Güçlü ve Büyüyen Bir Sanayi İçin Dünya Hilafet’e Muhtaçtır

Güçlü ve Büyüyen Bir Sanayi İçin Dünya Hilafet’e Muhtaçtır

Yazan Bekir Kurtuluş

“Sanayi devrimi 5.0” Muhtemelen bu makaleyi okuyan ve sanayi ile doğrudan ilgisi olmayan birçok kişinin yanında sanayiciler içinden de azımsanmayacak bir kesim bu kavramdan bihaberdir.

Bu konuya az sonra değinmek üzere bir kenarda tutalım ve dünyamızın dışına doğru kısa süreliğine uzun bir yolculuğa çıkalım.

Hayatta üstlendiğimiz misyon ne olursa olsun bu yazıyı okuduktan sonra ideolojik bakış açısına sahip olmanın ve hayat görüşünün sanayi ve teknolojinin geleceğini nasıl etkilediği konusunda bakış açımızın değişeceğini taahhüt edebilirim.

Şimdi gözlerinizi kapatıp zihninizde evrenin derinliklerine kısaca bir gezinti yapmanızı isteyeceğim. Devasa boyutları üzerinde tefekkür ederken bu müthiş kâinat olgusu karşısında bir beşer olarak ne kadar küçük ve aciz olduğumuzu kim inkâr edebilir ki?

İnsanoğlu kültür mirası ve bilgi birikimi ile ulaştığı çağdaş düzey ve deneyim sayesinde içinde yaşadığı evreni birçok boyutuyla tanıma imkânı bulmuştur.

Buna rağmen içinde barındırdığı sayılamayacak ölçüdeki zenginlik içinde keşfedildiği kadarıyla mavi gezegenimiz dışında hiçbir ortamda yaşam için gerekli koşullar bulamamıştır.

Bu küçük dünyamızda bir misyon üstlenmemiz gerekirse bunun adı Hilâfet’tir. Zira birçok ayette Rabbimiz bizi yeryüzüne halife olarak gönderdiğini beyan ediyor.

Bu anlamıyla yeryüzünün halifesi olan insanoğlu onu imar ve iskân etmekle, onu geliştirmekle mükelleftir. Mevzu hakkında kafa yoran insanlar sahip oldukları ideoloji ve hayat görüşlerine göre bu geliştirme işine farklı yönlerden yaklaşmışlardır. Bu yaklaşımlar özünde kapitalist, sosyalist ve İslami olarak 3 ana grupta toplanabilir.

Konumuz sanayi ve teknolojinin teknik yönünden ziyade, sanayi ve teknolojinin sağlıklı ve sürekli gelişimi için daha önemli olan sanayi siyaseti boyutudur. Bu boyut ne ölçüde akla ve hayat gerçeklerine uygun ele alınırsa o ölçüde sağlıklı sonuçlar verecektir.

İslâm’ın sanayi siyasetine bakışı diğer beşerî ideolojilerin bakış noktasından fersah fersah uzak ve üstündür. Zira kapitalizm ve sosyalizm gibi beşerî ideolojiler endüstriyel politikalarını ekonomi üzerine temellendirirler.

Onların bakışından etkilenen Müslüman siyaset yapıcılar da kendi akidelerinden uzaklaşıp Batılıların hayat görüşlerinin tesirinde kaldıklarından aynı düşünceyi taklit ettiler.

Ekonomi politikaları dış güdümlü olduğu için İslâm beldeleri hiçbir zaman sanayi devrimlerini gerçekleştiremediler.

Batı ülkeleri, kendi politikalarını sömürü ve sanayi esası üzerine kurarken; İslâm beldelerini ise finans ve hizmet sektörüne mahkûm ettiler.

Hâlbuki Müslümanlar sanayi siyasetine İslâm akidesi zaviyesinden baksalardı onu; dış siyasetin esası olan davet boyutu üzerine inşa ederlerdi.

Bu boyutun önemi dış siyasetin ve cihadın davet eksenine dayalı olmasından da anlaşılabilir. (1)

Davet stratejisi, İslâm davasının dünyaya taşınması ve İslâm toplumunun dünyaya hâkimiyet vizyonunun vazgeçilmez bir parçasıdır.

يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَاللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ

“Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Ama kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır. Allah’a ortak koşanlar istemese de, hak dini bütün dinlerden üstün kılmak için Peygamber’ini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur.” (2)

Yine bu davet ilkesi amacı İ’lâ-yı Kelimetullah (Allah’ın dininin yüceltilmesi) olan cihadın da temel prensibidir.

وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ كُلُّهُ لِلّه فَإِنِ انتَهَوْاْ فَإِنَّ اللّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

“Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla cihad edin. (İnkâra) Son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür.” (3)

Sorunun önemi ve yaklaşım metodumuzu ortaya koyduktan sonra bu bakış farklılığının pratik neticelerinin neler olacağını, ilerleyen satırlarda daha iyi ifade edebiliriz.

İslâm ümmeti Hilâfet Devleti olarak dünya sahnesine geri döndüğü zaman en kısa süre içinde sanayi devrimini gerçekleştirip ekonomik ve teknolojik açıdan Batıya olan bağımlılığını bertaraf edecektir inşallah.

Bunu yapmak için ne yeraltı kaynakları ne nüfus ve işgücü, ne de bilgi ve kaynak sıkıntısı yoktur. Zira petrol, doğalgaz, nadir elementler ve sanayi devrimini gerçekleştirebilmek için gerekli demir, çelik gibi stratejik maddeler açısından ümmet eşsiz bir konumda bulunmaktadır. 

İslâm beldelerinin dünya petrol rezervlerinin %74’üne sahip olması bir yana Türkiye’nin yıllık ziraat ihracatı bile tek başına dış borçlarını ödemeye yetecek kapasitededir.

Diğer yandan Endonezya kömür, yaş sebze, kalay ve LNG alanlarında dünyanın en büyük ihracatçılarından biridir.

Hâlen dünyada enerji üretiminde petrolden fazla yer tutan kömür açısından Pakistan Ortadoğu petrolünü aratmayacak zenginliktedir.

Bu sanayi devrimi sürecinde İslâm Devleti’nin aşağıdaki politikalara odaklaması gerekecek (4):

1– Enerji kaynaklarının ve cevher ayrıştırma altyapısının güvenliğini sağlamak ve çoğaltmak.

2– Sanayi için kritik olan mineral, maden ve hammadde tesisleri üzerinde kontrol sağlamak ve onları işlemek için teknoloji ve yetenek transferi yapmak.

3– İslâm âleminin ekonomisini ziraat ve bankacılık ekseninden çıkarıp sanayi öncülüğünde bir ekonomiye çevirmek.

4– Ağır sanayi için gerekli demir ve çelik fabrikaları ile enerji üretimi için gerekli petrol rafinerileri inşa etmek

5– Savunma ve askerî sanayiyi geliştirmek. Zira bu sektördeki etkinlik, devlete caydırıcılık kazandırır ve teknolojide inovasyona öncülük eder.

6– Ulaşım, tren yolları, su kaynakları ve altyapısı, ülke içi telekomünikasyon ve iletişim ağı gibi iç ekonomiyi güçlendirecek altyapıyı geliştirmek.

7Afrika’dan Endonezya’ya İslâm âlemi çapında okuryazarlık oranını arttırmak ve sanayileşme için gerekli profesyoneller yetiştirebilecek yepyeni bir eğitim programı finanse etmek. Yeterli yetişmiş personele sahip olana kadarki geçiş sürecinde ise tersine beyin göçü ve yabancı personel transferi yaparak bu ihtiyacını karşılamak.

Sanayi siyasetinin hedefi Daru’l İslâm’ı/ İslâm ülkesini sanayileşmiş ülkeler seviyesine getirmektir. Bunun ise önce ağır sanayiyi kurmak sonra da diğer sanayileri kurmaktan başka yolu yoktur.

Yani her şeyden önce motor sanayi, takım tezgâhları sanayi kurulur sonra da kurulan bu sanayiden faydalanılarak diğer fabrikalar kurulur. 

