap Yazın