Biyometrik Cip ve Başımızdaki Yeni Bela.. YAPAY ZEKÂ DEVLETİ

Biyometrik Cip ve Başımızdaki Yeni Bela.. YAPAY ZEKÂ DEVLETİ

Y. Z. D.

İslam Ümmeti ve Tüm İnsanlığın Başındaki Yeni Bela

Çin Maskeli Beyaz Adamın “YAPAY ZEKÂ DEVLETİ” dir.

Bizleri İslam ile Şereflendiren Âlemlerin Rabbi, Mülkün Sahibi, Şanı Yüce Allah’a Sonsuz Defa Hamd Olsun.

Allah’ın Selamı, Rahmeti ve Bereketi en Başta Ölçü ve Örnek Rasul Hz. Muhammed’in, Ehli Beytinin, Güzide Ashabının, İslam Ümmetinin ve Sizlerin Üzerine Olsun.

Bittikten sonra da ifade edilebilecek bir duayı, Ben yine başlangıçta ifade ediyor ve “Ey Rabbim.. Bu paylaşımımı hayırlara vesile eyle..” diyorum.

Muhterem okuyucularım ve Davetçi gençler

Geçen hafta “Sorulu bir paylaşım” yapmış ve demiştim ki;

“Y.Z.D.”… 2021 yılı ve sonrasındaki yıllarda en çok konuşacağımız konulardan birisi de “Y.Z.D.” olacak sanırım. Davetçiler olarak bu konuda mutlaka bir VİZYON ortaya koymamız gerekir diye düşünüyorum. Peki, nedir “Y.Z.D.” ?

Makalemin başlığından sanırım “Y. Z. D.” nin aynı A.B.D. (Amerika Birleşik Devletleri) gibi bir Devlet adı kısaltması olduğu ve bu Devletin de “YAPAY ZEKÂ DEVLETİ” olduğu artık anlaşıldı.

Elbette ki bu “Y. Z. D.” yi biraz daha açmak ve içini doldurmak ta gerekmekte..

Ama bunu yapmadan evvel bir binanın temelini atarcasına bir takım temel bilgileri sizinle paylaşmak gerektiğini düşünüyorum.

Hz. Adem (as)’den bu güne insanlık tarihi çok çok değişik dönemlerden geçmiştir.

İnsanlar, “Altın Çağ” diyebileceğimiz ölçü ve örnek Rasul Hz. Muhammed (sas)’in yaşadığı ASRI SAADET dönemini gördüğü gibi nice zulüm ve vahşetlerle dolu dönemler de yaşamıştır.

Ama 21. Yüzyılla birlikte belki de “İnsanlık Tarihinin En Karanlık Dönemi” hatta “Zifiri Karanlık” diyebileceğimiz bir döneme adeta adım attık.

“Niçin Zifiri Karanlık diyorsun Bekir amca?” diyenler, sanırım makalemi okuduktan sonra bana hak verecekler.

Kardeşlerim, muhterem Müslümanlar

Gelin şimdi birlikte “PUZZLE” oyunundan yola çıkarak makalemin özünü oluşturan şu “Y. Z. D.” üzerine Doğru bir Siyasi Analiz yapalım.

Akabinde de bunun “Köklü Çözümü Nedir” yani tüm insanlık ve İslam Ümmeti için ASIL İLACI nedir onu ortaya koyalım inşaAllah.

Belki bilmeyenler olabilir düşüncesiyle PUZZLE OYUNU hakkında tadımlık bir bilgi vereyim.

PUZZULE dilimize “Yapboz” olarak aktarılmış; aslen “Bulmaca” ya da “Bilinmeyeni Çözme” anlamı taşıyan bir oyundur.

Puzzle Oyunu birçok parçadan meydana gelir ve bu Oyunda, belli bir GÖRSELİ / ANA RESMİ tamamlamak için tüm parçaların en doğru şekilde birleştirilmesi gerekir.

Karmaşık bir GÖRSELİ “son haline” getirmek, ANA RESME ULAŞMAK, minik parçaları “Doğru şekilde” birleştirmek çok ciddi bir SABIR gerektirir.

İşte kardeşlerim bu Oyun örneğinde olduğu Siyasi Analiz sonunda “YAPAY ZEKÂ DEVLETİ” olayındaki ANA RESME ULAŞMAK için, ben bu yazımı “Önce Tek Tek Parçalar Halinde” ortaya koyacak, sonra hep beraber bunları birleştirecek ve ANA RESMİ görmeye çalışacağız inşaAllah.

Hazır mısınız? Ya Allah.. Bismillah..

BİRİNCİ PARÇA:

En azından yakın çevremizde “His organlarımız” vasıtasıyla hissettiğimiz şeylerden “İnsan, Hayat ve Kâinat” a şöyle bir baktığımızda bu üçünün de çok çok sınırlı varlıklar olduğunu görüyoruz.

Mesela İnsan.. Tabii haliyle havada bir serçe kadar bile uçamıyor.. Suyun üzerinde tabii haliyle yürüyemiyor ve acze düşüyor. Yüzme de bilmiyorsa boğuluyor.

Keza Hayat.. Bu da çok çok aciz.. A ve B noktaları arasında cereyan eden bir vakıa..

Mesela bir “Eşek..” Doğuyor, yaşıyor ve ölüyor. Garibimin bir mezarı ya da mezar taşı bile yok ki üzerine “Doğum ve ölüm tarihi” diye not düşülsün.

Arapçası ECEL olan bir “Hayat süresi” bittiğinde kaç yıl yaşamış bilelim değil mi?

Ve yine Kainata bakıyoruz.. O da çok çok çok sınırlı.. “Yıldızlar Topluluğu..” diye kısaca tanımlanan Kainat öyle uçsuz bucaksız değil..

Bilim adamlarının (!) “Sonu yok kainatın..” demeleri, yada şimdiye kadar onun yüz milyarlarda birini keşfetmiş olmaları, Kainatın da aciz ve sınırlı OLMADIĞI anlamına gelmez.

Doğada his organlarımızla hissettiğimiz bu 3 vakıaya MADDE diyelim..

