Allah’ın İndirdiği ile Hükmetmeyen Necaşi’nin “Adil” Olması Meselesi

Allah’ın İndirdiği ile Hükmetmeyen Habeş Kralı Necaşi’nin “Adil” Olması Meselesi

Yazan Faruk Furkan

بسم الله الرحمن الرحيم

Rahmân ve Rahîm Olan Allah’ın Adıyla…

 Bundan kısa bir süre önce kaleme aldığımız bir yazımızda[1] Maide Sûresi 45. âyet üzerinden bir varsayım yaparak, Rabbimizin indirdiği kitapla hükmetmeyen idarecilerin en asgarî şartlarda “zâlim” olacağını belirtmiş ve buradan hareketle böylelerinin desteklenip-desteklenmeyeceğini ele almaya çalışmıştık.

Bu yazıyı veya aynı konuya temas eden benzer yazıları okuyan Mürcie zihniyetli kimi insanlar, efendilerinin tenkit edilmesinden rahatsızlık duyarak hemen gün yüzüne çıkmış ve temiz dimağları kirletme adına ortaya bazı şüpheler atmışlardır.

Bu şüphelerden biri de Habeş kralı Necâşî’nin, Allah’ın indirdikleriyle hükmetmemesine rağmen “zâlim” diye adlandırılmadığı, aksine bizzat Rasûlullah tarafından kendisine “âdil” denildiği(!) şüphesidir.

Acaba gerçekten de Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), kendi çağında yaşayan ve ashabından bazılarının, yurduna hicret ettiği Habeş kralı Necâşî’ye Allah’ın indirdikleriyle hükmetmemesine rağmen “âdil” demiş midir?

İşte bu makalemizde bunu ele almaya ve Rasûlullah’ın Necâşî’yle alakalı ne söylediğini tahkîk etmeye çalışacağız. Gayret bizden başarı Allah’tandır.

HABEŞ KRALI NECÂŞÎ

Konumuza girmeden önce “Necâşî” kelimesinin ne anlama geldiğini ve bu kralının kim olduğunu kısaca izah edelim.

Öncelikle şunu belirtelim ki, bu kelime, tıpkı dilimizdeki başkan ve hükümdar kelimeleri gibi bir unvanın adıdır. O dönemde tıpkı Mısırlıların kendi krallarına “Firavun”, Türklerin kendi yöneticilerine “Hâkan” dedikleri gibi, Habeşliler de başlarındaki idarecilere yönetici veya başkan anlamında “Necâşî” diyorlardı.

Bu bakımdan her bir Habeş kralı aslında bir “Necâşî”dir ve bundan dolayı tarihte birçok Necâşî gelip-geçmiştir.

Mekke’den gelerek kendi yurduna sığınan muhacirleri himaye eden ve Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in davetini kabul ederek iman eden yöneticinin adı ise Ashame’dir. Tam ismi “en-Necâşî Ashame b. Ebcer”dir.

Necâşî, –bilindiği üzere– muhacirlerin kendi diyarına hicret etmelerinin etkisi ve Rasûlullah’ın hicretin 7. yılının başında Amr b. Umeyye ed-Damrî (radıyallahu anh) vasıtasıyla kendisine gönderdiği tebliğ mektubu ile iman etmiş ve kendisine ulaştığı kadarıyla Allah’ın dinini yaşamaya çalışmıştır.

Siyercilerin verdiği bilgilere göre kendisi hicretin 9. yılında vefat etmiş, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) de gıyaben cenaze namazını kıldırmıştır. Konumuza mevzu bahis olan Necâşî işte bu mümin zattır.

RASÛLULLAH NECÂŞÎ’YE “ÂDİL” DEMİŞ MİDİR?

Girişte de söylediğimiz gibi Mürcie kafalı bazı insanlar, bu mübarek zatın konumunu delil göstererek Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyen yöneticilerin zâlim bile olmayacaklarını, zira Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmemesine rağmen bu zata zâlim demediğini; aksine “âdil” diye onu vasıflandırdığını savunmaktadırlar.

Acaba mesele gerçekten de onların dediği gibi midir? Yani Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) gerçekten de Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmemesine rağmen Necâşî’ye “âdil” demiş midir?

