Rabbim Beni Doktorlardan Koru Diyen Bir Prof. Dr..

Rabbim Beni Doktorlardan Koru Diyen Bir Prof. Dr..

Türkiye’nin önde gelen beyin cerrahlarından Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, tıp camiasında hayli tartışılacak bir kitaba imza attı.

“RABBİM BENİ DOKTORLARDAN KORU” isimli kitabında Prof. Dr. Aydın, meslektaşlarının çok gereksiz yere Check up istediğini, Beyin ameliyat yaptığını ve İlaç yazdığını vurguluyor.

Hastanelerin, çağrı merkezleri vasıtasıyla rastgele insanları arayıp Check up yaptırmaya davet ettiğini belirten Prof. Dr. Aydın, şunları söyledi:

“Check up denilen uygulama rastgele yapılmaz. Oysa çağrı merkezlerinden beni bile arayıp ikna etmeye çalıştılar. Bir de şöyle bir uydurma var; 3 ayda, 6 ayda mutlaka Check up yaptırılmalı. Yav adamın durumu iyiyse, bir sıkıntısı yoksa neden yaptırsın?”

Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın’ın, “RABBİM BENİ DOKTORLARDAN KORU” isimli kitabının tanıtım bülteninde ise şu ifadeler yer alıyor:

“Maşallah ameliyathanelerimiz harıl harıl çalışıyor, Biz cerrahlar kan görmezsek çıldırıyoruz! Yirmi dört saat seri ameliyatlar yapmak, Performansımızı, Puanımızı artırmak, Fırsat buldukça da, bıçağımızı bisturimizi daha da keskinleştirmek için bileyleme ile meşgulüz.”

Polikliniklerdeki hekimlerimiz “Tedavi ettikleri” değil, “Baktıkları” insan sayısını arttırmak çabasında… Ha babam de babam, puanlarımız yükselsin gayretinde…

Lüzumlu lüzumsuz tahlil, Diyagnostik talep, girişim, Önü arkası, gerekli gereksiz ilaçlarla dolu reçeteler ile haşır neşiriz!

Her boynu ağrıyana boyun fıtığı teşhisi, Her boyun fıtığına Allah ne verdiyse, Diskektomi, Yapay disk, Vida, Plak, takabildiğin kadar tak! Her beli ağrıyana bel fıtığı teşhisi, Her bel fıtığına ameliyat, rod, plif, yok vertebrektomi, yok asansör protez…
Daha bilmem neler neler… Tak takabildiğin kadar..

Bir yanlış var, ama nerede? Kitaplarda mı? Vicdanlarda mı? Hocalarda mı? Kanunlarda mı? Yöneticilerden mi? Anlayan beri gelsin..

RABBİM BENİ DOKTORLARDAN KORU kitabı, hayatını mesleğine adamış bir hekim olan Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın’ın 40 yıllık Tıp serüveninin adeta kısa bir özeti aslında.

Hastasının kalbini dinlemeyi unutup sayfa sayfa tetkik tahlil yazan “Yeni tıp anlayışına” bir serzeniş, “Hastalığı sermayeye dönüştüren Tıp ekonomisine” bir eleştiri, Liseleştirilen Tıp fakültelerine karşı bir intizar var bu kitapta..”

Ben de Bekir Yetginbal olarak diyorum ki;

Adeta parmakla sayılabilecek bazı doktorlarımız müstesna, işin merkezinden bir kişi olarak Prof. Dr. Aydın beyin bu ifadeleri bir acı gerçeği ortaya koyuyor.

Hastane değil Ticaret haneye dönen Özel / Resmi sağlık kurumları niçin bu duruma düştü? Bu durum bir sonuçtur..

Peki “Sebep Sonuç” ekseninde bu sonuca nasıl gelindi?

Cevabı gayet basit. Bunu size şu örnekleme ile izah etmek isterim. Umulur ki bu örnek bazı gafillerin aklını başına getirir.

Yeni tanıştığı arkadaşıyla sohbet etmekte olan adam, arkadaşına demiş ki:

“- Bu günlerde çok belim ağrıyor..” Arkadaşı ona cevaben: “- Ondan dır” Demiş.

“- Gözlerim de artık iyi görmüyor.” Arkadaşı cevaben: “- O da Ondan dır” Demiş.

“- Kulaklarım bitmek üzere çok zor duyuyorum.” Cevap yine: “O da ondan dır”

“- Uyku denen bir şeyim kalmadı.” “- O da ondan dır” cevabını alınca dayanamamış sormuş;

“- Arkadaş, belim dedim, ondan dedin. Gözüm dedim ondan dedin. Kulaklarım dedim o da ondan dedin. Uyku dedim hepsi ondan dedin. Allah için söyle, Ondan, ondan dediğin O şey nedir?”