Bu maddelerle bağlantılı olan her şey yine görüyoruz ki belli bir takım KANUNLAR çerçevesinde varlıklarını devam ettiriyor ve sonra yok oluyorlar..

Demek ki “Doğa” 2 şeyle mücehhez..

Yani donanmış.. MADDE + KANUNLAR..

Çok çok basit bir soru:

“MADDE’ yi kim yarattı, bu KANUNLARI kim koydu?”

Ahmak ve aptalların dışında kalan, Aklını doğru kullanmasını bilen, belli ve doğru bir metot dairesinde tefekkür eden, düşünen, akleden Müslümanlar derler ki;

“İnsan, hayat ve kainatın öncesinde var olan, Sonsuz bir güç ve kudret sahibi bir yaratıcı, bir halik var, bunları O yaratmıştır ve onun adı ALLAH (cc)’ tır..”

“İnsan, hayat ve kâinat aciz sınırlı, bir başkasına, bir başkasının onları yaratmış olmasına muhtaç MAHLÛKLARDIR. Bunları; aciz, sınırlı ve bir başkasına muhtaç OLMAYAN Allah-u Azimuşan halk etmiş yani yaratmıştır..”

Müslümanlar bunu KESİN BİR TASDİK ile tasdik eder ve bu yaratıcıya tam bir itminan ile şek ve şüpheye yer olmadan İMAN EDERLER.

Keza Allah-u Teala’nın insanlarla arasındaki “İletişim Köprüsü” konumunda olan “Ölçü ve Örnek” tüm Rasullere de iman ederler.

Ve yine bu Rasuller yoluyla gelen tüm kitaplara da iman ederler. Birini diğerinden ayırt etmezler.

Arada şöyle bir nüans farkı vardır:

Hz. Ömer’in (ra) elinde TEVRAT nüshaları gören son Rasul Hz. Muhammed (sas) ona dedi ki;

“Bırak onları ya Ömer.. Kardeşim Musa yaşasaydı, bana tabi olmaktan başka bir şey yapmayacaktı..”

İşte işin özü bu..

Muhammed Mustafa (sas) den sonra gelen tüm iman edenleri bağlayan tek şey vardır O da “Kur’an ve Sünnet de ifadesini bulan İSLAM RİSALETİ’ dir..

Burada RİSALET mefhumunu çok çok çok İYİ ANLAYIN ey Müslümanlar.

Bir Müslüman için yani bir İnsan olarak bizler için;

“HAYATIMIZIN ÖNCESİNDE” var olan ALLAH (cc), Onun bizleri yaratma gayesi, “HAYATIMIZIN SEYRİNDE” bizden Rabbimizin istekleri ve “HAYATIMIZIN SONRASINDA” karşılaşıp elde edeceğimiz şeyler hakkında bakın pak kitabımız KUR’AN da şanı yüce ALLAH (cc) neler demiş:

“Ben, cinleri ve insanları ancak ve yalnız Bana ibadet etsinler (her şeyi Benden bilip, Benden isteyip, Benden beklesinler ve Her konuda hükümlerimi yerine getirsinler) diye yarattım.” (Zariyat suresi 56)

“Ben Dinimi (Sosyal yaşantı sistemi ve Devlet düzeninizi) tamamladım ve Din olarak (Sosyal yaşantı sistemi ve Devlet düzeni olarak) Sadece İslam’dan razıyım..” (Maide suresi 3)

“İman edip Salih amellerde bulunanlar (var ya işte); Onları, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan Cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir.” (Ankebut suresi 58)

İKİNCİ PARÇA:

Şu ayete gelin birlikte dikkat kesilelim:

“Meleklere Adem'e secde edin demiştik, İblis'in dışında hepsi secde ettiler. İblis: Ben, dedi, çamurdan yarattığın bir kimseye secde mi ederim. Dedi ki: ‘Şu benden üstün kıldığına da bir bak. Yemin ederim ki, eğer beni Kıyamete kadar yaşatırsan, pek azı dışında, Onun neslini kendime bağlayacağım..’ Allah buyurdu: Git, Onlardan kim sana uyarsa, iyi bilin ki hepinizin cezası Cehennemdir.” (İsra suresi 61-63)

İşte daha işin başlangıcındaki bu ilk İSYAN ve Faili olan İblis / ŞEYTAN; “İlk Asi” ve kıyamete kadar gelecek, Allah’ın emir ve nehiylerine isyan edecek ASİLERİN de MUTLAK LİDERİ’ dir.

Kur’an’da geçen ifadesiyle ne demişti ŞEYTAN:

“Yemin ederim ki, eğer beni Kıyamete kadar yaşatırsan, pek azı dışında, Onun neslini kendime bağlayacağım..” (İsra suresi 62)

Onun nesline yani Hz. Adem’in (as) ilk çocuklarına musallat olan ŞEYTAN ne yaptı açın “HABİL ve KÂBİL” olayını Maide suresi 27. ayetten 31. Ayete kadar bir okuyun.

Aklınızda kalsın diye, KATİL kelimesinin ilk harfi olan “K” harfini, kardeşini öldüren “KÂBİL” in ismindeki ilk harf olan “K” harfi ile zihninize kodlayın derim. Mazlum olan maktul ise Adem (as)’ın diğer oğlu HABİL’ dir..

Şu ayete dikkatinizi çekmek istiyorum kardeşlerim:

“Doğrusu Biz, Ademoğlunu kerametli (değerli ve şerefli hale) getirdik. (Çok özel bir ikrama ve iltifata mazhar ettik;) Karada, (havada) ve denizde taşıyıverdik (en rahat vasıtalarla gezip dolaşacak imkânlar bahşettik), en temiz ve leziz rızıklarla besledik, ve yarattıklarımızın pek çoğundan faziletli ve üstün kıldık..” (İsra suresi 70)

Rabbimizin bu ayetle üstün ve şerefli kıldığı, değer verdiği İNSANI, kör ŞEYTAN kendisine bağlıyor, İTAAT ETTİRİYOR  ve kardeşi kardeşe KATLETTİRİYOR..

