Kur’an Hafızlığı, Hafızlıktan Anladığımız ve Hafızlara Nasihatimiz

Kur’an Hafızlığı, Hafızlıktan Anladığımız ve Hafızlara Nasihatimiz

Yazan Kur’an Hafızı Mesut YAZICI

Es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu

Kıymetli kardeşlerim üzülerek söylüyorum ki hafız olmak toplumumuzda artık olması gerekenden çok çok farklı bir mana kazanır olmuştur.

Maalesef Allah'ın insanlık için indirdiği bir hidayet kaynağı olan bu yüce kitabımız Kur’an, mezarlarda ölülere okunan, mevlitlerde ilahilerle anılan, evlerin yüksek köşelerine asılan ve asırlardır onunla insanlığa yol göstermiş bu güzel ümmetin evlatlarına adeta “içi boşaltılmış bir şekilde” ve hayatla en ufak bir bağ kurulmadan ezberletilen bir kitap haline geldi ve getirildi.

Aslında bu durum daha yeni olmuş bir şey değildir.

Bu süreç Cumhuriyetin kurulması ile başlamış ama biraz daha irdeleyecek olursak Osmanlı Hilafet Devleti’ nin son dönemlerinde de izlerine rastlanır bir husus olmuştur.

Hatta “Hafızlık Müessesesi” nin zayıflamasını “Hilafetin yıkılma nedenlerinden biri” arasında da yer aldığını da söyleyebiliriz. Çünkü bu yolla Osmanlı Hilafet Devleti’ nin son dönemlerinde “Alimler siyaset işine karışmamalı..” fikri yayılmaya çalışılıyordu.

Ve bu süreç; “Vahyin insanların hayatlarından sökülüp atılması ve hafızlık kurumu içinin boşaltılması” sürecinin başlamasına sebep oldu.

Bunun devamında da âlimlerimiz, “İslam akidesine dayalı fikirlerde” donuklaştılar, Batı'dan gelen “Fikri akımlara” karşılık pratik çözümler üretemediler.

Günümüze gelecek olursak yukarda saydığımız ve hatta sayamadığımız nice sorunlarımız var. Kardeşlerim, hafızlık meselesinin donuklaşması ve mecrasından sapmasının birçok nedeni vardır.

Ben burada bunlardan sadece bir kaçına değinmek ve Kur’an'ın içeriği ile alakalı biraz tadımlık ön bilgi vermek istiyorum. Böylece onun gerçekten ‘ezberlenme gayesinin ne olması gerektiği’ hakkındaki sözlerim doğru anlaşılsın.

Kur’an-ı Kerim de insanlara anlatılan Ahiret inancı, Namaz, Oruç, Hac ve Zekâtın yanı sıra insanların yönetimini de ilgilendiren İctimai, İktisadi ve Cezai vs. nizamları da oluşturan birçok hükümler bulunmaktadır. Kur’an'da bulunan bu hüküm ve fikirlerden birkaç örnek verecek olursak;

İbadetle alakalı olarak;

‎َوَأِقي ُموا ال َّص َلا َة  “Namazı kılın” (Nur 56)

İktisadi nizamla alakalı olarak;

 وََأحَ َّل ال َّلُه ا ْلَبْيَع ,  “Allah alışverişi helal, faizi haram kıldı.” (Bakara 275)

İctimai nizamla alakalı olarak

‘‘Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar.’’(en-Nur 31)

Ukubat nizamı / cezalar ile alakalı olarak

‎َوال َّسا ِر ُق َوال َّسا ِر َق ُة َفا ْق َطُعوا َأْيِدَيُهَما ‘‘Hırsız erkek ve hırsız kadının ellerini kesin” (Maide 38)

Yönetim nizamı ile alakalı olarak

‎َف َلا َوَر ِّبَك َلاُيْؤِم ُنوَن َح َّتىُيَح ِّكُموَكِفيَما َشجَرََبْي َنُهْم ُثم َّ َلاَيِجُدواِفيَأن ُفِسِهْم َحَرًجا ِم َّما ‎ َق ضَ ْي َت َو ُي َس ل ِّ ُم و ا َت ْس ِل ي ًم ا

‘‘Hayır, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem kılıp sonra da senin verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyet ile teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa 65)

Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz.

