İDLİB den Suriyeli Genç Bir Kızdan Recep Tayyip Erdoğan’a Bir Çağrı

İDLİB den Suriyeli Genç Bir Kızdan Recep Tayyip Erdoğan'a Bir Çağrı

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan amca, Allah’ın selamı tüm Müslümanların üzerine olsun.

Sana uzun zamandır bir mektup yazmak, Mart 2011 den beri Suriye’de yaşadıklarımı, çektiğim ızdırap ve acılarımı seninle paylaşmak, Türkiyeli Müslümanlardan gördüğümüz o muhteşem yardım, sevgi ve muhabbete şükranlarımı arz etmek hep içimden geçiyordu ama kısmet bu güne oldu elhamdülillah.

Benim adım da kızınızın adı gibi Sümeyye.. Niçin babam bu adı vermiş biliyor musunuz?

Rahmetli babam sizin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptığınız 90’lı yılların başında İSTANBUL TIP FAKÜLTESİ’ nde okuyup Doktor olmuş, İslami kimliğiniz, insani tavırlarınız ve İstanbul için yaptığınız faydalı icraatlarınız nedeniyle sizi çok sevmiş..

Nitekim bu nedenle ilk doğan ikiz abilerime RECEP ve TAYYİP adlarını vermiş, 1999 yılında ben dünyaya gelince de kızınızın adı benim de adım olmuş.

Mart 2011 de başlayan olaylarla birlikte, her yerde olduğu gibi o günlerde ikamet ettiğimiz Halep’te de halk Başkan Esad’a karşı protestolarda bulunuyordu.

Bizzat sizin ve Dışişleri Bakanınız Ahmet Davutoğlu amcanın onca çabalarınıza rağmen Beşar Esad, aynen babası Hafız Esad’ın yaptığı gibi halkı hiç dikkate almadı vahşet ve katliamlara başladı.

11–12 yaşlarında bir çocuk olarak o günlerde ben neler olup bittiğini tam anlamıyordum.

Buna rağmen babam, annem, abilerim ve ben de bu protestolara katılıyor, cılız sesime rağmen babam ve annem gibi “Beşar Defol.. Katil Esad.. Kahrolsun ABD.. Allahu Ekber Allah bize yeter..” diye sloganlar atıyorduk.

Olaylar üzerinden 1-1,5 yıl gibi bir zaman geçti, birçok şeylere aklım daha erer oldu. Özellikle iki şey çok dikkatimi çekiyordu Recep amca.

Birincisi; gösterilere katılan ve hiç silah kullanmayan halk, ellerine siyah bayraklar almıştı ve bu bayraklar üzerinde beyaz harflerle LA İLAHE İLLAHLAH MUHAMMEDUN RESULULLAH yazıyordu.

Babacığıma “Bu bayraklar nedir baba?” diye sordum.

Babam dedi ki: “Kızım bu bayrak, ölçü ve örnek Resul Hz. Muhammed’in (sas) Medine’ de kurduğu İslam Devleti’ nin bayrağıdır.. Yani Ümmeti Muhammed’in bayrağıdır kızım..”

İkincisi ise nedir biliyor musun Recep amca?

Zalim ve zorba Beşar Esad’a karşı destansı bir direniş sergileyen kahraman Suriye halkının ve bu halktan yüzbinlerce kişinin caddelerde, sokaklarda hasretle ve hararetle bir sevda şarkısı gibi koro halinde dile getirdikleri, yerleri ve gökleri inleten bir cümle duyuyordum. Diyorlardı ki;

”MATLUBUNA Bİ AVDETİL ER’RAŞİDİL HİLAFEH”

Bunu da yine bir merakla babacığıma sordum. Dedi ki; “Talep ettiğimiz tek bir şey var, O da Raşidi Hilafet’in tekrar geri gelmesi..”

Allahu Ekber.. “Ey babam, canım babam, gözümün nuru babam nedir Raşidi Hilafet?”

Babam bu soruma cevaben; “Kızım, Buhari ve Müslim’de geçen şu Hadiste Resulullah (sas) efendimiz dedi ki; “İsrail oğullarını Nebiler siyaset ediyordu. Bir Nebi öldüğünde diğer bir Nebi onu takip ediyordu. Benden sonra ise artık Nebi yoktur. Halifeler olacak ve çok olacaklar. Dediler ki: Bize ne emredersin ey Allah’ın Resulü? Buyurdu ki: İlk önce biat edilene vefa gösterin ve onlara haklarını verin..”