Ölçümüz ve örneğimiz Rasulullah (sas) dedi ki;

“Haksız yere öldürülen hiçbir kimse yoktur ki onun kanından Âdem’in birinci oğluna bir pay ayrılmasın. Zira cinayeti âdet edenlerin ilki odur” (Müsned 383, Buhari, “Cenaʾiz 33)

Bu ve benzeri cinayetler ya da “Allah’ın emir ve nehiylerine meydan okuyup İCABET ETMEMELER..” tek bir şeyle ifade edilebilir:

“ŞEYTANA Mutlak Sadakat, İtaat.. Allah’a, Onun yüce Kitabına, Ölçü ve Örnek Rasulüne SIRT ÇEVİRME..” 

Özellikle de Kâfirlerin, Münafıkların ve Fasıkların ŞEYTAN ile olan muhabbeti, milyonlarca örneği gösterilebilecek bir “Dostluk ve Muhabbettir..”

Rabbimiz bakın bizi nasıl uyarıyor:

“Her kim Rahman’ın Zikrini (Kur’an-ı Kerim’i ve Rasulünün Sünnetini) görmezden gelir, (yüz çevirip başka şeylere) yönelirse, Biz, bir ŞEYTANI, Ona musallat eder (onun kötü emellerine uşak yaparız.) Artık bu (ŞEYTAN), onun yakınıdır (yoldaşı ve yararlanıcısıdır). (Zuhruf suresi 36)

ÜÇÜNCÜ PARÇA:

İnsanlık tarihinin yaklaşık son 250 yılına kısaca bir göz attığımızda, Devletlerarası durumlarda birçok Değişim ve Gelişimlere şahit oluyoruz.

18, 19 ve 20. Yüzyılın nice Devletleri tarih sahnesinden silinirken, Nice yeni Devletler sahnede boy göstermekte.

Özellikle de birçok eksik ve hatalarına rağmen Osmanlı İslam Devleti’nin yıkılması, İslam’ın HÜKMETME NİZAMI olan HİLAFET’ in kaldırılması adeta “Dünyanın çivisini” yerinden çıkarmış, ŞEYTAN’ nın Dostları yani Emperyalist Kâfirler, ŞEYTAN ile işbirliğini daha da arttırmaya başlamışlardır.

Yüzyıllarca Klasik savaş araç ve gereçleri olan KILIÇ, KALKAN, OK, YAY, ZIRH, MİĞFER, MANCINIK vs., 18 ve 19. Yüzyıldan itibaren yeni Savaş Araç ve Gereçleri ile yer değiştirmiştir. Şöyle ki;

Sanayi Devrimi ile birlikte Modern silahlar, başta Piyade tüfekleri, Tabancalar, El bombaları, Mayınlar, Tank ve Toplar, Uçaklar, Savaş Gemileri Hatta ilk Denizaltılar vs. 1. Ve 2. Dünya savaşlarının “Olmazsa Olmaz” ları olmuştur.

1789 Fransız İhtilali; özellikle Avrupalı insanların “Düşünce Dünyalarında” yeni bir çığır açmış, Batıl da olsa Dinlerini ve Dince kutsal değerlerini, tüm Sosyal ve Siyasal hayatlarından kovan LAİKLİK ilkesini yani ŞEYTANIN RAZI OLDUĞU bir akideyi, Hayat tasavvurlarının “Temel Taşı” yapmıştır.

Avrupa Halkları, KENDİN PİŞİR KENDİN YE misali, KENDİ HAYAT SİSTEMİNİ KENDİN İNŞA ET yoluna koyulmuş, insan iradesini, HÂKİMİYET MİLLETİNDİR sloganıyla özdeşleştirerek, yeni Anayasalar ve yeni yeni Kanunlar vaaz etmeye başlamışlardır.

Benimsenen bu “Yeni ve ŞEYTANİ Dünya Görüşü” nün acı meyvesi, Bireyselcilik, Bencillik, Zorbalık, Asabiyet, Kavmiyetçilik vs. tezahürlerle belirginleşmiş, Toplumsal anlamda da MİLLİ DEVLETLER türemeye / türetilmeye başlamıştır.

Her bir MİLLİ DEVLET, ‘Büyük balık Küçük balığı yutar..’ misali, Kah savaşlarla, kah Halk isyanı hareketlerle yada Darbelerle diğer küçük yada rakip Devleti yutmaya çalışmıştır.

Bu nedenle Osmanlı İslam Devleti’ni Siyasi ve Askeri oyunlarla parçalayan Avrupalı Emperyalist Devletler, yani ŞEYTANIN DAVA ARKADAŞLARI, Osmanlı’nın her karış toprağına üşüşüp yağmalama hareketlerine girişmişlerdir.

Kapanın elinde kalan her bir parçaya, Bilahare daha güçlü olan DEVLET ‘El koyabilmek için’ O devletin yöneticilerini ŞEYTANA ve kendisine Sadık Ajanlar / Uşaklar haline getirmiş, Darbeye gerek kalmadan SEÇİMLER YOLUYLA yönetimler el değiştirmiştir.

2. Dünya savaşı ile birlikte Kıta Kabuğundan dışarı çıkan Katil Amerika Birleşik Devletleri (ABD), yıpranmamış ZİNDE BİR GÜÇ olarak Devletlerarası Sahnede yerini almış, eski sömürgeci Avrupa’nın Dâhili ve Harici servetlerine göz dikmiştir.

Bu nedenle Dünya Arenasında, Eski sömürgeci Katil Avrupa ile Yeni Sömürgeci Katil ABD arasında şiddetli Siyasi ve Askeri çatışmalar vücuda gelmiş, bu uğurda Milyonlarca insan katliamlara maruz kalmıştır ve Hala da kalmaktadır.

ŞEYTANİ Emperyalist zihniyetleri, Gayrı insani hayat tasavvurları, Doymak bilmeyen iştahları ve İşgal ettikleri ülkelerin, Halkların yer altı ve yer üstü servetlerini sürekli SÖMÜRMELERİ, Eski ve Yeni Sömürgeleri, “Rüyalarında Bile” göremeyecekleri birçok servetlere ulaştırmıştır.