“Ülkeyi sanayileşmiş bir ülke hâline getirmek için her şeyden önce ağır sanayiden işe başlamak uzun bir zamana ihtiyaç gösterir. Bu nedenle temel ihtiyaçları üreten fabrikalardan başlamak gereklidir.” sözü tamamen aldatıcı bir sözdür.

Bu söz bir aldatmacadır.

Bu sözün amacı ağır sanayi çalışmalarını baltalamak ve ülkeyi Amerika’nın ve Avrupa’nın tüketim pazarları hâlinde kalmasını sağlamak için ülkenin servetini tüketim sanayinde harcamaktır.

Üstelik içerisinde yaşadığımız vakıa da bu sözü yalanlamaktadır. Çarlık Rusya’sı 1. Dünya Savaşı’ndan çıktığında Avrupa ailesinden sayılıyordu ve elinde ağır sanayi namına bir şey yoktu.

Hatta Lenin’den ziraî üretimi geliştirmek ve tarımda modern aletlerin kullanılması istenildiğinde Lenin onlara şöyle cevap verir: “Modern tarım aletlerini, kendimiz üretinceye kadar kullanmayacağız. Ne zaman üretirsek o zaman kullanacağız.”

Gerçekten de Rusya’da çok uzun bir süre geçmeden ağır sanayi kuruldu. Rusya 1960’lı yıllarda uzay teknolojisinde Amerika’yı geçti ve dünyada birinci devlet hâline geldi.

“Makine sanayisinin kurulması, mühendislerden ve teknik adamlardan oluşan sanayi ortamının varlığını gerektirmektedir.” şeklindeki sözler de saptırıcı ve kafa bulandırıcı sözlerdir.

Doğu ve Batı Avrupa ülkelerinin elinde ihtiyaç fazlası birçok mühendis ve teknik eleman vardır. İşe başlama anında onlardan yüzlercesini getirmek mümkündür.

Aynı zamanda, ağır sanayi ve çelik sanayisi dallarında mühendislik eğitimi almaları için, yüzlerce hatta binlerce gencimizi oralara göndermek mümkündür. Üstelik bu iş çok kolay ve yapılabilecek şeylerdendir. (5)

Hilafet Devleti İslâm’ı davet ve cihad yoluyla dünyaya hâkim kılma vizyonu gereği dünyada birinci devlet konumunu elde edene kadar siyasi, askerî, ekonomik ve endüstriyel hamleler gerçekleştirir. (6)

Bu pozisyonu ele geçirince de hamlelerini yavaşlatmaz, bilakis konumunu korumak ve Allah’ın nurunu dünyaya hâkim kılmak için kararlılıkla atılımlarına devam eder.

Sanayi devrimini gerçekleştirdikten sonra endüstriyel, teknolojik ve askerî liderliğini korumak için savunma, uzay ve AR-GE projelerine Beytu’l Mal’ın cihad divanından (7) hatırı sayılır bütçeler ayırarak davet amacına hizmet etmeye devam eder. 

Yeni nesil yazılım ve donanımlarla nesnelerin interneti (İoT) konularının senkronize ve uyum içinde kullanımını öngören “Sanayi Devrimi 4.0” konusu henüz emekleme aşamasındayken “Sanayi Devrimi 5.0” konusu konuşulmaya başlandı.

Kendi kendini yönetebilen akıllı fabrikalar diyebileceğimiz hedefe odaklanan “Endüstri 4.0” yaklaşımına, şimdi de insan dokunuşu öngören ve insanların robotlarla güven içinde beraber çalışabileceği bir ortam geliştirmeye çalışan sanayiciler Endüstri 5.0 konusunu geliştirmeye çalışıyor.

Gerçek sanayi devrimleri devlet politikası ve desteği olmaz ise bu çabalar teorik ve akim kalmaya mahkûmdur. Zira doğası gereği ticari kaygılar taşıyan sanayicilerin devrim olarak nitelendirilebilecek atlama platformları inşa etmeleri çok zordur.

Bunu sağlayabilecek olan büyük kapital sahibi şirketler ise bedeller ödeyerek sahip oldukları bu know-how incilerini paylaşmaktan haz etmeyecektir. Bu yüzden sanayi devrimi sağlıklı ve samimi devlet gayretleri ile ortaya konabilir.