İşte burada gördüğümüz gibi Allah-u Teâlâ insanların ihtiyaçlarına ve sosyal hayatlarına ilişkin her türlü sorunu çözüme kavuşturan bir hayat nizamı indirmiştir.

Bu ve daha nice ayetlerin ölülerle bir alakası var mı?

Ölenler daha hayatta iken bunlarla amel edip etmedikleri hususunda elbette ki hesaba çekilecekler ama biz niçin kendi hesabımızı unuttuk.

Cumhuriyet’ten önceki âlimlerimiz ve fakihlerimiz insanlara Kur’an’da ifade edilen tüm Şer’i hükümleri okuyup anlatırlardı ve Kur’an da geçen hayatın her alanına ilişkin hükümler kadılar ve Halife eliyle tatbik edilirdi.

Ama günümüzde durum bunun tam tersi bir hale gelmiş durumda. Şimdiki halimiz eski âlimlerimizden birinin dediği gibi oldu.

"ALLAH Kur’an’ı insanlar onun  içindekilerle amel etsin diye indirdi fakat insanlar onu SADECE GÜZEL BİR KIRAATLE okumayı amel edindiler.."

Bu söz, tamda mevcut durumumuzu özetleyen güzel bir söz .. Bu meyanda söylenecek daha çok söz var fakat biz fazla dağıtmadan konumuza devam edelim…

Peki, Hafızlık Müessesemizin bu derece bozulmasının asıl temel nedeni nedir?

Kardeşlerim az ve öz olarak ifade etmek gerekirse bu durumun temel nedeni kapitalist ideolojinin akidesi olan ‘Laiklik’ fikridir.

Bu yanlış fikir yani Laiklik; Kapitalist ideolojiye göre “Dinin hayattan tamamen ayrılması” esası üzerine kuruludur. İşte bu temel fikir, Kapitalizmin temel akidesidir de aynı zamanda.

Bu fikir onlar için bir “Fikrî Kaide” olmuş, bu fikre binaen de denilmiştir ki;

“İnsan, hayattaki nizamları koyandır ve insan hürriyetlerinin (özgürlüklerinin) muhafaza edilmesi kaçınılmazdır. Bu hürriyetler; Akide (inanç) hürriyeti, Görüş (düşünce) hürriyeti, Mülkiyet (mal edinme) hürriyeti ve Şahsi (kişisel) hürriyetlerdir.”

İşte bu yanlış temel fikir yani Laiklik düşüncesi, ümmet gençlerinin içi boş bir şekilde yetişip heba olmasının asıl nedenidir.

Bu temel fikrin İslam’a tamamen aykırı bir fikir olduğu şayet Müslümanlar nezdinde bilinmezse, o Müslüman şeytanlaşmış bu insanların kendisi için kurduğu çok tehlikeli bir tuzağa düşmüş demektir.

Bu temel fikir ve bundan kaynaklanan tüm kanunlar, ümmetin kafasının karışmasına da sebep olmuştur.

Şöyle ki bu temel fikir gereği yeni eğitim sisteminde Arapça harfler tamamen kaldırıldı ve yasaklandı ve Müslümanları kontrol altında tutmak istedikleri tarzda “Yeni bir insan tipi” yetiştirmek adına yeni İslami isimler adı altında ”sözde” İslam’ı temsil eden yeni müesseseler kurdular.

Bu şekilde “Din Eğitimi” ni artık istedikleri gibi yapacaklardı, nitekim öyle de yaptılar.

Bir yandan çocuklarımızı kendi batıl fikirleriyle kirletirlerken diğer yandan da sözde “Din Eğitimi” için açtıkları yeni yeni müesseselerde “İslam akidesinin hayatla hiçbir bağını kurmadan” sadece ”Ezberci” bir yaklaşımla papağan gibi öğretip ezberletip uyuşturuyorlardı.

