15 Temmuz Darbesi Nur Topu Gibi Bir Milliyetçilik Doğurdu

15 Temmuz Darbesi Nur Topu Gibi Bir Milliyetçilik Doğurdu

Yazan Deniz Özdemir

Her insanda bulunan “sahiplenme” içgüdüsü (Beka İçgüdüsü de denir) fıtri bir özelliktir, bu özellik her insanda bulunmakla beraber, bu içgüdünün kendisini dışa vurma halleri farklı olabilir. Bu sahiplenme insanın seyrine göre şekil alıp insanın yaşadığı mefhumlar ile direk alakalıdır.

Bu sahiplenme içgüdüsü, toprak, şehir, köy, kavim ve hatta kişinin fikri alanı daraldıkça aileler arasındaki ilişkilerde bile ortaya çıkabilir, bir tezahür olarak görülebilir. İşte buna kısaca “Milliyetçilik Duyguları” denir. Milliyetçilik, insanların taşıdığı fikri değerlerine göre de kendisini gösterir.

Bu sadece bir çeşit “ben” veya “kendisi” ni dışa doğru ifade etme özelliğidir. Bu özellik yeryüzünde  yürürlükte bulunan tüm ideolojilerin yaşam alanında her zaman hissedilmese de bazı olumsuz şartlar söz konusu olduğunda hemen “kendisi” ni dışarı vurmaktadır.

İslam ise insanlarda bulunan bu “Sahiplenme içgüdüsünü, sadece kendi ırkını düşünme duygusunu veya toprak üzerinde bulunan alanları, vatan, bayrak gibi sembolleri sahiplenip kutsama vs.” hususlara nasıl bakılacağına dair kapsamlı bir çözüm getirmiştir.

İslam, insanda bulunan bu içgüdüyü kontrol altına alır neye yönelip neye yönelmeyeceğini onlara gösterir, insanlara doğru çözümü veren ve onun fikir yapısını koruyan sadece İslam’dır.

İnsanlar, İslam’ı “siyasi olarak anlama” zaafına düştüğü zaman,  hayat sahasında önlerine çıkan tüm olumsuzluklar, iyice bulanıklaşır ve netliğini kaybeder.

Hayat sahasında ya da devlet bazında  ortaya çıkan tüm siyasi sorunları İslam’a yani Allah’a (cc) ve onun Resulüne (sav) götürürsek işte o zaman bizlerin olaylara hâkim olup net bir tavır göstermemiz de söz konusu olur.

Mevcut kurulu sistem içinde siyasi mücadele veren ve vakaya teslim olan insanlar, değişim için doğru bir fikir üretememişler, her zaman devletin siyaseti ile beraber hareket etmiş ve İslam’ın nehiy olarak gördüğü sonuçlara onlarda maalesef ortak olmuşlardır.  

Kurulu sistemin değişimi hakkında köklü bir değişim fikrine sahip olmayanlar çareyi laik devletin çizdiği sınırlar içinde aramış, fikirlerine bu laiklik fikri çerçevesinde bir sınırlandırma getirmişlerdir.

Yani  siyasi mücadelenin bu ince noktasını kaçırmışlardır. Darbeden sonra da sağlam ve doğru bir fikir oluşturulmamış ve laiklerin yaşattığı eski zorluklar akıllara  getirilmiştir.

15 Temmuz darbe olaylarında gördük ki Müslümanlar demokrasi için değil, imanı güçten kaynaklanan kuvvet ile tankların önüne yatıp göğüslerini siper ettiler.

Horlanan bu Müslümanlar, yıllarca darbeler yüzünden gördükleri tüm baskılar ve eziyetlere rağmen, bütün korkuları aşıp darbecilere karşı tek yürek olmuşlardır.

Müslümanların böylesi bir tek vücut olması, bu tavrı hiç beklemeyen zalim darbecilerin geri adım atmasına sebep olmuştur.

Bundan sonraki süreçte ise siyasi liderler ve toplum önderleri de fikri zafiyet yaşayıp darbe karşıtı bu ayaklanmayı başka türlü tanımlamış, “Hakimiyet Milletindir..”  “Demokrasine sahip çık..” diyerek mitinglerde konuşmalar yapmış ve algıları başka yönlere çekmişlerdir.

Darbeye karşı göğüslerini siper eden Müslümanları, bunu sanki demokrasi için yapmışlar gibi gösterdiler. İslami hassasiyeti bertaraf  edip laik devletin bekasını koruyan  vatan, bayrak üzerinden yeni bir algı oluşturuldu.

Tekbir sesleri ve diğer İslami nidalar ile güç kuvvet alan halka, bunlar üzerinden güzel bir masajlar verilmek, yerine “bayrağa ve demokratik devlete karşı bir tehdit var..” algısı oluşturuldu.

Nitekim  bu darbeyi yapanlarda laik devletin ilk mimarlarından olan laik Kemalistlerdir, onlarda zaten bu darbeyi vatan, bayrak için yaptık demişlerdi?

Bayrak ve vatan algısı her iki kesim için de çok önemli olmuştur. Kemalist zihniyet bunun için çok kan dökmüştür.

Bayrak ve vatan sevgisinin ne olduğu ve algısı mutlaka sağlam ve doğru bir fikir üzerine oturtulmalı ki aradaki fark ortaya çıksın.

Osmanlı Hilafeti Devleti’nin enkazı üzerine kurulan yeni laik devlet, kendi fikri sınırlarını halka zorla kabul ettirip, halkın diğer siyasi düşüncelerini buna göre şekillendirdiler.

Darbecilere hain diyenler, kendilerinden farklı bir fikir getirenlere de hain dediler. Mesela Başkanlık sisteminde “Evet” dersen cennetliksin, “Hayır” desen cehennemlik demeye kadar işi vardırdılar.

Yani “Evet” seçeneğinin aksi ya da alternatifi bir fikri Müslümanlara sunarsan hemen hain damgası yemektesin.

İşte bu nedenle de toplum fikir katliamı yaşamakta ve alternatif olabilecek hiç bir fikir üretememektedir. Bunun tabii sonucu olarak da toplumda ayrı ve farklı kutuplaşmalar oluşmuş, devlete insanlarını gammazlayan bireyler meydana gelmiştir.

Laik devlet “kendi adaletini” adeta “Hak olan Adalet” olarak görüp, bunun üzerine insanları yargılamakta ve bunun üzerinden toplumda yeni bir bakış açısı oluşturmaktadır.

Darbe havasından sonra gördük ki artık devlet sembolleri kutsallaşmaya kadar gitti. Darbe muhatapları, yani darbeyi Müslümanlar eliyle engelleyen iktidar, kendilerine muhalif Müslüman lider ve cemaat fertlerini de hapse atıp onlar üzerinde baskı kurmaya çalıştılar.  

Her yere asılan pankartlara “bayrak ve vatan” adeta bir “Ana çerçeve” olarak çizilmiş bir şekilde bir olgu oluşturup Atatürk’ün yapamadığını yapmışlardır.

Artık bundan sonraki süreçte laik devlet yapısına tehdit olan Müslümanların işleri daha çok zordur. Çünkü bundan böyle Laik devlete sahiplenen bu yeni tip  “Muhafazakar (!) Müslümanları” karşılarında göreceklerdir.

Kaynak: http://islamdevleti.info/2017/03/15


Tags:

 
 
 

Bir Cevap Yazın