İşte buna istinaden kızım Efendimizin (sas) vefatından sonra gelen İslam Devleti yöneticileri Resulullah’ın (sas) ifade ettiği tanımlama ile “Halife” ünvanını aldılar ve ilk 4 büyük Halifemizin dönemine “Hulefai Raşidin” dönemi denildi. Anladın mı yavrum?”

“Evet, canım babam çok güzel anladım, inşallah Rabbim o günleri hepimize bir daha gösterir..” dedim. Bir de baktım ki babam gözleri yaşlı yaşlı “Allahumme amin, Allahumme amin” diyor ve ağlıyordu.

Recep amca işte bu siyah bayrakların açılması ve “Hilafet.. Hilafet.. Raşidi Hilafet..” diye terennüm edilen, hasret kokan sevda şarkıları adeta Suriye için bir “kırılma noktası” oldu.

Şöyle ki;

Bu sözler ta Esad’ın sarayına kadar da ulaşmış olmalı ki iyice deliye dönen Esad vahşi saldırılarını daha da artırdı. Piyade askerlerinin yanına zırhlı araçlarını, Tanklarını, toplarını kattı, yaktı, yıktı..

Bu da yetmedi uçaklar ve helikopterleriyle tepemize bombalar yağdırmaya başladı. Bu bombalardan biri abim Tayyip ve arkadaşlarının içinde olduğu arabamıza isabet etti ve canım abim oracıkta şehit oldu.

Recep amca hani halk arasında derler ya “Ocağımıza ateş düştü..” Gerçekten bizim de ocağımıza, ailemize Tayyip abimin vefatıyla büyük bir ateş düştü.

Canım annem üzüntüsünden perişan oldu, ağlaya ağlaya gözlerinde yaş kalmadı kurudu. Evlat acısının ana yüreğinde ne derin bir yara açtığına ben annemde şahit oldum.

Tayyip abimin şehadetinden 15 gün sonra, saldırı uçakların yerini daha ziyade helikopterler almaya başladı. Bu helikopterler ateş etmiyor, yüksekten uçuyor ve altlarında birer “Kocaman Varil” taşıyorlar, bir yerden bir yerlere gidip geliyorlardı.

Recep amca meğer bunlar ne imiş biliyor musunuz? “İçi çok miktarda bomba yüklü varillermiş” Ve buna da bir isim takmışlar; “Varil Bombaları..”

Ben de kendimce onlara bir isim taktım; “Katil Variller..”

Niye bu ismi taktım Recep amca söyleyeyim. Bir gün babam ve abimle birlikte alış veriş için markete gitmiştik. Annem de ev işleri ile meşgul idi.

Biz çarşıda iken birden insanlar sağa sola kaçışmaya başladılar, adeta sığınacak yer arıyorlardı. Meğer yeni bir “Varil Bombası saldırısı” başlamış.

Bizi kanatlarının altına alan babam yakınında gördüğü derince bir çukura bizi indirdi. “Niye bu çukur indik baba?” diye sorunca “Şarapnel parçalarından korunmak için kızım..” dedi.

Elhamdülillah uzağımıza düşen bombalardan yara bile almadan kurtulduk ve evin yolunu tuttuk.

Sokağımıza girdiğimizde bir de ne görelim.. Varil bombası tam bizim eve isabet etmiş.. Aman ya Rabbi bu ne büyük bir acı..

Koştuk enkaza.. Canım anneciğim kanlar içinde ağır yaralı. Sağ bacağı yerinde yok. Onu kucağına alan babama; “Hakkınızı helal edin, Eşhedu ella ilahe illallah..” dedi ve ruhunu teslim etti.

Oracıkta düşüp bayılmışım, babamın görev yaptığı hastanede gözlerimi açtım. Bir ulu çınar gibi dimdik başucumda babamı gördüm. Kendisi de teselliye muhtaç ama o metanetle beni teselli etmeye çalışıyordu.

Recep amca TRT televizyonunda annenizin cenaze namazını izlemiştim. Ağlıyordunuz.. Hem de çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyordunuz.. O zaman sizi garipsemiş kendi kendime “kocaman adam niye bu kadar çok ağlar..” demiştim.

Anneciğimi kaybettiğim günden beri ben de hep ağlıyorum. İki kanadından biri kopmuş kuşa döndüm. Ve seni, Tenzile annen için döktüğün o gözyaşlarını şimdi çok daha iyi anlıyorum Recep amca.

Peki, ya Babam.. Ahh canım babam.. Bir insan hayat arkadaşını bu kadar mı severmiş, Rabbim bu kadar mı karı koca arasında muhabbet tesis edermiş işte ben babam da buna yakinen şahit oldum.

