Kıbrıs’ta Artık Federasyon Yok Diyen Erdoğan’ın Asıl Amacı Nedir?

Kıbrıs’ta Artık Federasyon Diye Bir Şey Yok Diyen Erdoğan’ın Asıl Amacı Nedir?

BİR HABER:

Bugün partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan;

‘‘Artık iki devletli çözümden başka Kıbrıs’ta çıkış yolu kalmamıştır. İster kabul ederseniz, ister etmezsiniz. Artık federasyon mederasyon diye bir şey yok. Geçin artık o işi.” (10 Şubat 2021)

Yıl 1974.. Kıbrıs adasında Makarios darbesi, Garantör ülke olarak Türkiye’yi harekete geçirdi.

İngiltere ile arası sıkı fıkı olan Başbakan Ecevit hemen Londra’ya uçtu, Askeri harekâtın “çerçevesi ve sınırları” konusunda İngiltere ile mutabakat sağladıktan sonra Askeri operasyonu başlattı.

Neden İngiltere?

Çünkü daha önce yapılan anlaşmanın garantörlerinden birisi de İngiltere’dir de ondan.

Adanın tamamını alma güç ve kudrete sahip olmasına rağmen Türkiye 1/3’ünü almakla yetindi.

Yıl 1981.. Balıkesir’de askerim. Yedek Subay öğrenciyim. Aynı Askeri kompleks içinde Astsubay Öğrenci Okulları da var.

Yunan keferesi yine gidip gelip Ege’de Türkiye’yi taciz ediyor. Her seçim arifesinde Yunan siyasetçileri bundan nemalanmak için kah Denizde kah havada “İt Dalaşı” diye tabir edilen dalaşmalarda bulunuyor.

Bizim birliğe bahçe komşusu olan Balıkesir Jet Ana üssünden kalkan uçaklarda 300-500 metre üstünden büyük bir gürültüyle geçip Yunan Jetlerini püskürtüyorlar.

Bu hengame içinde ilgili üst komutanlar bizlere dedi ki:

“Bütün Yedek subay adayı ve Astsubay adayı öğrenciler öğleden sonra konferans salonunda hazır bulunacaklar..”

Ne konferansı imiş bu diyerek oraya vardığımızda, konuşmacı olarak bir kişiden bahsederek dediler ki:

“Dışişleri Bakanlığı Dış Siyaset Planlama Daire Başkanlığından filanca bey Ege ve Kıbrıs konusunda bir sunum yapacak.. Arz ederim..”

Salonun en ön sırası malumunuz, Tümen komutanı, karargâh ve bölük komutanları, subay ve astsubaylara ayrılmıştı.

Konuşmacı beyefendi, Osmanlıdan Cumhuriyet’e, 1964 Cengiz Topel olayından 1974 “Kıbrıs Barış Harekâtı” diye adlandırılan askeri operasyona ve 1980 yılına kadar yaklaşık 1,5 saatlik bir sunumda bulundu.

Akabinde de soru – cevap bölümüne geçildi.

Onca insan içinde soru sorma isteğinde ancak birkaç kişi bulundu. Rabbime hamd olsun “Müslümanların derdini kendi şahsi derdim” sayan bir kişi olarak ben de el kaldırdım.

“Size iki şıklı bir sorum olacak..” dedim. Buyurun sorunuzu dediklerinde:

BİRİNCİ ŞIK: 1974 Askeri Harekâtında Türkiye, yüzlerce yıldır bizim olan Kıbrıs’ın tamamını niçin almadı?”

İKİNCİ ŞIK: En azından aldığı % 33’ lük kısmı Türkiye’ye ilhak etmedi, kendisine bağlamadı?” Mesela Kuzey Kıbrıs 68 Vilayet ilan edilebilirdi.”

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığını yani Devleti temsilen orada bulunan beyefendinin RESMİ CEVABI şu oldu:

“Birinci şıkka cevap; Türkiye’nin amacı katliama maruz kalan soydaşlarımızı kurtarmaktı, Kıbrıs’ı almak diye bir amacımız yoktu..

İkinci şıkka cevabım ise; Şayet Türkiye, Kuzey Kıbrıs’ı ilhak etseydi, Yunanistan’da Güney Kıbrıs’ı kendisine ilhak ederdi. Bunun olmasını istemediğimiz için ilhakı düşünmedik..”

O günün siyasi konjonktüründe verilen bu cevap, aradan 40 yıl geçmesine rağmen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Harici siyasetindeki ana eksene uygun bir cevaptı.

Neydi o ana eksen hatırlayalım: YURT’TA SULH.. CİHAN’DA SULH..

Peki, “Osmanlının bakiyesiyiz, Osmanlının Devamıyız..” diyen zevatın, Devlet erkanının, Sokullu Mehmet Paşa’dan bu yana TAMAMI OSMANLIYA AİT bu toprak parçasına böyle bakması, doğru bir bakış açısı mıdır?

Türkiye’yi yöneten “Demokratik Laik, Kapitalist ve Kemalist Devlet” bakış açısına sorarsanız “Evet, doğru bakış açısıdır..” der.

Ama “Kur’an ve Sünnet esaslı” bir perspektiften bakarsak tamamen yanlış bir bakış açısıdır..

“Niye yanlış olsun Bekir amca?” diyenlere çok kısa az ve öz bir cevap vereyim;

“Çünkü Laik, Demokratik, Kapitalist düşünce temeli yani Akidesi YANLIŞTIR. İslam’a, İnsanlığa ve İnsani bakış açısına tamamen zıttır. Yani bir Pisliktir..