Avrupa ve Amerika Halkları Zenginlik ve Refah içinde yaşarken, Dünyanın kahır ekseriyeti “Sefalet ve Açlık içinde” bırakılmıştır.

DÖRDÜNCÜ PARÇA:

Yukarıda ŞEYTANIN RAZI OLDUĞU bir akide olan LAİKLİK esaslı Kapitalizm ideolojisi Dünya görüşünün acı meyvesi olarak, Bireyselcilik, Bencillik, Zorbalık, Asabiyet vs. tezahürlerden söz etmiştik.

İşte bu “Bireyselcilik ve Bencillik Hırsı” nice fertleri ‘En büyük En güçlü ben olacağım..” noktasına, nice Ticaret ehlini, şirket sahiplerini de ‘En büyük şirket, En zengin şirket biz olacağız..” noktasına taşıdı..

Hem de “Ne olursa olsun, Nasıl olursa olsun, Neye mal olursa olsun..” kabul ve yaklaşımıyla..

Yani “BEN..” diyen ŞEYTANİ yaklaşımla..

Asırlar öncesinden Hz. Muhammed (sas) efendimizin dediği gibi oldu.. Ne demişti Ölçü ve Örneğimiz (sas):

“İnsanoğlunun bir Vadi dolusu ALTINI olsa, Bir Vadi dolusu daha ister.” (Buhari ve Müslüm Zekât, 117 / 1048)

Rasulullah (sas) efendimizin bu teşbihinde olduğu gibi, İnsanoğlunun bu Mal, Mülk, Servet ve Para hırsı, Avrupa ve Amerikalı nice Aile şirketlerini adeta DOYMAK BİLMEYEN CANAVARLAR haline dönüştürmüştür.

Bunlardan bir kaç örnek verelim dersek; 

Her biri ŞEYTANIN CAN DOSTU olan aileler, mesela Rockefeller Ailesi, Morgan Ailesi, Rothschild’ler, Baruch ve Walton Aileleri, Windsor Hanedanlığı, Murdoch’lar vs. saymak mümkündür.

Özellikle 20. Yüzyıl, bu Aile şirketlerinin adeta ALTIN ÇAĞI gibi oldu. Şöyle ki:

Bu Aileler ve kendilerine bağlı tüm şirketler maddi anlamda öyle para ve servetlere ulaştılar ki, bunların yıllık ciroları ya da bütçeleri, Dünyadaki birçok MİLLİ Devletin yıllık bütçelerinin kat be kat üstüne çıktı.

Dolar bazında yıllık “300 – 500,- Trilyon Dolar..” paraya Para demeyen DEVASA yapılara dönüştüler.

Bu süper para gücü, Yerel ve Genel tüm Seçimlerde, siyasilere ya da onların partilerine “Bağış” adı altında Maddi desteklere dönüşmekle kalmadı, Adeta onları satın aldılar.

Dolayısıyla da O Devletin Dâhili ve Harici siyasetinde bu Aile şirketleri “Son sözü söyleyen yani Karar veren merciler” oldular.

Gelinen bu noktada şöyle bir ŞEYTANİ TABLO ortaya çıktı:

Artık Dünya siyasetine “Yön verenler” yada savaşanlar; Devletler değil, Devletler üstü DEV AİLE ŞİRKETLERİ olmaya başladı..

Bunun bariz bir tezahürü olarak ABD’deki Aile Şirketlerinin aralarında olan şiddetli iç çatışmalar gösterilebilir.

Ya da başta İngiltere olmak üzere, Fransız, Alman, İspanyol, İtalyan vs. Avrupa Aile şirketleri için de söz konusu edilebilir.

BEŞİNCİ PARÇA:

Yukarıda 1. ve 2. Dünya savaşları döneminde çok kullanılan ve her geçen gün geliştirilip modernize edilen Savaş araç ve gereçleri olarak, Tanklar, Toplar, Uçaklar, Savaş Gemileri, Denizaltılarını dile getirmiştik.

20. Yüzyılda bunlara yeni yeni Konvansiyonel silahlar daha eklenmeye başlandı.

“Konvansiyon”, kelime olarak ‘anlaşmaya bağlı’ anlamına gelmekte olup, yeni geliştirilen silahların bir ülke ya da Devlet tarafından kullanılıp eski Silahların da başka ülkelere satılmasına verilen isimdir.

Konvansiyonel ismi buradan gelmektedir. Yeni nesil Konvansiyonel silahlara en önemli örnek Hava Savunma Sistemleri, Uzun Menzilli Roketler ve Füzelerdir.

İşte silah sanayisini de elinde tutan bu Aile şirketleri, Dünya'da her yıl Yüz milyarlarca Dolarlık ihracatlarıyla Silahlanma gerçekleştirmekte, icat ettikleri çeşitli savaşlarla eski silah stoklarını eritmektedirler.

Dünyaya çok çok tamah eden ve Çılgınca rekabete tutuşan bu Doymak bilmez bu “Aile Şirketleri” 1900’ lü yılların başlarında yep yeni bir Silah türünün çalışmalarını başlattılar.

Hedefledikleri şey; “işgal etmek yada ele geçirmek istedikleri” şehirlerin yada ülkelerin YER ÜSTÜ YAPILARINA, Sanayi tesislerine, Fabrikalarına, Yollarına, Köprülerine hatta evlerine ASLA zarar vermeden, O ülke yada Devleti kendilerine boyun eğdirmek teslim almak..

Yani artık Demode olmuş ATOM BOMBASI’ nın yeni versiyonunu ortaya koydular.

İşte milyonlarca insanı yok edecek AMA ASLA çevreye zarar vermeyecek bu ÇILGIN SİLAHIN adı BİYOLOJİK SİLAH’ tır.

21. Yüzyılla birlikte insanoğlu ve tüm Dünya halkları bu günlerde Ta hücrelerine kadar hissettikleri bir BİYOLOJİK SİLAH çeşidi ve bir BİYOLOJİK SAVAŞ ile tanışmış oldu.

Peki, bu kirli savaşın KATİLLERİ KİM?  ABD’li ve Avrupalı AİLE ŞİRKETLERİ..