Bu konu hakkında Hizb-ut Tahrir’in emîri Mühendis Ata Ebu Raşta’nın Sanayileşme Siyaseti ve Sınai Devletin İnşası (8) isimli kitabı, İslâmi ideolojik bakış açısıyla yazılmış felsefi olmayan, pratik ve uygulanabilir çözümler sunan belki de tek çalışmadır.

Günümüz beşerî ideolojilerinin sanayileşme konusuna bakış açılarını birkaç başlık altında mukayese edecek olursak İslâm ideolojisinin üstünlüğü bariz olarak ortaya çıkar. 

PATENT

Fikrî mülkiyeti koruma kanunları sömürgeciliğin ekonomik ve kültürel kanunlarından birer üslûptur. Büyük kapitalist devletler, Dünya Ticaret Örgütü (WHO) yoluyla diğer dünya devletlerine ve halklarına bu kanunları kabul ettirdi.

Bu kapitalist devletler, teknolojiye (sanayi malları üretmek ve hizmetlerle ilgili bilgilere) sahip olunca bu bilgileri ellerinde tutmak ve diğer halkların bunlardan gerçek şekilde faydalanmalarını engellemek için bu kanunları diğer ülkelere kabul ettirdiler.

Bu şekilde, bu memleketler kapitalist devletlerin ürünleri için birer tüketici pazarları oldular ve onların egemenlikleri altında kaldılar.

Bu sayede kapitalist devletler yatırım yapmak ve globallik adı altında diğer memleketlerin servetlerini ve değerli mallarını çalmaya devam ederler.

Kapitalist devletlerin hedef edindiği ümmetlerin başında İslâm ümmeti gelmektedir. Çünkü kâfirler, bu ümmetin İslâm ideolojisine tekrar dönmesiyle çok güçlü olacağını ve böylelikle kendilerinin de sonunun geleceğini çok iyi bilmektedirler.

Bu sebeple, Müslümanlara kendi çıkardıkları küfür kanunlarını çeşitli oyunlarla kabul ettirdiler. Fikrî mülkiyeti koruma kanunu da bu kanunlardan biridir.

Bu kanunlardan başka İslâm ümmetine yönelik başka hedefleri de var; bu ümmetin kuvvete sahip olmasını engellemek ve İslâm ideolojisinden uzaklaştırmaktır.

Müslümanlar bu beşerî kanunların dinlerine ve hayatlarına yönelik ne kadar tehlikeli fikir ve kanunlar olduklarını idrak etmelidirler.

Zira bu kanunların hedefi bilimsel bilgileri ihtikâr etmek (stoklamak) ve Müslümanların bunlardan istifade etmelerini engellemek olduğu gibi, İslâm’a dayalı olarak kalkınmalarını da engellemektir.

Bu nedenle, Müslümanlar bu kanunları reddetmeli ve onlara bağlanmamalıdırlar. Nitekim bunlar İslâm’dan değildir, Müslümanlara zarar vermek onları parçalamak amacıyla çıkarılmıştır. (9)

Patent kurumu sayesinde teknoloji kontrol altında tutulmakta, böylece kapitalist devletler ve onların arkasındaki büyük sermaye sahiplerinin stoklarındaki düşük maliyetli eski teknoloji yüksek fiyatlarla satılabilmektedir.

Diğer yandan patent güvencesi sayesinde “ileri teknoloji” tabana yayılmamakta ve “teknoloji tekeli” meydana gelmektedir.

Bu da tröstlerin gücüne güç katarken küçük ve orta ölçekli girişimcilerin bileklerine kelepçe vurmaktadır. İnovatif icatların belli kişi veya şirketlerde hapsolması mucit, yetenekli insanların bunlara erişememesi ve kullanamaması teknolojinin atılım yapması karşısındaki en büyük engeldir.

UZAY

İnsanoğlunun uzaya çıkamadığı kadim medeniyetler ihtişam ve güç göstergesi olsun diye görkemli saraylar inşa ederlerdi. Bazıları da bu sarayların bahçelerine dönemin en iyi mühendislerine son teknoloji mekanizmalar yaptırırlardı.