Şimdi öncelikle bu konuyu tahkik etmeye, ardından da mezkûr kirli zihniyetin ne kadar art niyetli olduğunu ortaya koymaya çalışacağız.

Ama meselenin daha iyi anlaşılmasını sağlamak için burada hemen bir hakikatin altını çizmemiz gerekmektedir. Bu hakikat şudur:

Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmemek durum ve şartlar ne olursa olsun kat‘î surette zulümdür ve böylesi bir pozisyonda bulunup, bu hükümlerle hükmetmeyen insanlar adları, makamları ve konumları ne olursa olsun kesinlikle zâlim olurlar; zira adalet sadece Allah’ın adalet dediği, zulüm de ancak Allah’ın zulüm dediğidir.

Günümüz insanı “zulüm” denildiğinde bununla sadece despotluğu ve diktatörlüğü anladığı için bizim savunduğumuz bu Kur’ânî hakikati bir türlü idrak edememektedirler.

Oysa bu insanlar açıp bir kere alıcı gözle Kur’ân’ı gözden geçirselerdi, bize hak verirler ve maksadımızı daha güzel anlarlardı.

Ama onlar bu hakikate teslim olmak yerine batıl ve asılsız bir takım tevillere ve yanlış bir takım çıkarımlara başvuruyorlar ve bu sayede hem sapıyor, hem de saptırıyorlar.

Onların bu yanlış anlayışlarını bertaraf etmek için kısaca diyoruz ki: Kur’an’da “zulüm” denildiğinde bununla bazen diktatörlük ve despotluk kastedildiği gibi, bazen de Allah’ın ahkâmıyla hükmetmeme anlamı kastedilir.

Çünkü “zulüm” bir şeyi olması gereken yerden alıp başka bir yere koymak, hak sahibine hakkını vermemek, demektir. Bir işi yerli yerine, olması gereken yere koymanın ve hak sahibine hakkını vermenin adı da yine Kur’an’da “adâlet”tir.

Buradan hareketle şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki:

Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmek adâletin; Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyi terk etmek de zulmün ta kendisidir. Ki zaten Rabbimiz, bunun böyle olduğunu Kitabının müteaddit yerlerinde vurgulamıştır. Mesela Maide Suresinin bir ayetinde şöyle buyurur:

“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, işte onlar, zâlimlerin tâ kendileridir.” (Maide, 45)

Demek ki zâlim sadece insanlara haksızlık eden, onların haklarını çiğneyen ve onlara sıkıntılar yaşatan kimse değildir; bununla birlikte zâlim, bu ayetin işaretiyle, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyen herkestir.

“Rabbinin kelimesi (olan Kur’an) doğruluk ve adâlet bakımından tas tamam olmuştur.” (En’am, 115)

Adâlet ve doğruluk bakımından tas tamam olan şey sadece Rabbimizin indirdiği hükümler olduğuna göre, böyle olmayan hükümlerle hükmedenler kesinlikle adaletten sapmış ve zulme bulaşmış kimselerdir.

İsterse bu insanlar uzun uzun sakallı kimseler olsun, isterse koca koca sarıklı kimseler, fark etmez.

İşte biz, bu kesin bilgiyi ortaya koyduğumuzda birileri hemen çıkıp diyor ki:

Eğer siz böyle derseniz, o zaman Allah Rasulü’nün sözlerine muhalefet etmiş ve O’nunla karşı karşıya gelmiş olursunuz; çünkü O, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmemesine rağmen Habeş kralı Necâşî’ye zâlim dememiş; aksine “âdil” demiştir!

Acaba gerçekten de Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmemesine rağmen Necâşî için “âdil” demiş midir?

Şimdi gelin, bunu hep beraber görelim…

RASÛLULLAH’IN NECÂŞÎ İÇİN SÖYLEDİĞİ SÖZÜN TAHKÎKİ

Öncelikle şunu net ve kesin olarak ifade edelim ki, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) hiçbir sözünde Necâşî için “âdil” dememiştir.

Muteber hadis ve siyer kaynaklarının hiçbirisi Efendimizin böyle bir söz söylediğini zikretmemiştir.

