Evet, Sosyal Medya Çok Tehlikeli Bir Araçtır Birileri İçin

Evet, Sosyal Medya Çok Tehlikeli Bir Araçtır Birileri İçin

Dünyamız bu gün “İnternet Çağı” diyebileceğimiz bir dönemi yaşamakta. İslam Ümmeti ve onun ayrılmaz bir parçası olan Türkiye’ li Müslümanlar olarak biz bu çağın neresindeyiz?

Neredeyse sosyal hayatın, sosyal ilişkilerin, ticaretin, kamunun, resmi kurumların adeta ayrılmaz bir parçası haline gelen bu teknolojinin kullanımında, Müslüman bireyler, halk ve İslami hareketler ne durumdalar?

İşte bu konulardaki düşünce ve önerilerimi sizlerle paylaşmak ve artı bir şeyler katmak, İslam ümmeti olarak bize düşen sorumluluklarımızı hatırlatmak amacıyla bu yazımı kale aldım. Hayırlara vesile olsun inşaAllah.

Konumuzun esasına girmeden önce, internetin dünü ve bugünü hakkında, size tadımlık bir bilgi vermek istiyorum.

1960’lı yıllar içinde, ABD Savunma Bakanlığı ve Amerikan Üniversiteleri, Nükleer bir savaş sırasında, çoğu telefon hatlarının tahrip olması varsayımından yola çıkarak, haberleşme ve bilgisayar iletişiminin sürdürülmesini mümkün kılacak yeni bir “İletişim Sistemi” kurma çalışmalarına başladılar.

Elektronik postanın da ortaya çıkması ve İngiltere Kraliçesi’nin 1976 yılında ilk e-mailini göndermesi ile internet fikri, popüler hale gelmeye başladı.

Günümüzde artık, e-mail kullanımının çok çok ötesinde bu iletişim teknolojilerini, Youtube, Twitter, Facebook, WhatsApp vs. gibi internet sektörünün dev firmaları, “Sanal âlem ya da bu Sanal dünya” da, resim, ses, görüntü, video vs. iletişimlerini de sağlamakta.

Sosyal hayatımıza bu teknoloji vesilesiyle, “Yazılı Medya ve Görsel Medya” dışında, bir de “Sosyal Medya” adı verilen “Sanal Dünyanın Medyası” da eklenmiş oldu.

Türkiye’de internet kullanımına gelince:

Dünyadaki teknolojik gelişmeleri, özellikle de bilgisayar kullanımını biraz rötarlı da olsa takip eden Türkiye’de ilk internet geniş alan ağının, 1986 yılında tesis edilen Avrupa ile bağlantılı, Türkiye Üniversiteler ve Araştırma Kurumları Ağı (TÜVEKA) olduğu görülmektedir.

12.Nisan.1993 de de, 64 Kbps kapasiteli kiralık bir hat ile ODTÜ Bilgi İşlem Daire Başkanlığı sistem salonundaki yönlendiriciler kullanılarak, ABD’deki National Science Foundation Network’e TCP/IP protokolü üzerinden, Türkiye’nin ilk internet bağlantısı gerçekleştirilmiş oldu.

Buraya kadar söz konusu ettiğim bilgiler, tarihi süreçteki gelişim ve teknik bilgilerdi. Ümit ederim ki, inşaAllah sizlere faydalı olmuştur.

Benim asıl üzerinde durmak isteğim husus ise, internet kullanımının “Sosyal Medya” nın, Sosyal & Siyasi boyutu ve etkileri hakkında sizlere farklı bir şeyler ifade etmektir.

Konuya, geçmişte medyada geniş yer bulan şu haberle başlamak istiyorum.

İzmir-Seferihisar’da düzenlenen TSK’nın en kapsamlı tatbikatı Efes-2014 sırasında 30.Mayıs.2014 günü, habercilerin sorularını cevaplayan eski Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, göreve başladığından bu yana en kapsamlı mesajlarından birini vermişti.