İslâm Devleti de güçlü olduğu dönemlerinde her köşesi hâlen çözümlenememiş meslek sırları ile dolu saraylar, camiler ve yapılar inşa etmiştir.

Bence günümüzün sarayları artık devlet binalarından ziyade yörüngeye inşa edilen uzay istasyonlarıdır. Uzay yarışı (10) soğuk savaş döneminde dünyada birden fazla ideolojik kutup varken devam eden bir üstünlük göstergesiydi.

Sovyetler Birliği dağılıp Rusya kapitalist dünyaya boyun büken müflis bir federasyona dönüşünce; yörüngedeki Rus Uzay istasyonu MIR “hijyenik” olmadığı sağlıksız hâle geldiği gerekçesiyle bir medeniyetin çöküşünü sembolize eder şekilde 2001’de okyanusa düşürüldü.

Onun yerini NASA öncülüğünde kurulan ve 2000 yılında astronot ağırlamaya başlayan Uluslararası Uzay İstasyonu (UUİ) aldı.

Dünya tek kutuplu kapitalist bir hâle dönüşünce uzay programları yavaşladı ve kâr marjı düşük bir alan olduğu için sadece ticari işlerle sınırlı hâle geldi.

Mesela değerli madenler bulunduğu için kuyruklu yıldızlara dahi sondaj yapıldı ama NASA’nın küçültülmesine karar verildi ve çalışan sayısı 16.500’den 4.500’e düşürüldü.

İdeolojik bakışın teknolojiye etkisine örnek olarak Rusya Federasyonu’nun da modül katkısı olan ve 2024’te görev süresi sona erecek olan UUİ’nun akıbeti hakkındaki yaklaşım farklılığına bakabiliriz.

Kapitalist kültürle yetişen NASA uzmanları görev süresi dolduktan sonra UUİ’nun yeryüzüne kontrollü bir düşüş ile indirilmesini planlıyorlar.

Kullan at tipi tüketim zihniyetinin tasarıma yansıması olarak değerlendirilebilecek bu yaklaşım karşısında sosyalist kültürle yetişen Rus kozmonotlar UUİ’na bağlanan kendi modüllerinin; 2024’den sonra da küçük revizyonlarla kullanılabilmesi öngörülerek tasarlandığını ve en az 30 sene daha göreve devam edebileceğini açıkladılar.

Uzay çöplüğü meselesi de bu konuya örnek olabilir.

Özellikle uzay yürüyüşlerini kapsayan misyonlar için büyük tehdit olan ve saatte 28.000 km hızla (mermiden 10 kat daha hızlı) serseri mayın gibi yörüngede dolanan 170 Milyondan fazla uzay çöpü bulunuyor.

Bu konu “çevreci” kapitalist ve “devletçi” sosyalist yetkililerce felsefesi yapılan bir konu olmaktan öte geçmemektedir.

İslâm ideolojisi nazarıyla bakan Hilâfet Devleti yetkilileri ise “Kenâr-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu, Gelir de adl-i İlâhî sorar Ömer’den onu!” bilinciyle bir kamu hizmeti olarak kapitalizmin dünyaya sardığı diğer belaları temizleyeceği gibi onu da temizleyecektir inşallah.

SAVAŞ

Dünyanın ekonomik hatta siyasi gidişatını etkileyen, savaşların ve ülkelere biçilen rollerin formatını belirleyen 3 ana sektör vardır. Bunlar silah, kimya ve ilaç sanayileridir.

Savunma ve silah sanayisi her zaman teknolojinin öncü sektörü olagelmiştir. Hilâfet Devleti’nde de bu böyle olacaktır ama vizyon farkıyla.

Sosyalist ideoloji için toplumda sınıflar arasında çatışmalar icat etmek zaten temel yayılma metodudur.

Bu yayılım politikaları; insan dâhil her şeyi madde olarak gören materyalist paradigmanın “evrimleşeme” uğruna katliam ve soykırımlar yapmaktan geri kalmamasının temel sebebidir.

