15 Temmuz Darbesi İngiltere Yanlısı Askerlerin Bir Darbesidir

15 Temmuz Darbesi İngiltere Yanlısı Askerlerin Bir Darbesidir

Yıl 1980.. Üniversiteyi bitirdikten bir yıl sonra yani 12 Eylül 1980 “Cuma” akşamı yapılan bir askeri darbe ile uyandık.

Yıl 1997.. Aylardan Şubat. Gün ise Şubat ayının son günü, 28 Şubat 1997 “Cuma..” Hepimizin yaşadığı malum Post-modern darbe..

Yine yıl 2016.. Çok sıcak bir Temmuz akşamında yani 15 Temmuz 2016 “Cuma” saat 22.00 civarı bir başka askeri darbe başlangıcını TV’lerdeki canlı yayınlarda izlemeye başladık.

27 Mayıs 1960 “Cuma” akşamı da yine bir askeri darbe yaşamıştı ülkemiz.

Peki, bu darbe meraklıları niçin hep “Cuma günlerini” darbe günü olarak belirleyip harekete geçiyorlar?

Sanırım bunun tek bir izahı var. O da Cumartesi ve Pazar günlerinin resmi tatil günleri olması ve tüm kamu kuruluşlarının bu tatil nedeniyle atıl bir vaziyette bulunmalarıdır.

Yani darbelerine direnç gösterebilecek büyük bir resmi organizasyonun saf dışı olması ve ilan edilecek “Sokağa çıkma yasağı” ile birlikte de halkın sokaklara dökülüp “karşı duruş” göstermesinin önüne geçilmesi murat edilmiştir.

Burada bir hususun daha altını özellikle çizmek istiyorum.

Yine 1970’li yıllarda yani üniversite yıllarımda 15 Temmuz askeri darbesinin ve cinayetlerinin suç ortağı Fethullah Gülen grubunu, onların fikirlerini, hedeflerini yakinen biliyor, bu grubun yanlış ve İslam’a zıt, İslam dışı bir yapılanma içerisinde olduğunu çevremdekilere hep anlatıyordum.

Hatta 1980’li yıllarda Gülen grubunun bu İslam dışı halini eşime anlattığımda inanası gelmiyordu.. Bu günlerde ise bana “Sen ne kadar haklı imişsin..” diyor.

Bu nedenle Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ben bunların böyle olduklarını 3-4 sene öncesine kadar bilmiyordum, Allah beni affetsin..” demesine şaşırıyorum. Çünkü “görünen köy” kılavuz ister mi?

15 Temmuz gecesi başlayıp 16 Temmuz sabahına kadar işlenen cinayetleri, Fethullah Gülen ve kiralık katillerini ve de bunların suç ortağı Batı yanlısı, emperyalizm uşağı laik Kemalist askerleri ve siyasi uzantılarını lanetliyorum.

Onlarca yıl topluma ve taraftarlarına “Altın nesil yetiştiriyoruz, Altın nesil yetişti..” dediler fakat vahşice katliamlar yapan 250 ye yakın kişiyi öldüren generallerinden kurmay subaylarına yada astsubaylara kadar bunların “Altın nesil değil Katil nesil” olarak yetişmiş olduklarına şahit olduk.

Ölenler arasında arkadaşım EROL OLÇAK ve oğlu da vardı. Rabbim mazlumların, mustazafların intikamını o katillerden alsın. Rabbim vefat eden bütün din kardeşlerimize gani gani rahmet etsin. Mekânları cennet olsun inşallah.

15 Temmuz 2016 askeri darbesinin gayesini ve ortaya çıkan sonuçlarını ben üç yönden irdelemek ve kanaatlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Birincisi siyasi yön itibariyle gaye ve sonuçlar, ikincisi sosyal yön itibariyle.. Üçüncüsü ise bölge siyaseti itibariyle sonuçlar.

SİYASİ YÖN İTİBARİYLE GAYE VE SONUÇLAR:

Bu askeri darbenin olduğu ilk günden itibaren birçok insan, yazarlar, siyasiler bu darbenin arkasında uluslararası bir gücün bir iradenin olduğunu, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin olduğunu defalarca üstüne basa basa söylemiş, yazmış ve çizmişlerdir.

Onları bu düşünceye sevk eden ana saik, darbe aktörlerinden birisi olan Fethullah Gülen’in ABD himayesinde, ABD’nin Pensilvanya şehrinde yaklaşık 17 yıldır oturuyor olması ve darbeci subaylardan bir kısmının kendisine bağlı sadık askerlerden olmasıdır.

Ben şahsen bu kanaatte değilim. Neden mi?

Şurası bir hakikattir ki, İslam ümmetinin “Devlet baba” dediği Osmanlı İslam Devleti katil İngilizler tarafından katledilip tarih sahnesinden silindikten sonra, Osmanlı toprakları Avrupa’lı sömürgeciler tarafından yağmalandı.

O dönemin süper gücü ve babamızın katili İngiltere (Allah’ın laneti üzerlerine olsun) bu yağmalamada aslan payını kaptı, kırpıntıları da diğer sömürgeci devletlere bıraktı.

Dolayısıyla Osmanlı coğrafyasında bu gün bile hala çok güçlü bir İngiliz siyasi ve askeri varlığı söz konusudur. Bu nedenle İngiltere’ye “eski sömürgeci” diyoruz.

