Ölüm Anı ve Hemen Sonrasında İnsanlarla Aramızda Yaşananlar

Ölüm Anı ve Hemen Sonrasında İnsanlarla Aramızda Yaşananlar

Muhakkak ki, Allah’tan geldik ve ona geri döneceğiz.. Dönmekteyiz de değil mi?

Hepimizin bildiği bir ayette Rabbimiz mealen,

”Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince, ne bir an geri kalır ne de bir an ileri bırakılırlar.” buyurmakta. (Araf suresi 34)

İster 10 yıl yaşa, ister 110 yıl yaşa, ecelin bitmesiyle ölüm gerçekleşmektedir.

Yani “Ecel; ölümün yegâne sebebidir.” Ölümün tahakkuku için, ikinci bir sebep asla yoktur.

Peki, Ecel ve Sebep nedir?

ECEL; lügatta, “Belli bir zaman parçası ve bu parçanın sonu” olarak tanımlanmıştır. Yani, bir şey için belirlenmiş zaman dilimidir ecel.. İnsanın veya her hangi bir canlının eceli, kendisine tayin edilen ömürdür.

Kur’an-ı Kerim de Rabbimiz, ”Aranızda ölümü biz takdir ettik.”(Vakıa suresi 60) ve yine “Hâlbuki öldüren de dirilten de Allahu Teâla’dır.” (Ali İmran suresi 156)

Buyurmakta ve mahlûklarının “Yaşama süresi” ni yani Ecelini kendisinin takdir ettiğini ifade etmektedir.
“Ecelin gelmesi, dolması” ise, “Tayin edilmiş bulunan ömrün son bulması”, yani ölümdür.

İkinci kavram yani SEBEB konusuna gelince,

Yine lügatte Sebep; ”Bir şeyin tamamlanması, kesin olarak kendisine bağlı olan şeydir” olarak tanımlanmıştır.

Ölüm hadisesinde, Ölümün kendisinde meydana geldiği her hangi bir durum, vakıa ya da olay, “ölümün sebebi” asla değildir.

Örnek vermek gerekirse, bulaşıcı bir hastalık, uçak düşmesi, deprem, maden ocaklarındaki kazalar ya da trafik kazaları, savaşlar vs. “Ölüm Sebebi” diye ifade edilemez.

Bilakis bu durum, “Ölüm hallerinden her hangi bir hal” dir.

Çünkü ölümün sebebi, ancak ve ancak, “Ecelin artık sona ermesi yani Rabbimizin bize verdiği yaşam süremizin dolmuş olasıdır.”

Bu nedenle, ”Ölümüne sebep oldu..” yada “Ölüm sebebi kanser vs..” demek, İslam inancına tamamen zıttır.

Peki o halde “Ne diyelim, Ne şekilde bunu ifade edelim” derseniz, ”Ölümüne vesile oldu..” yada ”Ölüm nedeni, bahanesi..” demek gerek.

Halk arasında kullanılan “Ecel geldi cihane, Baş ağrısı bahane..” sözü adeta bunu özetlemekte.

Bizlerin eceli ne zaman dolacak, bunun zamanını ancak ve ancak takdir eden Rabbimiz biliyor.

İman ettik ki, misafiri bulunduğumuz şu fani dünyada, yaptığımız ve yapacağımız her bir amelden, velev ki zerre kadarda olsa, o müthiş hesap gününde hesaba çekileceğiz.

Salih ameller bir kefeye, Salih olmayanlar da diğer kefeye konulup tartılacak. Sevap adedi çok olanlar kurtuldu, diğerleri yandı ha yandı..

Mesele, ne kadar süre yaşadığımız değil, nasıl yaşadığımız, nasıl bir ömür geçirdiğimiz değil mi?

“Namaz kıl.. asla kılmam.. Oruç tut.. asla tutmam.. Avret yerlerini kapa.. asla kapamam..” diyenler yani “Rabbine sürekli isyan edenler, adeta Meydan okuyanlar, bunun karşılığında Elbetteki O elim azabı tadacaklardır.

Kul kere kul olanlar ise, Adn cenneti ile müjdelenmekte, ebedi hayatta mükâfatlarla ödüllendirilecek.

O halde, hemen şimdi ve şu anda karar verelim ve kararımızda sabit kalacağımıza dair Rabbimize söz verelim.

Unutmayalım ki, şu fani Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibaret.

