Evlilik, Mutlaka Dava Evliliği Olmalı

Evlilik, Mutlaka Dava Evliliği Olmalı

Yazan Ahmet Kalkan

Yüzü simsiyahtı.. Ama kendisi boyamamıştı ki.

Dedi ki:

– Ya Rasulullah yüzümün siyahlığı cennete girmeme mani midir?
– Asla
– O halde beni niçin insanlar hor görüyorlar, kimse bana niçin kızını vermiyor?
Amir bin Veheb’ in evine git ve “Rasulullah’ın selamı var, kerimeni (kızını) bana nikâhlamanı emretti” de.

Siyah yüzlü genç hemen adrestedir. Kızın yanında babaya selamı aynen tebliğ eder ve teklifi de açıkça anlatır.
Baba kızgın, hemen reddeder. Ancak, teklifi dinleyen kızcağız babasını ikaz eder:

– Babacığım, vahiy gelir de sonra seni mahcup eder. Ne biliyorsun bu olayı Rabbimin emretmediğini? Efendimiz (sav)’in o emri tebliğ buyurmadığını? Hemen git, Rasulullah’tan özür dile ve beni o gence nikahla. Rasulullah’ın uygun bulduğunu ben de uygun bulurum.

Kızının ikazıyla mescide koşan baba özür diler:

– Söylediğinin doğru olup olmadığını bilmiyordum. Demek ki doğruymuş. Kızımı verdim. Şu anda nikahlısıdır.

Efendimizin gence emri:

– Git, evini hazırla, aile oturacak şekilde döşe.
– Benim ev döşeyecek tek dirhemim bile yok..
– Öyle ise Ali’ye, Osman’a, Abdurrahman bin Avf’a git. Onlar sana ikişer yüz dirhem versinler.

Uçarcasına gider. Onların her biri, emredilenden fazla yardımda bulunurlar ve sıra çarşının yolunu tutmaya gelmiştir.

Bir ev hazırlamak için gerekli para elde mevcut. Hele zevcesi, ümidinin de üstünde bir azizedir âdeta…

Çarşı yolunda hızla giderken kulağına bir ses gelir. Önce anlayamaz, duraklar ve nefesi kesilircesine dinler.

Evet, evet yanlış anlamamıştır, doğrudur. Ses herkese ilan etmektedir:

– Ey kendini Allah’a asker bilen Müslümanlar. Derhal atınıza binin, cihada yönelin. Ordu mescidin dışında beklemektedir. Siz böyle gün için varsınız dünyada. Düşman ani baskın yapacak.

Şimdi ne olacak? Cihada mı gitsin, evlenmeye mi?

Yönünü hemen değiştirir, demirciler çarşısına gider. İlk işi bir kılıç, sonra bir zırh, daha sonra da bir at almak olur.

Elindeki paranın hepsini de harcamıştır. Ama cihad için lazım olan silahını da tamamlamıştır…

Sıçradığı atının üzerinde kuş gibi uçar, bekleyen orduya toz duman içinde karışır.

– Bu genç, herhalde Bahreyn’den gelen biridir, derler. Ancak onun siyahlığını fark eden Rasulullah Aleyhisselam:

– Sen Saad mısın? buyurur.

– Evet, deyince de dua eder:

– Ceddine saadetler..

Kumlu çöllerden geçilir, tozlu yollardan gidilir ve nihayet düşmanla müthiş bir savaş başlar…

Herkes cesaretle ileri atılır.

Ama içlerinden biri herkesten de cesaretle atılır; saldırdığı tarafın adamlarını sağa sola püskürtür.

Neden sonra meydan sakinleşir, düşman kaçmış, müşrikler yok olmuşlardır. Şehitler tespit edilirken, bir ses:

– Allahu Ekber! Evlenmek üzere olan Saad da şehit..

Efendimiz onun cesedi başına gelir, mahzun şekilde bakar:

– Seni Havz-ı Kevserimin başında bekleyeceğim..

Bir hayret nidası daha:

– Allahü Ekber!