KATLEDİLENLERİ KİM? Yüz milyonlarca Dünya halkları.. NİÇİN? Beş değil, “Beşyüz VADİ DOLUSU” Altınım olsun için..

ALTINCI PARÇA:

20. yüzyılın ikinci yarısında başlayan ve 21. Yüzyılın başlarında çok çok büyük bir ivme kazanan Teknolojik gelişmeler, özellikle de Bilgisayar teknolojilerindeki yeni donanım ve süper yazılım programlarıyla insan hayatı adeta yeni bir evreye girdi.

Teknoloji; onu kullananın elinde bazen “Hayır’lı bir araç..” bazen de “Şer’li bir araç..” olabilmekte.

Sonuçta bir eşya olan Teknoloji ve Teknik cihazlar onu kullanan insanın “Niyet ve Kastına” göre bir işlev görmekte.

Maalesef hep ŞEYTANLA İŞBİRLİĞİ halinde olduklarını gördüğümüz bu Emperyalist aile şirketleri yeni geliştirdikleri KUANTUM BİLGİSAYALAR ile ŞEYTANİ PLANLARINA yenilerini eklemişlerdir.

Peki, nedir bu Kuantum Bilgisayar?

“Toplanan Veriler üzerinde işlem yapmak için bindirme ve dolaşma gibi kuantum-mekanik fenomenin doğrudan kullanımını sağlayan teorik hesaplama sistemlerini kullanan bilgisayarlardır..”

Klasik tip bilgisayarlardan Trilyonlarca kat bir hızda toplanan verileri analiz eden Kuantum bilgisayarları daha iyi tanımanız için yapılan bir deneyi size örnek olarak vereyim:

GOOGLE’ nin geliştirdiği ve “Bilgisayarda Büyük Devrim..” dediği bu yeni nesil bilgisayar, Standart bir “Süper Bilgisayar” tarafından hesaplanması yaklaşık 10 bin yıl sürecek bir hesaplamayı Google'ın Kuantum bilgisayarı sadece 200 saniyede gerçekleştirdi.

Bununla da kalmayıp yaptığı SİMÜLASYON çalışmalarında, akla hayale gelmeyecek çok çok karmaşık simülasyonları gerçekleştirme gücüne sahip olduğunu, belki de günün birinde ta “Evrenin başlangıcını simüle etmek” ve belki de bilimin en gizemli sorularına cevap vermek için kullanıla bileceğini gösterdi.

ŞEYTANİ AMAÇLAR İÇİN bu teknoloji ve imkânları icat eden ve daha da geliştirilmeleri TRİLYONLARCA DOLAR para harcayan yukarıda adlarını saydığımız Kapitalist aile şirketleri ve Onların AMİRAL GEMİSİ diyebileceğimiz ROTHSCHİLD ailesi işini bir adım daha öteye taşıdı.

Ta 1940’ lı yıllarda düşünülen YAPAY ZEKA ile “Üretimde kullanılan makineler” arasında bir kombinasyon kurma, adeta “Düşünen Makineler” icat etme isteği, 21. Yüzyılda çok daha farklı alanlarda vücut buldu.

O farkı alanları dile getirmeden önce şu YAPAY ZEKÂ nedir ne değildir konusunda size tadımlık bilgi vermek istiyorum.

YAPAY ZEKÂ; İnsan zekâsına özgü olan, “algılama, öğrenme, çoğul kavramları bağlama, düşünme, fikir yürütme, sorun çözme , iletişim kurma, çıkarımsama yapma ve karar verme..” gibi yüksek bilişsel fonksiyonları veya otonom  davranışları sergilemesi beklenen “Yapay bir İşletim Sistemi” dir.

Bu sistem, aynı zamanda “Düşüncelerinden tepkiler üretebilmeli ve bu tepkileri fiziksel olarak dışa vurabilmeli..”dir.

YAPAY ZEKÂ ile öncelikli hedeflene şey, bilgisayar kontrolündeki bir ROBOT’ un çeşitli faaliyetleri “Zeki bir canlıya yani İnsana benzer şekilde” yerine getirme kabiliyetine ulaştırmaktı.

Ama 21. Yüzyıl başlarında yakinen şahit olmaya başladık ki bu teknolojilerin asıl sahibi Batılı aile Şirketleri bu işi sadece “Makine & Üretim Tüketim” ekseninin dışına taşıyıp, İNSAN ODAKLI bir takım çalışmalara yöneldiler.

Nedir “İnsan Odaklı” dan kastım?

“İnsan iradesini, aklını ve son tahlilde de vücudunu tam teslim almak ve insanı bir Robot gibi kullanmak..” isteği.

İşte geliştirdikleri Kuantum bilgisayarlar ve Yapay Zekâ teknolojisi ile bu amaca yönelik DİJİTAL ÇAĞIN yeni bir merhalesine geçerek İnsanların kendilerine ROBOT gibi itaat edeceği ‘Yeni bir Sistem Kurgusu’ gerçekleştirdiler.

Bu kurgunun özü; İnsanlar hakkında elde ettikleri tüm DİJİTAL VERİLER ve insan vücudunda Deri altına monte edilecek bir BİYOMETRİ CİP ile uzaktan "Hacklanebilir İnsan" oluşturmak..

Hatta şimdilerde bunu bir adım daha öteye taşıdılar.

Biyometrik Cip’ e bile gerek kalmadan yeni NANO TEKNOLOJİ ile Biyoloji Laboratuvarlarda üretilen AŞILAR İÇİNE katılacak gözle görülmeyen partüküllerle uzaktan "Hacklanebilir İnsan" oluşturmayı da başarabilmişlerdir.

Böyle bir insan teşbih yerinde ise “YARI ROBOT YARI İNSAN” yani artık O, “Hibrit bir İnsan” dır.

Gelinen bu nokta ŞEYTANIN ve dostlarının zaferidir.

YEDİNCİ PARÇA:

ROTHSCHİLD ailesi malumunuz bir İngiliz aile topluluğudur.