Kapitalist ideoloji ise “gaye vasıtayı meşru kılar” bakışıyla sömürü alanlarını genişletmek için kitle imha silahları geliştirmeyi hayati bir gereklilik olarak görür.

Bunları da siviller ve çocuklar üzerinde kullanmaktan çekinmediğine Japonya’da, Cezayir’de, Filistin’de, Irak’ta ve Suriye’de defalarca şahit olduk.

Batılılar mertçe savaşmak yerine proxy/vekil devlet veya örgütleri savaştırır, kendi askerleri yerine savaşacak avatar robotlar ve exoskeletonlar geliştirme peşindedir.

Uzaydan savaşma planları yaparlar. Kendi askerleri savaşmak zorunda kalırsa da go-pill türü cesaret haplarıyla cepheye giderler. 

Hilâfet Devleti ise cihadı İ’la-yı Kelimetullah için yapar ve onun savaş ahlakı en üstün ahlaktır. Kadınlara, çocuklara ve yaşlılara zarar vermeyi yasaklar, geçtiği tarladan yediği üzümün ücretini dalına asar. 

GENETİK

İnsan genomu projeleri oldum olası Batılı hâkim zümrenin ve bilim insanlarının hayalini süslüyor. Onları bu araştırmaları yapmaya iten faktör 1000 yıl yaşamayı istemelerinin yanında GDO’lu askerler yetiştirmektir. Bir de yaratmaya özenmeleri yönü var. 

Genetik konusunda gelişmelerin karşısında duran engel ise ideolojik ve fıkhi bakış açısına sahip olmayan hurafeci İslâmi kesim.

Bu konu doğru değerlendirilmediği için çekinceli yaklaşımlar sergilenmektedir. Hâlbuki konu tedavi ve ilaç ise delillere ve akla uygun şekilde çalışmalar yapılmasında mahzur yoktur.

Hilâfet Devleti genetik araştırmalara engel olacak hurafeci kesimi ve onlardan etkilenen kamuoyunu bilinçlendirerek makul sınırlar içindeki araştırmaları teşvik edecektir.

Bu konudaki ilk kitaplardan biri Hizb-ut Tahrir’in ikinci lideri Abdülkadim Zellum’a ait 1997’de yapılmış çalışmadır. O kaynakta konu şu şekilde izah edilir:

“Bitkilerde ve hayvanlarda kalitenin yükseltilmesi ve üretkenliğin artırılması noktasında şer’î bir yasaklama yoktur ve izin verilen şeylerdendir.

İslâm, insanların hastalıklarına -özellikle tehlikeli olanlarına- şifa bulmak için bitki ve hayvan klonlama için de izin vermiştir. Hatta önerilmiştir. Çünkü hastalıklar için bir ilaç aramak da, şifa için ilaç üretmek de tavsiye edilmiştir.

Bu arada bitkilerin kalitesinin ve veriminin artırması için de klonlama yapılmasına izin verilmiştir. Aynı zamanda; ineklerin, koyunların, develerin, atların ve diğer hayvanların verimliliğinin ve kalitesinin yükselmesi, sayılarının artması ve birçok insan hastalıklarına, özellikle ölümcül/tehlikeli hastalıklara şifa olması için hayvan klonlamaya da izin verilmiştir.

Cenin klonlamada zigot; babanın spermi ile annenin yumurtasının bir sonucu olarak anne rahminde şekillenmektedir. Bu zigot, bölünebilen ve gelişebilen birçok hücre içinde bölünmektedir. Bu hücreler bölünüyorlar ki; her bir hücre, orijinal zigotun bir kopyası olarak, kendi başına bir fetüs (cenin) hâline geliyor. Daha sonra eğer, bu hücreler, yabancı bir kadının veya kocanın ikinci karısının rahmine yerleştirilirse, Klonlamanın bu her iki türü de HARAM olur. Çünkü bu akrabalık (bağlarının) karışması ile sonuçlanacaktır. Sonra bu, akrabalığın (soyun) kaybolmasına neden olur ki, İslâm bunu yasaklamıştır.