Şairin dediği gibi, “Mal yalan mülk yalan, Var birazda sen oyalan.” Sultan Süleyman’a kalmayan, sultanlar sultanı Muhammed Mustafa’ ya(sas) kalmayan koca dünya, bize mi kalacak?

Şu sineğin kanadı kadar bile değeri olmayan dünya.

Bunları söylerken, “Dünyadan tamamen el ayak çekelim..” demiyorum, adam gibi yaşayalım, hayat rengimiz İslam’ın boyası, Hayat yolumuz ise O şanlı Resulün(sas) yolu, Ölümümüz de, Rabbimizin razı olduğu bir ölüm olsun İnşaAllah.

Rabbimizin razı olduğu ölüm de, muhakkak ki Rabbimizin razı olduğu bir hayatı yaşamış olmaktan geçer.

İslami bir hayatı nefsinde, ailesinde ve İslami bir Devlet kurmak suretiyle de toplumda yani Devlet hayatında yaşayanlar yada yaşatmak uğrunda gece gündüz mücadele edenler, Rabbimim razı olduğu bir hayatı yaşamış demektir.

O halde kardeşlerim gelin, kurtuluşu olmayan ÖLÜM bize ulaşmadan önce hep birlikte Rasulullah (sas) efendimiz ve Ashabının yaşadığı o en mükemmel hayatı yani İslam hayatını yeniden başlatalım.

Böylelikle hem Dünya hayatımız, hem Kabir hayatımız hem de Ahiret hayatımız kurtulmuş olsun..

Kardeşlerim bu konuda yani ölüm konusunda çok faydası olacağını düşündüğüm iki yazarımızın yani  Murat Padak ve Muzaffer Tahsin Doğan kardeşlerimizin birer makalesini aşağıda sizlerle paylaştım.

Lütfen düşünerek ve dikkatlice okuyalım.

Umulur ki bu makaleler vesilesiyle hayata bakış açımız ve sosyal yaşantımızda bu makaleler bir kırılma meydana getirir ve yeni, güzel doğru bir hayata ufuklara yelken açtırır inşaAllah

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi sizin ve tüm Ümmeti Muhammed’ in üzerinize olsun, Kardeşiniz Bekir Yetginbal

***

Murat Padak beyin yazısı:

BİZ ÖLÜNCE BAKIN NE OLACAK? 

Bu yazıyı empati yapmak için sessiz bir ortamda okuyunuz.

1- Gelecek ile ilgili ve geçmişte halledilmesi gereken bir sürü işlerimiz varken bir kaza, ani ölüm, mutad ölüm gibi bir nedenle öldük.

2- İlk iki saat içinde dost, akraba ve hasımlarımız öldüğümüzü duyacak.

3- İlk bir kaç saat en yakınlarımız, arkadaşlarımız, çocuklarımız şok geçirecek ve ağlayacaklar.

4- Cenazemizin olduğu yere, eve, hastaneye toplanacak, herkes birbirine baş sağlığı dileyecek. Ani ölümdü, çok iyi biriydi diye konuşacak, erken öldüğümüzü düşünerek bize acıyacaklar.

5- Cenazemizin techiz, tekfin işlemleri yapılacak ve aile büyükleri cenaze namazımızın kılınacağı camiyi ve mezarlığı kararlaştıracak. SMS vs. ile herkes yakınlarına bunu duyuracak.

6- Falan… Filan sevdiğimiz dostumuz, kardeşimiz, arkadaşımız hakkın rahmetine kavuşmuştur. Başımız sağ olsun. Cenazesi yarın öğle namazı sonrası falan camiden kaldırılacak ve filan mezarlığa defnedilecektir.

7- Oturduğumuz mahalle imamına bizim için bir “Sela Okunması” rica edilecek ve hoca, mahalleye bizim öldüğümüzü duyuracaktır.

8- Cenaze namazımız kılınırken kadınlar uzak bir yerde duracak, derinden gelen ağlama sesleri ön tarafta bulunan cemaati de etkileyecek, onlar da kısa gözyaşları ile sessizce buna eşlik edecek.

9- Hoca cenaze namazımız için safları sık tutalım diyecek, artık bizim adımızı ilk olarak o kullanmayıp bizden "Merhum" diye bahsedecek. Herkes son bir kez ellerini bizim için kaldırıp cenaze namazımızı kılacak ve Hoca efendi cemaate dönerek: Merhumu nasıl bilirdiniz, hakkınızı helal ediyor musunuz? Diye soracak. Herkes, hakkını helal eden de etmeyip cemaatin huzurunu kaçırmak istemeyen de "Helal olsun" diye cevap verecek.