İkinci Dünya savaşı sonrası dünyada birçok yeni gelişmeler ve olaylar yaşandı.

İngiltere’nin ekonomik sıkıntıları, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Komünist ideolojiye dayalı yayılmacı siyaseti ve ABD’nin kendi kabuğundan yani Kuzey Amerika kıtasından çıkıp, Afrika, Asya ve özellikle de Osmanlı coğrafyası olan Orta Doğu’ya yönelmesi söz konusu olmaya başladı.

Bu dönemde iktisadi ve askeri olarak zayıflayan İngiltere, kendi varlığını koruyabilmek için, “komünist yayılmacılığa karşı durma..” bahanesi ile kendisi gibi kapitalist bir güç olan ABD’yi, Orta Doğu’daki menfaatleri bölüşmeye çağırdı.

İşte bu tarihten sonra başta Türkiye olmak üzere tüm İslam coğrafyası, “ABD-İngiltere menfaat savaş alanı” haline geldi ve bu savaş 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimiyle yeni bir sürece evrildi.

Bu son darbe öncesi yıllarda da Orta Doğu’daki birçok ülkede mesela Mısır, Irak, İran, Suriye, Suudi Arabistan, Pakistan, Sudan vs. darbe üstüne nice kanlı darbeler yaşandı. Bir ABD yanlılar iktidar geldi, bir İngiltere yanlıları.. Sonra yine bir darbe daha.. Bu sefer ABD’li uşaklar İngilizleri devirdi.

Darbeler sonrası kurulan yeni iktidarların ve başa geçen yeni siyasi aktörlerin, kendilerine iktidarı bahşeden, hediye eden devlete bunun diyetini fazlasıyla ödediklerine hep şahit olduk.

Türkiye içinde aynı şeyler söz konusudur. Fakat diğer İslam ülkelerinden ve yöneticilerinden Türkiye’nin bir farkı vardır. O da şudur:

Türkiye’yi idare eden nice devlet adamları, diğer devletlerle kurdukları tüm menfaat eksenli ikili ilişkilerde Türkiye’nin menfaatini en çok hangi ülkede gördülerse ona meyletmiş, onunla sıkı fıkı olmuşlardır.

Kimisi İngiltere’ye yüzünü ve yönünü çevirmiş, kimisi Almanlarla senli benli olmuş, kimisi de ABD ile birlikte olmanın, süper bir güce dayanmanın ülke için daha avantajlı olacağına inanmıştır.

Yani kapitalist düşüncenin amellerdeki ölçüsü olan “Menfaat”, Türkiye’yi halihazırda idare edenlerin de ana ölçüsüdür. İslam’ın amellerdeki yada ilişkilerdeki ana ölçüsü olan “Helal & Haram” Laikliği benimsemiş devletlerde yada devlet adamlar için bir ölçü olmaz nitekim olmamaktadır da.

Kendisinin ABD’ye ait Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) eş başkanı ve ABD’nin Stratejik ortağı olduğunu çeşitli konuşmalarında hep ortaya koyan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu darbe girişimi sonrası, hatırlarsanız Fethullah Gülen’ in iadesi konusunda konuşurken ABD’ye sitem ederek “senin ortağın ben miyim başkaları mı?” demiştir.

İşte ülke menfaatini ABD eksenli bir siyasette gören Recep Tayyip Erdoğan ve ekibinin ABD’ ye olan bu yakınlığı ve sadakati, İngiltere’yi hep kızdırmıştır.

İngilizleri çok çok seven ve onlarla sürekli işbirliği halinde olan yerli siyasetçi ve askerler bu durumdan hep rahatsız olmuş ve 30 Ağustos 2016 da yapılacak Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısında kendilerine yakın isimlerden bir çoğunun daha tasfiye edileceğini görmüşler ve bu gidişata bir an evvel “dur demek için” aylarca bu darbenin planlarını yapmışlardır.

Ama bu gün ortaya çıkan sonuçlar itibariyle baktığımızda İngiliz yanlısı bu ekibin, darbe planları içine işbirlikçi ortak olarak Fetthullah Gülen ekibini de dâhil etmesi onlar için adeta tarihi bir hata olmuş ve bedelini çok çok ağır ödemişlerdir.

ABD’nin kucağında Pensilvanya da oturan ve yıllarca ABD menfaatlerine hizmet eden Fethullah Gülen ve ekibi, onlarla işbirliği yapmış ama yine de darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Darbeye katılan subayların kahır ekseriyeti İngiliz sevdalısı subaylar olmasına rağmen, darbe sonrasına Türk medyası ve iktidardaki siyasiler, katil Gülen ekibi ve ABD’yi hep ön plana çıkarmış, adeta İngilizlerin adı hiç söz konusu edilmemiştir.

Gülen ekibi sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok yerinde ABD için gönüllü “Truva Atı” rolünü oynamaya teşni hatta oynayan bir ekiptir. Zaten kendileri de bu güne kadar olduğu gibi bundan sonrası içinde aynı role hazırdırlar.

ABD yıllarca emek verdiği bu nimetten bir çırpıda vaz geçer mi? Kişi olarak Fethullah Gülen onlar için vaz geçilmez değildir ama Lejyonerlerinden yani örgütünden asla vaz geçmez diye düşünüyorum.