Eski Genelkurmay Başkanı , "Artık ülkeler, ekonomik, sosyal ve enformasyon tehditleri ile yüz yüze" demişti.

Özel, “Dost ve düşmanın, mavi kırmızı renk kodlarıyla kesin ayırılabildiği tehdit ortamı, bugün yerini çok değişkenli bir ortama bıraktı” demişti.

Yeni askeri tehditler üzerinde konuşan Özel şunları da söylemişti:

20. yüzyılın sonu, 21. yüzyılın başında meydana gelen olaylardan sonra, yenidünya düzeninde farklı tehditler ortaya çıkmıştır.

Konvansiyonel tehdit azalmışsa da, terörizm ve siber faaliyetlerin kötü niyetli kullanılması ile çok sayıda ‘asimetrik tehditlerin’ ortaya çıktığına tanık olmaktayız.

20. yüzyılın gözle görülen askeri tehditlerine, gözle görülmesi zor olan, çok boyutlu askeri tehditler eklenmiştir.  Bu nedenle Soğuk Savaş dönemi stratejilerinin, artık geçersiz kaldığı görüşü gittikçe güç kazandı.

Bu durum, savunma kavramlarını giderek karmaşık ve çok boyutlu hale getirdi. Bu gelişmeler de silahlı kuvvetlerin ‘yeni yeteneklere’ sahip olması gerekliliğini ortaya çıkardı.

Ülkeler, enformasyon hatta ’sosyal medya’ ile şekillenen, renkli değişim ve ‘mevsim devrimlerine’ maruz bırakılmaktadır.

Ülkeler öncelikli olarak askeri tehditle değil, güvenliğe doğrudan etkisi olan ekonomik, sosyal ve enformasyon (bilgilendirme & bilgi paylaşımı) tehditleri ile karşı karşıya kalmaktadır. (Dezenformasyon ise, rakibini yanıltmak için ortaya konulan yanlış bilgilendirmedir. BY.)

Güvenlik olgusunun, sadece güvenlik güçlerinin görevi olmadığı gerçeğinin dikkate alınarak, ulusal güvenlik stratejilerinin günümüz şartlarına uygun belirlenmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum.”

Eski Genelkurmay Başkanının bu açıklamaları, gelişi güzel söylenmiş bir açıklama olmayıp, özenle hazırlanmış, vakıaya mutabık ve “Devlet aklına” tercüman olan bir açıklamalardır.

Adeta devletin en üst yönetim organı olan MGK (Milli Güvenlik Kurulu)’ nda da “Fikir alış verişi” yapılan, belki de karara varılan açıklamalardır.

Diyebilirsiniz ki, bu açıklamalarda ne var? Gayet güzel ve yerinde açıklamalar, hatta olması gereken ve devletin bekasını, toplumumuzun huzuru ilgilendiren açıklamalar da diyebilirsiniz..

Zaten benimde bu açıklamalara bir şey dediğim yok.

Benim vurgulamak istediğim husus şudur:

Yukarıda demiştim ki; Bir iletişim vesilesi olan internet araç ve gereçleri..” Evet son tahlilde internet, bilgisayarlar, akıllı & akılsız cep telefonları, e-mail ve diğer tüm sosyal medya iletişim araç ve gereçleri birer VASITA’ dır, birer ARAÇ’ tır.

Konumuzun esasını teşkil eden husus ise ARAÇ – AMAÇ İLİŞKİSİ’ dir.

“Neşter, bir doktorun elinde hayat kurtarır ama katilin elinde can alır..” misali nihayetinde bir araçtır internet. Doktorun bu aracı kullanırken benimsediği amaç ile katilin kullanırken benimsediği amaç hepimizin malumudur.

İçinde bulunduğumuz şu günlerde, bu güzel iletişim araç ve gereçlerini kullananların sayısı, son 10 & 15 yıl önce kullananların sayısı ile mukayese edilemeyecek bir oranda artmıştır.