Bu aile üzerinden ÇİN’de büyük bir Siyasi nüfuza sahip olan İngiltere, ÇİN’ in Güney kıyılarında bulunan HONG KONG adalar grubunu 1842 yılında almış ve 1 Temmuz 1997 de ÇİN’e iade etmiştir.

Bu aile her ne kadar bir İngiliz Aile Topluluğu olsa da İNGİLTERE dâhili siyasetinde diğer ailelerle aralarında iktidar kavgası vardır.

ABD’nin Silikon Vadisinde elde ettikleri tüm Teknolojik birikimini ÇİN’e transfer eden, burayı kendisi için bir ÜRETİM ÜSSÜ haline getiren ROTHSCHİLD ailesi diğer taraftan da tüm ÇİN’ lilere ait Dijital verileri YAPAY ZEKÂ ve Kuantum Bilgisayarları aracılığıyla harmanlayarak ÇİN’ i adeta kendisine bağlı bir Devlet haline getirmiştir.

1 Milyar 400 Milyona yaklaşan Devasa nüfusuyla ÇİN devleti adeta ROTHSCHİLD ailesinin GÜDÜMÜNDE bir Devlete dönüştürülmüştür.

Bu topraklarda “son kararı verenler” görünürde her ne kadar ÇİN’liler gibi ise de Hakikatte ŞEYTANİ PLANLARIN sahibi olan ROTHSCHİLD ailesidir artık.

Maskeli balodaki “ÇİN YÜZLÜ” adam, aslında yine Emperyalist, Katil, Kapitalist Beyaz adamdır.

SEKİZİNCİ PARÇA:

Dünyamızdaki bu yeni gidişatı ve bunun öncesini yakinen bilen ve isabetli bir şekilde okuyan Stratejik Analist Abdullah Çiftçi bey Mart 2020 deki bir makalesinde demişti ki;

“Dünya için toprak ne ise Dijital Dünya içinde "Blockchain / Blok Zinciri" aynıdır. Dijital Dünyanın zemini Blockchain'dir.

Blockchain ile Dünya nasıl değişecek/değiştirilecek, Teknolojik olarak gelişiyoruz, ilerliyoruz diyoruz, ama bu süreç kendi halinde doğal bir süreç mi?

Yoksa birileri bizi Teknolojinin önüne katıp değiştirip dönüştürüyor mu?

Gelişen bir şey varsa mutlaka bir de Onu Geliştiren vardır. İlerleyen bir bilim varsa bir de İlerleten bir Akıl vardır.

Teknolojinin sadece “Ekonomik ve Teknik yönünü” değil, İnsan yaşamı üzerinde “Nasıl bir değişiklik ve dönüşüm yapacağını” da düşünmemiz, konuşmamız gerek.. “

Kardeşlerim Abdullah beyin bu ifadelerine katılmamak mümkün değildir. Buna ilaveten derim ki;

Bu günkü Korona Virüsü sonuçlarından yola çıkarak bir değerlendirme yaptığımızda, Zahirde görünen her ne kadar Devletlerarası bir biyolojik savaş ya da rekabet gibi de görülse, yani “ABD – ÇİN Siyasi, Askeri, Ekonomik Savaşı” sanılsa da benim kanaatim bu yönde değildir.

Gidişat odur ki, bu “Biyolojik Savaşı” başlatanlar,

Âlemlerin Rabbi şanı yüce Allah’ın, İnsanoğlunun kendi elleriyle işledikleri kötülüklerin BİR CEZASI OLARAK yarattığı bir hastalığı DURUMDAN VAZİFE ÇIKARIRCASINA suiistimal edenler,

YADA bir şekilde bunu “Laboratuvarlarda Üretip” bilahare bu virüsünü kendi elleriyle Dünya halklarına enjekte edenler, bunu “Laf olsun Torba dolsun..” diye yapmadılar.

Korona Virüsünün birkaç ay içinde tüm Dünyaya özellikle de Avrupa’ya bulaştırılması, Korku ve Kaosa dayalı insanların evlerine hapsedilmesi; KORKUNÇ BİR EKONOMİK SONUÇ doğurduğu ve birçok büyük ve Orta ölçekli Uluslararası şirketi “batırdığı” görülüyor.

Korona Virüsü olayı patlak vermeden önce yani 2019 ortalarında ABD Başkanı TRUMP’un ÇİN’ de üretim yapan Dev ABD şirketlerine ait Fabrikaları Amerika’ya taşıma çağrısını hatırlayın.

Korona Virüsle birlikte ortaya çıkan yeni durumlar ve sonuçlar; (ki beklenen bir netice idi) AÇ KURTLAR GİBİ pusuda bekleyen, Yüzlerce Trilyon Dolar NAKİT PARASI olan Aile şirketlerinin çok çok işine yaradı, bir çok DEVASA ŞİRKET bu büyük Kriz sonrası “El Değiştirdi.”

Petrol fiyatlarının düşmesi / düşürülmesi, Ekonomik dengelerin alt üst edilmesi hatta son aylarda Altın fiyatlarında hızlı düşüş vs. ASLA “Kendiliğinden olup biten şeyler” değildir.

Çünkü “Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir.”

Peki, ya insanlık ne olacak? Ölen ya da ölecek olan Milyonlarca insan, “Virüs istismarcısı” bu ŞEYTAN UŞAĞI katillerin hiç gündeminde değildir.

Onlar için varsa da yoksa da ASIL OLAN kendi mutlak (!) iktidarları ve kazanımlarıdır.

Aslında bu husus “Küreselciler” için tali bir konudur..

Peki, Bekir amca asli konu nedir? Derseniz cevap olarak derim ki;

“Onlar için asli konu, ne senin paran, malın mülkündür. Ne de senin vatanın, toprağındır. Onların hedefi arz üzerindeki her bir insandır..”

Bu ŞEYTANIN DOSTLARI siyasi liderlere adeta demektedirler ki; “Vatanın, toprağın, Fabrikaların ve tüm servetlerin sende kalsın.. Sen sadece bana insanları ver, ben onlara birer CİP takayım yeter..”