Canım annemin katili işte bu variller oldu. Bu nedenle ben onlara “Katil Variller..” adını koymuştum. Ama şimdi düşünüyorum da kendi kendime “Varillerin ne suçu günahı var.. Yavru katil o pilottur, Ana katil Esad’ dır..” diyorum.

Tüm acılarına rağmen devam eden bir hayatımız var. Baba, oğul ve kız adeta azgın sel suları içinde akıntıya kapılmış giden bir kütüğe tutunmuş 3 kişi misali bir yandan da hayata tutunmaya çalışıyorduk.

Yıkılan evimizi enkazı içinde ayakta kalan bir odayı kendimize yer edindik. Yatacak 3 yatak, birkaç kap kacak, battaniyeler vs. enkazdan çıkarıldı ve bu oda, başımızı sokabileceğimiz yeni yuva oldu bize..

Ailemizin ana direği canım baban Doktor olarak mesleğini Halep’ in Al Şaar mahallesindeki AL BAYAR HASTANESİ’ nde icra ediyor, her gün gece gündüz demeden hastaneye gidip geliyordu.

Halkla baş edemeyen Katil Esad, İran İslam (!) Cumhuriyeti’ nden yardım istedi. Zaten Suriye’ deki şii milislere ve Esad’ı ayakta tutan Nuseyrilere el altından silah ve mühimmat yardımında bulunan İran, bu davete anında icabet etti.

Askeri yardımlar aleni hale geldi. İran’lı askerler, generaller, tanklar, uçaklar vs. topraklarımıza doluştu. Ve “Kral’dan daha fazla kralcı İran” öyle katliamlara başladı ki, adeta Esad’ı mumla arar hale geldik.

İran, Lübnan’dan gönderdiği Şii milislerle, Irak’tan hatta Afganistan’dan getirdiği “Gönüllü Fedailer” ile güzel ülkemizi yakıp yıkmaya adeta yağma etmeye başladı.

Katil Esad bununla da yetinmedi, bir başka devleti yani Rusya’yı davet etti Suriye’ye. İkili anlaşmalar imzalandı, Rus ayısı ülkemize balıklama daldı.

Esad, İran, Rusya muhteşem (!) üçlüsüne, ABD öncülüğündeki “koalisyon ülkeleri” destek veriyor hep birlikte, elinde tankı topu uçağı olmayan zavallı halkımıza, mücahid kardeşlerimize saldırı üzerine saldırı düzenliyorlardı.

Aylar ayları yıllar yılları kovalıyor, zaman su gibi akıp geçiyordu. Baba oğul kız olarak biz de adeta savaşı kanıksamış, onun ayrılmaz bir parçası olmuştuk.

Üçümüzün de ortak bir hedefi vardı; “Hayatta kalabilmek ve yaralı tüm insanlara gücümüzün son noktasına kadar yardımcı olmak..” Bu bizim için hem insanı hem de İslami bir görevdi.

Bu ulvi hedef için her gün AL BAYAR HASTANESİ ile evimiz arasında adeta mekik dokuyorduk.

Recep amca 19 Kasım 2016.. Hayatımın “en acılı günü” oldu benim için.

Babam ve Recep abim sabah kahvaltısını yapıp Al-Şaar semtindeki hastaneye gittiler. Bende evi toparlayıp bulaşıkları yıkadıktan sonra gidecektim yanlarına.. O sıra açık olan yerel radyomdan bir “Son dakika” haberi verildi ve o haberde denildi ki:

“Yarım saat kadar önce Halep Al Şaar semtinde bulunan AL BAYAR HASTANESİNE iki varil bombası isabet etti, çok sayıda ölü ve yaralılar var..”

Bu haberi duyunca bir anda dünyam başıma yıkıldı, koştum hastaneye, ortalık toz duman, feryatlar sanki arzı sallıyor.. Girişteki ACİL’e, babamın görev yaptığı enkaza koştum.

Aman Allah’ım.. Bir de ne göreyim, Recep abim ve babam kanlar içinde.. En yakınımda olan abime yöneldim, “abim, abim, Recep abim..” diye seslendim. Abimde ne bir ses ne de bir hareket vardı. Gözümden çok sakındığım abim ruhunu teslim etmişti.

Onun acısı ve gözyaşları içinde babama koştum.. O yaşıyordu ama iki ayağı parça parça idi. Beni görünce tebessüm etti ve bana dedi ki;

“Kızım, biricik kızım.. Sana vasiyetimdir, Resulullah (sas) efendimizin Kelime-i Tevhid bayrağını sakın yere düşürme.. Kur’an ve Sünneti yetim bırakma.. Farzların tacı Raşidi Hilafeti ikamesi için tüm gücünle çalışacağına bana söz ver yavrum..”