İşte bu gün gelinen noktada bu durum ve olumsuzluklar hala devam etmektedir.

Ve Müslümanlar İslam akidesinin ve hükümlerinin temel kaynağı olan “Kuran-ı Kerim’e ‘akli olarak’ iman etmedikleri için” onlarda bu “Ayetler hiç Mefhumlaşmıyor”, şahsiyetlerine etki edip davranışlarına hiç bir yön vermiyor.

İşte bu Laik eğitim sisteminin tatbikatı sonucunda, Hafızlık Müessesesinin nasıl bir durumda olduğunun daha iyi anlaşılması adına şu anketi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ben de bir hafızım.

Kendi çevremde yaptığım bir araştırma ve çalışmadan sonra gördüm ki;

Hafızlık yapan kardeşlerimizin yüzde 95 gibi önemli bir bölümü "Hafızlık yapıp sonra da imam olacağım, çünkü imamlık rahat bir meslek" hayalini kuruyorlar. Ve; ”Ben buraya aile zoru ile geldim" , "Müezzin olmak için geldim" vb diyorlar..

Bu meslekleri asla küçümsemiyorum hatta hakkıyla yapıldığında ümmet için büyük kazanımlarının olduğunu ya da olabileceğini de düşünüyorum.

Ama şunu da sormadan da geçemiyorum. Ezberlediğimiz bunca ayet bizden sadece bunu mu istiyor?

Şurası bir hakikattir ki bu kitabın içeriği ve vakıası neyse ona göre davranmak gerek, bu kitabı bize gönderen Rabbimiz “Onu niye gönderdi ve bizim Kur’an’ı nasıl düşünmemizi istiyor..”

Müsaadenizle bu konuya biraz değinmek istiyorum. Allah (cc) Kur’an’ı bize niçin gönderdi sorusuna gelin o kitap cevap versin.

‘‘Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler (den bazısı) onu, hakkını gözeterek okurlar. Çünkü onlar, ona iman ederler. Onu inkâr edenlere gelince, işte gerçekten zarara uğrayanlar onlardır.’’ (Bakara 121)

‘‘Ey Muhammed! Bu Kur'an çok mübarek bir kitaptır. Onu sana indirdik ki, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsın.’’ (Sad 29)

İşte Rabbimiz böylelikle bizden ayetlerini bütüncül bir şekilde düşünmemizi ve ele almamızı istiyor:

‘‘Bu indirdiğimiz mübarek bir Kitap' tır. Şu halde ona uyun ve korkup sakının. Umulur ki esirgenirsiniz.’’ (Enam 155)

Rabbimiz bu ve benzer ayetlerde bizden mutlaka indirdiği bu kitap ile amel etmemizi istiyor.

O halde aşağıdaki şu sıralama gerçekten çok çok önemlidir ve bunları “Ezberci bir şekilde” değil de “Fikri telakki” şeklinde ele almalı ve öğrenmeliyiz.

1-İlk aşamada içimizde Kur’an-ı Kerim’e iman konusunda zerre kadar da olsa herhangi bir şüphe kalmamalı ve onun gerçekten “Allah'ın kelamı” olduğunu tam bir idrakle idrak etmeliyiz. Taklitçilikten kurtulmalı, “Allah’ın hükümleri ile vakıayı ve hayatı” mutlaka ilişkilendirmeliyiz. Aksi takdirde bu bilgiler bize bir yük olur.

2- Kur’an-ı Kerim’e karşı takınmamız gereken en güzel tavır onu abdestle okumalı, ihlaslı bir şekilde onunla amel etmeli, nefsimizin ve ümmetin ona olan ihtiyacını hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız. Böylelikle bu husus bizim için onu ezberlemeye iten bir güç olacaktır da.

3- Onunla amel edip onu diğer insanlara da taşımalı ve onun içinde geçen Allah’ın emir ve yasaklarını tüm hayata hâkim kılmaya çalışmalıyız.