10- Cenaze namazı bitince cemaatin bir kısmı evine, işine gidecek, bir kısmı da dünyadaki son anımıza yani mezara kadar bize eşlik edecek.

11- Cenazemiz omuzlara alınıp cenaze arabasına götürülürken annelerimizin, eşlerimizin, çocuklarımızın hıçkırıklara boğan ağlama sesleri herkesi derinden üzecek. Erkekler olmasa kadınlar adeta cenazenin götürülmesine izin vermeyecek.

12- Kadınların büyük çoğunluğu buradan cenaze evine geçecek, bir kaç yakınımız mezarımızı görmek için gelecek.

13- Cenaze konvoyu mezarlığa sessizce gidecek. Düğün konvoyu gibi ortalığı velveleye vermese de herkesin sözü boğazında düğümlenecek, içerden içeriye kıyametler kopacak.

14- Mezarlığa gelince arabadan omuzlara taşınan cenazemiz ağır ağır mezarımıza götürülecek ve mezarın içi son bir kontrolle temizlenecek. Cemaatin tamamı gelince Tedfin yani defnetme, gömme işlemleri de başlayacak.

15- Hoca bir taraftan Yasin suresini okurken diğer taraftan sevdiğimiz en yakınlarımız tabuttan bedenimizi çıkaracak ve kefenli bedenimizi iki metre karelik o küçücük odaya, toprağa sakince yerleştirecek.

16- Yasin suresinin okunması biterken, cenazemizin üzeri tahtalar ve taşlar ile kapatılacak ve herkes bizim için son vazifesini yapacak, birer ikişer kürek toprak atacak. En yakınlarımız bu toprağı atarken, elbisesini kirletmekten sakınmayacak, kaçınmayacak ve böylece mezarımız da bitmiş, son şeklini almış olacak.

17- Hoca son bir kez ayağa kalkacak ve adımızı anne adımız ile birlikte söyleyerek bize “Kabir Hayatı” ile ilgili birkaç hatırlatmada bulunacak. Hoca son telkini de bitirince “el Fatiha” deyip artık kabirdeki ile yani bizimle “Vedalaşmanın sonuna” gelindiğini duyuracak.

18- Kabrimizin üzerine ‘bir ibrik su’ dökülecek ve sevenlerimiz başta olmak üzere, herkes artık yavaş yavaş oradan ayrılacak.

19- Bazıları son bir umutla mezarımıza bakacak ve onlar da ayrılacak.

20- Ölümle birlikte, malımız ve mülkümüz ile olan tüm irtibatımızın kopması gibi, burada da sevdiklerimiz ile olan tüm irtibatımız da tamamen kopacak. Artık o kabirde “Ben, Kefenim ve Amellerim” ile baş başa kaldık değil mi?

21- Sonrasında “Kabir Melekleri” gelecek ve bize “Dünyada tüm yapıp ettiklerimizi” bir bir soracak. “Rabbimizi soracak, Dinimizi soracak, Peygamberimizi soracak..” Bu kısa sorulardan sonra “Namazımızın durumunu” soracak, “Kimseyle kan davası, Kin davası olup olmadığını” soracak. Artık orada bir başımıza kaldık.

22- Kabir melekleri gelinceye kadar bu olayların hepsi bize “Sanki bir rüya gibi” gelecek. Rüyada olduğumuzu zannedeceğiz. “Uyanınca rüyamda bu olanları anlatacağım” deriz. Ama kabir meleklerini görünce bunun artık bir rüya olmadığını işte o zaman anlayacağız.

23- Cenaze evinde taziyeler yapılacak, Fatihalar okunacak, dualar edilecek, hatimler okunacak. İlk gün acımız onlara büyük gelse de ikinci üçüncü gün artık “Adeta sıradan bir şey” hale gelecek.

24- Üçüncü gün son bir oturum ile Mevlit okunarak ya da dua edilerek herkes dağılacak ve cenaze evinin işleri de son bulacak.

25- Bir hafta içinde Nüfus Müdürlüğü’ne gidilip adımız kayıtlardan düşülecek, “O öldü” denilecek.