“Söz veriyorum babacığım söz veriyorum.. Allah şahidimdir söz veriyorum..” dedim.. O hep bana gülen gözleri ışıl ışıl oldu “Eşhedu ella ilahe illallah..” dedikten sonra ruhunu teslim etti ve Rabbine kavuştu.

Beyaz Bereli insanlar doluştu etrafımıza.. Tekbirlerle aldılar babamın ve Recep abimin naaşını.

Birkaç saat sonra Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) örgütü, Halep’teki  AL BAYAR HASTANESİ bombardımanında 30 dan fazla Hastane çalışanı ve Doktorun vefat ettiğini, yatan yaralılardan da onlarca kişinin öldüğünü açıkladı.

Recep amca işte bu nedenle 19 Kasım 2016 hayatımın “en acılı günü” oldu dedim. 17 yaşımda anasız, babasız, gardaşsız yetim genç bir kız olarak kaldım hayatta..

Şehid babamın yaşlı bir abisi vardı, Selahaddin amcam.. O da bu savaşta tüm yavrularını kaybetmişti. Yaşlı yengemle birlikte beni bağırlarına bastılar, evlerine aldılar.

Tarih 16 Aralık 2016.. Halep düştü ya da düşmek üzere.. Katil Esad’ın askerleri, Nuseyriler, Şii milisler, Ruslar, Koalisyon güçleri, PYD milisleri yani tüm akbabalar, enkaz başlarına konmuşlar, iştahla adeta toz bulutunun dağılmasını bekliyorlar.

Birileri, bir yerlerden onlarca yeşil otobüsler getirdi. Kızılhaç denetiminde Halep boşaltılıyor ve akbabalara teslim ediliyordu.

İlk önce yaralılar bu otobüsle bölgeden tahliye edildi. Ardından yaşlılar, kadınlar ve çocuklar.. “Katil İran” komutasındaki “Şii milisler" otobüslere saldırdı onlarca kişi gözümün önünde öldürüldü.

Selahaddin amcam, yengem ve ben de bu otobüslerden biriyle Doğu Halep’ten, önce Batı Halep’e oradan da İDLİB’e geçtik.

Recep amca, diğer şehirlerimize nispeten çok daha sakin bir şehir  olan İDLİB, yaşımın da verdiği olgunlukla, bu güne kadar yani yaklaşık olarak 6 yıldır olup bitenleri şöyle bir süzgeçten geçirme fırsatı verdi bana..

Yanımdan hiç ayırmadığım baba yadigârı bu radyom, benim en önemli bilgi kaynağım oldu hep.. Ülkemde, bölgemde ve dünyada neler olup bittiğini bu radyomun çeşitli kanalları sayesinde öğrendim.

Rahmetli şühedalar babam, annem ve abilerimin bana öğrettikleri Kur’an’a ve Sünnete dayalı İslami kriterlerimle, hayatı, olayları mukayese ettim. İslam’dan uzak, ne kadar acımasız ve vahşi bir dünyada yaşadığımıza / yaşatıldığıma şahit oldum.

Ey Recep amca Bu mukayeselerimde maalesef üzülerek şahit olduğum şahsınızla, Türkiye Devleti ve Devlet adamlarıyla ilgili bazı hususları burada tüm samimiyetimle dile getirmek istiyorum.

Bu hususlar; mevcut İslami bilgilerimin ışığı altında değerlendirdiğimde, yanlış fikir ve ameller oldukları bende kanaat haline gelmiş ve çok çok önemsediğim hususlardır.

Eğer ki aşağıda ifade edeceğim hususlar, “İslam’a göre yanlış tespit ve hususlar ise”, Lütfen Allah rızası için beni uyarınız.

BİRİNCİ HUSUS: Suriye olayları patlak verdikten 6 ay sonra yani Eylül 2011 de Mısır’a gitmiştiniz ve demiştiniz ki;

“Ben bir Müslümanım ama Laik değilim. Fakat Laik bir ülkenin başbakanıyım. Laik bir rejimde insanların dindar olma ya da olmama özgürlüğü vardır. Ben Mısır’ın da Laik bir anayasaya sahip olmasını tavsiye ediyorum..”

İKİNCİ HUSUS: Suriye’de katil Beşar Esad’a karşı mücadele eden onlarca grup içinden özellikle birisini İslami bir hayat isteyen birisini, ABD’nin nefret ettiği ve Terörist ilan ettiği birisini yani Nusret Cephesi’ni siz de Türkiye olarak, Bakanlar kurulu kararı ile Haziran 2014 de “Terörist Örgütler” listesine almıştınız.