Yukarıda geçen ayetlerde zaten bu sıralamaya delalet etmektedir. İşte kardeşlerim bunlar gerçekleşince “İslam’ın eğitim metodunun” o büyük başarısı ortaya çıkacak ve ümmetimiz inşallah yeniden Allah'ın razı olacağı bir hayata Kur’an ve Sünnetle kavuşacaktır.

Yukarıda demiştim ki; “.. onlarda bu Ayetler hiç Mefhumlaşmıyor..”

Peki, “Ayetlerin Mefhumlaşması” konusu ne demektir? Konu daha iyi anlaşılsın diye burada ‘Mefhum’ kavramı hakkında size biraz bilgi vermek istiyorum.

Mefhumlar; “Zihinde vakıası doğru ve mükemmel bir şekilde idrak edile bilen manalardır..”

Bu vakıa, ister “dışarıda hissedilen bir vakıa” olsun isterse “hissedilen bir vakıaya dayalı olarak dışarıda var olduğu tam bir teslimiyetle kabul edilen bir vakıa” olsun, şayet zihinde tam olarak idrak edile biliyorsa bunlar birer mefhumdurlar.

Mefhumlar ya da Mefhumlaşma, ya “vakıayı bilgilerle” ya da “bilgileri vakıayla” ilişkilendirmekle oluşurlar.

Bu oluşum vakıa ve bilgileri birbiri ile ilişkilendirme anında, vakıa ile bilgilerin ölçüle bildiği bir kaide veya kaidelere göre daha da netleşir.

Yani “vakıa ve bilgileri birbiriyle ilişkilendirme” anındaki akletmesi kavraması oranında billurlaşır. Böylece o kişi de bu bilgiler sadece bir bilgi olmaktan çıkar ve onda “bir mefhum” haline gelir.

Misal olarak Kur’an’daki hayata dair geçen her bir hüküm, o konudaki fikri ya da hükmü ezberleyen kişi tarafından vakıası da iyice idrak edilir ve bu hüküm o vakıa ile ilişkilendirilirse o zaman bu fikir o kişide yerleşik bir mefhum haline gelir.

Allah (cc) Kur’an’ı Kerim de şöyle buyurur.

“Onlar, hala cahiliye devrinin (şirk olan) hükmünü mü istiyorlar? Yakinen bilen bir kavim (topluluk) için Allah’tan daha güzel hüküm veren kim vardır?” (Maide 50)

İşte Allah'ın bu sözündeki vakıayı çok iyi idrak eden ve bu ayetteki bilgiyle, karşılaştığı o vakıayı birbirine bağlayabilen her Müslüman, cahiliye sistemlerinden mutlaka kaçınmak gerektiği ve her ne olursa olsun sonuçta cahiliyenin yaşam tarzını devam ettirecek tüm sistemlere karşı durur ve onları reddeder, onları inkâr eder.

Bir başka misal daha vermek istiyorum:

‘‘Rabbin sadece kendisine ibadet etmenize ve anne-babanıza, Allah’ın sizi görmekte olduğu bilinci içinde mümkün olan en iyi şekilde davranmanıza hükmetti. Eğer onlardan biri veya her ikisi yaşlanmış olarak yanınızda bulunuyorsa sakın varlıklarından veya onlara hizmetten bıkkınlıkla kendilerine ‘Öf’ diyecek ölçüde bile kötü söz söyleme. Onları azarlama ve daima onlara karşı tatlı dilli ve gönül alıcı ol..’’ (İsra 23)

Ayette Allah (cc) bu ayetle insana anne ve babaya iyi davranmasını emrediyor onlara “öf” bile demeyin diyor.

İşte bu “doğru ve güzel bilgi” bir Müslümanda mevcuttur fakat kişi anne ve babasına karşı davranışları esnasında “bu bilgilere” hiç başvurmazsa, hatırına getirmezse bu bilgiler asla onda güzel bir davranışa dönüşmez.