26- Öldüğümüzü “duymayanlar” bilmeden telefonlarımızı arayacak. Ya ulaşamayacak ya da Telefonumuzu açan, arayan kişiye bizim öldüğümüzü söyleyecek. Böylece bir kaç hafta içinde herkes “Bizim ölmüş olduğumuzu” illaki duyacak.

27- Nüfusta “ÖLÜ” yazıldığı gibi “Arkadaş ve akrabalarımızın telefonlarından da silineceğiz.” Herkes numaramızı gördüğü anda bizi silecek ve böylece telefonlardan da silinmiş olacağız.

28- Bizden bahsedenler adımızın başına “Merhum, Rahmetli” kelimesini koyacak ve o şekilde bizden bahsedecek. Artık yeni unvanımız "Rahmetli" olacak. Zamanla artık hiç ismimizi de kullanmayacaklar. Böylece isimlerimiz de insanların kalplerden de silinecek.

29- İşte ölünce başımıza bunlar gelecek kardeşlerim.

30- Rabbim hepimize hayırlı sonlar nasip etsin. Ani ölümden muhafaza eylesin. Kul hakkıyla ölmekten, Allah hakkıyla gömülmekten muhafaza buyursun. Amin

Muzaffer Tahsin Doğan beyin yazısı:

Öldükten yaklaşık 30 dakika içerisinde vücutta refleks diye bir şey kalmıyor.

Gevşeyen kaslar dolayısıyla ağız ve göz kapakları açık kalıyor. Boşaltım sistemi tamamen gevşiyor, idrar akıntısı oluşuyor.

Ölümün gerçekleşmesinden 24 saat sonra vücut çürümeye başlıyor. Solunumun durması bakteriler için işaret oluyor ve çalışmaya başlıyorlar.

İlk çürüyen organlar ise göz, beyin, mide ve bağırsaklar.

Ceset şişman ise daha çabuk çürürken, tuzlu suda boğulanlar daha geç çürüyor.
En geç çürüyen kısımlar ise kalp, mesane ve böbrek.

İlk çürüyen yer olan mide ve bağırsaklarda bakteriler yoğun çalıştıkları için hızla gaz ortaya çıkıyor.

Bu gaz, karın bölgesinin şişmesine sebep oluyor. Derinin üstü yanık gibi su toplarken, vücutta biriken sülfür yüzünden renk siyaha dönmeye başlıyor.

Günden güne şişen karın patlıyor ve göğüs çöküyor. Bu olay bazen mezar üstünden duyulabilecek kadar sesli olabiliyor.

Ortalama 4 yıl sonra insan tamamen kemik haline dönüşüyor.

Güzelliğin, yakışıklılığın, zenginliğin, kibrin, malın mülkün, makamın mevkiin hani nerede?

Yeryüzünde kasıntı bir şekilde gezen, küçük dağları ben yarattım egosuna sahip olan, insanları küçücük beyniyle aşağılamaya çalışan, hayatı statü ve dünyada kazanacağı geçici başarılara odaklayan her bir kibirlinin sonu da işte budur.

Paranın satın aldığı insanların da sonu budur.

Bir mevkie bir makama gelmek için karakterini satan, çevresini ezen, zulme uğrayan insanların üzerine basarak bir şeyler elde etmeye çalışanların sonu da işte budur.

Güzelliğiyle, hayatı boyunca Makyaj / süse adanan, cildi kurumasın diye her gün özenle kremlenip yumuşatılan bedenin sonu da işte budur.

Hayatını fitness salonlarında ayna karşısında kaslarına bakarak geçiren, tek hedefi vücut büyütüp bununla Instagrama fotoğraf atan kişilerin de sonu da budur.

Çalışın, başarılı olun, insanlığa bir fayda verin ama asla hayatı büyütmeyin. Hele kendinizi hiç büyütmeyin. Zira elimizde yaptığımız erdemlerden ve amellerden başka hiç bir şey kalmayacak…

Allah Hepimize hayırlı ömürler verip ölümümüzü de hayırlı eylesin inşaAllah amin.

ÖNEMLİ BİR NOT: Bekir Yetginbal kardeşiniz olarak bu konu ile bağlantılı olan aşağıdaki Linkte bulunan makaleyi de okumanızı tavsiye ederim. Saygılarımla

http://bekiryetginbal.com/olum-korkusu-ve-bununla-bas-etmenin-yollari/


Tags:

 
 
 

Bir Cevap Yazın