Zulümlerin anası, Mazlumların katilidir..”

İnsan ve Toplum doğasına, eşyanın tabiatına % 100 zıt bir bakış açısıdır. Bu bakış açısı; kendisine / bu bakış açısına sahip çıkanı benimseyeni ZALİM ve ZORBA yapar..

Aynı, evinden kaçan 16-17 cahil ve cühela bir kıza, büyük şehirde bir fahişenin sahip çıkması gibi..

Fahişeyi arkadaş sanan, Onun evinde onunla birlikte kalmayı benimseyen bu kız çocuğunun da FUHUŞ BATAKLIĞINA düşmesi nasıl kaçınılmaz ise LAİKLİK ve DEMOKRASİ, kendisini sahiplenenleri taaa ALLAH’A MEYDAN OKUMA’ya kadar sürükler götürür..

İslami bir Perspektiften Kıbrıs’a baktığımızda, ta Sahabeler döneminde fethedilen ve İslam topraklarına katılan Kıbrıs’ta yine Allah’ın Kitabı ve Rasulünün Sünnetini harfiyen tatbik eden bir Devlet hâkimiyeti söz konusu olmalıdır.

Tabii ki bunu sağlamak İSLAMİ BİR DEVLETİN varlığı ile mümkündür. Osmanlıdan bu güne kadar da böyle bir Devlet arz üzerinde kalmadı.

Bütün bunlara rağmen, Müslümanların ya da Laikte olsa mevcut toplumun haldeki ve İstikbaldeki maslahatları açısından bakacak olsak, “Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’ye İlhakı ya da Lübnan denilen çakma devletin Suriye’ye ilhakı, siyaseten ve fiilen bağlanması” halkların LEHİNEDİR.

Halkların maslahatınadır.

Sömürgeci kâfirlerin ise aleyhinedir. Koca bir dilim ekmeği PARÇALA BÖL VE ÖYLE YUT derler değil mi?

Çünkü boğaz deliğinin çapı bellidir. İşini kolaylaştırmak istiyorsan EŞYANIN TABİATI GEREĞİ parçalayıp bölmek zorundasın ki yutabilesin.

Devletlerarası ilişkiler için de bu geçerlidir..

Mesela Osmanlı İslam Devletini yıkan baba katili İngiltere, Osmanlı sonrası İslam arazilerini önce büyük dilimlere, sonra da küçük parçalara böldü.

Örneğin Balkanlar coğrafyamız..

Yunanistan, Bulgaristan, Macaristan, Romanya, Sırbistan derken, sadece Yugoslavya dilimini bile 1990 yılı sonrasında 7 parçaya böldüler.. 

Bu iş, Emperyalizmin mesleğidir.. Ama aynı Emperyalist kâfirler kendilerine gelince Doğu Almanya ve Federal Almanya’TEK ALMANYA yaptılar.

Rusya, Kırım’ı önce işgal etti sonra ilhak etti.

Kıçı pilikli İsrail İŞGAL & İLHAK siyasetiyle 1948 de kurulduğu toprakları 3 katı daha büyüttü..

Ama aynı kâfirler YEMEN’imizi Kuzey Yemen, Güney Yemen diye küçük lokmalara böldüler.

İngiltere denen kefere, Önce Batı Pakistan ve Doğu Pakistan diye iki sun’i varlık oluşturdu sonra 1971 de Doğu Pakistan’ı batısından kopartıp BENGLADEŞ diye çakma bir Devlet kurdu.

Ama aynı katil İngiltere, Kıbrıs’tan çok çok küçük olan ve Arjantin tarafından Nisan 1982 de işgal edilen, İngiltere’den 12.789 km uzaklıktaki “Falkland Adası” için Ordu gönderdi ve Arjantin’in elinden geri aldı.

Türkiye ise 160 km uzaklıkta, burnunun dibinde bulunan Kıbrıs’ı ilhak etmek şöyle dursun bir Maraş şehrini 45 yıldır iskâna, yerleşime açamadılar.

Bu ne acziyettir değil mi kardeşlerim.

Şimdi gelelim Erdoğan’ın dünkü grup toplantısındaki açıklamalarına..

Şayet bu konuşma BİR SİYASİ BLÖF değil ise, Kıbrıs konusunda “Yeni bir siyasi strateji değişikliğinin” habercisi gibi görünüyor.  

Şöyle ki;

Önümüzdeki Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Erdoğan, halihazırda mavi boncuk dağıttığı İngiltere ile Ecevit gibi bir mutabakat sağlar, Onların da garantör bir ülke olarak OLURUNU ALIRSA belki Nahçıvan Cumhuriyeti örneğinde olduğu gibi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni “İç işlerinde serbest, Dış işlerinde Fiilen Türkiye’ye bağlı” bir devlet haline getirebilir.

Bu sonuç beraberinde yine “KIBRIS FATİHİ ECEVİT (!)” olayında olduğu gibi, Erdoğan’a bir seçim zaferi getirebilir.

Çünkü onlarca yıl sonra bir siyasetçinin “Artık federasyon mederasyon diye bir şey yok…” sözleri boş sözler değildir..

Sürekli “KAZAN KAZAN” siyaseti izleyen, karşı tarafa da KAZANDIRMA YEMİ atan Erdoğan BOŞA KÜREK ÇEKMEZ diye düşünüyorum.

Kardeşiniz Bekir Yetginbal / 11 Şubat 2021


Tags:

 
 
 

Bir Cevap Yazın