Şurası bir gerçek ki Müslümanlar için Allah’ın kitabı kuru bir ezberden çok çok daha fazla şeyler ifade eder.

Çünkü Allah (cc) bizi Kur’an’a, imana davet ederken onu bir bütünsellik içinde düşünmemizi istiyor. Ayetlerini tedebbür etmemizi(sonunu da düşünmemizi) ve ayetlerin mutlaka bizlere yön vermesini istiyor.

‘‘Onlar, hâlâ Kur'an'ın Allah kelâmı olduğunu ve manasını düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından olsaydı, muhakkak ki içinde birbirini tutmayan birçok söz ve ifadeler bulurlardı." (Nisâ 82)

‎ا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

‘‘Bu indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Şu halde ona uyun ve korkup sakının. Umulur ki esirgenirsiniz.’’ (En’am 155 )

İşte kardeşlerim geldiğimiz bu noktada halen bu sorunlar devam ediyor ve Müslümanların çoluk çocuğu hayattan kopuk bir şekilde Kur’an-ı ezberledikleri için “Hayat ile Kur’an arasında bir bağ bir alaka” kuramıyor ve batıl fikirlere yani “İslam dışı fikirlere karşı” İslam’ın fikirlerini savunamıyorlar.

Sonuçta bu durum onlarda “zillete boyun eğen, haksızlık ve zulüm karşısında susan” bir şahsiyet meydana getirdi.

Bu meselenin çözümü ise ancak ve ancak İslami bir eğitim siyasetinin başlamasıyla mümkündür.

Çünkü İslami bir eğitim siyasetine göre;

Öğretimde izlenecek programın esasının “İslami Akide” olması vaciptir. “Derslerin içeriği ve tedrisatın metodu” tümüyle öğretimde bu esastan ayrılmamak üzere konulmalıdır.

Öğretim siyaseti, “İslami Akliyeti ve İslami Nefsiyeti” oluşturacak şekilde olmalı, öğretimi yapılmak istenilen bütün ders konuları, bu siyaset esası üzere hazırlanmalıdır.

Öğretimin gayesi “İslami şahsiyeti oluşturmak ve insanları, hayatın işlerine ilişkin ilimler ve bilgiler ile donatmak” olmalıdır. Öğretim yöntemleri de bu gayeyi gerçekleştirecek şekilde olmalı, bu gayeye götürmeyen ve bu gayenin dışına çıkan her yöntem yasaklanmalıdır.

“İslami ilimler” ve “Arap Dili ilimleri” için haftalık verilecek dersler, “sayı ve zaman bakımından” en az diğer ilimler için verilecek dersler miktarınca olmalıdır.

Tabii ki “Laiklik akidesi üzerine kurulu bir sistemden” kendisini “hayat sahasından kaldırıp atacak, yok edecek” böylesi bir kanunun uygulanmasını beklemek çok saçma bir şey olur.

Zaten yürürlükteki kanunlarla da ”Hafızlık kurslarının laiklik fikrine aykırı bir şekilde eğitim yapmasının önü” tamamen kapatılmıştır. Çünkü her sistem kendisine muhalif olan fikirlere asla hayat hakkı vermez, bu her sistemin doğasında vardır.

Köklü bir çözüm olarak ise şunu söylersek sanırım işin en doğrusunu söylemiş oluruz:

İşte böylesi bir İslami bir eğitim siyasetiyle Müslümanların çocuklarına yeniden İslami eğitimi doğru bir şekilde verecek olan bir nizamın yani, Allah'ın vaadi Resül (sas)’in müjdesi olan 2.Raşidi Hilafet Devletinin kurulması için can hıraş bir şekilde çalışmak tek çıkış yolumuzdur.

Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun. 20 Şubat 2017

Kaynak Facebook “İslami Düşünce Platformu”

ÖNEMLİ NOT: Konu ile alakalı şu Makaleyi de okumanızda fayda vardır:

http://bekiryetginbal.com/kuran-i-kerime-kus-muslumanlar/

 

 


Tags:

 
 
 

Bir Cevap Yazın