Patronların makam arabasını satmayıp şoförünü değiştirmesi gibi.. Ama unutulmasın ki araba da vaz geçilmez değildir.

Acemice hazırlanmış bu 15 Temmuz 2016 Askeri darbesi, İngiliz yanlısı askerler için bir hezimet olmuştur.

Ak Parti Gaziantep milletvekili Şamil Tayyar, seyrettiğim bir canlı yayın programında (TV Net’de) dedi ki: “Bu darbenin üst aklının İngiltere’de olduğunu düşünüyorum, bu iş Gülen’in tek başına becerebileceği bir iş gibi görülmüyor..”

Yine bütün medyaya söz konusu edilen şu haberi hepiniz duymuşsunuzdur sanırım:

İngiliz devlet televizyonu BBC'de Fethullahcı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine yönelik skandal ifadeler kullanıldı.

Kendilerince durumu değerlendirdikleri kanalda Sky News diplomasi editörü Tim Marshall, "Darbecilerin en önemli hatası Erdoğan'ı öldürmemek" ifadelerini kullandı.

Darbeci teröristlere akıl veren Marshall devamında "Yapmaları gereken ilk şey Erdoğan'ı öldürmek ya da tutuklamak olmalıydı" dedi. (26.07.2016)

Nitekim İngiltere derin devleti ve istihbaratı’ nın geçmişte yaptığı tüm darbelerdeki başarının sırrı; “Başın vücuttan ayrılmasında” yatmaktadır.

Şu bilgiyi de sizinle paylaşmak istiyorum:

Marmaris’te Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kaldığı otele baskını yöneten Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş, Muğla 2.Sulh Ceza Hâkimliğine verilen 7 sayfalık ifadesinde diyor ki;

“Görevim Cumhurbaşkanı’nı alıp Akıncı’ya getirmekti. MAK (Muharebe Arama Kurtarma) personeline hedef kişinin Cumhurbaşkanı olduğunu deklare etmedim. Pilotlara dahi söylemedim.

Cumhurbaşkanı’nın otelde olduğunu öğrenince Google üzerinden edindiğimiz hava haritası üzerinde çalışma yaptık. Helikopterlere bindik. Helikopterler çalıştıktan sonra Şükrü binbaşı yanıma gelerek görevin iptal olduğunu söyledi.

Hepimiz yeniden çalışır vaziyetteki helikopterde beklemeye başladık. O esnada bu göreve gelmek istemeyen iki pilot olduğunu ben sonradan öğrendim.

Önemli olan personelin tamamının belirtilen noktaya nakledilebilmesiydi. 3 helikopter bu iş için yeterliydi. Helikopterde beklerken yaklaşık yarım saat bir zaman kaybettik.

Yakıt konusunda bizi sıkıntıya sokan ana sebep işte bu oldu. Yarım saat kadar sonra Şükrü binbaşı yeniden operasyona başlayacağımızı söyleyince havalandık.

Şimdi düşündüğümde “bir üst iradenin bizi orada kasıtlı olarak beklettiğini” düşünüyorum. Zamanında yola çıksaydık hedefimizi bulacaktık…”

Peki, kimdi bu “BİR ÜST İRADE?” ABD istihbaratından direktif alan ABD uşağı komutan abiler mi? Sonuçta kanlı darbe girişimi bastırıldı.

Sanırım önümüzdeki günler ve aylarda sadece FETÖ’ cü askerlere değil, asıl işin planlayıcı ve organizatörü olan “İngiltere Yanlısı Askerlereyönelik FETÖ adı altında çok ciddi tasfiye operasyonları göreceğiz.

Orduda değil ama yargı ve bürokraside daha güçlü olan FETÖ mensuplarından binlercesi de bu temizlik operasyonlarından nasibini alacak gibi görülüyor.

15 Temmuz Askeri darbe girişimi ile amaçlarına ulaşamayan İngiltere ve onun yakın işbirlikçisi ve uşağı FETÖ’ cü subaylar ile Avrupa’ lı diğer devletler (başta Almanya) Türkiye’ de ABD nüfuzunun kökünü kazımak ve Erdoğan’ ı devirebilmek için belki yakın bir gelecekte yeni bir takım siyasi ya da Askeri darbe girişimlerinde bulunacaktır.

Özellikle de 2019 yılında yapılması öngörülen Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Avrupa için bir altın fırsat olabilir. Çünkü Cumhurbaşkanının değişmesi, dahili ve harici siyasette bir çok şeyleri değiştire bilecektir.

SOSYAL YÖN İTİBARİYLE GAYE VE SONUÇLAR:

15 Temmuz 2016 tarihli Askeri darbe girişi ve ortaya çıkan sonuçları, tüm sosyal bilimciler için adeta bir ders konusu oldu.

Türkiye toplumu ile ilgili kanaatleri adeta alt üst eden birçok olaylar yaşadık. Tüm darbeci katiller, özellikle de “Altın bir nesil” değil “Cahil ve cani bir nesil yetiştirdikleri” gün yüzüne çıkan Fethullah Gülen grubu “ne umduk ne bulduk” dercesine şok oldular.

Çünkü en hayırlı ümmet olan İslam ümmetinin vefakâr, fedakâr, gözü kara ve “serdengeçti” evlatlarından birisi olan “Türkiye’li Müslümanlar” bu darbeye karşı adeta göğüslerini siper ettiler, tankların altında ezildiler, savaş uçaklarının bombardımanına maruz kaldılar ve darbe bil fiil bu halk tarafından önlendi.