Bu noktada yine Abdullah Çiftçi beyin şu sözlerini de size aktarmak istiyorum. Abdullah bey diyor ki;

“21. yüzyılın Yeni Dünya Düzeni, "Dijital Dünya Düzeni"dir. Dijital Dünya Düzeni' nin tasarımcıları 2020 yılını Dijital Dünyaya geçiş yılı ilan etmişti.

Dünya insanının bir süre eve kapanarak, işleri, sosyalleşmeyi, alışveriş gibi faaliyetlerini Dijital olarak online yapması gerekiyordu.

Tam da bu sırada bir Korona virüs çıktı ve insanları eve kapattı.

Korona virüs tesadüfen mi çıktı, yoksa Dijital Dünya tasarımcıları projelerini gerçekleştirmek için kendileri mi çıkarttı?

Bu sorulardan bağımsız nasıl bir Dijitalleşme Planı vardı kısaca değerlendireyim.

Çin, "Sosyal Kredi Sistemi" adı altında Yapay Zeka’ nın yönettiği bir Dijital Devlet Modeline 2020 yılı Ocak ayında geçeceğini ilan etmişti.

Çin'in büyük şehirleri kameralar ve yüz tanıma sistemleri ile donatıldı. Sokakta yürüyen herhangi biri çok çok kısa sürede sistem tarafından tanınıp kim olduğu görülebiliyor.

Ancak birçok Çinli kişisel verilerini "Sosyal Kredi Sistemi" nin "Bigdata"sına kaydettirmemişti.

Korona virüs olayı ile Çinliler gönüllü olarak gidip tüm bilgilerini bu sistemin kontrolüne verdi.

Sistemin Korona virüs ile mücadelesinde başarılı olup kendilerini kurtaracağı vaadi ile de bu sistemi hiç sorgulamadı..”

Abdullah beyin bu sözlerine ben de âcizane şunları ilave etmek istiyorum:

Bu yeni Devletin resmi adı şimdilik ÇİN HALK CUMHURİYETİ’ dir. Fiiliyatta ise YAPAY ZEKÂ DEVLETİ’dir.

Kısa adıyla, A.B.D. gibi, U.K. Gibi, T.C. gibi şimdi de yeni bir Devlet var dünyamızda.. Adı: Y.Z.D.

Şu anda hızla büyüyen, ABD’nin içini karıştıran, seçimlerine Dijital yollarla müdahale edip işbirlikçisi JOE BİDEN’i iktidara taşımaya çalışan, PENTAGON’un gizli bilgilerini çalan ve medyaya sızdıran adeta ABD’ni altını üstüne getirmeye çalışan işte bu YAPAY ZEKÂ DEVLETİ’ dir diye düşünüyorum.

Bakalım ABD Derin Devleti yani Evanjelistler, Ulusalcılar buna nereye kadar izin verecekler?

Ya çok çok kanlı bir çatışma yani iç savaş ile Ulusal / Milli varlıklarını koruyacaklar ya da tam bir teslimiyetle bu Küreselciler diye adlandırılan YAPAY ZEKÂ DEVLETİ’ ne teslim olacaklar.

Bunu bize zaman gösterecek.

DOKUZUNCU PARÇA: 

Bütün bu olup bitenlere karşı Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne yapmakta ya da neler yapabilir?

Maalesef üzülerek ifade etmek isterim ki Türkiye henüz bu işin VAHAMETİNİ tam olarak İDRAK EDEBİLMİŞ değildir.

Çünkü Türkiye’yi yönetenler hala olaya “Ticari bir Perspektiften” bakmakta, ÇİN’ in arkasındaki asıl irade ve Onun sinsi planlarını ya görememekte ya da umursamamaktadır.

Bu nedenle de YAPAY ZEKÂ DEVLETİ’ nin BİR KUŞAK BİR YOL devasa projesine katkı sağlamaktadır.

Mesela bu cümleden olmak üzere, bu proje güzergâhı üzerinde bulunan YAVUZ SULTAN SELİM köprüsü onlara satılmıştır.

Türkiye’ deki bazı Liman ve Lojistik merkezlerin onlara tahsisi söz konusudur. Mesela İstanbul Kumport Terminali’nin yüzde 48’lik hissesini 940 milyon Dolara ÇİN’ lilere satıldı.

BİR KUŞAK BİR YOL projesi alt yapı yatırımları için finansal kaynak sağlayacak olan “Asya Altyapı Yatırım Bankası” (Asian Infrastructure Investment Bank)’ Çin, Rusya, İngiltere, Hindistan, Avustralya vs. ülkelerle birlikte Türkiye’de kurucu ortak olmuştur.

İçinde bulunduğu Ekonomik dar boğazı aşabilmek için Türkiye, ÇİN’den yüklü miktarda borç talebinde bulundu ve ÇİN, bu borcu belli şartlarla verme Taahhüdünde bulundu.

Önümüzdeki günlerde TBMM’ ne getirilecek bir Kanun teklifi ile Türkiye’deki Doğu Türkistan’ lı Müslümanların ÇİN’ e iadesi söz konusu edilecektir.

“Tek Millet İki Devlet” diyenler böylelikle Doğu Türkistan’ lı kardeşlerini ÇİN uğruna gözden çıkarmış olacaklardır.

“Küresel Çete” nin has adamlarından Bill Gates ve eşi Melinda Gates’in Türkiye’ye gelip kendi Vakıfları ile Dışişleri ve Tarım Bakanlıkları arasında 07 Mayıs 2019 da imzalanan anlaşma içeriğinden hala haberdar değiliz.

23 Temmuz 2019 tarihli Bloomberg’de çıkan şu habere dikkatinizi çekmek isterim kardeşlerim:

“Bill ve Melinda Gates Vakfı, İngiltere’de tıka basa dolu cezaevlerini işleten Serco’dan hisse satın aldı. Bir sözleşme de yapıldı ve ‘Suçluların Elektronik Çiplenmesi’ için bir anlaşmaya varıldı..”

Diyorum ki acaba Türkiye’de “Kimliksiz, Devletsiz” olarak bulunan milyonlarca göçmen Müslümana da Dışişleri Bakanlığı ile imzaladığı anlaşma ile Bill Gates “Elektronik Çipleme” mi yapacak?