Özellikle de 40’lı yaşların altıda olan milyonlarca insan bu aracın gönüllü kullanıcıları haline gelmiştir.

Dünyadaki Global ticari rekabette internet, maliyet yönünden kullanıcılar lehine bir çok fırsatlar ortaya koymuş, bu sanal alemde artık her türlü bilgiye ulaşmak çok kolaylaşmıştır.

Neyi, nereden ve nasıl elde edeceğini ya da “Doğru Bilgi” nin, “Doğru Kaynağı” nın nerede olduğunu keşfedebilenler için internet artık “Olmazsa Olmaz” bir araç haline gelmiştir.

Hem de öyle bir araç ki, 7/24 yanında ve çok çok süratli bir araç..

Tüm bu kolaylıklara rağmen “Okuma ve Araştırma Özürlüsü” insanlar, ”Nal toplamaktan niçin vaz geçmiyorlar? Özellikle de İslami duyarlılığa sahip olduğunu söyleyenler hani nerede?

Evet, Doğru bilgi ve Doğru kaynak bizim için çok çok önemli.

Bunlardan uzak kalanların ne kadar “Bilgi Tacizi” ile karşı karşıya kaldıkları, dezenformasyona uğradıkları, hatta bu bilgi kirlenmişliklerini, etrafa yayan bir virüs haline geldiklerini de görüyoruz.

İnternetteki milyarlarca veri ya da onbinlerce bilgi kaynağı bizi asla bir “Enformasyon Kölesi” yapmamalıdır.

Doğru kaynaktan elde edilen doğru bilgilerle hemen amel edilmeli ki, bu bilgiyi elde etme amacımızda tahakkuk etmiş olsun. Bakın Rabbimiz Kur’an da ne diyor:

“Kendilerine Tevrat yüklenip de (Tevrat'ın farzları okunup da), sonra O'nu taşımayanların (onunla amel etmeyenlerin) hali, ciltlerle kitap taşıyan merkebin hali gibidir.” (Cuma suresi 5.ayet) 

Şimdi tekrar gelelim eski Genelkurmay Başkanı’ nın Efes-2014 tatbikatı sonrası basın toplantısında söylediği, “Enformasyon tehditleri, Siber faaliyetlerin kötü niyetli kullanılması, Sosyal medya ile şekillenen renkli değişim ve mevsim devrimleri, sosyal ve enformasyon (bilgilendirme & bilgi paylaşımı) tehditleri konularına..

Malumunuz, Osmanlı İslam Devleti, (nice eksikliklerine rağmen) İslam’ı Anayasa ve kanunlarında esas alan bir Hilafet sistemine sahipti.

Yeni kurulan Cumhuriyet sistemi ise İslam’ı, Anayasa ve kanunlarında esas almadığı gibi 3.Mart.1924 de Hilafeti resmen kaldırdı ve Osmanlı hanedanını sınır dışı etti.

Nasıl ki İslami bir sistemde rejimi, Anayasayı, kanunları ve Devleti korumak için vaaz edilmiş hükümler var idi ise, Cumhuriyet sisteminde de, bu sistemi koruyacak kanun ve hükümler illaki var olacaktır.

Mesela Cumhuriyet sisteminde “Düşünce ve Fikir hürriyeti” vardır derler değil mi? Ama uygulamada “Cumhuriyet sisteminin çerçevesini çizdiği sınırlar kadar düşünce ve fikir hürriyeti” veririz derler.

Çünkü kapitalist ideolojiyi “Akide ve uygulamada” esas alan Cumhuriyet sistemi, Kapitalizm ideolojisine taban tabana zıt olan Komünizmin ya da İslam’ın “ideolojik olarak” ortaya konmasına ne fikren ne de fiilen uygulama alanında olmasına asla ve kat’a izin vermez.