Evet özellikle “Türkler” demedim “Türkiye’li Müslümanlar..” dedim. Çünkü bu topraklarda yaşayan Müslüman halklar içinde Türklerin yanı sıra Kürdü, Çerkezi, Boşnakı, Arnavutu, Arabı, Gürcüsü vs. kısacası birçok kavimden insan vardır.

Bizi koruyacaklar dedikleri “askerleri” ve onların “Genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarını” bu halk kurtardı. Kurşunların ve tankların önüne bu halk göğsünü siper etti.

Türkiye’li Müslümanlar bu darbeye “DUR” demek için yola çıkış amaçlarını; “Sırf Allah rızası için, İslam için, Ümmet için, Vatanımız için, Zalimlere durdurmak için vs..” olarak ifade etmelerinin yanında, binlerce “Öl de Ölelim, Vur de Vuralım..” diyen fanatik Recep Tayyip Erdoğan sevdalıları da sokaklara yine bu saikle döküldü.

Her ne kadar fikre değil duygulara dayalı bir sokağa dökülme olsa da evet ANA SAİK İSLAMİ DUYGULAR İDİ.  Onların kişiliklerine, Ölenlerin ve ailelerinin kişiliklerine baktığımızda İslami tezahürler bunu bize göstermektedir.

Cumhuriyet kurulduğundan Erdoğan dönemine kadar geçen sürede, Laik Kemalist despot kadroların yönetiminden, zulümlerinden bıkan halk, can simidi olarak gördükleri Recep Tayyip Erdoğan’ı da kaybetmek istemiyor, onun adeta bir işaret fişeğini bekliyordu.

Ayrıca Erdoğan’a destek veren birçok sivil toplum örgütleri, cemaatler ve vakıflarda Erdoğan’ın yanında saf tuttular. Özellikle Erdoğan’ın TV’lerden seslenişini onlar bir emir telakki ettiler.

16 Temmuz sabahında ibreler halkın, Erdoğan ve Hükümetin darbe karşısında “başarılı olduğunu ve darbenin püskürtüldüğünü” göstermeye başladığı andan itibaren, birileri düğmeye basılmışçasına “büyük bir algı operasyonu” başlattı.

Peki, neydi bu ”Algı Operasyonunun” mahiyeti?

Bu darbeye karşı Müslüman halk “Biz Allah için, İslam için, Ümmet için direndik” derken, bu durumdan kendilerine bir vazife çıkaran birileri ise halka “Hayır siz Demokrasi için, Cumhuriyet için, Milli irade için” bu darbeye karşı çıktınız ve direndiniz dediler hala da utanmadan bunu demeye devam ediyorlar.

Halkın İslami duygularını istismar edenler kalkmış bir de ölenlere “Demokrasi Şehidi..” diyerek küfrün ve kafirlerin bir kavramı olan “DEMOKRASİ” pisliğine bu halka yamamak istiyorlar.

“Hakimiyet Allah’ındır” anlayışına fikren ve fiilen hatta şiddet kullanarak karşı çıkan ve “Hakimiyet kayıtsız şartsız Milletindir..” diyen Demokrasi ve onun havarisi, emperyalistlerin işbirlikçileri, Allah’tan korkmayan, kulundan utanmayan zalim ve zorbalar, bu halkı fiilen ezdikleri yetmemiş gibi fikren de hala iğfal etmeye devam ediyorlar.

Meydanlara, Caddelere, bulvarlara, DEMOKRASİ VE ŞEHİTLER MEYDANI adını vermediler mi? DEMOKRASİ ABİDELERİ dikmiyorlar mı? Marşlarının adını bile 15 TEMMUZ DEMOKRASİ MARŞI koymadılar mı?

Millete meydanlarda 45 – 50 gün DEMOKRASİ NÖBETİ tutturmadılar mı? İşin finali olarak ta Yenikapı Ruhu adını verdikleri İstanbul / Yenikapı Mitingine DEMOKRASİ VE ŞEHİTLER MİTİNGİ deyip Mitingin Spot cümlesi olarak ZAFER DEMOKRASİNİN MEYDAN MİLLETİNDİR yazmadılar mı? (07Ağustos 2016 da)

“KANAL A” da sabah canlı yayında izlediğim “Manşetlerin Dili” programında bir konuşma yapan Kanal A Genel Yayın Yönetmeni Alper TAN dedi ki:

“Darbeden birkaç gün sonra medya sektöründen arkadaşlar Medya muhabirleri ve TV. yönetmenleri adına bir ‘BASIN AÇIKLAMASI’ yapacağız, metni hazırladık senin de imzalamanı istiyoruz dediler. Metni aldım ve inceledim ne göreyim.. DEMOKRASİ ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUZ yazıyor. Onlara dedim ki, arkadaşlar ‘DEMOKRASİ KÜFÜRDÜR..’ Demokrasi şehidi diye bir şey olmaz. ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUZ.. diye yazın getirin imzalayayım. Onlar da bunu düzeltip getirdiler ben de imzaladım..”

Bu ümmet son 100 yıldır ne çektiyse bu Demokrasi havarilerinden ve onun siyasi liderlerinden çekmiştir ve halende çekmeye devam ediyor.