Aksine Efendimiz’den nakledilen ve tağutları kayırma adına birilerinin diline pelesenk ettiği rivayetlerde hep Necâşî’nin yanında hiçbir kimsenin zulme ve haksızlığa uğramayacağı ve onun haksızlıklara izin vermeyen bir kral olduğu vurgulanmıştır.

Şimdi temel kaynaklarda bu konuyla alakalı nakledilen rivayetlere bir göz atalım:

  1. İmam Beyhakî, Ümmü Seleme annemizden şöyle nakleder: Mekke bize dar geldiği, Allah Rasulü’nün arkadaşları eziyet gördüğü ve dinlerinden dolayı musibetlere maruz kaldıkları(…) zaman Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) onlara şöyle dedi:

إِنَّ بِأَرْضِ الْحَبَشَةِ مَلِكًا لاَ يُظْلَمُ أَحَدٌ عِنْدَهُ فَالْحَقُوا بِبِلاَدِهِ حَتَّى يَجْعَلَ اللَّهُ لَكُمْ فَرَجًا وَمَخْرَجًا مِمَّا أَنْتُمْ فِيهِ

“Şüphesiz ki Habeşistan topraklarında, yanında hiçbir kimsenin zulme uğramadığı bir kral vardır. Allah size içerisinde bulunduğunuz şu durumdan bir çıkış ihsan edene kadar onun beldesine gidiniz!”

Ümmü Seleme annemiz sözlerine şöyle devam eder:

“Bunun ardına bizler de guruplar halinde Habeşistan’a doğru yola çıktık ve hepimiz orada bir araya geldik. Hayırlı topraklarda hayırlı bir komşuya konuk olduk. Dinimizden yana emniyete kavuştuk ve onun tarafından bir haksızlık gelmesinden hiç korkmadık.”[2]

  1. Muhammed İbn-i İshak der ki: “Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Allah katındaki makamı ve amcası Ebu Talib yanındaki konumu nedeniyle kendisi afiyet içerisinde olduğu halde, ashabına birçok sıkıntının isabet ettiğini ve onlar için bir şeyler yapamadığını gördüğünde onlara şöyle dedi:

لو خرجتم إلى أرض الحبشة ، فإن بها ملكا لا يظلم عنده أحد وهي أرض صدق حتى يجعل الله لكم فرجا مما أنتم فيه

‘Keşke, Allah size içerisinde bulunduğunuz şu durumdan bir çıkış ihsan edene kadar Habeşistan topraklarına gitseniz! Şüphesiz ki orada, yanında hiçbir kimsenin asla zulme uğramadığı bir kral vardır. Ve orası doğruluk diyarıdır.’

Bundan sonra Allah Rasulü’nün ashabı, fitneye düşmemek ve dinlerini kurtarmak için Habeşistan topraklarına doğru yola çıktılar. İşte bu, İslam’daki ilk hicret oldu.[3]

İbn-i Hişâm, İbn-i Kesir ve İbn-i Kayyım gibi daha nice siyer âlimi de, hep aynı rivayetlere yer vermiş ve asla –çağdaş Mürcielerin iddia ettiği gibi– Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in, iman etmeden önceki dönemi için Necâşî’ye “âdil” dediğini nakletmemişlerdir.

Evet, hiçbir muteber kaynakta böyle bir rivayet yoktur!

BİR İTİRAZ

Burada birisi çıkıp: “Hocam, Allah Rasulü’nün Necâşî için “âdil” demesi ile “yanında hiçbir kimse zulme uğramaz” demesi arasında ne gibi bir fark vardır?

Ha “âdil” demiş, ha “yanında hiçbir kimse zulme uğramaz” demiş, aynı şey değil mi?” şeklinde bir itirazda bulunabilir.

Biz bu itiraza şöyle cevap veririz:

Evet, ikisi aynı şey değildir. Bir insanın “âdil” olması ile hiç kimseye zulmetmemesi arasında çok önemli ve büyük farklar vardır.

Bir hâkim, hiçbir kimseye zulmetmeyebilir, haksızlıkta bulunmayabilir, despotça davranmayabilir; ama bu onun “âdil” olduğu anlamına gelmez.