Artık halkların gözünde beş para etmez bir ideoloji olan Komünizm, özellikle SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği)’nin de dağılmasıyla tarihin çöplüğünde yerini almıştır.

Ama İslam böyle değildir. O, İslam ümmeti ve insanlık tarihinin sırça köşkündeki mutena yerini kalplerde ve zihinlerde muhafaza etmektedir.

Ayrıca Kapitalizm ve Komünizm ideolojilerinin (ki ikisi de İslam indinde küfürdür, mensupları kâfirdir) ortak düşmanı artık tamamen İslam’dır.

Şu ayet bunu gayet sarih bir şekilde şöyle ortaya koymakta:

“Şüphe yok ki, kafirler sizin açık düşmanlarınızdır..” (Nisa suresi 101)

Ve yine Kur’an da Rabbimiz diyor ki:

“Andolsun ki insanlardan, iman edenlere en şiddetli düşman olarak, Yahudileri ve Allah'a şirk koşanları bulacaksın.” (Maide Suresi 82)

İşte bu nedenle, hiçbir silahlı terör eylemi yapmasa da İslam ve Müslüman, kapitalist ideoloji, onun sistemi ve o sistemin yöneticileri gözünde en büyük teröristtir.

Özellikle de İslam’ın sadece “sistemin istediği manada” akidesini, ibadet anlayışını vs. ortaya koyan anlatan kişi ve kitleler dışında kalanlar yani İslam’ın bir hayat nizamı, Devlet sistemi olduğunu dile getirenler hele de Raşidi bir Hilafet Devleti’nin zaruret ve farziyetini “Fikren de olsa” söz konusu edenler, müebbet hapsi hatta idamı gerektiren suçlulardır, teröristlerdir kapitalist ideoloji ve onun müesses nizamı gözünde..

Bu teröre (!) ve onun müntesibi olan teröristlere (!) (yani Müslümanlara) karşı tedbirler almayı kendi bekaları için bir zaruret görürler.

Nitekim onların anayasa ve ceza kanunları bu tedbirlerin ifadesi olan madde ve bendleriyle doludur.

Üstüne üstlük bu teröristler(!) tüm zehirli(!) fikir ve düşüncelerini modern kitle iletişim aracı sosyal medya üzerinden yapıyorlarsa bu çok vahim bir şeydir onlar gözünde..

Peki, ne yapmaları lazım?

İşin vahameti ve büyüklüğü kadar varlıklarını koruyucu tedbirler almaları lazım değil mi?

Dolayısıyla kapitalist sistemin sahipleri, varlıklarının devamı ve beka sorunu yaşamamak için yukarıda eski Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in üstüne basa basa ifade ettiği hatta davet ettiği “Kapitalist devlet sistemini artık yakından ve direkt olarak ilgilendirmeye başlayan bu Güvenlik olgusunun, sadece güvenlik güçlerinin görevi olmadığı gerçeğinin dikkate alınarak, ulusal güvenlik stratejilerinin günümüz şartlarına uygun belirlenmesinin gerekli olduğu…” sözleri çerçevesinde tedbirler almaya başlamıştır.

Bu da onların en tabii hakkıdır. Her varlık kendi bekası için savunma tedbirlerini fikren ve fiilen düşünür ve alır.

Nitekim Devlet üst aklı yeni Güvenlik Konseptleri çerçevesinde İçişleri Bakanlığına bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü SİBER SUÇLARLA MÜCADELE DAİRE BAŞKANLIĞI diye bir birim kurmuş ve hem sosyal medyayı takibe almış hem de internet ağı üzerinden mevzuattaki kanunlara göre suç ve suçlularla mücadeleye başlamıştır.

Bu mücadelenin en etkin bir şekilde yapılabilmesi ve hedeflenen başarının yakalanması noktasında Kapitalist sistem, diğer dost ve ideolojik akraba devletler ve onların ilgili kurumları ile sadece temas kurma değil işbirliğine de yönelmiştir.