Halbuki şanı yüce Allah (cc) Hz. Muhammed Mustafa (sas) ile 1400 küsur yıl önce bize DEMOKRASİ değil İSLAM NİZAMINI ve İSLAM DEVLET SİSTEMİNİ ve İSLAM YÖNETİM NİZAMI, SOSYAL NİZAMI, İKTİSADİ NİZAMI ve diğer nizamları gönderdi.

Ve yine şanı yüce Allah (cc) Resulü gibi (sas) bu nizamlara bağlanmamızı, gereklerini yerine getirmemizi, dahili ve harici Devlet Siyasetinde bu nizamlara göre İslam Ümmetini ve gayrı Müslümleri idare etmemizi emretti. İşte ayetler:

“Kim İslâm dininden başka bir din (Sosyal hayat nizamı & Devlet düzeni) ararsa, bilsin ki o din ondan asla kabul edilmeyecek ve o ahirette de hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” (Âli İmran 85.ayet)

“Ben dinimi (Sosyal hayat nizamınızı & Devlet düzeninizi)  tamamladım ve din olarak sadece İslam’dan razıyım..”(Maide 3. ayet)

“Siz benim kitabım (Dosyal hayatınızı & Devlet düzeninizi buna göre düzenlemenizi emrettiğim) Kur’an a sırt çevirirseniz, bende size sırtımı çeviririm ve her birinizin arkasına bir şeytan musallat ederim.” (Zuhruf 36 ayet)

 "Rabbine yemin olsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni (Şer'î Hükmü) hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden (Şer'î Hükümden) dolayı içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın ona tam teslimiyetle teslim olmazlarsa iman etmiş olmazlar." (Nisa 65)

“Onların arasında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiği şeylerin (hükümlerin) bir kısmından seni saptırmalarından sakın..” (Maide 49)

Muhterem kardeşlerim

15 Temmuz darbesi sonrasında halkın kendilerini “İslamcı ve Ümmetçi” saydığı idareciler yine bu “Durumdan Vazife Çıkararak” adeta Demokrasi Pisliğine denk bir şey daha yaptılar.

O da nedir biliyorsunuz?

Allah’ın (cc) haram kıldığı ve Resulullah (sas) efendimizin bize şiddetle yasakladığı MİLLİYETCİLİK hastalığını çok teşvik ettiler ve zirvelere çıkardılar. Özellikle devletin organize ettiği bir çok miting ve programlarda bunu bariz bir şekilde gördük.

Hâlbuki TEVHİD’ i esas alan, fikirde ve fiiliyatta hep TEVHİD’ den bahseden Allah ve Resulü, Kavmiyetçilik ya da bu günkü popüler adıyla Milliyetçilik hakkında berrak bir görüş ortaya koymuş, bu kavramın ne kadar pis bir çığırtkanlık ve Ümmetin vahdetini parçalayan bir hastalık olduğunu söz konusu etmiştir.

“Hepiniz bir bütün olarak Allah’ın ipine (dinine) sımsıkı şekilde bağlanın, hiç bölünmeyin üzerinizdeki Allah'ın nimetini hatırlayın, Şöyle ki; siz birbirinize düşman idiniz, Allah kendi nimetiyle (İslam'la) kalplerinizi birleştirip kardeş oldunuz" (Ali İmran 103)

İbni Kesir, bu ayetin Evs ve Hazreç kabileleri hakkında nazil olduğunu belirtiyor. Çünkü bu iki büyük kabile Medine de İslam gelmeden önce yani cahiliye döneminde aralarında çok savaşıyorlar kan gövdeyi götürüyordu.

Resullah’ın (sas) Medine’ye hicreti ve İslam Devleti’ nin kurulmasıyla birlikte Evs ve Hazreç kabileleri kardeş olduklarını ilan edip birleştiler.

Tarih boyunca olduğu gibi yine Yahudiler Müslümanların bu birleşmesini kıskandılar. Bir Yahudi gelip onların ta cahiliye döneminde birbirlerine karşı söyledikleri kötü söz ve şiirleri kendilerine hatırlatmaya başladı.

Böylelikle Yahudi Evs ve Hazreç’ liler arasında büyük bir fitne çıkarttı, dolduruşa gelen bazı Müslümanlar birbirlerine kılıç çekti. Bu durum kendisine iletilen Resulullah (sas) hemen oraya geldi ve dedi ki;
"Daha ben sizin aranızdayken cahiliye davetine göre mi hareket edeceksiniz ey Müslümanlar?”
Burada söz konusu edilen cahiliye daveti “Milliyetçi veya ırkçı” davettir. Sonra onlara şöyle dedi :
"Benden sonra sakın ha birbirinizin boyunlarınızı vurarak küfre dönmeyiniz" (Buhari, Nisai, Müslim)

Resulullah (sas) bu sözleriyle Milliyetçilik uğrunda savaşmayı adeta küfre dönmeye benzetti. Bir başka hadiste ise şöyle buyurdu:

“Asabiyete davet ederek veya bunun için kızarak kim böyle kör sancak altında savaşırsa cahiliye üzerinde ölür.” (Müslim, Ebu Davut ve İbn-i Mace)

Burada ifade edilen “Asabiyet” in manası; Milliyetçiliktir, Aşiretçiliktir, Kabileciliktir. Bir kavim veya bir grup için körü körüne bir taassuptur. İnsan böylesi bir asabiyet uğrunda savaşırsa cahili bir ölümle ölmüş olur.