ÜÇÜNCÜ HUSUS; 6/7 Ekim 2014 tarihlerinde önce Diyarbakır’da başlayan bilahare diğer illerinize de sıçratılan ve 50 den fazla insanın katledildiği olaylar sonrasında Suriye’nin Ayn el Arab şehrinin (Kobani) IŞİD’in elinden geri alınması için PKK’nın Suriye kolu olan PYD’ ye Türkiye tarafından destek verilmiş,

PYD lideri Salih Müslüm defalarca Türkiye’ye davet edilmiş, ağırlanmış, Kobani’nin kurtarılması (!) için ona sözler verilmiş, Barzani Diyarbakır’da ağırlanmış, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi askeri birliklerinin yani Peşmerge’nin Şanlı Urfa üzerinden Kobani’ye geçişleri sağlanmış ve IŞİD’in elinden alınan bu kasaba PYD’ye Türkiye tarafından adeta hediye edilmiştir.

DÖRDÜNCÜ HUSUS: Ahmet Davutoğlu bey, Mart 2015 te New York'ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterine; Suriye halkının bu iki kötü alternatifin kıskacı altında ezilmemesi gerektiğini” ilettiğini belirtmiş ve arkasından da demiştir ki;

"Her zaman üçüncü ve gerçek bir alternatif vardır, o da Demokratik bir Suriye'dir..”

BEŞİNCİ HUSUS: Temmuz 2015 tarihinde İncirlik Üssü’nün yine bir Bakanlar Kurulu kararıyla, Suriye’deki katil Esad’i, Sünnilerle savaşan Şiileri, Hizbullat ya da PYD askerlerini DEĞİL, öncelikle terörist ilan ettikleri başta Nusret Cephesi olmak üzere diğer İslami grupları bombalaması için ABD ve Koalisyon uçaklarının emrine verilmesidir.

ALTINCI HUSUS: Eylül 2015 tarihinde, Dışişleri Bakanınız Ferudun Sinirlioğlu, üstüne basa basa maalesef şu sözleri sarf etmiştir:

"Suriye'de siyasi çözüm; Birleşik, Demokratik, Laik, bir mezhebe bağlı olmayan, çok kültürlü, Esed'siz bir Suriye'yi beraberinde getirmeli, Biz Laik bir Suriye istiyoruz.."

YEDİNCİ HUSUS: Recep amca hatırlarsanız, Halep’ ten binlerce mücahidi, 24 Ağustos 2016 da başlayan Fırat Kalkanı harekâtına çağırdınız. Bu çağrınıza ve samimiyetinize inanan binlerce mücahid kardeşimiz, Fırat Kalkanı harekâtına katıldı, bu nedenle de Halep savunması çok çok zayıfladı.

Neticede bunu fırsat bilen katil Esad vahşi saldırılarını arttırdı ve Halep düştü. Babam ve Recep abimin de şehid düştüğü o katliamlar başladı.

Sonuçta El Bab, IŞİD’den alındı ama niye PYD / PKK üssü olan Fırat’ın batı yakasındaki Münbiç’i bıraktınız?

SEKİZİNCİ HUSUS:  22 Haziran 2017 tarihinde sözcünüz İbrahim Kalın bey, Cumhurbaşkanlığı muhabirleri ile bir araya geldiği toplantıda "Suriye’nin İDLİB şehri ve çevresinde ‘Çatışmasızlık Bölgeleri’ oluşturmak için İDLİB'e Türk ve Rus askeri konuşlanabilir" dedi. 

Konuşmasının devamında ise; "Çatışmasızlık bölgeleriyle ilgili Türkiye, Rusya ve İran arasında bir mekanizma kuruldu. Rejim güçleri ile muhalif güçlerin arasında konuşlandırılacak güçlerin kimlerden oluşacağı, sayısının ne olacağı, mekanizmalarının ne olacağı konusunda şu anda o heyetler çalışmalarını sürdürüyor.

Muhtemelen İDLİB bölgesinde ağırlıklı olarak Türkiye olarak biz ve Rusların, Şam etrafında ağırlıklı olarak Rusya ve İran’ın, güneyde Deraa bölgesinde Ürdün’ün ve Amerikalıların içinde yer alacağı bir mekanizma üzerinde çalışılıyor..”

DOKUZUNCU HUSUS: 14-15 Eylül 2017 de Astana Zirvesinde Türkiye, Rusya ve İran olarak aldığınız tüm kararlar hep aleyhimize oldu.

Güya bu kararlarla “Suriye’deki iç savaşı sonlandırmak, çatışmasızlık bölgeleri oluşturmak, İDLİB, Humus ve Doğu Guta'da silahların bırakılması, bölge güvenliğinin katil Rus ve İran askerlerince sağlanması vs.” söz konusu olacaktı.. Bakın vahşet ve katliamlar şu an bile hız kesmeden hatta artarak devam ediyor.