Sonra döner, oradakilere hitap eder:

– Kılıcını, mızrağını ve atını alın, kendisini gönüllü olarak isteyen kızcağıza verin. Babasına da deyin ki, Kızını vermekte tereddüt ettiğin siyah yüzlü gence Allah-u Teala cennet hurilerini lâyık gördü..

Ve hayret nidaları birbirini takip eder:

– Allahu Ekber!
– Allahu Ekber!
– Allahu Ekber!

Burada anlatılan kıssadaki erkek ve hanım artık çook eskilerde kaldı mı diyorsunuz?

Ben de şimdi yaşanılan bir olaydan, çok kısa zaman öncesinden örnek vereyim:

Cihadın olanca sıcaklığını yaşayan bir ülkede genç kızlar, uzun kuyruklar oluşturup resmi makamlara müracaat ediyor.

Yaralı bir mücahide en iyi eşinin bakabileceğini, onlar gibi cihad sevabına ulaşma nimetinden mahrum olmamak için gazilerden biriyle evlenmek istediklerini belirtiyorlar, bu seçimin de kendi beğenilerine bırakılmayıp yetkililer tarafından bakıma en muhtaç, gerekirse ağzı yüzü en çok hasar görmüş kişinin uygun görülmesi ve yüzünü, yaralı vücudunu görmeden bir mücahid gazi ile evlenmeye hazır olduklarını belirtiyor kızlarımız.

Mangalda kül bırakmayan günümüz Müslüman genci,

“Çok şuurlu bir Müslüman, ama sözgelimi bir gözü kör kızı”, diğer vasıflara sahip olan ama Şuursuz ve dava insanı olmayan kıza tercih edebilir mi dersiniz?

Ya da “Bekâr ama dindar olmayan kız mı, Dul ama şuurlu, çok seviyeli biri mi?” bu ikisinden birini tercihle baş başa kalan erkek, hangisini tercih eder?

Günümüzde erkek olsun, kız olsun, eş arayanların aradıkları özellikleri duyunca, insanın “Dava nire, günümüz müslümanı nire?” diyesi geliyor.

Hacı amcalar çocukları için, başörtülü ya da sakallı gençler de kendileri için damat ve gelin adayında aradıkları şeyler arasında sahih, güçlü, şirke bulaşmamış, amel ve eylemlerle ispatlanmış bir iman, kaçıncı sırada yer alıyor dersiniz?

“Olmazsa olmaz” mıdır bu özellikler günümüz Müslümanı için; yoksa “Olsa güzel olur, ama onlardan daha önemlileri var” değer(sizliğ)inde midir?

“Ben güzellik yarışmasında ilk sıralarda yer alan birinden başkasıyla evlenmem; ama yüz ve deri güzelliği değil aradığım, Takva güzelliğine vurgunum ben, Tevhidi iman bilinci yönünden zengin birini arıyorum, aradığım Asalet güzel ahlâk cinsinden, Diploma ve makam değil istediğim, İlim ve cihad arzusuyla dolu dava adamı / hanımı biriyle evleneceğim ben, başkasıyla değil..” diyenler (küçük istisnalar dışında) yok artık bu ülkede.

Ya da, bu idealist sözü tersinden ifade ederek; “Hiçbir şey önemli değil; sadece benim davamın en iyi askeri olsun yeter..” diyen gençler tarihe karışıyor.

Kişinin, eş adayında aradığı özellik, kendi iman ve takvasını ele veren bir ölçüdür aslında.

Evlilikte başarı, yalnız aradığı kişiyi bulmakta değil; aynı zamanda aranan kişi olmaktadır.

Aradığı ve araması gereken vasıfların kendisinde ne kadar yer ettiğini düşünmeden bencilce ve hevasını öne çıkararak tercihte bulunuyor insanlar.

Bir tarafta Hz. Peygamber’in “dindar olanını tercih et” tavsiyesi, diğer tarafta hevâsının istekleri..

Hangi taraf ağır basıyorsa kendi safını da belirlemiş oluyor delikanlı.