Eğer bunu yapan kişi Müslüman ise öyle bir günahkâr olur ki; sanki kâfir olarak ölür. Cehennemde ebediyen kalmasa dahi orada çok uzun süre yanacak ve azap görecektir.

Kardeşlerim son olarak Resulullah (sas) efendimizin şu sözlerini de size iletmek ve bu Milliyetçilik meselesini yeniden ve derin bir şekilde düşünmeye davet etmek istiyorum. Resulullah (sas) demiştir ki;

"Cahiliyye taassubu olan milliyetçilikle iftihar eden birisini gördüğünüz zaman hiç kinaye kullanmadan ona babasının şeyini (zekerini) ısırtın." (Ahmed b. Hanbel, Ensar, 20285- Ebu Davud)

Şimdi haklı olarak şu soruyu sorabilirsiniz?

“Kardeşim 15 Temmuz darbesi sonrası aşırı bir derecede Milliyetçilik mi yapıldı da bunları bize anlatıyorsun?”

Evet kardeşlerim hem de şimdiye kadar yapılamayan şeyler bile yapıldı..

Yukarıda demiştim ki;

“Türkiye’li Müslümanlar” bu darbeye karşı adeta göğüslerini siper ettiler, darbe bil fiil bu halk tarafından önlendi. Evet özellikle “Türkler” demedim “Türkiye’li Müslümanlar..” dedim. Çünkü bu topraklarda yaşayan Müslüman halklar içinde Türklerin yanı sıra Kürdü, Çerkezi, Boşnakı, Arnavutu, Arabı, Gürcüsü vs. kısacası birçok kavimden insan vardır..”

Halkı darbe sonrası miting alanlarına çağıran ve toplayan devlet TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ üzerine o kadar çok şeyler yaptı ki saymakla bitmez.

Cumhurbaşkanından Başbakanına, Siyasi parti liderlerinden Genelkurmay Başkanına, Cemaat liderlerinden cami imamlarına kadar nerede ise herkes TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ sevdalısı hatta bayraktarı oldu çıktı.

Ferasetle, basiretle ve aydın bir düşünme ile o günleri okuyabilenler, aleni ya da sinsice yapılan Milliyetçilik teşviklerinden onlarca örnek görebilir. Ben burada sizlere sadece birkaç örnek vermekle yetineceğim.

Bildiğiniz gibi ülkemizde yayınlanan bir gazete var. Adı HÜRRİYET.. Bu gazeteyi elinize alıp birinci sayfanın en üst sol köşesine yani Logosunun sol tarafına bakarsanız şu cümleyi okursunuz: “TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR”

Hürriyet gazetesi gibi Kemalizm’ i, Demokrasiyi, Laikliği ve Batının tüm değerlerini benimsemiş, Vatancılık ve Türk Milliyetçiliği fikrini sermaye ve gaye edinmiş bir gazetenin bunu söylemesini bir yerde normal karşılarsınız. Çünkü İslam onlar için bir kriter değildir.

Ama gel gör ki içinde Türklerle birlikte kardeşçe yaşayan Kürtlerin, Çerkezlerin, Boşnakların, Arnavutların, Arapların, Gürcü vs. diğer kavimlerden ırklardan da insanların bulunduğu bu güzel toprakları, fikren ve fiilen “sadece bir kavmin mülkiyetinde olan bir yurt” olarak gösterirseniz yani bir Müslüman olarak sizde “Türkiye sadece Türklerindir” derseniz, bu ifade ne kitaba uyar, ne sünnete uyar ne de doğru ve akıllıca bir siyasettir.

Çünkü ısrarla yapılan “Türk” vurgusu bu topraklarda yüzlerce yıldır yaşayan diğer kavimlerden olan Müslümanları üzer, kızdırır, karşı ırkçılık ve Milliyetçilik anlayışın tahrik eder, basit meseleler için bile husumet ve kavgalara sebep olur.

Aslında bunu söylemekle siz de emperyalizmin istediği “Böl, parçala, kolay yönet..” oyunun bilerek yada bilmeden bir parçası olmuş olursunuz.

Maalesef 15 Temmuz süreci sonrası bu siyaset haftalarca yapıldı ve hala da yapılmakta..

Mesela meydanlara getirilen ve halkı coşturan Mehter Takımlarına sık sık “Türk milleti, Türk milleti, hep kahraman Türk milleti..” ve yine “Sen böyle yürürken tuğla sancakla, Türkün savaşları geliyor akla..” ya da “Çırpınırdı Karadeniz bakıp Türkün bayrağına..” şeklinde sözler bulunan nice marşların hemen her gün TV. lerden de canlı yayınlanıp sürekli “Türk, Türk” vurgusunun yapılması neyle ifade edilebilir.

Bu arada Mustafa Yıldızdoğan beye sıklıkla miting alanlarında ve de TV. lerde “Baş koymuşum Türkiyemin yoluna, Irmağının akışına ölürüm Türkiyem..” parçasını söylettirmenin illaki bir gayesi vardı..