Arkadaşı cevaben; “- 80 yaşındasın değil mi? Hepsi de İhtiyarlıktandır.” Demiş.

Bu örnekte olduğu gibi, gelin şu içinde yaşadığımız topluma, Devlete bir bakalım.

Osmanlı İslam Devleti’nin tarih sahnesinden silinmesi, İslam Nizamı’nın da tarih sahnesinden silinmesini beraberinde getirdi.

Allah’ın ortaya koyduğu ve "Tatbikini farz kıldığı" tüm nizamlar, yani Osmanlı İslam Devleti tarafından tatbik edilen İktisadi nizam, İctimai nizam, Hükmetme nizamı vs. tüm nizamlar, temeline dinamit yerleştirilip havaya uçurulan bina gibi bir anda yerle bir edildi.

Ve malumunuz yerine Laik Demokratik rejimler yerleştirildi.

Sonuçta “Allah rızası ve Allah korkusunu hiç gözetmeyen bir toplum ve bir Devlet” olduk..

Dolayısıyla Tıp alanında da, toplum özellikle de Devlet olarak, Can damarımız ve hayat nizamımız olan İslam’dan “Bilerek yani kasten” uzaklaştırıldık.

En basit örneğiyle Doktorlarımız, İslam’ın “Yemin şekli”ni bırakıp adına “Hipokrat Yemini” denilen bir yemin şekliyle işe başladı ve baş başa bırakıldı.

Peki, nedir Hipokrat yemini? Nereden getirilip Müslümanlara dayatılmıştır? Size şu tadımlık bilgiyi vermek isterim.

Hipokrat (Hippocrates) M.Ö. 460 yılında Yunanistan'da dünyaya gelmiş ünlü hekimlerinden birisidir. Hastalarını, Gözlem ve Deneyleme yöntemiyle tedavi eden ve birçok buluşa imza atan bir Tıp bilim insanıdır.

Adına, “Hipokrat Yemini” denilen metin,  esasen bu bilim adamı Hipokrat tarafından kaleme alınmamıştır.

Bir öğrencisi tarafından 5. Yüz yılda yazılı hale getirilmiş ve yaklaşık 2 bin yıldır da Tıp eğitimini tamamlayan doktorların sembolik yemini olmuştur.

Orijinal Yemin metni şu cümlelerle başlamaktadır;

"Hekim Apollon Aesculapions, Hygia panacea ve bütün tanrı ve tanrıçalar adına… And içerim, Onları tanık ve şahit tutarım ki, bu andımı ve verdiğim sözü gücüm kuvvetim yettiği kadar yerine getireceğim…”

Günümüzde ise “Hipokrat” adından vaz geçilmemiş ama içerikte tadilatlar yapılarak yeni mezunlara bu yemin ettirile gelmiştir.

Osmanlı İslam Devleti zamanında toplumun “En çok güvendiği kişiler HEKİMLER ve HÂKİMLER iken, bu gün ne oldu da adeta en çok korkulan kişiler adeta HEKİMLER ve HÂKİMLER oldu?”

Niçin korkulan olmasın ki? Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın beyin kitabı adeta bunun bir kanıtı değil mi? Adamın kitabına verdiği ada bakar mısınız; “RABBİM BENİ DOKTORLARDAN KORU..”

Hepimizin de şahit olduğu yakın tarih yargılamaları, senelerce haksız yere hapis yatan sonra berat ettirilen, üstüne üstlük 1 milyon TL tazminat ödenen insanlar olmadı mı bu ülkede.. Onları yargılayan Hâkimler hapiste değil mi şu anda? Hangisi adil idi hangisi zalim?

Yukarıdaki ihtiyar adamın sözlerini tekrar hatırlayalım; Allah için söyle, Ondan, ondan dediğin O şey nedir?”

Sadece Hekimler ve Hâkimlere özgü olmayan tüm zulümlerin de “Sebep Sonuç” eksenindeki “Asıl Müsebbip”; İnsan aklının ürünü olan bu nizamlar ve bunları uygulayıcılarıdır. Yani O da ondandır..

Rabbim bize yeniden Hz. Ömer (ra) gibi Allah rızasını gözeten, Allah’tan korkan Adil yönetici ve Onu adil yapan İslam nizamı nasip etsin.

Adalet; zulmün zıttıdır. Zulüm; adalet olmadığında ortaya çıkar ve adaleti tesis etmeyenlere Rabbimiz “Zalim” demektedir Kur’an da..

İşte bunun delili olan ayet:

“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, işte onlar, Zalimlerin ta kendileridir.” (Maide, 45)

Devlet adil olursa, Hekimler de Hakimler de adil olur.. Arabanın ön tekeri nereye giderse, arka tekeri de oraya gider değil mi?

Sevgi ve muhabbetlerimle

Kardeşiniz Bekir Yetginbal

 


Tags:

 
 
 

Bir cevap yazın