ONUNCU HUSUS: Askeri birliklerinizin Cilvegözü sınır kapısından Suriye’ ye sevkiyatı yapılıyor bu günlerde. Ey Recep amcam, Kobani’ den Afrin’ e yaklaşık 500- 600 km PYD kontrolündeki sınırı adeta önemsemiyorsunuz da niçin İDLİB’e geçiş kapısı olan Cilvegözü sınır kapısının da içinde bulunduğu 6 km’ lik PYD / PKK’ nın faaliyette bulunmadığı bu sınıra asker yığılıyor ya da sınır kapısı kapatılıyor? Neden?

Görünen o ki emperyalizm ve onların amiral gemisi ABD’nin emriyle mücahidlerin elinde kalan son kale İDLİB muhasara edilecek.

Belki de Allah korusun aynı Halep gibi katliamlar yaparak mücahidlerin elinden İDLİB zorla alınmaya çalışılacak. Sömürgeci kâfirler, savaş sonrası yukarıda Ferudun Sinirlioğlu’nun, üstüne basa basa söylediği / dayattığı "..Biz Demokratik ve Laik bir Suriye istiyoruz.." amacını gerçekleştirmeye çalışacaklar..

Tabii ki bütün bunlar onların planı, tuzağı, hesabı.. İman ediyoruz ki bir de âlemlerin Rabbi olan şanı yüce Allah’ın da muhakkak ki bir planı var.

Ey Recep amca, siz İslam’ı hiç tanımayan bir kişi değilsiniz. Namaz kılan, Kur’an okuyan, Haccını ve Umresini yapmış, Medine’ de Resulullah’ı (sas) defalarca ziyaret etmiş bir kişi olarak biliriz sizi.

Tüm bunlara rağmen kalkıp da; “Ben Mısır’ın da Laik bir anayasaya sahip olmasını tavsiye ediyorum..” nasıl diyebiliyorsunuz?

Ya da Ahmet Davutoğlu bey; üçüncü ve gerçek bir alternatif vardır, o da Demokratik Laik bir Suriye'dir..” diyebiliyor?

İsraillileri çok seven, İsrail’ le ilgi her bir işin içinde yere alan Ferudun Sinirlioğlu’nun "..Biz Demokratik ve Laik bir Suriye istiyoruz.." sözlerine ne demeli?

Şanı yüce Allah’ın yüce kitabımız Kur’an’daki şu hitabını size bir kere daha hatırlatmak istiyorum:

“Kim İslâm dininden başka bir din (sosyal hayat nizamı) ararsa, bilsin ki o din ondan asla kabul edilmeyecek ve o ahirette de hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” (Âli İmran suresi 85.ayet)

“Ben dinimi (sosyal hayat sisteminizi) tamamladım ve din olarak sadece İslam’dan razıyım..”(Maide suresi 3. ayet)

“Siz benim kitabım (sosyal hayatınızı buna göre düzenlemenizi emrettiğim) Kur’an a sırt çevirirseniz, bende size sırtımı çeviririm ve her birinizin arkasına bir şeytan musallat ederim.” (Zuhruf suresi 36 ayet)

Recep amca şunu bilin ki, Müslüman Suriye halkı olarak biz “Allah’a ve Resulüne meydan okuyan, Allah’ın haram kıldığı bir yönetim sistemi olan Demokrasi ve Laikliği asla istemiyoruz.”

Peki, ne istiyorsunuz? Diye soruyorsan;

Biz Suriye halkı olarak İslam ümmetinin de istediği, “Allah’ın kitabı ve Resulünün Sünnetinin sosyal ve siyasi hayata hâkim olduğu bir İslam Devleti” istiyoruz.

Daha doğrusu bunu âlemlerin Rabbi şanı yüce Allah istediği için biz de istiyoruz. Çünkü sizin de tecvid ile okuduğunuz şu ayette Rabbimizin şu hitabını bir hatırlayın:

“Onların arasında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların heva ve heveslerine sakın ha uyma, Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın.” (Maide suresi 49. ayet)

ABD, Rusya, Avrupa devletleri, İsrail ya da Çin vs. “kâfir devletler ve kâfir yöneticiler” oldukları için onların, şeytani bir düzen olan Demokrasi ve Laikliği benimsemeleri anormal bir şey değildir.

Ama bir Müslüman nasıl olurda şeytan ve dostlarının benimsediğini ya da bize dayattığını benimser? Bunun İslam’a zıtlığını bilmeden anlamadan yaparsa gafildir, ahmaktır..