Özellikle de siyasilerin ya da siyasi liderlerin hemen her konuşmalarında “Türk Milleti..”, “Türk Vatanı..”, “Türk Ordusu..”, Türk Devleti..”, “Türkiye, Türkiye..” vurgusu yapması nedendir?

Devletin organize ettiği mitinglere çağrı yaptıklarında mitinge gelecek olanlara söyledikleri şu sözler sizce de manidar değil mi? “Sayın halkımız mitinge gelirken sakın Türk Bayrağından başka bir şey getirmeyin, yeşil yada siyah Kelime-i Tevhid bayrağı veya Osmanlı sancağı açmayın..”

Peki, devleti yönetenler ya da siyasi partiler niçin bu Milliyetçilik ya da Vatancılık işine dört elle sarıldılar dersiniz?

Benim acizane düşüncem yaklaşmakta olan seçimler için her parti ve lider kendisince bir yatırım yapıyordu. O günkü siyasi konjonktüre göre bazen İslami duygular bazen Vatancılık bazen de Milliyetçilik söylemleri iyi pirim yapıyor, iyi oy devşiriyor. İşin özü bu kardeşlerim.

BÖLGE SİYASETİ İTİBARİYLE GAYE VE SONUÇLAR:

Herkesin ayan beyan gördüğü bir gerçektir ki 15 Temmuz darbe girişiminin arakasında dış güçler vardır. Bölge siyasetini doğru bir şekilde okuyabilmemiz bu darbe girişiminde yer alan, taraf ya da karşı taraf devletleri ve bunların gayelerini iyi gözlemlememiz lazım.

Ana fikir olarak tekrar ifade etmek gerekirse 15 Temmuz darbesi; ABD siyasi ve askeri nüfuzunu Türkiye üzerinden kovup kendisini bu topraklara Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi hakim ve hükümran kılmak isteyen İngiltere uşaklarının başarısız olan hatta çuvallayan bir darbe girişimidir” Nokta

Bu girişimin özellikle Orta Doğu bölgesine yani Osmanlı’nın “Bilad uş Şam Vilayeti” dediği “Suriye, Irak, Lübnan, Filistin ve Ürdün” coğrafyasına yönelik amaçları da vardır.

Şayet darbe girişimi başarılı olsa idi İngiltere özelde Suriye’ de genelde ise tüm Orta Doğu’ da Türkiye üzerinden ya da Türkiye vasıtasıyla ABD plan ve projelerine ve de maslahatlarına "karşı hamleler" yapacaktı.

Yani bölge ülkelerinde dün olduğu gibi bu günde İngiltere’ nin istedikleri vücut bulsun diye çalışacaktı. Bunu yaparken de kendisine sadakatle hizmet edecek bol miktarda uşak idareciler ya da uşaklığa gönüllü adaylar sırada kendisinden talimat beklemektedir.

Bu gün Orta Doğu’ da ABD’ ye ses çıkarmayan hatta onunla birlikte hareket ediyor görünen nice siyasetçiler vardır ki İngiltere’ye bağlılıklarından vaz geçmiş değildirler. Sadece fırsat kollamaktadırlar.

Şayet ABD ya da ABD ile birlikte çalışan siyasetçiler bir zafiyet gösterirlerse İngiltere bunu affetmez ve gereğini yapar.. Ne mi yapar? Ya askeri darbe yapar, ya suikast yapar ya da siyasi ayak oyunlarıyla iktidardaki ABD uşağını alaşağı etmeye çalışır.

İngiltere, Irak meselesinde ABD’ nin ağzından Basra petrolleri lokmasını bu ayak oyunlarıyla alabilmiştir. Suriye meselesinde ABD’ ye kuyruk sallayarak, gözlerinin içine bakarak savaş sonrası kendisine bir parça da olsa azık koparma gayretindedir İngiltere..

Yemen’ de ise ABD & İran ittifakına karşı can siper hane bir mücadele verip varlığını devam ettirme gayretindedir İngiltere.. Keza Katar krizindeki siyasi manevralarla kendisine çok sadık Katar yönetimini bu güne kadar ayakta tutabilmeyi başarabilmiştir.

Katar’ ın el Cezire kanalı BBC’ nin Orta Doğu ana masası gibi faaliyet göstermektedir. El Cezire’ nin İngiliz yanlısı yayınlarından aşırı derecede rahatsız olan ABD’ nin sadık uydusu Suudi Amerika, Mısır, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri "bu kanalı hemen kapat.." diye Katar’a baskı uygulamaktadırlar malumunuz..

Mısır meselesinde ise ABD ajanı Cemal Abdülnasır döneminden bu yana Mısır’ da diş geçirecek yumuşak bir et bulamamıştır. Halbuki Mısır sömürgeci devletler için Afrika’ nın Ana Kapısı durumundadır.

Kardeşlerim, en hayırlı Ümmetin yani İslam ümmetinin evlatları

Konuyu biraz detaylandırdım ve zamanınızı aldım. Ama bir takım sabık malumat diyebileceğimiz “Ön Bilgileri” ortaya koymadan da meramımızı anlatmak, ümmetin ve insanlığın hastalıklarını ve bundan çıkış yolların göstermek mümkün olmuyor.

15 Temmuz darbe girişimi bakın bizi nerelerden aldı nerelere getirdi. Size az ve öz bir şey söyleyip yazıma son vermek istiyorum.