Bu işbirliği çerçevesinde internet ağı alt yapısını ilgilendiren teknoloji transferi, yazılım ve donanım alımı, bunların kullanımını gerektiren eğitimler hatta suçlularla mücadelede bilgi paylaşımı vs. işbirlikleri içine girmişlerdir.

Bu hususlar da onların en tabii hakkıdır. Adama “niye bunlara tevessül ediyorsun arkadaş..” demeye hakkın var mı?

Buraya kadar anlattıklarım kapitalist sistemin, Sosyal medyaya karşı kendi varlığını koruma adına aldığı “İdari ve Teknik tedbirler ve akraba devletlerle işbirliği..” konularıdır.

Şimdi geldik BUNLARDAN ÇOK ÇOK DAHA ÖNEMLİ OLAN hususa; O nedir kardeşim? Dediğinizi duyar gibiyim.

Yukarıda demiştim ki son tahlilde internet, bilgisayarlar, akıllı & akılsız cep telefonları, e-mail ve diğer tüm sosyal medya iletişim araç ve gereçleri birer VASITA’ dır, birer ARAÇ’ tır…”

İşte bu araçların kullanımı konusunda İslam ümmeti, onun fertleri, cemaatleri ile Kapitalist sistemin sahipleri, koruyucu ve kollayıcıları arasında çok büyük uçurumlar vardır.

Bu uçurumlar bir yönüyle kaçınılmazdır, çünkü Devlet çok büyük bir güçtür. Şartlar tamamen devletin yani kapitalist düzen sahiplerini lehinedir.

Ama ben şahsen bunu fazla umursamıyorum. Peki, neyi umursuyorsunuz derseniz cevap olarak derim ki şu iki şeyi umursuyorum:

BİRİNCİSİ; kapitalist sistemin fikir planında bu harika araç üzerinden yaptığı her türlü “Fikri saptırma ve fikri saldırılardır.” En basit örneği sosyal medya üzerinden sürekli “Demokrasi İslam’da da vardır, Laiklik İslam’a zıt değildir vs..” demeleri gibi.

İKİNCİSİ; Müslümanların bu harika aracı yani sosyal medyayı “Davet amaçlı kullanmada” onun hakkını yeterince veremediklerini düşünüyorum.

Bu konudaki yetersizliğin birçok nedeni var ama ben sadece çok önemsediğim birkaç hususu burada dile getireceğim.

Çünkü bu yetersizlikler o Müslümanı, arabası ve ehliyeti olan ama direksiyon kullanmayı hiç bilmeyen zavallı adam konumuna düşürüyor.

Burada söz konusu edeceğim husus bu kişinin, bilgisayar ya da internet kullanmayı bilmeme yetersizliği değildir.

Bu günlerde 5-6 yaşındaki çocuklar bile akıllı cep telefonları üzerinden adeta dünya turu atıyorlar.

Sosyal medyadaki yetersizliklerimizden bazıları:

  1. Kullanıcı / Davetçinin kendisini ve davet ettiği şeyi sınırlandırmamış olması. Yani muayyen bir hedefinin olmayıp, hep genel bir davet söz konusu ediliyor. Nokta atış yapmak, 12 yi vurmak misali bir hedef söz konusu değil.
  2. Hedefi ile alakalı sınırlandırılmış muayyen temel fikirler ve bu fikirlerin açılımı diyebileceğimiz tafsilatlı bilgi birikiminin olmaması söz konusu.
  3. Hedefi götürecek Nebevi bir metotlarının olmaması nedeniyle bunu sosyal medyada dile getirememeleridir. Gerçi olmayan bir şeyi nasıl dillendirsinler.
  4. Sosyal medya kullanırken çok çok yanlış üslupların sahibi olmaları.. En başta nezaket dışı hitaplar, saygısızlıklar, kibirler, hakaretler, empati yapamama, alaya almalar, ciddiyetsizlikler vs.. Bunların sayısını daha da arttırabiliriz.
  5. Önceliklerimizi belirlemede yetersizlikler.. Mesela gündem dışı konuları dile getirmeler, alternatif çözümler ortaya koyamama, kapitalistlerin belirlediği gündemde çakılı kalma vs..
  6. Angarya işleri kendine iş edinmeler.. Mesela adam futbolla yatıyor futbolla kalkıyor. Futbol için ölenlerin ve öldürenlerin sosyal medyada şakşakçılığını yapıyor adam.
  7. Sosyal hayattaki problemleri sosyal medyada dile getirirken sadece sonuçlara odaklanıp onu söz konusu etmek, bu sonucu doğuran sebep ve müsebbibi hiç ortaya koymamak. Kapitalizm bataklığını görmeyip, sadece onun ürettiği sivri sinekleri hep dillendirmek..

Son söz olarak diyorum ki sosyal medya gerçekten çok çok yaralı bir araçtır.

Her ne kadar İslam düşmanları onu kirli amaçları için kullansalar da, müesses nizam onun üzerinden Müslümanları takibe alıp baskılar yapsa da, biz onu adam gibi kullanmayı bilirsek, umulur ki, nice insanların hidayetine vesile oluruz inşaAllah.

Âlemlerin Rabbi şanı yüce Allah’ın rızasını elde etmeyi, İslam ümmeti ve insanlığın kurtuluşunu, İslami bir sistem kurup İslam hayatını yeniden başlatmada gören ve bunu hedef edinen tüm davetçilerin,

Hedef, hedefle ilgili tafsilatlı fikirler, Nebevi metod hakkında tam bir entelektüel birikime sahip, nezaketi, zerafeti, İslam ahlakını ilke edinen en güzel üsluplarla sosyal medyayı Allah için, ümmet için ve insanlık için kullanan kişiler olmasını niyaz ediyorum.

Ey alnı secde izli, özü temiz, yüzü temiz davetçiler özellikle de yaşı genç olan kardeşlerim.

“Bu gün İslam Ümmeti’nin içinde bulunduğu büyük meseleler, Sosyal medya üzerinden de, şiddetli patlama yapacak hak bir söz söylemeyi, ya da hak bir fiil yapmayı gerektirir. Umulur ki bu hak söz ya da bu fiil, bir uyanışı başlatır veya bir haini yerin dibine batırır, ya da bir zalimin, bir gafilin aklını başına getirir.”

Tarih boyunca Haktan, hakikatten ve mazlumlardan yana tavır takınanlar, yegane çözümün İslami bir Devlet ile –ki o Hilafet’ tir- olacağını tüm detayları ile ortaya koyanlar, muhakkak bir takım sıkıntılar yaşamış ya da zulümlere maruz kalmışlar, elem, acı, keder ve dert sahibi olmuşlar ama asla yılmamış ve asla geri adım atmamışlardır.

Bakarsın gün gelir bizlerde zalim yöneticilerin tasallutu ile bu tür birçok dertlerle karşılaşa biliriz. Buna binaen diyorum ki;

“Eğer bir gün, Çok büyük bir derdin olursa, Rabbine dönüp, sakın “Benim çok büyük bir derdim var” deme. Derdine dönüp, “Benim çok büyük bir Rabbim var” de.”

Âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi Allahu Teala’nın Ali İmran suresinde geçen “Hasbunâ Allâhu ve ni’mel vekîl” ayetini hiç mi hiç özümüzden, sözümüzden, dilimizden düşürmeyelim.

Bunun manası malumunuzdur:

“Allah bize yeter. Ve O, ne güzel vekildir.” (Ali İmran 173.)

Kardeşiniz Bekir Yetginbal

05.06.2018

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Tags:

 
 
 

Bir Cevap Yazın