Diğer taraftan eğer, bu zigotların bir veya daha fazlası (orijinal hücrenin kaynağı olan) kadının rahmine yerleştirilirse, klonlamanın bu türü HELAL olur. Bunun nedeni şudur: Çünkü burada anne rahminde bulunan zigotun tıbbi bir operasyon yoluyla çoğaltılması vardır.” (11) 

İslâm ideolojisinin üstünlüğünü haberleşme, yazılım, elektronik, çevre, teknik eğitim, ekonomi, siyasi irade gibi sanayileşme konusuyla ilişkili başlıklar altında inceleyip çoğaltmak mümkündür.

Konuyu daha detaylı ele almak kitap kapsamını hak ediyor. Bu makaledeki maksadımız ise İslâm’ın ideolojik üstünlüğünü ortaya koymak ve ideolojik bakış açısının önemine dikkat çekmekti.

Haydi, ey Müslümanlar; İslâm ümmetinin dünya sahnesine tekrar güçlü bir aktör olarak dönmesi için Hilâfet’in bir an önce kurulması ve sanayi devrimini gerçekleştirmesi için mücadele edelim.

Sahip olduğumuz izzeti dünyaya hâkim kılmak, harsı ve nesli ifsat edenlerden dünyayı kurtarmak için en hayırlı akıbet uğrunda azami gayret sarf edelim.

Yeryüzünün Halifeliği misyonumuzun gereği, dünyanın imar ve iskânını sağlayacak inovatif teknolojilerin atılım yapması, uzayın temizlenmesi, savaşların mertçe yapılması, teknolojinin hurafelerden arınması ve beşerî ideolojilerin kirlettiği dünyamızın tekrar sağlığına kavuşması için dünya Hilâfet’e muhtaçtır. 

1 – Takiyyuddin en-Nebhanî: Anayasa Tasarısı veya Esbab-ı Mucibesi (Köklü Değişim Yayıncılık: 2015) Baskı Kitap Sayfa: 504 (Online Kitap Sayfa: 255); Madde: 187 ve 188. http://www.hizb-turkiye.org/pdf/YAY-RjF5iy.pdf

2 – Saf Suresi 8-9

3 – Enfal Suresi 39

4 – Adnan Khan: Constructing Industrialized Muslim World (Sanayileşmiş Bir İslâm Dünyası İnşa Etmek: 2009); Sayfa: 49 http://www.khilafahbooks.com/wp-content/ebook-download/english/khilafah/constructing_industrialized_muslim_world.pdf

5 – Abdurrahman El-Maliki: İktisâdî Siyâset (Köklü Değişim Yayıncılık: 2007); Sayfa: 216 http://İslâmdevleti.info/kitaplar/Ideal_Ekonomi/index.htm

6 – Metin Aydoğan: Siyaseti Anlamak (Köklü Değişim Yayıncılık: 2007) Sayfa: 162

7 – Ercan Tekinbaş: Sorularla Hilafet ve Halife (Köklü Değişim Yayıncılık: 2010) Tablolar Sayfa: 178, 180

8 – Mühendis Ata Ebu Raşta: Sanayileşme Siyâseti ve Sınâî Devletin İnşâsı (Arapça: 1990) http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/AmrDoc/pdf/SiyasatAlTasni3.pdf

9 – Soru-Cevap Makale: Fikri Mülkiyetin Korunması, Bunun Gerçeği ve Onun Hakkındaki Şer’i Hüküm http://www.hilafet.com/dergi/H130-139/H134/beyan.htm

10 – Uzay Yarışı: Wikipedia:  https://tr.wikipedia.org/wiki/Uzay_Yarışı

11 – Abdülkadim Zellum: Klonlama, Organ Nakli, Kürtaj, Tüp Bebek, Yaşam Destek Ünitesi, Hayat ve Ölüm Hakkındaki Şeri Hükümler. (1997); Sayfa: 5 http://www.hizb-ut-tahrir.info/info/files/kitaplar/Seri_Hukum_1997.pdf

Kaynak http://kokludegisimdergisi.com/index.php?p=makaleDetay&makale=575


Tags:

 
 
 

Bir Cevap Yazın