İslam âleminin her bir köşesindeki her bir coğrafyasındaki olaylara, krizlere, darbelere, katliamlara ya da işgallere bakarak insanlar şöylesi bir tasnife yöneliyorlar:

Mısır ve Türkiye’ nin darbe meselesi var.. Arakan’ da Budistlerin, Suriye’ de ise Nuseyri & Şii’ lerin katliam meselesi var.. Pakistan – Hindistan arasında Keşmir meselesi var.. Irak ve Yemen’ de mezhep meseli var.. Libya’ da petrol kavgası ve Libya’ nın üçe bölünme meselesi var vs, vs..

Ey Müslümanlar, ey insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetin yani İslam Ümmetinin evlatları

Daha saymakla bitiremeyeceğiz onlarca belki de yüzlerce meselenin her biri “Suni Meseleler” dir ve “Üreten Bataklık” emperyalist kâfirlerdir.

Anne babası ölmüş, kendisine sahip çıkacak bir abisi, emmi ya da dayısı olmayan çocuğun ne meseleleri biter ne dertleri değil mi? İstismara açık canlı bir hedeftir o değil mi kardeşlerim.

İşte İslam Ümmeti hatta tüm insanlık ecdadımızın adına “Devlet Baba” dediği Osmanlı İslam Devleti’nden mahrum kaldıktan sonra yani katillerin elebaşı İngiltere İslam Devleti’ni haritadan sildikten sonra bütün dünya onlarca hatta yüzlerce “Suni Meseleler” ile çalkalanır ve fokur fokur kaynar oldu.

Özellikle babası katledilen bu yetim ümmet, acıların en büyüğünü tattı halen de tatmaya devam ediyor. Dolayısıyla diyorum ki ey Müslümanlar;

İslam Ümmetinin “tek bir meselesi” vardır.

Bu mesele, Ana meseledir.. Bu mesele kökten çözülürse, diğer meseleler bizim için ufak tefek “Tali Meseleler” olacak kalacaktır. İnşallah bir gün bu ümmet bu ana meselesini çözerse, diğer meselelerini çok büyük bir süratle çok kısa bir zaman içinde Allah’ın izniyle çözecektir inşallah.

İşte o ANA MESELE, en kısa zamanda Allah’ın kitabı ve Resulünün sünnetin yeniden arz üzerine hâkim kılacak “RAŞİDİ HİLAFET DEVLETİ” ni yeniden inşa etme meselesidir.

Bu ana mesele çözüldüğü gün inşallah “Domino Taşlarının patır patır devrildiği gibi..” hem İslam Ümmetinin hem de tüm insanlığın tüm meseleleri dün olduğu gibi ard arda çözülecektir inşallah.

15 Temmuz darbe girişimi vesilesiyle aleni olarak bir kere daha ortaya çıkmıştır ki "İslam asla Devletsiz olmuyor, Devlet de asla İslamsız olmuyor.."

Ey İslam Ümmetinin hayırlı evlatları

Unutmayın ki ecdadımız Endülüs Müslümanları Kur’an’a ve Sünnete bağlılıklarıyla 800 sene dünyaya hükmettiler. Yine diğer ecdadımız Osmanlı Kur’an’a ve Sünnete bağlılıklarıyla 600 sene dünyanın “Süper Devleti” olarak Allah’ın yardımıyla hükümran oldular.

“Siz, benim dinime yardım ederseniz, bende size yardım eder ve ayaklarınızı sabitleştiririm.” (Muhammed suresi 7) diyen sonsuz güç ve kuvvet sahibi bir rabbimizin olduğunu unutmayalım.

Demokrasi imiş, Demokratik çözümmüş, Vatancılıkmış, Milliyetçilikmiş yetti gari arkadaş yetttiii.. Demokrasiye ve tüm türevlerine HAYIR.. İslam’a, İslam Hakimiyetine EVET diyoruz. Ve âlemlerin Rabbinden bu garip ümmete bu mustazaf ümmete yardım etmesini niyaz ediyoruz.

Ey Müslüman, Alnı secde izli muhterem insan, Cennete hasret, Cennetinde kendilerine hasret olduğu "Allah ve Resulullah dostu" müminler, Ey gençler, bende gencim diyen dedeler, şiirde deniliyor ki;

Allahu Ekber diye
Kalkınca eller şaha
Bir de bakmışsın ki
Yaklaşmışsın Allah’a
İnlesin yerler ve gökler
Aksetsin kayalardan tekbirler
Yiğidim, aslanım, koçum benim
Cennet, hasretle bekler,
Şehit oğlu şehitler..

Ve yine şairin dediği;

Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın…
…..
Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın

Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.
…..
Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın ?

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi, Allah’a, Resullah’a, İslam’a, İslam Hâkimiyetine ve Raşidi Hilafet Devleti’ ne gönül veren ve can verenlerin üzerine olsun.

01.Şevval / Ramazan Bayramı 1.Gün.1438 – 25.Haziran.2017

Kardeşiniz Bekir Yetginbal

ÖNEMLİ NOT: Konu ile bağlantısı nedeniyle Haziran 2013 de yazdığım şu Darbe makalesi Linkini de okuyun derim.

http://bekiryetginbal.com/avrupanin-yeni-darbe-hamlesi-taksim-kivilcimi/

 

 

 


Tags:

 
 
 

Bir Cevap Yazın