Yüz milyondan fazla Müslümanı barındıran Endonezya ve Malezya, sırf İslâm’ı yaşamak ve yaymak için oralarda dava evliliği / bilinci ile evlenen tüccarlar sebebiyle Müslümanlaştı; hiç silahlı cihada başvurulmadan.

Kâfirlerin velâyet hakkı yoktur (Nisa suresi 141)

Velâyet, hem yöneticiliği hem de dostluk ve sevgi ilişkisini kapsar.

“Ey iman edenler, Müminleri bırakıp da kâfirleri veli / dost kabul edinmeyin; (bunu yaparak) Allah’a aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” (Nisa suresi 144)

“Mümin erkeklerle mümin hanımlar birbirlerinin velileridir (dostları ve yardımcılarıdır). Onlar (birbirlerine) iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekât verirler, Allah ve Rasulüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Çünkü Allah azizdir / güçlüdür, hakîmdir (hüküm ve hikmet sahibidir). (Tevbe suresi 71)

 Ayetler, mümin birisi dururken, Tevhidi inanca sahip olmayan birini sevip dost kabul etmeyi şiddetle kınamakta, aynı zamanda kadın müminlerle erkek müminlerin birbirlerinin gönül dostları (evliya) olduğunu belirtmekle, hayat ve imanın sorumluluğunu taşımada iki cinsi eşit görmüş olmaktadır.

Kadın erkeğin hayat arkadaşıdır, eşidir.

“Arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” atasözünü diğer arkadaşlıklardan önce hayat arkadaşı için, ömür boyu beraber olacağı birini seçmek için değerlendirmeliyiz.

“Eş adayını, eşini, damat ve gelinini söyle, kim olduğun belli olsun”

Evliliğe, namuslu ve iffetli yaşamaya, Allah’a hakkıyla ibadet ve kulluk yapmaya engel olmak için dört değil; on dört taraftan saldırıyor şer güçler.

Düzen ve başta eğitimle ilgili olmak üzere tüm kurumları ile kitle imha silahı konumundaki medya ve özellikle TV ile sürekli bombardımana tutuluyor insanımız.

İslâm’ı hayat biçimi olarak kabullenmiş olan şuurlu Müslümanlara karşı topyekûn savaş açan Batıya ve her çeşit bâtıla karşı direnebilecek seviyede güçlü bir iman gerekiyor.

Eşine Müslümanca destek verip onu Kur’an’la yapılacak büyük cihada hazırlayacak hanımlara, hanımını cennet yolculuğuna çıkarmaya çalışırken dünyada da huzur veren erkeklere ihtiyaç var bu yolda.

Çocuğunu, eşini ve kendini ateşten koruyacak davranışlara yapışan, ahiret yolculuğuna beraber hazırlanıp imtihanı kazanmada eş ve çocuklarına yardımcı olacak güçlü bir iman ve cihad eri olmaları gerekiyor eşlerin.

Yol çetin, yol arkadaşı güçlü gerek.

Kur’an-ı Kerim’de Kıyamet günü azaptan kurtulacak Müminlerin vasıfları anlatılırken şöyle buyrulur:

“Ve onlar ki, ‘Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl’ derler.” (Furkan suresi 74)

Göz aydınlığı olacak eş ve zürriyetlerin, takva sahibi olması, hatta Allah’tan hakkıyla sakınan ve sorumluluk bilincine sahip muttakilere önderlik yapacak dava adamı olmaları gerekiyor.

Ayetteki vurguya göre, bu özelliğe sahip eş ve çocuklar, Allah’ın bağışıdır; kavli ve fiili dua ile bu vasıftaki eş ve çocuk talep edilmelidir.

Unutmayalım, insan ömrünün en önemli olaylarından biri, iyi bir eş seçimidir.

İyi bir eş de iyi bir Müminden olur.

Evinde de salih bir erkek ve saliha bir hanım olan dava insanlarına selâm olsun..

Kaynak Tevhid Haber

 


Tags:

 
 
 

Bir Cevap Yazın