Bütün bunlara istinaden ben şahsen Türkiye’ nin bu YAPAY ZEKÂ DEVLETİ’ ne karşı bir tavır takınacağına asla ve kat’a ihtimal vermiyorum.

Hatta Türkiye bununla da kalmayıp Avrupa Birliğinden ayrılan İngiltere ile (ABD’ye rağmen) sarmaş dolaş bir vaziyette BİR KUŞAK BİR YOL projesi için işbirliği yapmaktadır.

ONUNCU PARÇA:

Sevgili kardeşlerim ve Davetçi gençler

Makalemin başında şöyle bir cümle kullanmıştım:

“21. Yüzyılla birlikte belki de İnsanlık Tarihinin En Karanlık Dönemi hatta Zifiri Karanlık diyebileceğimiz bir döneme adeta adım attık..”

Yine konunun başında geçen ayette mealen ŞEYTAN dedi ki:

“Yemin ederim ki, eğer beni Kıyamete kadar yaşatırsan, pek azı dışında, Onun neslini kendime bağlayacağım..” (İsra suresi 62)

Görünen O dur ki; ROTHSCHİLD ailesinin kurduğu bu ŞEYTANİ SİSTEM ve “Yarı Robot yarı İnsanlar” dan oluşturulacak yeni Dünya Düzeninin mimarı YAPAY ZEKA DEVLETİ olacak gibi görülüyor.

Daha doğrusu “Nihai” hedefleri bu..

Bu devlet çok çok süratli bir şekilde Dünyadaki tüm Ulusal / Milli Devletleri ve Onlar üzerinden de “halklarını” kendisine bağlama gayreti içerisindedir ve bu konuda bayağı da bir mesafe kat etmişlerdir.

Bu mesafeyi kat etmelerindeki en büyük ARGÜMAN, ellerindeki YAPAY ZEKÂ tabanlı alt yapı ve Toplamaya Devam ettikleri tüm Dünyadaki insanlarla ilgili her türlü DİJİTAL VERİLER’ dir.

Ve maalesef başta Türkiye olmak üzere birçok ülkenin, Devletin tüm verileri şu an onların avucu içinde.

Anne karnındaki yavru için Hayati önemi olan GÖBEK BAĞI misali tüm halkları “Göbekten” kendilerine bağladılar.

Şimdi gelin şu sorunun cevabını birlikte arayalım:

Başta İslam ümmeti olmak üzere tüm insanlığı ŞEYTANIN ve Dünyadaki işbirlikçisi ROTHSCHİLD ailesinin TASALLUTUNDAN nasıl kurtara biliriz?

Bu büyük kurtarma idealini benimseyen Fertler, Cemaatler, Âlimler, Siyasi şahsiyetler, Özellikle HİLAFETİ ikame etmek isteyen, İSLAMİ BİR DEVLET kurmak suretiyle İSLAM HAYATINI YENİDEN BAŞATACAĞIM inşaAllah diyen SİYASİ KİTLELER elinde bu konuya ilaç olacak bir Proje ya da fikir var mıdır?

Varsa bunun detayları nedir?

Şayet yoksa Entelektüel ve Siyasi birikime sahip şahsiyetler, Dava adamları bu konuda ne demektedirler?

Çünkü öyle görülmektedir ki;

“Allah’ın vaadi ve Rasulullah (sas) efendimizin müjdesi olan RAŞİDİ HALİFELER döneminin ikincisi İSLAM DEVLETİMİZ tekrar kurulduğunda EN BÜYÜK HASMI muhakkak ki ŞEYTANIN sahip olduğu bu Süper güç yani YAPAY ZEKÂ DEVLETİ olacaktır.

Çünkü bu Devlet, “Onlarca Devletin” birleşimi ŞEYTANİ TEK DEVLET olarak karşımıza dikilecektir.

Aylardır izlediğim ve bu konuyu “bu şekilde” idrak etmiş, ŞEYTAN ve yerli iş birlikçilerinin planlarını görmüş nice düşünür ve mütefekkir, bu konunun NİHAİ ÇÖZÜMÜ hakkında maalesef doğru düzgün hiçbir fikir ortaya koyamadılar.

Yaptıkları tek şey, bu ŞEYTANİ SİNSİ PLANI sürekli deşifre etmek..

Bir doktor hastasına “Hastalığının asıl adı şu.. Ortaya çıkmasının sebebi bu.. Ama bende tedavi edecek bir çare bir ilaç yok..” derse ona “Uzman Doktor” diyebilir miyiz?

Şimdi biliyorum ki nice davetçi genç, “Köklü çözüm ve çare; İSLAM ve İSLAM DEVLETİ..” diyor yada diyecek…

Tamam da güzel kardeşim ben sadece “Slogan” atmanı değil gerçekten bir çözüm ortaya koymanı istiyorum.

Mademki, İslam ve onun temel kitabı Kur’an ve Rasulünün Sünneti kıyamete kadar var olacak, Demek ki kıyamet gününe kadar İSLAM, tüm insanlığın ihtiyaçlarına çare gösterecek ve problemlerini kökten çözecektir.

Ey Müslümanlar ve Davetçi gençler, ey İslam’ın hizmetkârı âlimlerimiz, ey Cemaat liderleri..

Haydi, hep birlikte en azından “Fikir Düzeyinde” bu büyük probleme “Sırf Allah Rızası İçin” bir ilaç arayalım, bir projeksiyon tutalım, bir VİZYON ortaya koyalım derim ne dersiniz?

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi, İslam ümmeti ve tüm insanlığın derdini kendi derdi sayan, bu yolda gece gündüz koşturan, Medreseyi Yusufiyelerde gün sayan tüm Müslümanların üzerine olsun.

NOT: Bu konuda köklü çözüm odaklı fikirlerimi ortaya koyacağım bir makalemi de inşaAllah sizlerle paylaşmaya çalışacağım kardeşlerim.

Sevgi saygı ve muhabbetlerimle

Kardeşiniz Bekir Yetginbal / 09 Ocak 2021

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Tags:

 
 
 

Bir Cevap Yazın