Zira adil olmak, ancak Allah’ın hükümleri ile hükmetmekle mümkündür. Dolayısıyla bir yönetici, Allah’ın hükümleri ile hükmetmezse, her ne kadar kendisinin insanlara haksızlık etmediğini söylese de hakikatte o, zâlim olmuş olur.

Bu kural, normal insanlar için geçerli olduğu gibi, Necâşî için de geçerlidir. Allah Rasulüne iman etmeden önceki durumunda Allah’ın indirdikleri ile hükmetmediği için ona “âdil” denmemiştir.

Ama bununla birlikte o, hiçbir insana da haksızlık etmemiştir. İşte bundan dolayı Efendimiz onun için “yanında hiçbir kimse zulme uğramaz” demiştir de “âdil bir kral” dememiştir.

Bu nüansı kavrayanlar meseleyi kolayca anlarlar.

HAYDİ, İSPATA!

İşin aslına bakılırsa, bu konu hakkında konuşmadan önce çağdaş Mürcielerin evvela kendisine İslam ulaşmadan önce Necâşî’nin Allah’ın hükümleri ile hükmetmediğini ispat etmeleri gerekir.

Ama maalesef onların böyle bir şeyi ispat etmeleri mümkün değildir; çünkü Necâşî’nin, –ondan nakledilen söz ve tavırlar dikkatlice değerlendirildiğinde– kendisine Kur’ân ulaşmadan önce de Rabbimizin diğer bir kitabı olan İncil ile hükmettiği kuvvetle muhtemeldir.

Şimdi biz, Necâşî’nin her konuda İncil ile hükmettiğini, halkını Allah’ın İncil’deki hükümleriyle yönettiğini ve dolayısıyla hiçbir zaman Allah’ın kitabıyla idareden geri durmadığını söyleyecek olsak, bu insanlar acaba bize ne gibi bir itirazda bulunabilirler?

Bizim bu iddiamızın aksini söyleyebilirler mi?

İşin özüne bakılırsa biz böyle dediğimiz takdirde aslında ortadaki problem bütünüyle biter ve o zaman Allah Rasulü’nün Necâşî için söylediği “yanında hiçbir kimse zulme uğramaz” sözü lazımî manasıyla “âdil” anlamına hamledilir.

O zaman üstte yaptığımız nakillere de, bunca söze de gerek kalmaz. Çünkü kendisine son risâlet ulaşmayan kimselerin vazifesi, kendilerine ulaştığı kadarıyla ellerindeki ilahî vahiy ile amel etmeleridir.

 Necâşî de bunu yapmış ve kendi elinde Allah’ın o gün için hükümlerini ihtiva eden İncil ile hükmetmiştir.

“Derken (o Peygamberlerin) izleri üzerinde, kendisinden önceki Tevrat’ı onaylayan Meryem oğlu İsa’yı gönderdik. Ve ona,  takva sahipleri için bir yol gösterici ve bir öğüt olmak üzere, kendisinden önceki Tevrat’ı tasdik eden ve içerisinde hidayet ve aydınlık bulunan İncil’i verdik. (O hâlde) İncil’e iman edenler, Allah’ın onda indirdikleriyle hükmetsinler…” (Maide, 46, 47)

Bunun aksini iddia etmek ispat gerektiren bir durumdur.

Biz, baştan beri Necâşî’nin Allah’ın hükümleri ile hükmetmediğini farz ederek bunca sözü söyledik.

Biz onun böyle bir konumda olduğunu kabul ettiğimiz de Rasulullah’ın “yanında hiçbir kimse zulme uğramaz” buyruğunu zâhiri üzere alacak ve Allah Rasulü’nün, Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyen hiçbir yöneticiye asla “adil” demediğini teyit etmiş olacağız.

Yok, eğer Necâşî’nin o an için elinde bulunan İncil’deki hükümlerle hükmettiğini kabul edersek, o zaman bu sözün lazımî manasını alacak ve bu durumda ona zaten Allah’ın hükümleri ile hükmettiği için âdil diyeceğiz.