Ama onun İslam’a taban tabana zıt olduğunu bile bile onu benimser ve ona davet ederse, Allah’a, Resulüne ve müminlere ihanet eden bir haindir.

Recep amca, siz de biliyorsunuz ki Suriye’ li Müslümanlar nefsi müdafaa yapmaktadırlar. Vatanlarını, yurtlarını, yuvalarını, ailelerini korumaktadırlar. Onlar asla terörist değildirler.

Asıl terörist katil Esad’ tır, bizlere denizden karadan havadan saldıran ABD, Avrupa Devletleri, Rusya, İran ve bunlarla işbirliği yapan, bunlara yataklık yapan devletlerdir.

Asıl terörist, Esad’ ın Nuseyri milisleri, İran’ın Lübnan’daki partisi Hizbullat’ tır, Şii milislerdir, PKK / PYD dir, Irak’tan gelen şii Haşti Şabiler’dir. Bunların alayı ABD’nin Lejyonerleri’ dir.

Durum böyle iken ey Recep amcam siz nasıl kalktınız da Müslüman mücahidlerden oluşan Nusret Cephesindeki kardeşlerimizi ABD gibi “Terörist” ilan ettiniz? Bunun hesabını Allah’a nasıl vereceksiniz?

ABD bir türlü boyun eğdiremediği Müslümanlara boyun eğdirmek, onları tamamen bitirmek, katletmek ve Suriye’ den temizlemek için bir plan yaptı.

Bu plana göre İDLİB ve çevresini sinsi bir şekilde “Çatışmasızlık Bölgeleri” ilan edip, özellikle İran’ lı ve Türkiye’ li Müslüman askerlerden oluşan birliklerle kuşatma ve çember altına almak, bu çemberi yavaş yavaş daraltıp mücahitlerin direnişini kademeli bir şekilde 5-6 ay içinde kırmaktır hedefi..

Bir de baktık ki ABD’ nin bu planına Astana zirvelerinin organizatörü İran ve Türkiye balıklama atladı. Adeta bu planın sözcülüğünü yaparcasına İbrahim Kalın bey, "Suriye’nin İDLİB şehri ve çevresinde ‘Çatışmasızlık bölgeleri’ oluşturmak için İDLİB'e Türk ve Rus askeri konuşlanabilir" dedi. 

Ve arkasından da hiç yüzü kızarmadan “İDLİB bölgesinde Türkiye ve Rusya, Şam etrafında Rusya ve İran, güneyde Deraa bölgesinde ise Ürdün ve Amerikalılar konuşlanacak..” dedi..

Ey Recep amca bunlar gerçek mi? Osmanlı İslam Devleti’ni 7 düvelin kuşatması gibi bir kuşatma ile mi bizi, o güzel İDLİBİ’ mizi kuşatacaksınız?

Soruyorum size, gelen bu Türkiye’ li Müslüman askerler kiminle savaşacak? Kimi öldürmeye geliyorlar?

Savunma halindeki İDLİB halkı armut mu toplayacak? Ölecek yüzlerce Türk askerinin, binlerce İDLİB’ linin hesabını Allah (cc) ve Türkiye halkı size sormayacak mı?

Yüzlerce tabut içinde Türkiye’ye dönen zavallı askerlerin durumunu ailelerine nasıl anlatacaksınız? Burada katil kim, maktul kim, şehit kim olacak sorarım size?

Elleri kopmuş, ayaklarını kaybetmiş, gözlerinden mahrum kalmış Mehmetciklerin hanımları, yavruları, gardaşları, Kore’ ye giden asker aileleri gibi size karşı sus pus sessiz mi kalacak?

Siyaseten de muhalefet partileri birleşip bu asker cenazelerini büyük bir istismar malzemesi olarak kullanıp 2019 seçimlerinde sizi Külliyeden uzaklaştırma ihtimali olmayacak mı?

Ey Recep amcam unutmayın ki siz de bu dünyada bir misafirsiniz. Rahmetli babam, annem ve abilerim gibi siz de bir gün Allah’ın huzuruna varacaksınız.

Açın bakalım şunun amel defterini denildiğinde “Salih amellerle dolu dolu bir defterim” olsun istemez misiniz? Bu defteri güzel şeylerle doldurmakta bizim elimizde, kötü şeylerle doldurmakta bizim elimizde değil mi?

İşte Suriye senin için altın bir fırsat..

Meydan oku küffara, dinleme ABD’yi, Rusya’yı, Avrupa’yı.. Allah’a tevekkül et, Müslümanlarla iş birliği yap, Kur’an ve Sünnete sarıl, şu Demokrasi ve Laiklik denilen pisliğe asla yüz verme, İslam bana yeter, Allah bana yeter de.

Göreceksin ki inşallah küffar rezil rüsvay olmuş, göreceksin ki dünya Müslümanları arkanda saf tutmuş, dualar sana ve senin emrindeki ordular için söylenmeye başlanmış..

Katil ABD, katil Rusya, katil Avrupa, katil İran ve katil Esad aslında birer cücedir Recep amca. Bunların hepsinin gücü bir araya gelse, Allah’ın gücü karşısında ne yapabilir ki?

5 yıldır hiç yılmadan mücadeleye devam eden kahraman Suriye halkının hasretle dile getirdikleri “Raşidi Hilafet’in tekrar geri gelmesi..” duygu, düşünce ve hedeflerine şayet sende yardımcı olursan ve Allah’ın izniyle bu hedefler inşallah bir gün gerçekleşirse, başta Suriye halkı olmak üzere tüm İslam ümmeti sana minnettar ve müteşekkir olur.

Böylelikle hem dünya hayatınız hem de ahiret hayatınız için çok çok mükemmel bir iş ve hayırlı bir salih amel yapmış olursunuz.

Kıyamet gününe kadar bu ümmet, cennet mekân ulu hakan Sultan Abdulhamid hanı hayırla yâd ettiği gibi sizleri de hayırla yâd eder.

Fakattt ey Recep amca bunun tam tersi bir amele, yani Allah’ın değil, ABD’nin razı olduğu bir işe girişirseniz;  ABD, Rusya, İran, Irak, Avrupa, İsrail, Ürdün, Suudi Arabistan, Katar vs. devletlerle iş birliği halinde İDLİB ve çevresindeki çemberi daraltarak saldırır,

Taş üstünde taş, Vücut üstünde baş bırakmayacağız..” derseniz, başta ben olmak üzere kahraman İDLİB halkı olarak “Şehadet parmağımız kılıç, iman dolu vücutlarımız kalkan” olarak karşınıza dikilecek ve son nefesimize kadar, şehit oluncaya kadar 7 değil 17 düvele karşı savaşmaya devam edeceğiz inşallah.

Sanırım düşmanlarımız bizi tam tanımamış Recep amca

Biz, âlemlerin Rabbi olan şanı yüce Allah’a bir söz verdik. Yani ölçü ve örneğimiz sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa’ nın (sas) dediğini dedik:

“Allah’a yemin ederim ki onlar güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler yine de bu davadan asla vazgeçmem. Ya Allah bu dini hâkim kılar ya da ben bu yolda yok olur giderim..”

Allah’ım sen şahitsin ki, bizler de ya Raşidi Hilafeti ikame edeceğiz, ya da bu uğurda babam gibi, annem ve abilerim gibi şehit olacağız söz veriyorum ya Rab..

“Müminler arasında öyleleri var ki, Allah'a verdikleri sözde dururlar. Kimileri sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimileri de şehitlik için beklemektedirler..” (Ahzab suresi 23. ayet)

Ey Recep amca, bu gün 10 Muharrem 1439

Yetim bir yeğenin olarak Hazreti Hüseyin’ in (ra) şehit edildiği bu günde kalbimin ta derinliklerinden sana sesleniyorum..

Mazlum İDLİB ve Bilad-uş Şam, bu yüzyılın KERBELA’ sı olmasın..

SEN DE, Adaletin yanında duran, Zalime meydan okuyan, Hakimiyet Allah’ındır diyen Hz. Hüseyin’ lerin (ra) yanında yer al..

Son anda da olsa öyle bir karar ver ki, ALLAH seni sevsin, RESULULLAH sana ümmetim desin, ÜMMETİ MUHAMMED seni gerçek Reis bilsin..

Allah’ım sen şahidimsin ki ben Recep amcama son kez hatırlattım. Artık karar onun.. Ya Rab onu nefsine, şeytana, katil ABD’ye boyun eğmekten ve rezil duruma düşmekten koru..

وَذَكِّرْ فَإِنَّ الذِّكْرَى تَنفَعُ الْمُؤْمِنِينَ  (51.sure, 55.ayet)

Yazan; Suriye’li tüm yetimler adına, yetim yeğenin Sümeyye..

10 Muharrem 1439 / 30 Eylül 2017- Cumartesi

***

Not: Bu mektup, yetim Sümeyye’nin acılarını kalbinin en derinliklerinde hisseden Türkiye’li Müslümanlar adına Empati yapan ve kendini onun yerine koyan kardeşiniz Bekir Yetginbal tarafından yazıldı.

 

 


Tags:

 
 
 

Bir Cevap Yazın