Alâ külli hâl, her iki durumda da biz haklı çıkacak ve Rasûlullah’ın, Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyen hiçbir yöneticiye âdil demediği görüşümüzde doğruya isabet ettiğimizi teyit etmiş olacağız.

Buraya kadar anlatmaya çalıştığımız şeyleri burada kısaca vurgulayıp konumuzu toparlamaya çalışalım:

1- Allah’ın hükümleri ile hükmetmemek zulümdür.

2- Allah’ın hükümleri ile hükmetmeyen yöneticiler –en asgarî şartlarda– zâlimdir.

3- Allah Rasulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Allah’ın hükümleri ile hükmetmeyen bir idareciye asla âdil dememiştir.

4- Rasûlullah’ın hiçbir sözünde Necâşî için “âdil bir kral” dediği vaki değildir.

SON OLARAK

İşte tüm bu gerçeklerden sonra Mürcie kafalı bu insanların, temiz dimağları kandırmak için nasıl da kelime oyunu yaptıklarını ve Rabbimizin pak kanunlarını terk ederek zulüm dolu hükümlerle hükmeden yöneticileri temize çıkarmak için nasıl da hileli yollara başvurduklarını görmek gerek. Bunları görmemek basitlik ve saflık olur.

Bu insanlar, sırf bulundukları ülkelerdeki idareyle karşı karşıya gelmemek için onların zulüm ve küfürlerini bin bir kılıfla örtme çabasına kalkışmakta, akla hayale gelmeyecek çarpık tevillere sarılarak üzerinde bulundukları İslam dışı durumlardan onları aklamaya çalışmaktadırlar.

İşte bu makalede çürütmeye çalıştığımız, Allah Rasulü’nün iman etmeden önceki haliyle Necâşî’ye “âdil” dediği iddiası da bu aklama çabalarından bir tanesidir.

Allah Rasulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) asla Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyen yöneticilere “âdil” dememiş ve onların zulmünü ört-bas etme çabasına girmemiştir.

Bunu iddia etmek veya buna benzer bir söylemde bulunmak ona yapılmış büyük bir iftira olur.

Çünkü o, hayatı boyunca zalimlerle mücadele etmiş ve hiçbir durumda onları aklama girişiminde bulunmamıştır.

Son olarak böylesi insanlara Allah için şunu nasihat etmek istiyoruz:

Allah’tan korkun ve her söylediğimiz sözden O’na hesap vereceğimizi aklınızdan çıkarmayın.

Hiçbir zaman zâlimleri arkalamak için Efendimizin sözlerini çarpıtmaya kalkmayın, Efendimize demediği şeyleri dedirttirme çabasına girmeyin; çünkü bu, hesabı verilemez bir suçtur.

Gelin ve bir an önce zâlimleri desteklemekten, onların zulmünü görmezden gelmekten vazgeçin. Unutmayın ki zâlimlere arka çıkmak, onların zulümlerini görmezden gelmek veya zulümlerini ört-bas etmek için delil arama çabasına girmek, onların suçlarına ortak olmak demektir.

Zâlimlerin suçlarına ortak olanlar da kıyamet günü onlarla beraber olacaktır. Zira Allah’ın adaletinde, zâlimle zâlimlere destek olanlar arasında bir ayırım yoktur.

Allah böylelerinin hepsini âhirette cem edecek ve aralarında ayırım yapmadan hepsini bir arada cehenneme koyacaktır.

Allah hepimizi zâlimlerden ve zâlimlere destek verenlerden olmaktan muhâfaza buyursun. Ne mutlu zâlimlerden yana olmayıp zulme karşı duranlara!

 

[1] “Diyelim ki Bu Yöneticiler Zâlim…” başlıklı makale.

[2] es-Sünenu’l-Kübrâ, 17434 numaralı rivayet. Şeyh Elbânî, bu rivayetin sahih olduğunu birkaç kitabında ifade etmiştir. Bkz. Sahîhu’s-Siyrati’n-Nebeviyye, sf. 170; Silsiletu’l-Ehâdisi’s-Sahîha, 3190.

[3] es-Siyretu’n-Nebeviyye, İbn İshâk,  sf. 74.

 


Tags:

 
 
 

Bir Cevap Yazın